Levent Güner’in Ardından

Levent Güner

Bu Dünyadan Bir Levent Güner Geçti

Utku Yurttaş

Rio de Janeiro’da sabahın yedisi. Uyandım, göz ucuyla facebook’ta olan bitene bakarken Yücel Erten’in ”Levent Güner… Işıklar ve alkışlarla…” gönderisini gördüm. İnanmak istemiyor insan. İsim benzerliği heralde diye düşündüm. google’a sordum ve haberin doğru olduğunu görüp evin içinde yüksek sesle bağırıp ağlamaya başladım. Bedenim ilk defa ölüm karşısında böyle bir tepki veriyordu. Bu kadar sevdiğim bir dostumu kaybetmemişim daha evvel. Bilmiyordum nasıl bişey olduğunu. Karım koşup yanıma geldi ne oluyor diye. İnsan ister istemez ölüm haberi duyunca merak ediyor ölen kişinin yaşını. Ölen kişi çocuksa insan daha çok üzülüyor, 97 yaşındaysa, e iyi yaşamış, allah rahmet eylesin deniyor. Karımda herkesin merak ettiği gibi doğal olarak kaç yaşındaydı diye sordu. Zor soru. Herkesin içinde olan çocuğu Levent tamamen özgür bırakmıştı. Heybetli cüssesinin aksine Levent’in ruhu ve kalbi çocuk gibiydi. Yaşı yoktu.

2004 yılı, Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki son senemdi. Beşiktaş kampüsünde arkadaşlarla otururken heyecanlı bir şekilde geldi davulcu Özgür Devrim Akçay. Nam-ı değer ”Kopuk Özgür”

Levent Güner, Brüksel, 2009

”Moruk, süper bir abiyle tanıştım. Tiyatrocu. Devlet Tiyatrolarında Zafer Algöz’ün yönetmenliğini yaptığı bir çocuk oyununa müzik grubu aranıyor. Bu abi de benden müzik ekibi oluşturmamı istedi. Piyano çalmak ister misin? ” dedi. Benim hoşuma gitti teklif. Hem Zafer Algöz hem Devlet Tiyatroları ortamı. Peki dedim çalalım. Tanışmak için o zamanki Akm’nin en üst katındaki Borsa lokantasına gittik. Oturan abi bizi görünce ayağa kalktı, aslan gibi yakışıklı, inanılmaz nazik bir jön ”Merhaba Utku benim ismim Levent, çok sevindim geldiğine” dedi. Bu sırada sağımdan solumdan çok acayip kostümlü insanlar koşuşturuyor, sonra hoop altı yedi tane kuğu gibi bir birinden güzel balerinler geçiyor, Nur Subaşı (sonradan öğreniyorum kim olduğunu) Levent’in yanına gelip bir espri patlatıyor. Arkamda oturan bas biraz sonra temsilde söyleyeceği partisini gürlüyor. Allah diyorum, nereye düştüm ya rabbi. Cennetteyim heralde.

Levent başlıyor anlatmaya. Ne çalacağız, nasıl bir oyun olacak. Benim içim içime sığmıyor. Bir hafta sonra, şu ana kadar en çok gülüp eğlendiğim projelerimden bir olacak oyunun provalarına Tülin Özen, Yasemin Balık, Emin Olcay, Gökçer Genç, Zafer Algöz ve Levent Güner ile başladık.

Biz yirmili yaşların başındayız. Enerjiler patlıyor. Bu vur patlasın çal oynasın şenliğindeki ortamda Levent bizi dizginlemeye çalışıyor. “Oğlum yapmayın etmeyin, free jazz çalmayın bu adamların kafası karışır, tiyatrocular müzik konusunda biraz yeteneksizdir, yardımcı olun. Özgür birleri ver, Utku sende biraz normal akorlar çal.”

Levent abinin şahane mentorluğu sayesinde bir kaç hafta sonra süper bir latin orkestrasına dönüştük. Hepimizin Levent’e acayip kanı kaynadı, ve uzun yıllar sürecek olan dostluğumuz başladı.

Amsterdam’da sarhoş olup sokaklarda kaybolduk, gülme krizlerine girip yerlerde yuvarlandık, Fethiye’de tekneyle gün batımında uzaklara gidip yunuslarla yüzdük, bir gün oyuncu Şenay Gürler’le beraber teknenin motoru bozulunca denizin ortasında kocaman bir motor yata otostop çektik, Berlin’de ve Köln’de defalarca şahane tiyatro temsillerine gittik, Wuppertal’de Pina Bausch kumpanyasından Cafe Müller izlerken Henry Purcell’ın ”O Let Me Weep” aryası başlayınca ağladık. Biz gösteriyi izlerken Wim Wenders Pina filmi için sahneye set kurmuştu, Wenders sahneye çıkıp “verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür, beş ay sonraki filmin Lichtburg’taki (Almanya’nın en havalı sinemalarından biri) galasına hepiniz davetlisiniz” deyince Levent çok sevindi fakat sonra hay allah o ay buraya tekrar gelemem provam var deyip üzüldü. Levent büyük bir Pina hayranıydı. Gösteriden sonra Pina’nın efsane dansçılarından Dominique Mercy ile tanıştırdım, acayip hoşuna gitti. Sonrasında Pina’nın bir kaç dansçısıyla beraber Cafe Ada’ya şarap içmeye gittik. 2004’te Akm’deki ilk günümde yaşadığım ”ne şahane ortam” duygusunu bu sefer ben ona yaşatıyordum.

Levent Güner ve Utku Yurttaş

Bu hayatta tanıştığım en nazik, cömert, neşeli, insanı enerjisiyle yukarlara çıkaran, iyi kalpli, şahane sanat sepet muhabbetleri yapabildiğim insanlardan biriydi Levent.

Müthiş oyunculuğunun yanı sıra, müzik konusunda çok kabiliyetliydi. Perküsyon çalardı, hatta şarkıcı Alpay’la bir kaç konser vermişliği vardır. Sanırım Amerika’da bile çaldılar beraber. Gitar çalıp şarkı söylerdi, alto saksafon çalardı, ahşap masa sandalye yapardı, yelkenden anlardı, çok iyi bir fotoğrafçıydı. Benim uzun yıllar sosyal medyada ve konser afişlerimde kullandığım fotoğrafların mimarıdır.

Çevresindeki herkese çok iyilik yapmıştır. Levent iyilik yapmaya odaklanmıştı. Bana maddi manevi çok iyiliği dokunmuştur.

Harbiye’deki evi kültür sanat tekkesiydi. O zamanlar youtube, spotify falan yoktu, hepimiz orda toplanıp son çıkan caz, latin cd’lerini dinleyip, tiyatro, heykel, edebiyat üzerine konuşup aydınlanırdık. Bu muhabbetlerimize en şahane sofralar, mezeler eşlik ederdi. Levent sofra kurmayı çok severdi. Meyhanelerde en baba sofraları kurdurup kimseye asla hesap ödetmezdi.

Son yıllarda pek arayıp sormadım, vefasızlık ettim Levent’e. Geçen eylül ayında arayıp ”abi kusuruma bakma, sana çok vefasızlık ettim, seni çok seviyorum ve epeyi özledim” deyince telefonda ağlamaklı oldu ”ah be Utku, sen benim oğluşumsun, canım benim” deyip ısrarla Çeşme’deki evine davet etti. Maalesef gitmeyi başaramadık. Geçen ay Amazon’daki arsamızda yaptığımız kızılderili evinin fotoğraflarını yollayınca, bana son mesajı “oh be çatıya bak, yüreğim ferahladı” oldu.

Önümüzdeki hafta Kolombiya’daki üç konserim de Levent’i anma konserleri olacak. Onun sevdiği ve bestelediği bir kaç parçayı çalacağım.

Levent Güner

Beraber çalıştığımız tiyatro oyunundaki replikle veda edeyim sana canım arkadaşım.

”Güle güle Aleko. Ne garip, şimdi yalnızım…”

6 Şubat 2023, Rio De Janerio


Kuzgun Acar’a İşaret Etmek İçin 16 Neden

Kuzgun Acar (portre)

Kuzgun Acar’a işaret etmek gerekir çünkü o(nun)…

  1. Yaptığı her yontuda bir çığlık vardır.
  2. İnsanın zapt edilemeyeceğine, durdurulamayacağına, duramayacağına inanmıştır ve hareketin heykelini yapmıştır.
  3. “Yanlış”ı bulmanın “doğru”yu bulmak yolundaki en büyük adım olduğunu düşünür.
  4. Çivileri sever, eserlerine irkilmeden yaklaşamazsınız.
  5. Malzemesini hurdacıdan toplar, kaynakçı gözlüğüyle çalışır.
  6. İnsanın ancak kendi vicdanı kadar insan olabileceğini bilir.
  7. Devinim ve eylem adamıdır. Sadece kendi yaratıcılığından beslenmiştir. Her şeye karşı bir başkaldırır.
  8. Eserlerinde “hacim” olgusunu iplemez, tel elekten heykeller yapar.
  9. Mimiklerini kullanmakta zorluk çeken amatörlerden, öğrencilerden ve işçilerden oluşan sivil bir “Sokak Tiyatrosu” için özel masklar yapmıştır.
  10. Hayatının son günlerinde Marmara Adası’na “Balıkçılarla birlikte ağ çeken bir Atatürk heykeli” yapmayı düşünmüştür.
  11. Babasıyla birlikte Boğaz’da balığa çıkar. “Ördek” ve “Hanım İğnesi” isminde iki teknesi olmuştur.
  12. Hem “Afrikalı bir büyücü”, hem “İstanbullu bir beyefendi” hem de “19. yüzyıldan kalma bir nihilist” olarak yaşamıştır.
  13. Gerektiğinde, otomobillerin altını yıkamış, mensucat ustabaşılığı, bar fedailiği ve meyhanecilik yapmıştır.
  14. Akademi’de -bir ağaç dalını kırdığı için- Zeki Faik tarafından fişlenmiştir. Asıl neden, komünist olmasıdır.
  15. Eylül 1972’de gözaltına alınmıştır. Kendisiyle beraber gözaltında bulunan diğer insanlara çokça yardım etmiştir.
  16. 1967 yılında Türkiye’nin ilk gökdeleni olan Emek İşhanı’nın (Ankara-Kızılay) cephesine 13 metre boyunda bir “Türkiye” rölyefi yapmıştır. Dönemin en büyük rölyefi olan bu çalışma gazetelerde “Soyut Sanat Değer Buldu!” manşetiyle tanıtılmıştır. Ölümünün “hemen” ardından 1976 yılında yerinden sökülen “Türkiye” rölyefi Emekli Sandığı’nın deposuna kaldırılmış, 1990’da ise parçalanıp hurdacılara satılmıştır ve kaybedilmiştir. Bu ihmal, sanat çevrelerinde “öfke”yle karşılanmıştır.

Araştıran ve Derleyen: ZaferYalçınpınar

Şubat 2009, kargamecmua


EVV3L kapsamındaki Kuzgun Acar araştırmaları şurada:

evvel.org/ilgi/kuzgun-acar


Hidden History of the 21st Century: TIMELESS EDITION

Timeless Edition: Seal and Signature, 2022

A l’aube du millénaire, à l’aube de ce siècle maudit où la cybernétique, les technologies de l’information et de l’intelligence artificielle ont envahi nos vies et sous couvert de positivisme toutes les valeurs humaines ont été arrogantes, et brutalement élaguées ; sans parler de la défense de l’héritage de la tradition moderniste, dans les bas-fonds de cette vie dite moderne où les jeunes se transforment en poubelles d’internet avec l’intention d’être une star du rock and roll, qu’avons-nous vraiment immanent à la culture écrite ?

Dans la société postmoderne, où le social se dissout dans le quotidien, la critique de la vie quotidienne inclut inévitablement la critique des structures socio-politiques. Il est important dans ce contexte que le processus objectif, les zones de subjectivité que l’autorité normalisatrice de la consommation n’a pas encore dominées, communiquent sur la base d’une éthique anticapitaliste. Réduire la part de l’objectif, de l’argent, de l’échange et de la consommation dans la vie quotidienne sont des conditions nécessaires à l’émergence d’une subjectivité anti-autoritaire. Une libre anarchie d’émotions, de rencontres, d’intuitions, d’intensités libérées de l’objectivité. Décrypter, évacuer, satiriser et scandaliser les signes du quotidien, qui trouve finalement son expression dans la consommation. Perturbation et perturbation des relations de consommation avec les jeux et la contre-simulation. Mêlant dysfonction, défaitisme et inadéquation avec un enthousiasme anarchique et une créativité face à un quotidien conformiste où tout tient. Exposition critique de tous les pans de la vie quotidienne par des effets aliénants. À la différence de la fugacité des signes et de l’échange, la fugacité des intensités anti-autoritaires se rencontrant sur la base de l’entraide et de la solidarité, qui ne permet pas l’institutionnalisation du consommateur. Ce n’est pas une éphémère qui se vit et s’oublie, mais une éphémère qui porte l’espoir et la possibilité de se retrouver dans un autre espace autonome à l’avenir. Une anarchie qui ne se limite pas à la décentralisation et vise à éliminer toutes sortes de relations de pouvoir, de contrôle, de gestion, d’autorité et de hiérarchie dans la vie quotidienne.

En plus de toute cette médiocrité, on assiste à la germination de nombreuses idées innovantes et mouvements artistiques qui ont pu exister en créant leurs propres espaces indépendants, notamment sur le continent-europe et diverses parties du monde depuis les années 1980. Dans ce contexte, nous ne pouvons nous empêcher de mentionner TIMELESS Edition, qui a contribué à nous faire découvrir ces talents extraordinaires, notamment avec ses trésors culturels écrits uniques.


Genesis Breyer P-Orridge (R.I.P) with her book TRANART (2015)

Yoksa Dadaesk başkaldırı, Sürrealist Devrim ve Sitüasyonist Enternasyonal’in özgürlük düşünü çoktan rafa kaldırıp, kaderimizi sosyal medya algoritmalarına mı bıraktık?!

Bin yılın şafağında, sibernetik, bilişim ve yapay zeka teknolojilerinin hayatımızı istila ettiği, ilerlemecilik (positivism) kisvesiyle insani tüm değerlerin acımasız, küstah ve zorbaca budandığı bu lanetli yüzyılın şafağında, modernist geleneğin mirasına sahip çıkmak şöyle dursun gençlerin bağlantı hızıyla -kendilerini rock’n roll yıldızı niyetine- birer internet çöpüne dönüştürdüğü bu sözde modern gündelik hayatın sığlığında, gerçek anlamda yazılı kültüre içkin elimizde ne var?!

“Toplumsal olanın gündelik olan içinde eridiği postmodern top­lumda gündelik hayatın eleştirisi, ister istemez toplumsal-politik yapıların eleştirisini de içerir. Nesnel sürecin, tüketimin standartlaştırıcı otoritesinin henüz hâkimiyet kuramadığı öznellik alanları­nın, anti-kapitalist bir etik temelinde iletişime girmesi bu bağlamda önem kazanır. Gündeliğin içindeki nesnel olanın, paranın, mübade­lenin, tüketimin payının azaltılması anti-otoriter bir öznelliğin olu­şabilmesi için gerekli koşullardır. Nesnellikten kurtulmuş duygula­rın, rastlaşmaların, sezgilerin, yoğunlukların özgür anarşisi. Her şe­yin önünde sonunda ifadesini tüketimde bulduğu gündelik hayata ilişkin göstergelerin deşifre edilmesi, anlamlarının boşaltılması, hicvedilmesi, skandalize edilmesi. Tüketim ilişkilerinin oyunla, kar­şı simülasyonla bozulması, aksatılması. Her şeyin uyduğu konformist bir gündelik hayata karşı işlevsizliğin, bozgunculuğun, uygun­suzluğun anarşizan bir coşku ve yaratıcılıkla birleştirilmesi. Gün­delik hayatın tüm parçalarının yadırgatıcı, yabancılaştırıcı efektler aracılığıyla eleştirel teşhiri. Göstergelerin ve değiş tokuşun geçici­liğinden farklı olarak anti-otoriter yoğunlukların tüketimsel kurum­sallaşmaya imkân tanımayan, karşılıklı yardım ve dayanışma teme­linde buluşmalarının geçiciliği. Yaşanıp unutulan bir geçicilik de­ğil, ileride başka bir otonom alanda buluşma umudunu ve imkânını içinde taşıyan bir geçicilik. Kendini desantralizasyonla sınırlama­yan, gündelik hayattaki her türlü iktidar, denetim, yönetim, otorite ve hiyerarşi ilişkisinin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir anarşi.”

Özellikle 1980’lerden bu yana kıta-avrupasında ve dünyanın çeşitli bölgelerinde kendi bağımsız alanlarını yaratarak varolabilmiş, ve halen de varoluş mücadelesi veren bir çok yenilikçi düşünce, alternatif-kültür ve sanat hareketinin filizlendiğini görüyoruz. Bu bağlamda ortaya koyduğu nitelikli eserlerle bizleri bu sıradışı yeteneklerle tanıştıran TIMELESS Edition’a değinmeden edemezdik.


I can’t believe they can’t talk to each other directly… by Shintaro Kago

Or have we already shelved the dream of freedom of the Dadaist rebellion, the Surrealist Revolution and the Situationist International and left our fate to social media algorithms?!

At the dawn of the millennium, at the dawn of this cursed century when cybernetics, information and artificial intelligence technologies invaded our lives and in the guise of positivism all human values ​​were arrogantly and brutally pruned; let alone defending the legacy of the modernist tradition, In the shallows of this so-called modern life where young people are turning themselves into internet trash -with the intention of being a rock’n roll star-, what do we have truly immanent to written culture?

In the postmodern society, where the social dissolves into the everyday, the critique of everyday life inevitably includes the critique of socio-political structures. It is important in this context that the objective process, the subjectivity areas that the standardizing authority of consumption has not yet dominated, communicate on the basis of an anti-capitalist ethic. Reducing the share of the objective, money, exchange and consumption in everyday life are necessary conditions for an anti-authoritarian subjectivity to emerge. A free anarchy of emotions, encounters, intuitions, intensities freed from objectivity. Deciphering, evacuating, satirizing, and scandalizing the signs of everyday life, which ultimately finds its expression in consumption. Disruption and disruption of consumption relations with games and counter-simulation. Combining dysfunction, defeatism and inappropriateness with anarchic enthusiasm and creativity against a conformist everyday life where everything fits. Critical exposure of all parts of everyday life through alienating effects. Unlike the transience of signs and exchange, the transience of anti-authoritarian intensities meeting on the basis of mutual aid and solidarity, which does not allow for consumer institutionalization. It is not a transience that is lived and forgotten, but a transience that carries the hope and possibility of meeting in another autonomous area in the future. An anarchy that does not limit itself to decentralization and aims to eliminate all kinds of power, control, management, authority and hierarchy relations in daily life.

In addition to all this mediocrity, we are witnessing the sprout of many innovative ideas and art movements that have been able to exist by creating their own independent spaces, especially in the continent-europe and various parts of the world since the 1980s. In this context, we cannot help but mention TIMELESS Edition, which has been instrumental in introducing us to these extraordinary talents, especially with its unique written cultural treasures.

NAROK group exhibition poster

“Catalogue of the mindblowing and huge exhibition dedicated to the NAROK group exhibition done by Le Dernier Cri in Marseille from Nov 2021 till Feb 2022. This exhibition was initiated by Pakito Bolino after being inspired by ‘NAROK’ photo book by Stephen Bessac and published by Timeless Ed. in 2019.

This book shows the various reinterpretations of Thai hell’s gardens done by a myriad of artists from all over the world. To recreate those hellish visions, they used very different medias such as painting, drawing, screen printing, etching, sculptures, video,… This a state-of-the-art tribute to the mortuary cult and also to Thai popular culture dealing with that subject such as horror mangas.”

NAROK exhibition catalogue, Co-published by Le Dernier Cri and Timeless Editions, 2022
NAROK Exhibition Opening in Marseille, 2021
NAROK exhibition catalogue, Co-published by Le Dernier Cri and Timeless Editions, 2022
NAROK exhibition catalogue, Co-published by Le Dernier Cri and Timeless Editions, 2022
NAROK

BUY BOOKS AND PRINTS !!!

NAROK Exhibition Catalogue

Le Dernier Cri & Timeless Editions

2022 – France


Antoine Bernhart ‘JUJU JINX’, Timeless Editions 2022

Antoine Bernhart’s “JUJU JINX”

Nearly 15 years after his Skull Skool series, Antoine Bernhart returns with Johnny Skull and his brand new skeleton army. But wait, there’s more, much more. The cast of Antoine’s intimate theatre of cruelty features a priapic Elvis, disturbing Wild Ones, sleazy folk bands, fiendish cowboys, shibari masters at their best, an extra-lustful Bettie Page, dead and undead famous rock’n’rollers including the ones Antoine worked for (The MeteorsTall BoysThe Cramps,…)

Antoine Bernhart ‘JUJU JINX’, Timeless Editions 2022

“When I was about five years old I was lost in an ocean of erotic games. My little partner was a girl two or three years older than I. Around the house were fields and in one of them stood a tiny house of grey wood, probably a garden shed. My little girlfriend told me that inside the little house was a long, long staircase going deep down, straight to Hell, and if we kept on doing dirty things maybe, one day, I’d have the good fortune to go down the stairs and meet the Devil. We drowned ourselves into a world of twisted and cruel pleasures, fuelled up by our natural inclinations. I was so eager to meet Old Nick that my frenzy was on the verge of monomania. Today the little house doesn’t exist anymore but its dark shape still stands a most cherished spot in my mind, and I still can feel the blaze behind the door.– Antoine Bernhart

Antoine Bernhart ‘JUJU JINX’, Timeless Editions 2022

Antoine Bernhart ‘JUJU JINX’, Timeless Editions 2022

The sick and sexy dark ink from Antoine Bernhart

will inevitably cast a spell on you.

Vers l’âge de cinq ans, j’avais une petite voisine de deux ou trois ans plus âgée que-moi avec laquelle je me livrais à des jeux erotiques intenses. Au milieu des champs qui entouraient la maison, on pouvait voir une petite maisonnette de bois gris, probablement un abri pour des outils de jardinage. Ma petite amie m’avait raconte que s’y trouvait un immense escalier descendant en ligne droite vers l’Enfer. Elle ajoutait que si l’on faisait beaucoup de cochonneries ensemble, j’aurais le droit d’aller en Enfer voir le Diable. Je me jetai à corps perdu dans un monde de voluptés troubles et cruelles, aidé en cela par des prédispositions certaines. Je voulais voir le Diable et je m’y employai avec une ténacité qui frisait la monomanic. Aujourd’hui la maisonnette a disparu mais elle dresse sa silhouette dans ma mémoire et j’entrevois les lueurs du brasier derrière la porte.– Antoine Bernhart

Foreword by Nick Garrard of Psychobilly scene fame

The book is available in a standard and different special editions.

JUJU JINX (standard edition) – Antoine Bernhart


Antoine Bernhart ‘PAPIERS HANTÉS’ – Timeless Editions 2022

Antoine Bernhart started to produce automatic drawings in the mid 60s and they were published along with Christian Bernard’s writings in 1968 as a book called ‘H‘.

This book drew the attention of PHASES which was an international art group created by Edouard Jaguer gathering writers influenced by Lautréamont, some Surrealist artists and some from the Lyrical Abstraction movement.

Antoine became a member of this artistic group as soon as his automatic drawings were published in the PHASES magazine (which included collaborators such as Wifredo Lam and Pierre Soulages).

PAPIER HANTÉS is a book compiling recent and older examples of Antoine’s automatic drawings which were exhibited at the MAMCO (Museum of Modern Art of Geneva) as well at Les Abattoirs (Museum of Modern art of Toulouse).

‘PAPIERS HANTÉS’ – Timeless Editions 2022

This extract from the Christian Bernard foreword give us a very good glimpse of the book’s content :

When Bernhart puts his pen to Bristol board, the lines it will draw are not present in the artist’s mind; they are not lucidly projected. A nascent curve suggests an organic shape which slowly becomes clearer and merges into others which carry it or drown it under their adjacent movements. In other words, the artist welcomes the shapes that appear in the wake of his pen and accompanies them in their maturation and proliferation.”

PAPIERS HANTÉS (standard edition) – Antoine Bernhart


Timeless Editions

FOR BOOKS AND FAR WORSE

RESISTANCE Since 1997


Istanbul Underground: Rizom ve Anarşi (Ocak 2023) Maltepe Squad Special (wip)

Maltepe Squad’ın tehlikeli simaları, o akşam üzeri şehrin geleceğine ilişkin önemli kararlar almak için biraraya gelmişlerdi

RİZOM VE ANARŞİ

Özgürlükçü Düşüncenin Peşinde

Yaşar Çabuklu

OTORİTEYLE İLİŞKİLİ her şey yıkılmalı; ilk başta merkez. Çünkü merkezin dili hâkim olanın dilidir, egemenin dilidir, anadildir. Çeşitli diyalektler, altdiller, argolar, azınlık dilleridir baskı altında olan; melez olan baskı altındadır. Anavatan, anayurt, anayasa iktidarın kavramlarıdır. Her şeyin indirgenebileceği, üzerinde temellendirilebileceği tek bir merkez yok. Tek bir kaynaktan çıkarak ayrışıp oluşan bir çokluk yok. Soyağacı, ortak köken, saf nesil arayışı otoriterdir. Karma olan, karışık olan, melez olandır dışlanmışların, azınlıkların alanı; köksüz, kökensiz, kaynaksız olandır.

Merkezi iktidar gibi, merkeze sahip olan muhalefet de otoriterdir. Evrensel bir hakikat, bir doğru yok; doğanın, tarihin yasaları yok, tarihin motoru yok. Çıkarının tüm toplumun çıkarıyla özdeş olduğu düşünülen proletarya fikri otoriterdir. Tarihin ereği yok, ereğe yönelik sınıf mücadelesi olarak kavranılan tarih fikri otoriterdir. Evrimci ve ilerlemeci bir çerçeve içinde tahayyül edilen tarihsel kulvarlar ve mecralar otoriterdir. Yapılar, pozisyonlar, noktalar yok, bunlar arasında kesin ayrımlar ve mesafeler yok, sadece bağlantılar, etkileşimler, geçişler, akışlar var. Belirli boyutlar yok, bağlantılara göre değişen, çoğalıp azalan boyutlar var.

Her türlü merkez dağılıp parçalanmalı. Merkezin ve hiyerarşinin olduğu yerde otorite de vardır. Merkezsiz, uçucu, hareket halinde oluşumlar ve bunların her an biçim değiştiren bir ağ görünümü sergileyen etkileşimi. Hiçbir sabitlenmeye izin vermeyen, formüle edilemeyen bir ağ oluşumu. Rizom ne midir? Kaos ve anarşidir.

Rizomun öznesi yok, nesnesi yok. Dikey, piramitsel bir yapının tersine yatay bir yayılmayı, açılımı temsil ediyor rizom. Ancak sımsıkı kenetlenmiş bir ağ değil söz konusu olan; kopmalar, kaçışlar, bir yerde sona erip başka bir yerde farklı bir biçimde ortaya çıkabilen yoğunluklar, çoklu girişler var.

Rizom tek’e karşı olduğu gibi ikili karşıtlıklara, düalitelere de karşı. İyi-kötü, iç-dış, öz-biçim, gerçeklik-görünüş, vb. ikiliklerin uzağındadır rizom. Çünkü dış iç, iç de dıştır. Kendini karşıtına, ötekine göre tanımlayan her şey otoriterdir, kendine saf ve korunaklı bir alan oluşturarak merkez olmaya yönelir. Rizom her an metamorfoza uğrayan, biri diğerine göre bir hiyerarşi ilişkisi içinde bulunmayan “tek olmayanlar”ın oluşturduğu akışkan bir çokluktur.

Rizom iç ve dış merkezin patlatılmasıdır. Öte yandan rizom egemen otoritenin “öteki”yi bir hiyerarşi ilişkisi içinde kendine tabi kılmasına karşıdır. Bu bağlamda rizom, eril merkezin kendinden kaynaklanan, kendinden dışarı çıkarak dişil alanda yine kendini arayan, bu alanda sömürgeleştirdiğini geri taşıyıp kendisine katarak güçlenen arzusunu yıkar. Rizom kadın-erkek karşıtlığını siler, “ara” cinsel kimliklerin oluşmasına, arzunun üreme ve ahlaktan kopmasına imkân verir. Eril öznenin kadın bedenini nesneleştiren, araçsallaştıran, parçalara ayıran tek katlı arzusunun yerine kadının çok katlı arzusunu öne çıkarır. Birbirlerinin her an değişen mecralarında kaybolan, kendine geri dönmek istemeyen, kendi merkezinin varlığını unutan arzulara, arzu akışlarına olanak sağlar.

Rizoma katılan birey, bir ünite, bir merkez olma niteliğini kaybeder. Dış dünyanın bütünlükleri gibi iç dünyanın bütünlükleri de özgürlüğü sınırlar. Rizom içinde birey, kendi iç dünyası üzerinde kurduğu baskıları ortadan kaldırmaya itilir. Dış dünyanın baskıları iç dünyanın baskılarıdır da. Bunun tersi de söylenebilir: Dış dünyanın azınlıkları bir anlamda içsel dünyanın da azınlıklarıdır. Bu bağlamda rizom içindeki bireyin özerkliği “yaralı” bir özerkliktir ve bu tür bireylerin oluşturduğu otonomlar da otoritenin tahrip ettiği bir dünyanın izlerini taşırlar. Otonomun kendini tabi kılmak zorunda kaldığı tek ereksellik otoritenin ortadan kaldırılmasıdır, bu da kendi kendini de ortadan kaldıran ya da kendi kendini affettiren bir erekselliktir. Bu nedenle otonomlar bir yapı oluşturmazlar, ortaya çıkar ve daha sonra başka biçimler altında yeniden belirmek üzere kaybolurlar. Otonomlar minör, göçebe oluşumlardır ve bu özellikleriyle rizomatik bir görüntü sergilerler. Sadece kendi dışlarındaki merkezlere karşı çıkmakla kalmazlar, kendileri merkezleşme eğilimine girdiklerinde bu kez kendilerini ortadan kaldırırlar. Otonomlarda hiyerarşi yoktur, seçim yoktur, yönetim yoktur, otoriteyle bağlantılı olabilecek hiçbir güç kullanımı yoktur. Toplumsal rizom ağının kopuşlarla malul hareketi içinde otonomlar her türlü programatik araçsallığı reddederler.

Rizom kaotik hareketi nedeniyle anarşik bir görünüm arz eder. Rizomun kalıcı bir yapısı ve formu yoktur, merkezkaç, merkezdışı, sınırdaki hareketliliklerle beslenir. Rizoma tek bir giriş yoktur, farklı boyutlarda çok sayıda giriş vardır ve her bir giriş hareketi rizomu yeni baştan kurar. Rizomdaki kaçış çizgilerinin çokluğu ise onu sürekli olarak bozar. Bu nedenle rizom iktidar ilişkilerinden sıyrılmanın sonsuz biçimler altında tekrarlandığı bir oluşumdur ve bu bağlamda negatif, olumsuzlayıcı bir olgu olarak görünür. Ama dışın iç olduğu, otoriteden arınmış saf ilişkilerin mümkün olmadığı bir dünyada rizom, dışlayıcı ve lekesiz bir oluşum olarak var olamaz.

Bu nedenle otoriteyle olan çatışmasında rizomun olumlayıcı boyutlar ve akışlar üretmesi gerekir. Rizom otorite ile otorite karşıtı eğilimler arasındaki çatışmanın sürmekte olduğu bir alan olmanın yanı sıra, alternatif ilişkilerin denendiği pozitif bir alandır da. Karşılıklılık, gönüllülük, özerklik ve yardımlaşma temelinde oluşan rizomsal ağ sıkı ilmikli, yırtık yeri bulunmayan, ezilenleri denetim altında tutmaya yarayan iktidar ağından farklı olarak gevşek, kopuşlar ve yeniden eklemlenmelerle sürekli biçim değiştiren bir ağdır. Anti-otoriter ilişkilerin kendilerini her an yeniden üretemediği yerlerde ağda yırtılmalar olur ve kaçış çizgileri oluşur. Bu nedenle rizomda mutlak ereklere yönelik, kalıcı, kendi varlık alanını koruyucu angajmanlar yoktur. Rizomsal ağın genişlemesi, ancak merkezi ve hiyerarşik eğilimlerin yok edilmesiyle mümkün olur.

Son olarak, rizomun postmodem otoriterliğin temeli olan ağsal iktidar yapılanmasıyla bir ilişkisi yoktur. Anti-merkezci, anti-otoriter eğilimlerin oluşturduğu rizomsal ağ, iktidarı merkezsizleşmeye zorlar. Devlet merkezli modern iktidardan, otoritenin ilaveten toplum içindeki çok sayıda kurumla paylaşıldığı bir tür ademi merkeziyetçi postmodem iktidara geçiş, yeni toplumsal direnişlerin tüketimin ağsal yapısıyla kuşatılması süreci içinde oluşmuştur. Postmodem toplumun tüketimsel-kurumsal ağı, hiyerarşi ve otorite ilişkilerini ortadan kaldırmaz; ancak, mikro merkezlerden kurulu, otoritenin yer yer esnek yapılanmalarla gizlendiği, merkezler arasındaki kulvarların güvenlik altına alındığı bir sistem oluşturur. Sadece yollara ve hipermarketlere bir göz atmak bile hıza ve tüketime ait “özgürlüğün” yüksek derecede bir denetimeve güvenliğe ihtiyaç duyduğunu gösterir. Bu nedenle postmodern toplumun merkezden vazgeçip yataylaştığını iddia etmek bir abartmadır. Söz konusu olan merkezi devletin yanı sıra toplum içinde çok sayıda iktidar merkezinin oluşması ve otorite ilişkilerinin, yeni tüketim ilişkilerini zorlaştırdığı görülen eski toplumun gereksiz sertliklerinden arındırılmasıdır. Postmodem tüketim ve otorite ağı her biri dikey olarak örgütlenmiş merkezler arasındaki, trafiğin hızla ve kesintisiz olarak ilerlediği bir düzenli yollar ağıdır. Rizomsal ağ ise postmodem hızı bloke eden tıkanmalardan, ayak izleriyle oluşturulan patikalardan beslenir. Postmodern çoğulculuk, çokkültürlülük, çokrenklilik otoritenin yaygın tüketimsel katılım çerçevesinde yeniden oluşturulmasına hizmet eder. Rizom ise tüketimin ve güvenliğin yeni kodlarının denetimi altına girmek istemeyen göçebe hareketlerden oluşur. Otonom oluşumların yersiz yurtsuzluğu buradan gelir. Rizom, postmodern toplumda anarşizmin aldığı yeni direniş biçimidir.

Kaynak: Özgürlükçü Düşüncenin Peşinde, Yaşar Çabuklu – Metis Yayınları, 2002


Kerem Nizam, 2022 Maltepe
Mert Dalkabakoğlu a.k.a Ary her zamanki gibi sodasını yudumluyordu
Maltepe Skate Park, 2022
Kerem Nizam x Emre Töre^Tepe Çocukları, Maltepe Skate Park 2022
Kerem Nizam x Emre Töre^Tepe Çocukları, Maltepe Skate Park 2022
Kaykaycı kızlar dinleniyorlar… Maltepe Skate Park 2022
Emre Töre ve o her zamanki eşsiz dengesi, Maltepe Skate Park 2022
Kerem Nizam, Maltepe Skate Park 2022
Kerem Nizam on action, Maltepe Skate Park 2022
Emre Yiğit ise tüm bu olanlara sinsice gülümsüyordu

“Burası değilse neresi?

Şimdi değilse ne zaman?”

HAKİM BEY’İN T.A.Z’I

Ahmet Arslan / Biamag

Hakim Bey‘i “T.A.Z” kitabıyla birlikte 2011’de tanıdım. Yine aynı dönemlerde okuduğum Zapatistalar ve eylem içerisinden özgürlüğe çağrıda bulunan birçok ülkeden birçok harekete kıyasla “T.A.Z” diğerlerinden farklı bir oluşumdu. Sonraları oluşumdan öte oluşumların içinden çıkan bir yaratım, bir yaşam hali olduğunu anlayabildim.

“T.A.Z”ın çevirmeni İnan Mayıs Aru‘yu da bu kitap ve Şeyh Bedreddin’in mezarı başındaki vicdani ret metniyle tanıdım. 2015 yılında vicdani reddimi gazeteciliğin içerisinde medyanın militarist ve eril tahakkümüne karşı deklare ettiğimde İnan ve birçok arkadaşımın ret metinleri benim için daha da anlamlı oldu. Çünkü bildim ki ret metinlerimiz aslında içinden çıktığımız ya da çıkmaya çalıştığımız tüm dayatımların reddiydi.

Hakim Bey’i 22 Mayıs 2022’deki ölümünün ardından İnan ile konuşmak, hem T.A.Z’ın hem de içinden çıkmaya çalıştığımız birçok normların, öğretilerin bir sesi oldu. Çıkışlar aradığımız yerlerde kendi yollarımızı, ağlarımızı kurmanın yeni bir ilhamı oldu. Yine Hakim Bey’in sesiyle “-Sokakları geri almanın vakti geldi-” palavrasını romantize etmek için değil, sokakların zaten bizim olduğunu hatırlamak için…” Hakim Bey’in ardından bu arayış yollarına bir selam oldu.

T.A.Z’ın çevirisi

T.A.Z (Temporary Autonomous Zone) Türkçeye “Geçici Otonom Bölgeler” olarak çevriliyor. Ontolojik-Anarşizm ve Geçici Otonom Bölgelerin nasıl olabileceğini anlatan Peter Lamborn Wilson bilinen adıyla Hakim Bey’i 90’ların başında Rahmi Öğdül çevirmiş, 2000’li yılların başından itibaren de İnan Mayıs Aru çeşitli dergiler ve mail gruplarıyla paylaşmak üzere çevirilerini yapmaya başlamıştı.

İnan, Hakim Bey ile tanışmasını ve T.A.Z’ın çevirisini şu sözlerle anlatıyor:

“T.A.Z’ın ilk Türkçe çevirmeni ben değilim. Benden önce Rahmi Öğdül 90’ların sonunda sadece Geçici Otonom Bölge’yi içine alacak şekilde çevirmişti. Ben de Hakim Bey ile o dönemlerde tanıştım. Bir yandan Rahmi’nin çevirisi çıktığında Post Express dergisi ya da Roll’da yanılmıyorsam Hakim Bey ile ilgili bir de yazı yayınlanmıştı.

“Sonrasında da çok ilgimi çektiği için yoğun bir şekilde araştırmaya koyuldum ve yazdığı hemen hemen her şeyin bana hitap eden şeyler olduğunu görüp 2000’lerin başında ilk Hakim Bey çevirilerini yapmaya başladım.

“Çeşitli küçük makalelerini çeviriyordum. O zamanlar daha çok kendi bloklarımızda hatta daha çok mail ağlarında yaydığımız yayınladığımız şeylerdi bunlar.

“Daha sonra çeşitli dergilerde ve Kadıköy Underground Poetix için çeşitli makalelerini çevirdim. O süreç içerisinde de 6:45 yayınlarının editörü Şenol Erdoğan Hakim Bey’i T.A.Z’ın tam metnini basmak istediğini söyledi. Böylelikle T.A.Z’ın çevirisine soyundum.”

Hakim Bey

Hakim Bey’in 1960’ların başında Beatnik ve farklı hippi hareketlerinin içerisindeki çeşitli isimlerle birlikte ve Amerika’da yeni spiritual arayışlar ve bir yandan sufizm diğer yandan panteizm, taoizm, yoga arayışları içerisinde kurulan Mağribi Ortodoks Kilisesi içerisinde yer aldığını anlatan İnan, senkretist* bir oluşum içerisindeki süreçleri aktardı:

“1960’larda Peter Lamborn Wilson da Nobel Drew Ali diye bilinen 1900’lerin başlarında Amerika’da yaşamış yarımkan Mağribi yarımkan Çerokilere dahil oluyor. Demiryollarında çalışan sirklerde sihirbazlık yapan mistik karakterlerin kurduğu biraz uçuk bir kilise: Amerika Mağribi İlim Mabedi diye biliniyor, Mağribi Ortodoks Kilisesi de bunun uzantısıdır.

“Hakim Bey, yoğun sufizm okumaları yapıyor. Batini öğretisinin Nizari İsmaili yolu da en çok bizde tanınan örneği Hasan Sabbahtır. Nizari İsmaili yolundakiler bir yerde Bektaşi yolu olarak kendilerini adlediyorlar. Buradan yola çıkarak Hakim Bey, uzun bir yolculuğa çıkıyor 60’ların sonunda Türkiye’den de geçerek İran, Pakistan, Afganistan üzerinden Hindistan’a kadar gidiyor.

“Hindistan’da Ganesh Baba ile tanışıyor. Uzun yıllar o coğrafyada geziyor. Endonezya’da, daha sonra 1974’te geri dönüş yolu üzerinde İran’da kalıyor. İran İslam Devrimi gerçekleşmeden önceki dönemde pek çok öncü düşünürün de yerleştiği İran Kraliyet Felsefe Akademisi’nde o dönem Seyyid Hüseyin Nasr, Toshihiko Izutsu gibi önemli isimlerle çalışıyor. Wilson da Columbia Üniversitesi Dilbilim mezunu ve İran Kraliyet Felsefe Akademisi’nde de Dilbilim çalışmalarını sürdürüyor.”

Geçici Otonom Bölge

Ontolojik Anarşizmin aslında en somut örneği yine Hakim Bey’in Geçici Otonom Bölge kuramında öne sürdüğü şey. Hakim Bey aslında baştan beri çeşitli röportajlarında da kendi kitabında da şunu söylüyor:

“Ben aslında yeni bir yol ve yöntem önermiyorum, yalnızca mevcut olanın farkına varmayı öneriyorum. T.A.Z da aslında sürekli olagelen durumdur. Biz T.A.Z’lar yaratmayacağız, T.A.Z’lar zaten geçici otonom bölgeler, zaten hayatın içerisinde sürekli ortaya çıkıyor. Özellikle de otoritenin boşluklarında. Nasılsa kaldırım taşlarının arasında, çatlaklarda otlar filizlenirse aynı şekilde özgürlükçü -daha doğrusu hayat ve canlılık taşıyan- nüveler o katı kalıpların içerisinde kendilerine canlılıklarını sürdürecek alanlar bulurlar ve bizim bu alanların farkında varmamız gerekiyor. Bu alanları daha iyi anlayarak ve daha iyi çalışarak özgürlükçü düşüncenin nasıl gelişebileceğini, nasıl serpilip büyüyebileceğini anlayabiliriz.”

T.A.Z aslında bunun teorisi, bunun için anarşizmin çok eski ve önemli sloganlarından bir tanesi, T.A.Z’ın da klasik sloganlarından birisi haline gelmiş: “Burası değilse neresi? Şimdi değilse ne zaman?”

Tanık olduğumuz en büyük kitlesel T.A.Z’lardan biri Gezi Direnişi

İnan, TAZ ve Gezi Direnişi arasındaki bağı şöyle kuruyor:

“Hakim Bey, özellikle geçiciliğe vurgu yapar. Bunların doğası ve hayatın doğasının geçici olduğunu Taocu Felsefeden esinlenerek söyler ve kalıcı bir şeyler kurma çabasında olan yapıların ya da dönüşüm yapılarının (kelime anlamıyla devrimlerin) bürokrasilerle ve donup kalmayla/kasılıp kalmayla sonuçlanacağını iddia eder.

“O nedenle T.A.Z kuramında ciddi bir şekilde isyan ve devrim karşılaştırması vardır. T.A.Z geçiciliği, sürekliliği önemser. Bu anlamda belki bir T.A.Z olarak hatta bizim son yıllarda yaşadığımız en önemli T.A.Z olarak Gezi Direnişini hatırlamamak olmaz diye düşünüyorum. Bizim kanlı canlı tanık olduğumuz en büyük kitlesel T.A.Z’lardan birisiydi Gezi.”

Hakim Bey’in T.A.Z kitabına İnan Mayıs Aru’nun gayrı resmi yayınevi Nedircikler üzerinden e-kitap olarak ücretsiz erişebilirsiniz.

(AA/AÖ/EMK)

*Senkretizm (Türkçeye Fransızca syncrétisme ‘den o da modern Latince syncretismus ‘dan, o da Yunanca sunkrētismos kelimesinden, o da Yunanca sunkrētizein sözcüğünden gelmiştir. Sıklıkla çeşitli düşünce okullarının uygulamalarını ve yollarını karıştırarak ayrı veya çelişkili inançları birleştirmek veya birleştirmeyi denemektir. (Wikipedia)

Kaynak: Ahmet Arslan / Biamag, 2022


istanbul nightlife project – Murat MRT Seçkin

Can Yavuzçetin, Maltepe Skate Park 2022
Black Cat on air, Maltepe Skate Park 2022
Can Yavuzçetin, Maltepe Skate Park 2022
Black Cat Alisa, Maltepe Skate Park 2022

Mad Stensils ‘The Passage’ İstanbul
Luc Sala with ‘Hakim Bey’ Peter Lamborn Wilson, sufi anarchist, TAZ (Temporary Autonomous Zone) author, in June 2001. Interviews with people from Amsterdam and the world for Kleurnet Television Amsterdam from 1997-2001 (in English).

Kaosun Âlim Dervişi – Hakim Bey

İnan Mayıs Aru / Nedircik Yayınları

“Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın – çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi.”

İzbe bir New York fakirhanesinde 130 kiloluk bir dev, saksafonuyla bir ilahinin son nağmelerini öttürür. Masada İmam Gazali’nin Kimya el Saadet’inden açık bir sayfa, tuvaletin karolarında bir serum hortumu ve bir iğne. Amerika Mağribi Ortodoks Kilisesi (Moorish Orthodox Churchof America – MOC) vaizi, canki cazcı Warren Tartaglia (a.k.a. Walid el Taha), New York beat sahnesinin Muhammedî meleklerini salâta çağırır.

Pek çoğunun adını bile asla bilmeyeceğimiz, pop ikonlarına dönüşmemiş, kimi Brooklyn köprüsü altında son vuruşunu çakan, kimiyse kitaplarına gömülmüş okuyan okuyan okuyan ve sonra tüm kitaplarını Nil’e boca edip, hakikatin peşinde yürüyen yürüyen yürüyen dervişler gibi imanlı serserilerden biridir Peter Lamborn Wilson (a.k.a. Hakim Bey). Doğrudur serserilerin ekseriyeti ümmî olur, kitapsızdırlar ve lâkin vecd denizinin sularına ilimle cezb olunanlar da yok değildir.

Mağribi Ortodoks Kilisesi, adının tüm çağrışımlarının aksine aslında ne ortodokstur ne de bir kilise. Kimilerinin bir ahir zaman peygamberi saydığı yarım kan Mağribi ve yarım kan Cherokee, Çingene seyyahların yoldaşı, demiryolu bekçisi, sirk sihirbazı, mistik Nobel Drew Ali’nin 1913’te Yeni Dünya’da Afrikalı Amerikalıların aslen Mağribi ve dolayısıyla Müslüman oldukları iddiasıyla kurduğu Amerika Mağribi İlim Mabedi’nin (Moorish Science Temple of America) bir uzantısı olan MOC, 1964’te Beatnikler ve Mağribi Sufiler tarafından kurulmuştur ve İsmaililik, Çiştiye ve Bektaşilik miraslarını sahiplenerek bunları Tantra ve Tao felsefesiyle bağdaştırır. Wilson, 60’larda vaiz Walid el Taha aracılığıyla Kilise’yle tanışır ve bugün kendisi de Mağribi Ortodoks Kilisesi’nin önemli vaizlerindendir. MOC geleneğine uyarak kendine yeni bir isim seçer, Hakim: ki bu isim mülhit Fatımi-Nizari halifesi Hakim Billah’a dayanır ve bugün yasama sürecinin hükmedicisi anlamına gelen yaygın kullanımının aksine “hüküm veren” değil “hikmet sahibi”, “bilge kişi” manasındadır ve gene MOC geleneğince adının sonuna çeşitli Orta Asya-Türk boylarında kabile lideri manasında kullanılan Bey sıfatını alarak kendi kendinin şahı, kendi varoluşunun ve arzularının biricik hükümdarı olduğunu ilan eder.

“Bizler Nizarî-İsmailî Bâtınileriz; yani manevi silsilemizi Alamut’un yedinci ve son Pir’i, ‘Kaçık’ III. Alâeddin Muhammed üzerinden (ve kesinlikle Ağa hanlar üzerinden değil) Hasan Sabbah’a dayandıran Şii mülhitler ve fanatikleriz. Radikal vahdetçiliği ve saf ahlak kuralları karşıtlığını benimsiyoruz ve tüm yasa ve otorite biçimlerine Kaos adına karşı çıkıyoruz.”

Kolombiya Üniversitesi’nden mezun olan Hakim Bey, 60’ların sonunda Türkiye, İran, Pakistan, Afganistan Hindistan ve Java’yı içine alan uzun bir seyahate çıkar. Batı Bengal’de Ganeş Baba’yla tanışır ve Kali müritlerini, mülhit Müslüman mistikleri, anarşistleri ve aşırı solcuları bir arada bünyesinde barındıran Bengal Terörist Partisi’nin eski bir üyesi olan Sri Kamanaransan Biswas’la Tantra öğretisi çalışır. Kanunsuz dervişlerin piri Lal Şahbaz Kalender de dahil olmak üzere söz konusu coğrafyadaki pek çok sufi türbesini ziyaret eder.

Java’da bulunduğu yıllarda henüz Vahabilerin katı sünnetçi geleneği İslam coğrafyasını büsbütün ele geçirmemiştir. Hakim Bey, Muhammedî Pasifik adalarının balta girmemiş ormanlarında davullarla yapılan namaz çağrısı da dahil olmak üzere – çünkü çıplak insan sesi çöl içindir, ormanda tam-tamlar daha makbul sayılır – İslam uygulamasının çok sesliliğine pek çok farklı örnekle şahit olur. Bugünse maalesef tüm dünyada minareler teknolojinin çirkin hoparlörleriyle süslenmiştir ve eski bir dostun bir mantar sabahında şaşkın bakışlarla ne diyeceğini bilemeyen bir ihvana söylediği gibi “o cızırtılı teçhizatın içerisinde hoca efendi değil, şeytan konuşuyor” ihtimali de hiç yabana atılır gibi değildir.

1974’ten Ayetullah Devrimi’ne dek İran’da bulunan Hakim Bey, Seyyid Hüseyin Nasr’ın kurucusu olduğu İran Kraliyet Felsefe Akademisi’nde dilbilim çalışmaları yürütür. Akademi’nin İngilizce yayın yönetmeni ve Sophia Perennis’in editörüdür. Seyyid Hüseyin Nasr, Toshiko Izutsu, Henri Corbin ve daha pek çok başka isimle beraber çalışır. 1980’de Şah devrilip de mollalar devrimin diğer güçlerini, sufileri, sosyalistleri, mücahidanı, Ali Şeriati yandaşlarını tasfiye etmeye başladığında o da İran’dan ayrılarak Amerika’ya döner.

1980’lerde Guenoncu neo-tradisyonalizmden uzaklaşarak anarşist ve sitüasyonist düşüncenin heterodoks İslam ve neo-paganizmle harmanlanmasından müteşekkil bir düşünce sistemine ulaşır: Ontolojik Anarşizm.

“Bir bakış açısına göre ontolojik anarşizm alabildiğine yalındır, tüm niteliklerden ve iyeliklerden arınmış, KAOS’un kendisi kadar fakir – ama başka bir açıdan bakacak olursak Katmandu’nun Sikiş- Mabetleri ya da bir simya alametler kitabı gibi şatafatlı bir biçimde filiz vermektedir.”

Ontolojik Anarşizm, anarşizmi bir ideoloji ya da ulaşılacak bir ideal olarak değil bir mevcudiyet olarak ele alma çabasıdır. Burası değilse neresi, şimdi değilse ne zamandır? Büyük iktidar yapıları ve söylemleri içinde boğulan gündelik hayatta, öz-iktidar yahut “muktedir nefs” yahut “hür kral” olarak anarşistin varlığına işaret eder: çocuk oyunlarında, bir ayaklanmada, bir partide, bir işgal evinde, bir yemek kolektifinde, şehrin sokaklarını avare dolaşırken ve neogöçebe cemaatlerin özgün buluşmalarında. Anarşi, doğrudan ve dolaysız bir hayatın tecellisidir; yol olmayan bir yol, geçitsiz bir geçit. Ve kimilerinin yaşam tarzı anarşizmi ithamlarına rağmen Bey’in çağrısı gayet açıktır: “Bir yaşam edinin, yaşam tarzı değil.”

80’lerin ortasında bir grup yazarçizer taifesiyle beraber Autonomedia yayın kolektifini kurarlar ve anarşizm, otonomcu Marksizm, siber-feminizm gibi konularda pek çok önemli kitap yayınlarlar. Bey, uzun bir süre New York’ta bir yandan yayın kolektifi faaliyetleriyle uğraşırken bir yandan da Central Park’ta Serbest Kürsü’de hafta sonları halka açık vaazlar vermeyi sürdürmüştür.

Nasır Hüsrev’den, Fahruddini Iraki’den, çeşitli Nimetullahi tarikatı ve Pers sufi şairlerinden yaptığı çevirilerin yanı sıra mülhit İslam geleneği, Kelt kültürü, korsan ütopyaları, sanrı uyandırıcı maddelerin kullanımı, gizemci kültler, Nietzsche ve Stirner, 19. yüzyıl anarşizmi, Fourier ve ütopyacı sosyalizm gibi çeşitli konularda kaleme aldığı makalelerinden oluşan yirmiyi aşkın kitap yazmış olmasına rağmen 90’lı yıllarda kaleme aldığı TAZ (Temporary Autonomus Zone – Geçici Otonom Bölge) Hakim Bey’in en çok bilinen ve en çok tartışılan çalışması olmuştur.

Hakim Bey, TAZ’da Ontolojik Anarşi kuramına dayanarak anarşinin çeşitli otonom bölgeler dahilinde hâlihazırda tezahür ettiğini öne sürer. Babil Kulesi çatlaklara doludur ve bu çatlakların, boşlukların içerisinde özgürlüğün ve anarşinin tecrübe edilebileceği sığınaklar yaratmak pekâlâ mümkündür ve hatta mümkün olmanın da ötesinde bunlar mevcuttur. Mesele bunların öz-farkındalık kazanarak kendi aralarında yeni bir ağ oluşturması ve yoğunlaşarak şiddetlenmesidir. Yeterli yoğunluğa ulaştığında taşın içerisine sıkışmış bir damla su koca bir kayayı boydan boya yarabilir. Bey, TAZ için model olarak Net (Şebeke) ve Web(Ağ)’i gösterir. 90’larda internet kültürü hayatımıza yeni yeni girerken Hakim Bey bunların özgürlükçü potansiyellerinin farkına varmış ve bunu sanal olmayan uzamda bir model olarak kullanmayı önerirken sanal uzamda da bu özgürlük adacıklarının ağ örüntüsünün nasıl oluşturulabileceği ve yoğunlaşma ve şiddetin nasıl tatbik edilebileceğini sorgulamıştır. Ancak, potansiyel risklerin de farkındadır ve TAZ bir yanıyla Şebeke’deki korsanlara düzülen bir methiyeyken bir yanıyla da onlara açık bir meydan okuma ve kışkırtmadır.

Mad Stencils ‘Collector’ 2021, İstanbul

ŞALGAMLARIM NERDE?

“Diyelim ki hem politik hem de kişisel gerekçelerle iyi yemek istiyorum, Kapitalizm’den alabileceğimden daha iyisini – halen daha güçlü ve doğal tatlarla kutsanmış temiz yemek. Oyunu biraz daha karmaşıklaştırmak için diyelim ki açlığını çektiğim yemek yasadışı olsun – belki çiğ süt ya da Küba’nın enfes meyvesi mamey, ki tohumları halisünojen olduğu için taze olarak A.B.D.’ye ithal edilemiyor (ya da ben öyle duydum). Bir çiftçi değilim. Diyelim ki ben nadir parfümler ve afrodizyaklar ithalatçısıyım ve stokumun çoğunu yasadışı malların oluşturduğunu varsayarak oyunu biraz daha zorlaştıralım. Ya da belki de sadece organik şalgam karşılığında kelime işlem hizmeti takas etmek istiyorum ama bu işlemi Ulusal Vergi Servisi’ne rapor etmeyi (ister inanın ister inanmayın yasada böyle yazıyor) reddediyorum. Ya da belki de başka insanlarla müşterek ama yasadışı karşılıklı haz için buluşmak istiyorum (bu aslında denendi ama tüm sert cinsellik BBSleri tevkif edildi – peki alçak güvenlikli bir yer altı neye yarar ki?). Kısacası, diyelim ki, sadece istihbarattan, makinenin içindeki hayaletten bıktım usandım. Dediklerinize bakacak olursak, bilgisayarlar zaten benim yemek, uyuşturucu, cinsellik, vergi kaçırma arzularıma da olanak sağlayacak yeterlilikte olmalı. Öyleyse sorun ne? Bu neden olmuyor?… Şimdi hackerların haklı olduğumu, sezgilerimin doğru olduğunu kanıtlamasını bekliyorum. Şalgamlarım nerde?”

TAZ’ın yayınlanmasından sonra Hakim Bey bir yandan gündelik hayatın içerisinde bu otonom bölgeleri yaratmaya çalışan pek çok grup tarafından (bilhassa Rave’ciler ve Reclaim The Streets oluşumları, Squatçılar ve Food Not Bombs gibi yemek kolektifleri) sahiplenilirken bir yandan da sanal uzamda karşı-Şebeke’nin, Ağ’ın yaratılması için mücadele eden internet kurtlarının Avrupa ve Amerika’da düzenlediği pek çok konferansa konuşmacı olarak davet edilmiştir. Tuhaftır ki bu toplantılardaki konuşmacılar arasında bir bilgisayar sahibi olmayan yegâne kişi belki de Bey’in kendisidir ve makalelerinin çoğuna internette ücretsiz ulaşmak mümkün olsa da Bey’e netten ulaşmayı umanlar bugün de hayal kırıklığına uğrayacaktır. Şalgamlarını asla alamamış olacak ki Hakim Bey, sanal uzam konusunda eleştirel yaklaşımını halen koruyor.

Zaten TAZ ve Ontolojik Anarşi kuramlarının en önemli ayaklarından birini de Immediatism (Dolaysızlık) yaklaşımı oluşturmakta ve Hakim Bey ikinci el, yabancılaşmış, soyutlanmış tüm ilişkilerin yerine doğrudan, dolaysız ilişkileri koymayı savunmaktadır.

“KAOS ASLA ÖLMEDİ!


Rash, Suadiye

ALT ‘Siyah’ 2006

Haykır, aşkı arabeskleştiren tüm o aptal şarkılara

Advices from Matt Konture:

Marvin 21/06/04 Montpellier, fête de la noise

Courge 21/06/04 Montpellier, fête de la noise

– work in progress –

Don’t forget to check preview issues !!


Diego Lazzarin: Lethal Ride video game soon on Kickstarter!

Diego Lazzarin, ‘Lethal Ride’ video game

Hello dear friends and supporters, 

Diego Lazzarin here.
Hope you’re keeping well!

It’s been long since the last time I gave an update regarding my work…
hope you are happy to get some news!

I’m dropping a quick email just to let you know that next week, the 24th of January, I will be launching a Kickstarter Campaign to raise the funds for publishing Lethal Ride, my first videogame for PC and Mac.

I’ve been working on this game in my spare time for more than 3 years and it’s almost ready to be delivered… it just needs your final push!!

I’m going to send you another email with the link to the campaign next Tuesday as soon as it will start… I really hope you wish to support again my work and get yourself a copy of the game. 

It would be very helpful if you contribute to the campaign in its beginning… this would allow the project to get noticed by the algorithm of Kickstarter and by so increase our chances for a successful funding!

kickstarter.com/projects/lazzarin/lethalride

Diego Lazzarin and Amino Acid Boy

Diego Lazzarin


Matcho Girl Olivia Clavel & Les Aventures De Télé

Olivia Clavel, 1980

Faut-il l’ajouter : Olivia est la dessinatrice de BD la plus mo­derne, la plus en avance, celle dont la sensibilité est la plus ai­guë. Il serait temps que les femmes lectrices de BD com­mencent à s’en apercevoir. Ça vient.

EN 1973, à Actuel, on vit se pointer une jeune fille de dix-sept ans, timide et déjà un peu trop parano, qui amenait des dessins pas possi­bles, au trait proche de ceux des enfants, avec des scénarii bizarroïdes. Pour certains, dont je fus, il fallut plusieurs histoires pour être convaincus que c’était génial. On la publia. Elle était aux Beaux-Arts avec une bande de mecs qui vou­laient tout casser. Ils firent un fanzine dont le retentissement allait être retardé de quelques années, Bazooka. De son coté, la jeune fille créait Loukhoum Breton, qui n’eut qu’un nu­méro. Le groupe était né, dont elle resta la seule fille.

Olivia Clavel a vingt-cinq ans. Elle a vécu l’aventure bazookienne, ses hauts et ses bas, son délire et ses galères, sa gloire et ses coups durs jusgu’au bout, en 1979. Au­jourd’hui, elle travaille seule. On la voit régulièrement dans ce journal et son grand frère Hara-Kiri. De temps en temps, une illustration par-ci par-là. Question albums, il y a tou­jours l’admirable « Gloria Spontex » (avec Loulou et Kiki Picasso) chez Futuropolis (1977), et le Dernier Terrain Vague vient de publier son pre­mier recueil personnel, la grande saga des aventures de Télé, ce personnage à tête de télévision qui ressemble tant à l’auteur. Titre : Matcho Girl. Pourquoi ? Eh bien, l’ami Berroyer a expliqué qu Olivia était « pédé comme une otarie ».

Faut-il l’ajouter : Olivia est la dessinatrice de BD la plus mo­derne, la plus en avance, celle dont la sensibilité est la plus ai­guë. Il serait temps que les femmes lectrices de BD com­mencent à s’en apercevoir. Ça vient.


Negative: Olivia Clavel, Matcho Girl

Is it necessary to add it: Olivia is the most modern comic strip artist, the most advanced, the one whose sensitivity is the most acute. It’s time for female comic book readers to start realizing it. It’s coming.

IN 1973, at Actuel, we saw a young seventeen-year-old girl show up, shy and already a little too paranoid, who brought in impossible drawings, with a line similar to those of children, with bizarre scenarios. For some, including myself, it took several stories to be convinced it was great. We published it. She was at the Beaux-Arts with a bunch of guys who wanted to smash everything. They made a fanzine whose impact was going to be delayed for a few years, Bazooka. For her part, the young girl created Loukhoum Breton, which only had one number. The group was born, of which she remained the only daughter.

Olivia Clavel is twenty-five years old. She lived the Bazookian adventure, its ups and downs, its delirium and its galleys, its glory and its hard times until the end, in 1979. Today, she works alone. We see her regularly in this newspaper and her big brother Hara-Kiri. From time to time, an illustration here and there. Question albums, there is always the admirable “Gloria Spontex” (with Loulou and Kiki Picasso) in Futuropolis (1977), and the Last Terrain Vague has just published his first personal collection, the great saga of the adventures of TV, this character television head who looks so much like the author. Title: Matcho Girl. Why ? Well, friend Berroyer explained that Olivia was “fag like a sea lion”.

Is it necessary to add it: Olivia is the most modern comic strip artist, the most advanced, the one whose sensitivity is the most acute. It’s time for female comic book readers to start realizing it. It’s coming.


Olivia Clavel, Bande Dessinée

Explique toi please !

O.C. : Je vais faire un petit journal, c’est Loulou Picasso qui va s’occuper de toute la partie technique. Il y aura des crobards, des polaroids, des articles, des interviews, un peu comme un cahier de dessin. Tiré sur offset, ce sera distri­bué à très peu d’exemplaires. Ce sera pour les filles essentiellement. Je vais faire ça pour le pied ; faire un journal de BD pour gagner de l’argent, c’est dur. Ce qui me permet de gagner ma vie, ce sont mes BD dans Charlie, dans Métal, dans Sandwich. Pas avec ce petit journal. Un regard moderne ou Bulletin périodique, ça ne nous a pas fait vivre, mais en même temps c’était super de faire ça. Et ça a influencé plein de gens…


O.C : I’m going to write a little diary, it’s Loulou Picasso who will take care of all the technical part. There will be crobards, polaroids, articles, interviews, a bit like a sketchbook. Printed on offset, it will be distributed in very few copies. It will be for girls mainly. I’m going to do this for the foot; making a comic book to earn money is hard. What allows me to make a living are my comics in Charlie, in Metal, in Sandwich. Not with this little diary. A modern look or periodic bulletin, it didn’t make us live, but at the same time it was great to do that. And it influenced a lot of people…


Olivia Tele Clavel, Bande Dessinée

Et ça continue… En ce mo­ment, à part Charlie, on ne te voit plus beaucoup dans les Journaux. Tu en avais marre ?

O.C. : J’ai eu une période diffi­cile dans ma vie, Je n’avais pas d’appart’ fixe, j’etais malade. Je produisais peu. Bazooka s’est arrêté, on s’est séparés. On allait mal, on a erré à droite et à gauche. Bon, maintenant, j’ai un appart’, ça repart. J’ai fait une pochette de disque, an groupe de filles suédoises, des filles de dix-huit ans, punks mais sympathiques. Là, je n’ai pas honte ; Kiki Picasso, lui, il avait même fait la pochette de Nicoletta : un peu dur !

Tu ne fais jamais de pub ?

O.C. : Non, je ne peux pas en faire, ce n’est pas une question de morale, c’est pour la simple raison qu’on ne peut me faire de commande. Par exemple, si on me demande de dessiner un rasoir ou un pot de lait, je ne peux pas. Je ne peux faire que ce que j’ai envie. Donc pas de pub. Et en plus, mon dessin n’est pas très pub.


And it goes on… At the moment, apart from Charlie, we don’t see you much in the Newspapers anymore. Were you fed up?

O.C.: I had a difficult time in my life, I didn’t have a fixed apartment, I was sick. I produced little. Bazooka stopped, we separated. We were going badly, we wandered right and left. Well, now I have an apartment, it starts again. I did a record cover, a group of Swedish girls, eighteen year old girls, punks but friendly. There, I am not ashamed; Kiki Picasso, he had even made the cover of Nicoletta: a little hard!

Do you ever advertise?

O.C.: No, I can’t, it’s not a question of morality, it’s for the simple reason that I can’t be commissioned. For example, if someone asks me to draw a razor or a jug of milk, I can’t. I can only do what I want. So no ads. And in addition, my drawing is not very publicity.


Lulu Larsen et Olivia Clavel raccontent brievement Bazooka
Bazooka mag.

Est-ce que tu arrives quand même à t’en sortir financière­ment ?

O.C. : Assez mal en ce moment, mais je commence à y arriver. Du temps de Bazooka, on ga­gnait plus d’argent. Il y avait Libération tous les mois… Mais mon livre va se vendre (rires) ! Et il y a d’autres circuits que le monde de la BD, les filles vont l’acheter…

Tu as l’impression que les filles aiment lire la BD mo­derne ?

O.C. : La nouvelle génération, genre fille de dix-huit ans, oui.

Je suis pessimiste. J’avais l’impression qu’il y allait avoir une énorme révolution. Dans les débats, dédicaces, ou à An-goulême, quand une fille vient, c’est toùjours pour accompa­gner son Jules, comme au foot. Avec l’éclatement de la BD, le succès des dessinatrices, Je croyais que ça allait changer, mais non. Depuis dix ans, ça n’a pas bougé d’un poil. Pour la plupart des femmes, le tabou demeure : la BD, c’est pour les enfants et les débiles,. Tu crois qu’on en sortira un Jour ?

O.C. : Oui. Les copines de ma sœur, par exemple, qui ont dix-huit-vingt ans, lisent les BD. Donc, rien n’est perdu (rires).


Olivia Tele Clavel, Bande Dessinée

Do you still manage to get by financially?

O.C.: Pretty bad right now, but I’m starting to get there. In Bazooka’s time, we made more money. There was Liberation every month… But my book will sell (laughs)! And there are other circuits than the world of comics, the girls will buy it…

Do you think girls like to read modern comics?

O.C.: The new generation, like an eighteen-year-old girl, yes.

I am pessimist. I felt like there was going to be a huge revolution. In debates, dedications, or in An-gouleme, when a girl comes, it’s always to accompany her Jules, like in football. With the explosion of comics, the success of designers, I thought that was going to change, but no. For ten years, things haven’t changed a bit. For most women, the taboo remains: comics are for children and the weak. Do you think we’ll get out of it one day?

O.C.: Yes. My sister’s friends, for example, who are 18, read comics. So nothing is lost (laughs).


Olivia Clavel, bande dessinée

Il y a combien de temps que Bazooka s’est dissous ?

O.C. : Un an-deux ans. Les der­niers travaux communs, ça a été le générique de « Chorus » et un journal dans un disque qui s’appelait « la Perversita ». Loulou continue, il vient de faire une expo importante. Lulu Larsen, je ne sais pas bien… Kiki Picasso, ça va très bien pour lui, il est marié, père de famille, il fait de la pub et…


How long ago did Bazooka disband?

O.C.: One year-two years. The last joint works were the credits of “Chorus” and a diary in a record called “La Perversita”. Loulou continues, he has just done an important exhibition. Lulu Larsen, I’m not sure… Kiki Picasso, things are going very well for him, he’s married, a father, he advertises and…

N’oubliez pas de visiter la fan-page de l’artiste pour plus d’oeuvres et de bandes dessinées:

oliviaclavel.art

The Olivia “Télé – No sport” Clavel Fanclub


Antifa: Chasseurs De Skins (2008)

Résistance Films 2008

During Paris early 80s, the “Skinhead” movement arrives in France, and is about to defray the chronicle for the decade to follow, with their provocations, attacks and racist crimes.

Street gangs will form and react against this assault, in a urban warfare for control of the streets of Paris. They are the Red Warriors, the Ducky Boys and Ruddy Fox. Paris youth will nicknamed them “Skinheads Hunters”.

Their motivation: to fight against fascism and racist acts by any means necessary, even turn against their opponents the violence they have suffered.

Through exclusive interviews, members of the most recognized gangs return to their history, their commitment and deliver the testimony of the situation of youth street from 20 years ago.

Using exceptional archives footages and photographs, “ANTIFA” is a return to the streets of the 80s and the society of that time.

The film looks at a pivotal time, in a generation whose ailments were already warning of urban today’s tensions.
Resistance Films revealed this story through the documentary, to keep track of a movement never documented.


A film directed by Marc-Aurèle Vecchione – Résistance Films 2008

The story of the Street Gangs from Paris that stood up against Fascist & neo-Nazis Skinheads in the late 80’s. Meet the Red Warriors, Ducky Boys, Ruddy Fox…!!

RESISTANCE FILMS


Like Tears in Rain: Antoine Paris

Antoine Paris is drawing at Maison Alfred Bruneau, photo.by Misha Zavalniy, Paris 2022

“It’s interesting because as in life, chalk drawings are here for a short time, and they go away with the rain. As in the last monologue in Ridley Scott’s Blade Runner « Tears in Rain ».

Antoine Paris is a thirty-five year old French painter, living in Paris since fifteen years, native of the north of France. His work has been exhibited for ten years in London, Berlin, Bruxelles, Stuttgart, Boston, Montreal and Roma. He was born into an artist family: Paris’ father had a little Theatre and he saw many Ionesco and Absurd Theatre, also plays when he was a child.

Antoine Paris creates some transitory chalk drawings in the streets, and sometimes people join to draw with him. He says: “It’s interesting because as in life, chalk drawings are here for a short time, and they go away with the rain. As in the last monologue in Ridley Scott’s Blade Runner « Tears in Rain ».

Artist at work

« C’est intéressant parce que comme dans la vie, les dessins à la craie sont là pour une courte période, et ils s’en vont avec la pluie. Comme dans le dernier monologue du Blade Runner de Ridley Scott « Tears in Rain ».

Antoine Paris est un peintre français de trente-cinq ans, vivant à Paris depuis quinze ans, originaire du nord de la France. Son travail a été exposé pendant dix ans à Londres, Berlin, Bruxelles, Stuttgart, Boston, Montréal et Rome. Il est né dans une famille d’artistes : le père de Paris avait un petit Théâtre et il a vu beaucoup de Théâtre Ionesco et Absurde, également des pièces quand il était enfant.

Antoine Paris crée des dessins à la craie éphémères dans les rues, et parfois les gens se joignent à lui pour dessiner. Il dit : « C’est intéressant parce que comme dans la vie, les dessins à la craie sont là pour une courte période, et ils s’en vont avec la pluie. Comme dans le dernier monologue de Ridley Scott dans Blade Runner « Tears in Rain ».

Grosse Victim Magazine #03

He created a magazine named Grosse Victime Magazine, and he is about to finish the 5th issue. The last one was on the thematic of Blade Runner and has been selected in the great Angoulême International Comics Festival in France. A lot of artists worked on it : Martes Bathori, Lucie Morel, Laure Crubilé, Nikolaï Dumpty… A lot of cool and talented artists. It’s like a collective at large.

His inspiration are George Grosz, Otto Dix, Picasso, Dali, Winsor Mac Cay, Topor, Combas. He loves literature and spend most of his time in bookshops: Baudelaire, Céline, Henry Miller are just a few of his favorite authors. He loves poetry and writes rap songs since he was a teenager, also he has created a Graphic-Poem during first lockdown in France and trying to publish it nowadays. Paris works inspired by everything, especially cinema, music and theatre.


Antoine Paris ‘Dessin’ 2022

Il a créé un magazine nommé Grosse Victime Magazine, et il est sur le point de terminer le 5e numéro. Le dernier était sur la thématique de Blade Runner et a été sélectionné au grand Festival International de la Bande Dessinée d’Angoulême en France. Beaucoup d’artistes y ont travaillé : Martes Bathori, Lucie Morel, Laure Crubilé, Nikolaï Dumpty… Beaucoup d’artistes sympas et talentueux. C’est comme un collectif au sens large.

Exhibition Posters: Un Regard Moderne (2022), Espace Seven Galerie De Vos (2014), l’ Espace Seven, 2013, Paris
Antoine Paris, Dernière toile en date à l’atelier de l’ Espace Seven-Galerie Jacques De Vos, 2013

Art is a Relay Race !

Two of his books and some fanzines/ magazines were published in France : Peau d’encre, a book on a guy who was born tattooed and another one which is complicated to explain, inspirited by Edward Gorey.

He is interested in original forms, the new forms of creation like Burroughs’s cut-up technic. Paris is inspired by Surrealism, but also Dada with George Ribemont Dessaignes, and Cravan « J’étais cigare », Scum Manifesto, Hugo Pratt’s Watercolors, many treasures, and he adds: “Art is a relay race !”

Antoine works with a Belgian group who makes great labyrinths in alternative spaces (with slides, many stairs, hidden bars.) « Hey là bas », he draws for Soldes Almanach. And Devos Gallery in Paris supports his works since ten years, also he works with many bookshops. He makes some pop-up books for « les Libraires associés » which is a hidden bookshop in the north of Paris which is like Ali Baba’s Cavern. I work with L’Officine, a little and cute gallery in Ménilmontant in Paris.


Antoine Paris, penture, 2013

“Quand j’ai commencé à écrire, je ne sais pas où ça va, je me suis laissé aller à chercher le mystère et à suivre mon instinct. Il en va de même pour les toiles et les dessins.”

Deux de ses livres et quelques fanzines/magazines ont été publiés en France : Peau d’encre, un livre sur un mec né tatoué et un autre compliqué à expliquer, inspiré par Edward Gorey.

Il s’intéresse aux formes originales, aux nouvelles formes de création comme la technique du cut-up de Burroughs. Paris s’inspire du surréalisme, mais aussi de Dada avec George Ribemont Dessaignes, et Cravan « J’étais cigare », Scum Manifesto, les Aquarelles d’Hugo Pratt, de nombreux trésors, et il ajoute : “L’art est une course de relais !”

Antoine travaille avec un groupe belge qui fait de grands labyrinthes dans des espaces alternatifs (avec des toboggans, de nombreux escaliers, des bars cachés.) « Hey là bas », il dessine pour Soldes Almanach. Et la Devos Gallery à Paris soutient ses oeuvres depuis une dizaine d’années, aussi il travaille avec de nombreuses librairies. Il fait des livres pop-up pour « les Libraires associés » qui est une librairie cachée dans le nord de Paris qui ressemble à la Caverne d’Ali Baba. Je travaille avec L’Officine, une petite et mignonne galerie à Ménilmontant à Paris.

LES DIEUX DE L’OLYMPE (2013) Réalisation : Boris Chomon et Sun Noh // Avec : Abdel-Rahym Madi, Maxime Berdougo, Sylvère et Antoine Paris // Scénario : Antoine Paris // Prise de son : Boris Chomon // Musique  : Eikon

“When I began to write, I don’t know where It goes, I let myself go looking for mystery and follow my instinct. The same goes for canvases and drawings.”

With some friends he made some short films, which were selected by some festival, and showed in great cinemas like St-André-des-arts (lesfilmsducagibi.org).


Avec des amis, il a réalisé des courts métrages, qui ont été sélectionnés par certains festival, et des projections dans de grands cinémas comme St-André-des-arts.

Il est certain que ce jeune artiste, passionnément attaché à la vie, a plus à nous dire avec son art.

Un poète de rue Antoine Paris

It is certain that this young artist, passionately attached to life, has more to tell us with his art.

Antoine Paris: le_colis_piege

Facebook: antoine.paris.16


Stories Behind a Virus: Pakito Bolino’s 3D Hell

PAKITO BOLINO – 3D HELL

The veil of secrecy behind covid-19 and wuhan laboratoire is finally being opened; yes! We got a DC virus on our hands, but don’t panic because it’s coming with its 3d vision glasses and 4 color protection layers to investigate it. 34 pages of virus research, drawings, all based on scientific observations presented to the reader as a genetic code waiting to be deciphered.

Le voile du secret derrière covid-19 et wuhan laboratoire est enfin ouvert ; oui! Nous avons un virus DC entre les mains, mais ne paniquez pas car il vient avec ses lunettes de vision 3D et ses 4 couches de protection de couleur pour l’enquêter. 34 pages de recherche de virus, de dessins, le tout basé sur des observations scientifiques présentées au lecteur comme un code génétique à déchiffrer.

“EYE CLIMAX”, l’exposition de Pakito Bolino & Pascal Leyder à la Galerie Réplique
“EYE CLIMAX”, l’exposition de Pakito Bolino & Pascal Leyder à la Galerie Réplique
“EYE CLIMAX”, l’exposition de Pakito Bolino & Pascal Leyder à la Galerie Réplique
Parole de Miam Pakito Bolino

’70s French Punk claims Debord’s legacy and shows No Mercy! Pakito Bolino is still working and producing like crazy as an artist approaching his maturity period. You really have to be a little crazy to be able to perceive his art and the language he uses. Undoubtedly, he is one of the rare artists in the art-world today who put forth his power against the imperialist digital-culture that strives to turn us into a meta-trash. In his art, you can easily come across the legacy of Jean Dubuffet and the dreams of Topor. In the 21st century hell, when modernist utopias are dying, he still continues to fight to the last drop of his blood as LDC with his artist friends in pursuit of his dreams. He honors French Surrealism with his investigative spirit, enthusiasm and humane use of new technologies.

Le punk français des années 70 revendique l’héritage de Debord et montre No Mercy! Pakito Bolino travaille et produit toujours comme un fou en tant qu’artiste approchant de sa maturité. Il faut vraiment être un peu fou pour pouvoir percevoir son art et le langage qu’il utilise. Sans aucun doute, il est l’un des rares artistes du monde de l’art d’aujourd’hui à faire valoir son pouvoir contre la culture numérique impérialiste qui s’efforce de nous transformer en méta-poubelle. Dans son art, on retrouve facilement l’héritage de Jean Dubuffet et les rêves de Topor. Dans l’enfer du XXIe siècle, alors que les utopies modernistes se meurent, il continue de se battre jusqu’à la dernière goutte de son sang en tant que LDC avec ses amis artistes à la poursuite de ses rêves. Il honore le surréalisme français par son esprit d’investigation, son enthousiasme et son utilisation humaine des nouvelles technologies.

PAKITO BOLINO – 3D HELL
PAKITO BOLINO – 3D HELL

This crazy dadasof really deserves praise who makes us re-look at history and ourselves in a 3D HELL, -with LDC books, each worth a manifesto- also gives a whole new dimension to the European and Asian comics tradition and graphic arts.

Ce fou dadasof mérite vraiment des éloges qui nous fait re-regarder l’histoire et nous-mêmes dans un 3D HELL, -avec des livres LDC, chacun valant un manifeste- donne aussi une toute nouvelle dimension à la tradition de la bande dessinée et des arts graphiques européens et asiatiques.

PAKITO BOLINO – 3D HELL

PAKITO BOLINO – 3D HELL

NIGHTBREED: Monsters Vs META -Coming Soon in March 2023-

Monsters Vs META

ERMAN AKÇAY
PROUDLY PRESENTS

NIGHTBREED

GRAPHICS UNDERGROUND
MONSTERS VS META

Opening Party: Coming Soon in March 2023…

Organizers: Başak Şahin & Ceylan İpek El

Group Exhibition w/ Live Electronic Music
Video Animation Screening

minimüzikhol
Sıraselviler Cad. Soğancı Sok.
Cihangir Palas No:3 D:1 Cihangir, Beyoğlu
İstanbul

facebook: fb.me/e/2VnOtHFFj


Monsters Vs META, 2023

Büyük usta Clive Barker‘a hürmeten

Bedenlerimizi ve Hayvan-oluş’u esareti altına alarak bizleri köleleştiren bu meta-zorbalığa karşı en canavar halimizle gürültü çıkarıyoruz.

Minimüzikhol, şehrin gelişen mutasyonuna benzersiz bir bakış açısı sunuyor. Kavramsız negativiteyi, neanderthal kapitalizmin elinden geri almaya yönelik bir gece operasyonu. Öz-sevgimizi ve insan olmanın haysiyetini, medyatik gardiyanların ve bu siber-polis kültürünün elinden kurtarmak için müzik, şiir, dans ve plastik sanatlar yeniden bir araya geliyor. Makinelerin Alacakaranlığında insana içkin bir tepki, yaşamın kıyısından derinliklerine bir yolculuk. Digital algoritmaların esaretinde sahteleşen dünyanın karşısına sanatı- insanı, her türlü iktidar ve hırs noktasından uzakta, tekrardan tehlikeli ve özgür kılmaya yönelik devrimci bir girişim.

Kültürel- sanatsal tüm değerlerin gösteriye içkin kılınarak içlerinin boşaltıldığı bu tecavüz kültürünün karşısına insanı tüm çıplaklığı, çirkinliği, hastalığı ve sapkınlığıyla sahnelemekten çekinmeyen bir yeraltı karnavalı; şehrin kötü çocukları için otantik bir buluşma.

Yerli ve yabancı bir çok yeteneğin sergileneceği bu özel etkinlik için gece hayatının ücra köşelerinden sesleniyoruz:

Sanat Burada, Sen Neredesin?!


Monsters Vs META

Dedicated to big master Clive Barker

We are making noise against the META-tyranny which enslaves us by leading captive of ‘being-animal’ and Flesh.

“At the gates of Midian they hide-waiting for a savior who will lead them into a final battle against their most hated enemy… MAN!”

Minimüzikhol offers an unique perspective for the progressive mutation of the city. It is a night operation which takes back the ‘Non-Conceptual Negativity’ from the hands of Neanderthal Capitalism.

Music, poetry, dance and plastic arts come together to save the self-love and dignity from the hands of mediatic guardians and cyber-police culture. It is a reaction immanent to human in the Twilight of the Machines, and a journey from the shores of life through the depths. It is a revolutionary attempt away from any form of power and greed to make dangerous and free human and arts again that are disguised and faked under the captivity of digital algorithms.

It is an Underground Carnivale; ‘Le Théâtre du Grand-Guignol’, and an authentic meeting for the bad boys & bad girls of the city that does not hesitate to stage human in nudity, deformity, morbidity and deviancy against the techno-endustrial rapist culture which empties all cultural-artistic values and expressions by imbuing them to a spectacle.

If not now, when?!

We are calling out from the remote corners of the night life for this special event in which many local and foreign talents will be exhibited.

Art is Here, So Where Are You?!


Cins “Attack on Titan” Digital painting, 2022

Nightbreeds :
Erman Akçay • Nils Bertho
Pakito Bolino • Cins
Matilde Digmann
Ezgi İrem ‘E333’ Mutlu
Yves Hänggi • Mallie Hellström
Anne Van Der Linden
Zeynep Mar • Dave Deux Mille
Sara Di Pancrazio
Sam Rictus • Ben Sanair

Video-Animation & Short-movie Screening :

SAM RICTUS (Stop-motion animation 2022)
Sam Rictus – Robotic Flesh Planet (3:12) sound by ICBM

ADOLF HIBOU (Animation Music Videos from 2021-2022)
Adolf Hibou – Roum Roum Ah (3:40) video clip by Diego Lazzarin
Adolf Hibou – SATAN II (3:53) video clip by Maxime Borowski et Elipou
Adolf Hibou – Princess Barely Legal II (3:18) video clip by Maël Gagnieux
Adolf Hibou – Dreamland’ (3:39) video clip by Tino Di Santolo
Adolf Hibou – Indochine j’ai demandé halal (3:38) video clip by Totemm
Adolf Hibou – Va chier dans ta mère (7:48) video clip by Nakaor Hordecall

SARA DI PANCRAZIO
Sara Di Pancrazio –AS GARDENS NEED WALLS (12:00)
A short documentary film introducing French painter Van Der Linden from the catacombs of Forte Prenestino Crack Festival 2022, Rome.

HUMANS FLY Production
Cactus Boy – animation movie (6:46) / 2016

DAVE 2000 Acid TV (animation works from 2018-2022)
Dave2000 – Löpçük intro (0:20)
Dave2000 – UFOE ‘Exhibit’ 3D video animation (2:45)
Dave2000 – Micron Fields (1:27)
Dave2000 – Space (0:57)
Dave2000 – Z Phantom (00:41)
Dave2000 – Vomir des Yeux (00:12)
Dave2000 – Zoltar (0:32)
Dave2000 – Teotwiok (1:39)
Dave2000 – Daturacide (2:47)
Dave2000 – Zone A (2:23)
Dave2000 – Smog (0:10)
Dave2000 – Electron (0:38)
Dave2000 – Smurf (0:14)
Dave2000 – Zombborg (0:50)
Dave2000 – Crack Pills (0:41)

Total Running: 52 Minutes


Erman Akçay with Yves Hänggi, 2022 İstanbul

Erman Akçay:
Erman Akçay,
1982 İstanbul doğumlu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu (2004), birçok farklı disiplinde işler üretmiş grafik sanatçısı, okur-yazar, eleştirmen. Meşhur Löpçük fanzin‘in yaratıcısı.

Erman Akçay, born 1982 in Istanbul, graduated from Marmara University Fine Arts Faculty (2004), lives and works in Istanbul. He is a multi-media visual artist making paintings, artist books, zines and art prints. Akçay’s continuous artistic output began in 1990s, making punk-rock zines and graphic art.
lopcuk.org/erman-akcay


ADOLF HIBOU : Gaël Magnieux, Bruno Ducret & Nils Bertho. Photo by Arbre Payday (2021)

Nils Bertho:
Genç Fransız sanatçı Nils Bertho, Güney Fransa’da, Montpellier’de işlettiği galeri Le Mat’ın yanı sıra Rifuel-Fanglant dergisinin de yaratıcısıdır. Bertho aynı zamanda şarkı söylüyor, erkeklerden oluşan gürültülü rock’n roll grubu Adolf Hibou‘nın bir parçası olarak performanslar sergiliyor ve farklı sanatsal disiplinlerde aktif. Bertho, çizimlerinde kendi temalarının ve saplantılarının peşinden gidiyor. Sanatçı, bizlere farklı ebatlarda eserler sunuyor ve farklı sanatsal disiplinlerle ilgileniyor. Grafik doğaçlamalar üzerinden Rotring kalemlerle ya da fırçayla yarattığı dikkatli ve ustalıklı çizgilerle stilden stile geçen Bertho’yu, izleyicileri şaşırtma güdüsü yönlendiriyor ve Bertho için sanat, saf duyguların aktarımı anlamına geliyor. Punk müzik, yeraltı çizgi romanları, Ham Sanat, Cinema Bis, her kanaldan ‘kötü zevk’e referansta bulunarak Bertho’nun kişisel evreninin yekününü oluşturuyor.

ADOLF HIBOU – “Indochine j’ai demandé halal” Video clip by : Totemm – 2022
Nils Bertho “Yokai Arena”, 150x100cm, 2019

Based in Montpellier, France, Nils Bertho is a young artist exploring the confines of artistic expression around drawing, painting, comics, illustration, collage and music. In his drawing work, representing his own themes and obsessions. The artist shows us in different sizes and supports various things, switching from a style to another through graphic improvisations with meticulous and mastered lines with the finest Rotring pen or big felt pen that stains. The pleasure of surprising leads Nils Bertho, and for him, artworks bring about pure emotions. Punk, underground comics, raw art, cinema bis, all in reference to bad taste make the net of his own universe. Here is the occasion to discover his monstrous bestiary, his hybrid world in which he enjoys playing with a confusing humour.
nilsbertho.com


Pakito with Bertho’s book ‘il existe une dimension où on est encore tous ensemble’

Pakito Bolino:
Pakito Bolino,
1964 Nîmes doğumlu Fransız sanatçı, ressam ve yayıncı. Angoulême Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun olduktan sonra serigrafi alanında kendini geliştirir ve 1993 yılında Paris’e taşınarak Ris-Orangis’te atölyesini ve kendi markası olan Le Dernier Cri’yi kurar. 1995 yılında ise Marsilya’da Friche la Belle de Mai‘de LDC için bir mağaza açar. Pakito Bolino, ağırlıklı olarak Dernier Cri’den yayımlanan birçok eserin (grafik, müzik, animasyon…) yaratıcısıdır. Aynı zamanda müzisyen, kameraman ve küratördür. Bugüne kadar 440’tan fazla sanatçı kitabı, 200’den fazla afiş, 2 adet antoloji (Le Dernier Cri, Hôpital Brut), bir çok plak ve 5 animasyon filmi yayınlamıştır.

Choolers division – Coromix (PAKITO BOLINO©)
Pakito

Pakito Bolino is a French artist, draftsman and publisher, born in 1964 in Nîmes. After studying at the School of Fine Arts in Angoulême, Pakito Bolino moved to Paris where he founded in 1993 the Le Dernier Cri editions in Ris-Orangis after having trained in the screen printing workshop. In 1995 the Éditions du Dernier Cri set up shop in Marseille, at the Friche la Belle de Mai. Pakito Bolino is the author of many works (graphics, sound, animations…) mainly published in Dernier Cri. He is also a musician, videographer and curator. To date, he has published more than 440 artist books, more than 200 posters, two magazines (Le Dernier Cri, Hôpital Brut), records and 5 animated films.
www.lederniercri.org

Pakito Bolino – Le Dernier Cri, ARTZINES.INFO

Cins “Yeni Manzaralar_2” 105 x105 cm, tuval üzerine akrilik ve sprey 2021

Cins:
1984 Ankara doğumlu Cins, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Elinden çıkan işlerde ve katıldığı sergilerde ‘cins’ mahlasını kullanan sanatçı, estetik zevkini lise yıllarında başladığı graffiti ve sokak sanatına borçlu olduğunu dile getiriyor. Almış olduğu grafik tasarım ve sonrasındaki görsel iletişim tasarımı lisansüstü eğitimiyle beraber sanatı bugünkü şeklini almıştır.

Çalışmalarında çizgi film karakterlerinden graffiti’ye; pop-sanat’tan sürrealist düşleme uzanan geniş bir kültürel yelpazeden beslenmekte olan sanatçı, organik formlara ve grafik anlatıma dayalı soyutlamalar ve hikayelerle geliştirdiği bu dili, şehrin sokakları dahil bir çok farklı medium ve teknikle buluşturmayı başarmıştır.

Atölyede CİNS – Mine Sanat Galerisi, 2022

Born in 1984 in Ankara, Cins lives and works in Istanbul. The artist, who uses the nickname ‘cins’ in his works and in the exhibitions he attends, owes his aesthetic structure to his high school years, graffiti and street art tradition. With the graphic design and visual communication design postgraduate education he received, his art took its current form.

From cartoon characters to graffiti in his works; The artist, who is fed by a wide cultural spectrum ranging from pop-art to surrealist fantasies, has succeeded in bringing this language, which he developed with abstractions and stories based on organic forms and graphic expression, to many different mediums and techniques, including city streets.
instagram.com/cins3000


Dave Deux Mille ‘dessin composition’ 2020

Dave Deux Mille:
Sanatsal tutarlılık kaygısı taşımayan, kılık değiştiren, oyun hamurundan yaratıklar yapan, kartondan dekor kesen, imkansız senaryolar yaratan ve bütün bunları coşkulu bir tiyatro sahnelemek üzere şekillendiren çocuksu deha. “Çocukların ne üslupla ne de sanatsal tutarlılıkla işleri olur, ellerindeki neyse onunla eğlenirler”, o da yaptığının tamamen bundan ibaret olduğunu dile getiriyor.

He doesn’t care about artistic coherence, he is a child who disguises himself, a childish genius who makes critters out of modeling clay, cuts out a cardboard decor, invents an improbable scenario and mixes it all up to make a delirious play. Children have fun with what they have at hand and that’s exactly what he does.
protopronx.free.fr

No COVID here by Dave2000 a.k.a Sazalamuth

Mallie Hellström

Mallie Hellström:
Berlin’de yaşayan disiplinler arası çağdaş sanatçı Mallie Hellström, modernist, analog-kolaj geleneğini günümüze taşıyarak mucizeler yaratıyor. Sanatçı aynı zamanda, 2021’den bu yana (flinta ve queer sanatçılara odaklanan) üç günlük bir sanat etkinliği olan Karnival Of Arts gibi çeşitli grup sergileri ve sanat etkinliklerinin küratörlüğünü de yapmıştır.

Mallie Hellström is a contemporary analog collagist and interdisciplinary artist works in her own studio based in Berlin, Lichtenberg. Mallie is a young artist, but it is possible to come across an intense experience in her art already. She is synthesizing the modernist collage tradition with the surrealist attitude, bringing it to the present day and creating miracles.

She also curates regularly group-exhibitions and art-events such as Karnival Of Arts – that is a three days art-event since 2021 (with focus for flinta and queer artists since 2022) and in solidarity from this year with artistic and cultural associations with social interests.
instagram.com/artbyhellstrm

Mallie Hellström, Collages on carton, Left: ‘Untitled’, Right: ‘Fortitude’ Mixed media collage, 2023

MATIFESTO !

Matilde Digmann:
Matilde Digmann (Mat)
Bir sanatçı ve yazar olarak çok yönlü sanat pratiğini iki temel ilkeye dayandırmaktadır: Gölgeyi aşmak ve genellikle karanlıkta tutmaya özen gösterdiğimiz yönlerimizi açığa çıkarmak; böylece çizgi-roman dili, çeşitli afişler ve grafik hyper-text’lerden de faydalanarak sanatçı toplumdaki önyargıları ve baskın ahlakın tutarsızlıklarını gözler önüne sermeyi hedefler.

Mat, hem kişisel hem de toplumsal düzeyde gölgeyi (Jungcu anlamda) aşmak için çalışıyor. Onun sanat pratiğinin odaklandığı ikinci alan ise Shadow Work Podcast aracılığıyla özellikle amatör sanatçılara yardım etmek ve kapitalist ataerkil bir ortamda büyüyerek radikalleşmiş günümüz erkek ve kadın nesline şifa olmak amacıyla sanat camiasının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapmaktır.

Nomineret til Pingprisen 2022: Matilde Digmann – PSEUDO

Matilde Digmann (Mat) is a gender fluid artist and author. Mat’s artistic practice is multi-faceted but rooted in two main principles: Work evolving around outing shadow and exposing things we usually try to keep in the dark, thereby calling out biased structures in society and discrepancies in dominant morality. Mat is working on outing shadow (in a Jungian sense) on a personal as well as on a societal level. The second focus of Mat’s artistic practice is in working towards a betterment of the artistic community – in service to particularly blocked artists via the podcast Shadow Work Podcast and in pursuit of healing a generation of men and women who have been radicalised by growing up in capitalist patriarchy – via the graphic novels Pseudo and the upcoming Bad Boys.
matildedigmann.dk


Modular Gamers: Ezgi İrem Mutlu x Tolga Baklacıoğlu

Ezgi İrem Mutlu:
Ezgi İrem Mutlu,
müzik çalışmalarına erken yaşlarda, müzisyen bir babanın kızı olarak henüz 9 yaşında, çocuk albümlerine solistlik yaparak başlıyor. 2007 yılından beri kendi bestelerini seslendiren ve ses tasarımında kendi melodilerini yaratırken vokallerde synthesizer, akustik piyano ve yarı dijital ve analog enstrümanlara ses kaydı yapan sanatçı, Sorbonne’daki eğitimini tamamladıktan sonra 2016 yılında davet aldığı İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda yeteneklerini sergilemeye devam ediyor. İki yıl boyunca “Çehov Makinesi” ve “Narnia Günlükleri”nde oyunculuk, Tiyatro 9 tarafından sahneye konulan “Eksiği Var Fazlası Yok” oyununun ise solistliğini yapıyor. Çeşitli dizi, film ve reklam filmlerinde oyunculuğunu sergileyen Ezgi İrem, halen birçok farklı projede şarkıcı, söz yazarı, oyuncu ve dansçı olarak çalışmaktadır.

Interdisciplinary artist born in Istanbul. First stepped into music professionalism in a children’s album as a soloist when she was 9 years old. In addition to her musical experience, she graduated from Sorbonne Paris 3 Theater department license and master program as a comedian and writer. Since 2007, Ezgi Mutlu has been conducting her own compositions with her own productions, not using samples but creating her own melodies, sound design, and vocals playing synthesizers, acustic piano as well as recording sound on half digital and digital softwares. The originality and natural way of art is the most important expression in her life journey. She currently works as a singer, songwriter, actress, and dancer in lots of different projects.
linktr.ee/ezgiiremmutlu


Yves Hänggi, un tour du monde illustré, reportage sur Canal Alpha, août 2015

Yves Hänggi:
Yves Hängi’nin sanat dünyası, bağımsız çizgi romanlar, özgür figürasyon, Pop Art ve Ham Sanattan besleniyor. 1966 Porrentruy doğumlu sanatçının çalışmaları, memleketi İsviçre başta olmak üzere Fransa, Belçika, ABD ve Madagaskar dahil bir çok galeride sergilenmiştir. Yves Hanggi, geleneksel teknikler kullanarak poster parçaları, tipografik semboller gibi unsurları biraraya getiriyor ve mürekkep, boya, buluntu nesnelerden oluşturduğu geniş formatlı kolaj-illüstrasyonlarıyla biliniyor. Maskeleme, doğaçlama ve rastlantısallığa izin vererek resimlerine yeni bir boyut kazandıran Hänggi, sokağı hem bir ilham kaynağı, hem de sanatının şekillendiği stüdyosu arasında kurduğu bağ açısından sanatsal bir malzeme kaynağı olarak görmektedir.

Yves Hängi’s artistic universe is nourished by contemporary comics, independent comics, free figuration, pop art, popular arts and brute art. Born in 1966 in Porrentruy, Switzerland, a graduate of the Bienne School of Visual Arts and a member of the Swiss Association of Visual Artists Visarte, he is an illustrator, painter, graphic artist and organizer of cultural events. His work is the subject of exhibitions in Switzerland, France, Belgium, USA and Madagascar and has been published by several Swiss and French publishers. I reside and work in Porrentruy. With this series of large format illustrations combining ink, paint and a collage of found objects, Yves Hanggi continues to explore in Paris a practice that began at the end of 2020 during a residency in Berlin: integrating elements such as pieces of posters, typographic symbols and images torn from magazines into his usual pictorial techniques. By playing with tears, textures, superimpositions, chance and spontaneity, Yves Hanggi adds a new dimension to his illustrations and explores the connections he makes between the street (a source both of inspiration and raw materials) and the studio, where his creations are fashioned and composed.
yveshanggi.ch


doc anne van der linden V1 by Galerie Frédéric Roulette

“Telle celle des grands maîtres, la peinture d’Anne van der Linden est d’une richesse sémantique prodigieuse. Prodigieuse comme l’est sa ménagerie hu­maine dont la symbolique n’escamote jamais la nature charnelle. Prodigieuse comme l’est la révision complète de nos repères à laquelle elle nous invite, et où le dedans et le dehors, le mangé et le déféqué, le pénétré et l’excrété, se mêlent en une grande parousie qui réconcilie les matières en une seule et même matrice maternelle. Originalité singulière, cette oeuvre inscrit l’orificiel dans le cadre du « concevable pictural ». Les voilà enfin, ces dégoûtants orifi­ces, investis de la poésie visuelle à laquelle ils peuvent décemment prétendre. Au-delà même, c’est à une authentique cosmogonie alvine à laquelle nous sommes conviés. Les nuages deviennent étrons célestes à moins que, telle la déesse Nout ovulant le soleil au jour naissant, nos anus solaires expulsent les nuages noirs de nos sombres journées. Et Nout étant parfois représentée sous la forme d’une vache, rien d’étonnant donc à ce que l’amour de cette nouvelle et exceptionnelle série, soit ainsi nommé. Finalement, si cette mort ricanante qui rôde continuellement autour des corps patiemment occupés à s’explorer, ne venait distiller un malaise qui confine à l’effroi, l’oeuvre d’Anne van der Linden pourrait être considérée comme une onirique réconciliation avec tous les aspects, même les plus fonctionnels et méprisés, de la vie.” –D Kelvin

Anne Van Der Linden ‘Nostalgie’, ‘Navigation’ Dessin

Anne Van Der Linden:
1959 doğumlu Fransız ressam Anne van der Linden, Paris banliyölerinden biri olan Saint-Denis’te yaşıyor. Edebiyat eğitimi gören sanatçı, desen çalışmalarından sonra yağlı boyaya geçmiş, kısa bir süre soyut işler üretmiş, doksanlardan bu yana ise figüratif tarzını geliştirmiştir. Resimlerinde Alman ekspresyonizminden ortaçağ gravürlerine, Robert Crumb’dan erotik çizgi romanlara kadar uzanan geniş bir yelpazeden etkiler taşır; ilkel içgüdülerimiz ve toplumsal normlar arasındaki ilişkileri, gerilimi ifade etmenin yollarını arayan sanatçının ebebiyatla olan ilişkisi de resimlerine nüksediyor ve pek tabii eserleri Fransa başta olmak üzere bir çok farklı ülkede sergilenmiş. Karanlığa dalmaktan çekinmeyenlere.

Anne van der Linden, born 1959, She is a French painter and drawer who lives in Saint-Denis, suburb of Paris. Brought up in a literary education, she came early to drawing and then to oil painting late. After an abstract period, she developed her figurative style from the 90’s. Her art draws from a vein of German expressionism, middle-age engravings, and the work of American cartoonist Robert Crumb along with others. Her attachment to literature is naturally brought to life through her work.Her works aim is in searching for expression through the visual arts in finding the interaction between inner wild life and social standardization. Her work has been widely exhibited and published in France and other countries.
annevanderlinden.net


Zeynep Mar, watercolor on paper, 2020

Zeynep Mar:
Resimlerinde müstehcen konulara eğilse de aslında çekingen birisi o, becerikli, zerafet sahibi titiz çalışmalarıyla genç yaşta kendini gösteren yeteneklerden Zeynep Mar; onu resimleriyle tanıdık ama gelin görün ki dövme konusunda da bir o kadar iddialı, yarattığı karakterlerdeki ürkünçlük, absürdlük bizlere ne kadar da yakışıyor. Fantastik yaratıklar, cinlere karışmış çocuklar, tuhaf hayvanlar, kötücül varlıklar, iblisler, ifritler, ucubeler ve envayi çeşit garipliğe rastlamak mümkün onun çizgilerinde, her bir karakterin stilizasyonuyla vücuda işlediği bu mikro-evrenler, gözlerimizin önünde canlı birer tiyatroya, grotesk bir fantazmagoriye dönüşüyor adeta.

Zeynep Mar’ın her biri farklı hikayelerden fırlamışçasına duygusal yoğunluğa sahip karakterlerinin, dikkatlice bakıldığında ciddi detaylardan mürekkep oldukları anlaşılıyor, bu yaratık-figürler, stresli hallerinin tersine son derece sade ve rahat çizgilerle betimlenmişlerdir; bu diyalektik sanatçının resimlerinde de dikkat çekiyor. Mar, hüznü ve melankoliyi, erotizmin kösnül ışığında en hassas ve acı verici katmanlarına kadar işlemekten korkmayan cesur bir ressam. Bu flash karakterlerin topluca sahnelendiği kompozisyonlar ise çok geçmeden gözlerimizin önünde doğaüstü bir masalı canlandırmaya başlarlar.

1994 İstanbul doğumlu genç ressam, Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’ni bitirdikten sonra 2012’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümünü kazanıyor ve 2019 yılında mezun oluyor. Uygulamalı atölye olarak fresk seçiyor ve okul dönemi boyunca serigrafi, gravür, lif sanatı ve ebru derslerini alarak kendini geliştirmeye devam ediyor. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere birçok karma sergi ve fuara katılan sanatçı aynı zamanda çizimlerinden nakış yaparak da bir çok iş üretmiştir.

Zeynep Mar ‘Flash works’

Zeynep Mar is a striking young artist who is currently based in Istanbul. Born in 1994 in Istanbul, After studying at Avni Akyol Fine Arts High School, she won the Mimar Sinan Fine Arts Faculty painting department in 2012 and graduated in 2019. She chooses frescoes as a hands-on workshop and focuses on self-development by taking classes in serigraphy, engraving, fiber art and marbling throughout the school term. The artist, who participated in many group exhibitions and art fairs in Turkey and abroad, also produced many works by embroidering from his drawings.

Although she tends to obscene subjects in her paintings, she is actually a shy person. Zeynep Mar is a resourceful, graceful, and talented artist who showed herself at a young age with her meticulous work; we know her with her paintings, but come see how ambitious she is about tattoos, and the eerie and absurdity of the characters she creates suits us. It is possible to come across fantastic creatures, children mixed with demons, strange animals, evils, freaks and all kinds of strangeness in her lines, the micro-universes that are embroidered into the body with the stylization of each character, transforming into a living theater, a grotesque phantasmagoria in front of our eyes.
instagram.com/zeynepmarr


Sara Di Pancrazio

Sara Di Pancrazio:
Roma’da yaşayan İtalyan fotoğrafçı ve film yapımcısı Sara Di Pancrazio, IED’de (Roma ve Milano) öğrenim gördükten sonra çeşitli sinema ve fotoğraf sanatçılarının asistanlığını yapmıştır. ‘Doğuştan fotoğrafçı’ olduğunu iddia eden genç yetenek ‘Nakid Magazine’, ‘Assure Magazine’, ‘To Be Magazine’ gibi bir çok farklı dergiye fotoğraflar çekmiştir. Sinema alanında Dario Argento ve David Lynch’ten ilham aldığını dile getiren sanatçının Fransız ressam Van Der Linden’i konu aldığı ilk kısa filmi “AS GARDENS NEED WALLS” 2022 yılında ilk kez gösterime girmiştir.

Sara Di Pancrazio ‘As Gardens Need Walls’ poster (2022)

Sara Di Pancrazio is an Italian photographer and video maker who lives in Rome. She studied at IED (Rome and Milan) and from that moment she started working as assistant for filmmakers/photographers. Her cinematic style influence’s starts from her cinema’s studies, in particular from Dario Argento and David Lynch. She was born as photographer and she started publishing on some magazine (like “Nakid Magazine”, “Assure Magazine”, “To Be Magazine”) Her first short film “AS GARDENS NEED WALLS” (June, 2022).”
instagram.com/saradipancrazio

‘As Gardens Need Walls’ a short documentary by Sara Di Pancrazio, 2022

Ben Sanair, gfx work, 2015

Ben Sanair:
Ben Sanair,
1984 Lyon doğumlu bir Fransız grafik sanatçısıdır. Avignon’da yaşıyor ve La Generale Minerale isimli kendi serigrafi atölyesinde özel serigrafi baskılar, posterler ve kitaplar üretiyor. Çalışmaları karmaşık soyutlamalardan Pop Art ve Japon grafiklerine kadar uzanmaktadır.

Ben Sanair is a graphic artist born in Lyon (1984). He lives and runs his own silk-screen atelier named La Generale Minerale in Avignon; he produces limited art prints, posters and books. His work ranges from complex graphics to abstract visuals, pop art and Japanese graphics.
www.bensanair.net

Big Love: Erman Akçay x Ben Sanair, 2022 İstanbul
Toys by Sanair

MAKE YOURSELF THREAT TO META !!
Monsters Vs META, 2023

NIGHTBREED

GRAPHICS UNDERGROUND
MONSTERS VS META

Karma Sergi / Canlı Elektronik Müzik
Video Animasyon Gösterimi

Açılış Partisi: Coming Soon in 2023…

minimüzikhol
Sıraselviler Cad. Soğancı Sok.
Cihangir Palas No:3 D:1 Cihangir, Beyoğlu
İstanbul

fb.me/e/2VnOtHFFj