Anneler öğle yemeklerini paketliyor Çocuklar silahlarını bir utancın gizlediği sakinlikle hamburgerlerini ısırıyorlar kolalarını yudumluyorlar tekmeye kafa uzatıyorlar mermiye kafa atıyorlar; terk edilmişler kendi sesine bir karanlığın gizlediği sükunetle: doğanın bittiği yerde insanlık başlıyor
Bu ambulans ne zamandır burada?
çünkü artık bir gamze de değildir suratımdaki jilet yarası, çocuklar batıya sürdü atlarını terminallerde soğuk saçlarını taradı gölgeler ve ikiye böldüler ihtiyarları ikiye böldüler çocukları ve onları gizledi soğuk hava depoları ve sürüldüler doğuya
Bu ambulans ne zamandır burada?
Yetişkinler için yeni dijital oyuncaklar: gözlerini kıs ve hiçbir şey söyleme yalnız bir su tankı bile insanı hüzünlendirebilir Dünyanın eti ne kadar lezzetli? İnsanın tadı ne kadar lezzetli? Yalnızlığın kanı ne kadar lezzetli? Devletin bittiği yerde Allah başlıyor.
Başımı sallıyorum. Bunu o kadar çok söyledi ki artık anlamını kaybetti. Artık bunu söylediğinde gözümün önüne ölüsü gelmiyor. Kızardeşime bakıyorum, o dönüp bakmıyor bile. Çamur sıvalı pencereden dışarı bakıyor. Sanki bir şey görebilirmiş gibi. O pencereye bakmak, bizden kaçmak demek. Ona kızıyorum. İnadına “Peki,” diyorum, “Peki Anne.” Kızkardeşime bakıyorum, istiyorum ki incinsin, annesinin artık benim annem olduğunu düşünüp üzülsün, ne de olsa benden önce sadece onun annesiydi. Ama aldırdığı falan yok, domuz gibi pencereye bakıyor sadece.
Sessizlik içinde oturuyoruz.
“Eskiden olsa,” diye mırıldanıyor kızkardeşim, “sıkılınca dışarı çıkardık.”
“Nereye?”
“Gezmeye, hava almaya…”
Hep böyle şeyler söylüyor. Nedense sürekli dışarı çıkmak istiyor. Ne varsa dışarıda? Oysa burası dışarıdan daha güzel. Her yerden daha güzel.
Annem kalkıp yanına gidiyor, saçlarını okşamak istiyor, ama o öyle aptal ki… Hemen ağlamaya başlıyor. “Ne zaman?” diye ağlıyor, “Ne zaman buradan çıkabileceğiz?”
“Annem, “Bilmiyorum,” diyor. “Yakında… Böyle sürüp gitmeyecektir, yakında düzelir. Merak etme, yakında…” Susup iç geçiriyor, “Ne yapabiliriz ki,” diyor.
İşimize dönüyoruz. Ben güzel çalışıyorum, kızkardeşim hiç bir işe yaramıyor. Annem onun nesini seviyor bilmiyorum. Hep sorun çıkarıyor, hep mutsuz, hep şikayetçi. Her zaman dışarı çıkmak istiyor, varsa yoksa dışarısı. Keşke annem bıraksa da çıkıp görse gününü. Dışarı çıkan herkes ölüyor mu acaba gerçekten, hem onu da anlamış oluruz.
“Ben ölünce,” diyor annem… “Biliyoruz,” diyor kızkardeşim, “Ne yapacağımızı biliyoruz anne, sus artık.” Yine ağlamaya başlıyor. O olmasa annemle çok daha mutlu olurduk.
Annem de üzgün ama o un bittiği için üzgün. Müşterimiz bu gece de gelmezse yarın yine yiyecek bir şey olmayacak. O nasıl ölmeden gelebiliyor buraya kadar, demek dışarısı o kadar da kötü değil…
Annem başını iki elinin arasına aldı gene, hep başı ağrıyor. Kızkardeşim bu kadar çok ağlamasa ağrımaz.
“Anne,” diyorum. “Ya adam bir daha gelmezse? Yani öldüyse…”
“Yerine başkası gelir. Umarım öyle olur…” Bu adamı hiç görmedik. Hep gece geliyor, paketleri alıyor, bize un bırakıyor, sonra da gidiyor. Yerine başkası gelse anlamayız, birileri geldiği sürece sorun olmaz. Tabii annem yaşadığı sürece. Annem iç geçiriyor, “Adam ölürse, işi başkasına kalacak. Ben ölürsem bu işin size kalacağı gibi. İyi bir iş bu, böyle yaşayabilirsiniz.”
“Ölmek böyle yaşamaktan daha iyi.” Kızkardeşim yine saçmalıyor. Annem üzülecek.
“Belki de öyledir,” diyor annem, “ama yine de ecelinle ölmek iyidir.”
“Ecelinle ölmek mi?”
Annem bana bakıyor, beni kızkardeşimi sevdiği gibi sevmiyor, ama olsun, “Kendiliğinden yani,” diyor.
Bu kendiliğinden ölmek meselesi kafamı karıştırıyor. Özellikle geceleri. Geceleri çalışamıyoruz. Işık yok. Yapacak hiç bir iş olmadığında, karanlıkta sessizce yatıp düşünüyorum. Eski günleri biraz hatırlıyorum, dışarı çıktığımız zamanları. Eski evimi, onu çok az hatırlıyorum. Kızkardeşimle oraya giderdik, uzun zamandır gidemedik. Orayı severdi, ben istemezdim ama hatırı için giderdim. Onun için terminali açar parolaları girerdim, o ağda oyalanırken ben de eski eşyaları karıştırıp ben yokken neler olduğunu tahmin etmeye çalışırdım. Bazen hoşumuza giden şeyleri buraya getirmek için yanımıza alırdık. Bozuk bir telefor, bir elektron mikroskopu, küçük renkli şişelerde çeşit çeşit katalizörler, bir mikroreaktör, portatif bir damıtma kolonu, artık hiç bir işimize yaramayan bir mutfak koteri, bir sürü ıvır zıvır. Bir de moleküler tarayıcı getirmiştik, bunun ne işe yaradığını bilmiyordum ama nasıl çalıştığını biliyordum. İlk zamanlar saçlarımızın, yara kabuklarımızın, sümüğümüzün molekül haritalarını çıkarıp eğlenmiştik ama sonra sıkıldık. O zamanlar eğlenirdik. Dışarı çıkabildiğimiz zamanlar. Şimdi de yapabiliriz aslında, burada ya da orada, ne farkeder ki, ama artık olmuyor. Neden böyle oldu bilmiyorum. Ama değişen o, ben değilim. Boynu inceldi, yüzünde tuhaf lekeler var. Sürekli somurtmaktan yüzü uzadı. Kolları bacakları o kadar beyaz ki dokunsam moraracak gibi. Çok çirkinleşti. Artık biribirimize sarılıp yatmıyoruz. Saçları da güzel kokmuyor.
Annemin kokusunu çok seviyorum ama. Eskiden de öyleydi. Gerçek annem de güzel kokardı. Bunu çok iyi hatırlıyorum, çünkü son gidişimizde eski evden kokusunu getirdim. Ama o farklıydı. İşte, o artık yok, sadece kokusu burada, bu şişenin içinde, ne kadar garip, yüzünü hiç hatırlamıyorum. Oysa annem, şimdiki annem, benim ve kızkardeşimin annesi olan annemiz hamur gibi kokuyor. Ama bana çok güzel geliyor, şu parfümden bile güzel. Yeni unlar böyle kokmuyor. Hiç kokmuyor.
Merak ediyorum, gerçek annem eceliyle öldü mü acaba? Yani, kendiliğinden…
Annem usul usul müşterisiyle konuşuyor. “Ben öldüğüm zaman” diyor, nedense bu ölüm meselesini kafasına taktı, “böyle devam etmemesi için hiç bir neden yok. Kızlar siparişleri hazırlamaya devam edecekler. Sorun çıkmayacak. Ben…,” duraksıyor, sesi titriyor, “size güvenmek istiyorum.” Adamın ne dediğini duyamıyorum.
Fısıldıyor.
“Biliyorum,” diyor annem. “Çok kötü, çok kötü, hiç bir şey yapamazlar.Herşey böyle kalmalı.”
Adam yine bir şeyler fısıldıyor.
“Orasını düşünmek istemiyorum,” diyor annem. Kapı kapandıktan sonra ağlıyor. Bir bu eksikti…
Buzluktan kazıdığımız buz parçalarını eritip kaplara doldurduk. Annem alt kattaki yaşlı adamın sudan öldüğünden emin, o yüzden tek güvenilir su kaynağının hava olduğuna karar verdi. Donan hava nemini idareli kullanmalıyız. Tadı çok bayat ama insan çok susayınca umursamıyor. Su dolu kaplara azar azar sentetik un atıyoruz. Anında şişiyorlar. Kokusuz hamurdan küçük parçalar koparıp elimizde top top yapıyoruz. Hamur toplarını ağzımıza atıyoruz. Dilimizle ezip çiğnemeden yutuyoruz. Bazen eski günleri özlüyorum, şimdi pek fazla özlemiyorum, onun yerine kaygılanıyorum. Annem de kızkardeşim de çok az yiyorlar. Annem ikide bir de bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açıyor, sonra vazgeçiyor. Kızkardeşim sonunda kalkıp içeri gidiyor, çok işimiz var. Ben de arkasından gidiyorum.
Odanın ortasında durmuş kımıldamadan bakıyor. Masanın üstündeki yaratığı görüyorum. Canlı.
Etrafı koklayarak duvarın dibine kadar gidiyor, orada durup ön ayaklarını kaldırıyor, o da bize bakıyor. Burnu, bıyıkları oynuyor. İnanamıyorum, böyle bir şeyi hayatımda ilk kez görüyorum. Canlı bir hayvan.
Dile çığlık atıyor. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Ne zamandır bu kadar yüksek bir ses duymamıştım, garip hissediyorum.
Annem koşarak geliyor. Yüzü karışmış. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Fare kaçmış bile.
“Fare,” diyorum. “Evde fare var.”
Annem rahatlıyor. “Ah, o mu?” elini göğsüne bastırıyor, “Kırçıl mıydı?”
“Nasıl?”
“Bir tane var, biliyorum. Kırçıl gri, çok yaşlanmış artık. O muydu acaba?”
Annem gülüyor. “Hiç.” diyor. “Bir şey yapmamız gerekmez.”
“Eskiden fare görenler ne yaparlardı?”
“Öldürürlerdi.”
“A? Yenir mi o?”
Annem güldü, “Değmez.”
“Neden öldürürlerdi o zaman?”
Annem omuz silkiyor, “Bilmem ki, fareleri öldürmek çok normaldi. Öldürmemek için hiç bir neden yoktu da ondan herhalde.” Tuhaf bir gülüşle gülüyor, “Aslında bakıyorum da, değişen tek şey… ” Yüzü hala çok tuhaf.
“Aslında değişen bir şey yok sanırım…”
Yüzüne bakıp bir şey söylemesini bekliyoruz.
Kızkardeşim, “Ne yapacağız şimdi?” diyor.
“Hiç,” diyor annem.
“Biz öldürmeyecek miyiz?” diyorum.
“Hayır,” diyor Sun Annem. “Biz asla öldürmeyeceğiz.” Sesinde ürkütücü bir kesinlik var. “Eceliyle ölmesini bekleyeceğiz.”
Charismatic gangsta Prolifik & the secrets he hides from society
With a legacy built on hard work and dedication, Prolifik continues to push the boundaries of underground hip-hop, solidifying his position as a respected figure in the scene.
Starting in the group Colt 45, Prolifik released his debut album “Children Of The Darkside” in 2005. He then established himself as a solo artist, playing shows across the Midwest and collaborating with other notable underground artists. As a founding member of the Hot Box Boyz, Prolifik toured the nation and released the criticallyacclaimed HBB EP before the group’s eventual breakup in 2010.After a six-year hiatus, Prolifik returned with a vengeance, releasing his debut solo album “Prolifik 1990” in 2016. The album’s success led to a record deal with Force 5 Records, where he dropped his sophomore album “Cabin Fever” in 2020, featuring some of the biggest names in the underground. Most recently, Prolifik joined forces with They Liv3, releasing their self-titled album in 2023, which charted at #42 on the iTunes hip-hop charts.
Horrorcore Magazine #30
Interview by Kirk Chewning
HORRORCORE Magazine / issue 30 / November 2016
How long have you been in the scene?
I’ve been writing and have been involved with music since 2004, but wasn’t able to record my first track until 2006.
How many albums have you released?
My first album was a group project called “Colt 45” that was developed in 2006 with my lil bro, the album was called “Children Of The Darkside” and was released for free on the web in 2008. My seconed project was the “Hot Box Boyz Demo” in early 2010 and was also free on the web. My First Full Length “Prolifik” album “EST. 1990” came out this past September of 2016.
The brand new single, “Ooh La La” from Prolifik
Horrorcore Magazine #30
“To many younger artist are trying to be who they are inspired by, its ok to take notes but turn it into your own craft.” –PROLIFIK
Download Prolifik’s new single “Rollin On” featuring Mars from your favorite digital music provider!
Prolifik is a Wisconsin-bred, Milwaukee-based rapper who’s been making waves in the hip-hop scene since 2004. With roots in the underground movement “Wicked Wisconsin,” Prolifik’s career spans nearly two decades, marked by perseverance, creativity, and a relentless pursuit of his art.
Have any albums or projects in the works?
I am currently working on my next album called “Cabin Fever” that is expected to be released early to mid 2017.
The DRP, Rick Dogg, Jaysin Logik, Prolifik, and King Relik opened up for Rehab at The Annex, in Madison, WI on 12.2.22
“I’ve opened for a lot of people! Some bigger names, would be Kottonmouth Kings, Saint Dog & DGAF, Prozak, ABK, Sen Dog of Cypress Hill, Twisted Insane, Mars & Kung Fu Vampire, just to name a few.” –PROLIFIK
If you could tell an upcoming artist ONE thing what would be your advice?
Be unique, don’t try to be like everyone else, be creative and speak from the heart, that will take you a long way! To many younger artist are trying to be who they are inspired by, its ok to take notes but turn it into your own craft.
Where can we find your music?
You can find most of my music soundcloud.com/Prolifik-1990 any updates of mine will be posted on facebook.com/Prolifik608
Any last words?
I would really like to thank Horrorcore Magazine for giving me the oppertunity to be apart of this and spreading my music. Big shout out to my family, Rick Dogg, The DRP, Damien Quinn and everyone apart of Wicked Wisconsin tor pushing me and supporting me!
Belli bir hızın altında korkmaya gerek yok. Bir kitapta adımın geçmesini istiyorum. Bir değil birçok kitapta adım geçecek. Bu kitabı şuan ben yazıyorum.
Belli bir hızın altında korkmaya gerek yok ve yeterince sıkı giyindiysem motorumda saçlarımı savurarak, karlar üstünde Amorna gezegeninde sen arkamdan sımsıkı sarılmışken, beni kokladığını, bedenimi ve ruhumu hatırlamak için tüm nefesinle her şeyimi içine çektiğini biliyorum… Aşkın molekülerli bir vampir gibi.
Amorna gezegeninin derinliklerine doğru ilerliyorum.
Belli bir hızın altında korkmaya gerek yok. İbreme yansımış kirpiklerimle hız göstergesini takip ediyorum. Aynada yüzünü görüyorum
Arkamda, bizim bir gezegenimiz var çok iyi ,çok iyi diye fısır fısır konuşuyorsun seni dinlerken korkuyorum ama bir yandan da belli bir hızın altında korkmaya gerek yok diye tekrarlıyorum
Gözyaşların boynuma düşüp oradan sırtıma doğru ilerliyor. Ağlamayı kesmeni diliyorum. Neden kask takmadığımı düşünüyorum. Ağlamanı anlayıp gaza basıyorum.
Yakıt almak için buhar atlar ormanının girişindeki yerde duruyorum. Depoyu doldurup ormana dalıyoruz.
Arkamda kıpır kıpır hareket edip dengemi bozuyorsun.
Dilara Özden aka AlternateCyborg
Biraz duraklayıp, buharlaşıp öylece kalan atları izliyoruz. Sen meraklı bir çocuk gibi çok şaşırıyorsun bu beni heyecanlandırıp eğlendiriyor. Biraz daha ilerliyorum
Amorna gezegeni tuhaflıklarla dolu, kendimi bu tuhaflıklara alışık hissediyorum ama bir maceranın içinde olmak içten içe keyiflendiriyor beni, sana diyecek yok.
On izotop saati ilerliyorum. Varacağımız bir yer yok gibi. soğuk farkındalığını kaybetmiş, çırılçıplak bir kış pamuğu gibi, bir içime çekilip bir dışıma veriyorum kendimi ısıyı hissetmiyorum.
Buhar atlar ormanından sonra kuru sahaya varıyorum.
Kuru sahada belli bir hızın altında korkmaya gerek yok. Motordan inip sana bakıyorum ve hala ordasın.
TONY SLIPPAZ AKA SLIPPAZ DADON / 2025 RESURRECTION
“I’ve witnessed almost everything one can witness from the good to bad; my story has stories within them, that are genuine and that’s what makes me different, tells my story through my eyes, my way!” –SLIPPAZ
April 2026 / İstanbul – New York
First of all, I want to thank you for the interest you’ve shown in my amateur webzine. It’s really cool to hear from you—it’s like facing your fears! As an MC who’s battled alongside and shared the stage with key figures in the New York hardcore scene for so long, I was honestly disappointed to find almost no written material about you online.
I do all of my work myself, I’m kinda anti social and don’t jump on to others connections, so I slip right through just doing what I do!
Is there no longer as much value placed on music writing or intellectual depth as there used to be?
I def think there is, I’ve seen some good write ups recently, just maybe lack of interviewing the underdog cause everyone chasing a name to attach to!
Or is it that kids passionate about underground publishing—those who really put their minds to this work—are gradually becoming powerless under the hegemony of bigger platforms like YouTube or social media?
I believe social media has shaped the way people support or work, everyone rather use a cheat code and go for what viral instead of making something viral.
What do you want to say?
I wanna say I appreciate you taking your time to interview me and anyone who hasn’t heard me check it out may not be your cup of tea but it’s something you can enjoy, refreshing!
Slippaz, Rivet Joseph & Danny Diablo / NY 2026
Tony Slippaz ‘2 Sides’ directed by Whiz Kid Jerm / Produced by Carnage The God in collaboration with John Solinas
Slippaz, Danny Diablo & William Trag Yage (2026) Albany, N.Y.
“When I went through my federal charges a lot of people left my side – a lot – Diablo never did; its why I go so much love for him!”–SLIPPAZ
Some serious MCs lament that hip-hop culture is becoming increasingly degenerate and simplistic—do you agree?
I believe the whole world has become simplistic, so there hip hop follows…
From your perspective, considering the music you make and your life experiences, what have you witnessed in your personal history?
I’ve witnessed almost everything one can witness from the good to bad, my story has stories within them, that are genuine and that’s what makes me different, tells my story through my eyes my way !
How would you summarize the phases that hip-hop, rap, or hardcore music has gone through, based on your own observations and experiences?
I believe it’s growing as all of humanity – 100 years ago none of this existed – music started with no hold and I feel slowly grew to be molded !
“Some still break the mold but you gotta find them.”–SLIPPAZ
Danny Diablo, Jaysin the Sin God, Tony Slippaz and Friends…
Tony Slippaz & Young Dex ‘Won’t Get Found’ 2026
NO ESCAPE !!
“The game is def more for the listeners, without them we don’t exist – ask the under dog – so much Welton not searched but so much work being done off of love for creativity !!! That I love most about music – I hate people who waste time or talent.“ –SLIPPAZ
Given his close ties to old-school legends like Danny Diablo, I imagine you’re been part of the scene since the ’90s.
I actually was a street guy and a bit younger then most of them. I didn’t really be introduced to the scene till I met Danny Diablo and we met on a street level but been doing music ever since – when I went through my federal charges alot of people left my side – a lot – Diablo never did; its why I go so much love for him!
Instead of focusing on an album release, artists are choosing to release singles at regular intervals. How would you interpret this shift, considering both the positive and negative impacts of the internet and digital services on music?
I actually signed up for BMI a long time before I started releasing music and I remember they use to email letter on how to be a better artist and one was always drop single and not albums cause if you ever go to show your number your albums says don’t look like they flopped – grow with single and when they demand give then the hole thing.
There are also critics who, taking both artists and listeners into account, argue that this system is exploitative.
The game is def more for the listeners, without them we don’t exist – ask the under dog – so much Welton not searched but so much work being done off of love for creativity !!! That I love most about music – I hate people who waste time or talent.
Special guest is E Train Records recording artist, TONY SLIPPAZ talking about his newest release, The Button Man”
TONY SLIPPAZ !!
“Music always related to me of the street stuggle. Thug life was really an agenda pushed by the government, but it’s a life of many perceptions to different people.” –SLIPPAZ
I’m a 90s baby a product of the 80s crack era – my mother was a junky and my father a piece of shit so that music always related to me of the street stuggle.
Tony Slippaz ‘Relax Your Mind’ Directed by Whiz Kid Jerm, 2022
“I believe being a gangster is stupid, someone who doesn’t think consciously, no thought of consequences or others lives – sometimes it a faze, sometimes it how some people grow.” –SLIPPAZ
How and to what extent is being masculine and tough important for you in life and art?
Protection of my loved ones – I have a child – younger brothers and sisters – also a masculine man should protect those weaker than them!
*This conversation took place between eRmano (Istanbul) & Tony Slippaz (New York) on April 26, 2026, via Facebook Messenger. And our work will continue…
“Labels are now turning into tech companies, so their not doing artist development. They fired every single production team that’s there to do artist development. Same thing with these digital distributors. They’re not developing you as an artist. Here we are as a non profit Hip Hop organization…” –UNLEARN
Hip Hop, Unlearn The World gibi sanatçılarla anlam kazanıyor. Yetenekli, azimli ve müzikal açıdan dikkat çekici. Keşfedilmesiyle birlikte kendi hareketini oluştururken, bizler de onu takip etmekten kendimizi alamıyoruz. Unlearn the World, etkileyici bir müzik geçmişine sahip ve sanatını, mesajını okyanus ötesine taşıyarak hayran kitlesini gittikçe genişletiyor ve saygınlığını arttırmaya devam ediyor..
East Coast kökenli olmasının söz yazımındaki keskin etkisiyle Oakland’da faaliyet gösterirken bile her zaman doğru işlerin peşinde olmayı ve doğru zamanda, doğru yerde mikrofonu eline almayı her zaman bilmiştir. Her fırsatta sahneye çıkarak kitleleri coşturmasının yanı sıra, kar amacı gütmeyen kuruluşu Hip Hop For Change, Inc. aracılığıyla genç sanatçılara yardımcı olması da Unlearn The World’ün ne kadar sağlam bir yolda olduğunun bariz bir ispatı.
Öncelikle sizi tanımayan okurlar için, nerelisiniz?
Washington Heights – Manhattan (Uptown). New York’ta doğup büyüdüm, sonrasında 20 yılı aşkın bir süre önce buraya (Oakland, Kaliforniya) taşındım; o dönemler iki şehir arasında gidip geliyordum. Sonunda 2012 yılında burada karar kıldım. Bay Area’ya taşındığımdan beri 20 küsur yıldır buradayım. Yarımada, San Francisco, Daly City… Hepsinde yaşamışlığım var. Oakland, Alameda… Yani Bay Area, evet, epey bir süredir buradayım.
“Şu anda, hip hop’un bize sanki McDonald’s hamburgerleri gibi sunulduğu ve hiçbir besin değeri taşımadığı bir dönemdeyiz. Kültürü büyüklerinden devralan gençlerin zihinleri ve kalpleri için hip hop’u besin değeri taşıyan yeni bir alana taşımamız gerekiyor.” –UNLEARN
Roc Nation Distribution ile yapılan bir anlaşmaya dair yeni bir haber dikkatimi çekti. Bu anlaşma ile sizin onlarla olan ortaklığınız arasındaki fark nedir?
Roc Nation’da en az bir yılı aşkın süredir çalışıyorum. Kısa bir süre önce ofislerine gidip, Hip Hop For Change’e özel bir sanatçı geliştirme programı oluşturma fikrimi onlarla paylaştım. Programımızın bir parçası olan sanatçılar ve öğrenciler tarafından yapılan prodüksiyonları da içerecek şekilde kişisel kontrol panelimi nasıl genişletebileceğimizi konuştuk. Fikri gerçekten çok beğendiler ve bunu gerçekleştirmek için kontrol alanımı genişletmeyi başardılar. Artık Hip Hop For Change bir organizasyon ve Roc Nation aracılığıyla dağıtım kanalımız var; bu sayede programımızdaki çocukları geliştirebilir ve tanıtabiliriz. Youth albümüyle başlayacağız. Bunun yanı sıra, sanatçı geliştirme konusunda kapsamlı bir çalışma kitabı ve kurs hazırladık. Böylece çocuklar, kendilerini sanatçı olarak nasıl markalaştıracaklarını, seslerini nasıl geliştireceklerini, ekiplerini nasıl kuracaklarını ve sanatlarıyla nasıl bir network kuracaklarını ve daha yüksek sosyal amaçlarla nasıl ilişki kuracaklarını öğreniyorlar. Tüm bunlar çalışma kitabında ve kursun içeriğinde yer alıyor. Bir de Roc Nation aracılığıyla yürüttüğümüz dağıtım kolumuz var. Bu, herkese açık kayıt sisteminden daha farklı. Portland’dan bir sanatçı Roc Nation’a kayıt olabilir, ancak herhangi bir konuda konuşmak için telefonda birine ulaşamayabilir. Oysa benim telefonumda o kişilerin numaraları var. Telefon görüşmeleri yapabilirim, e-posta gönderebilirim. Yapmaya çalıştığım şey için ayrıcalıklı bir konumdayım artık. İster kendi albümümün lansmanı olsun, ister gençlerle yaptığımız işler olsun. Kariyerimin bu aşamasında, daha fazla görünürlük elde etmek ve işleri bir sonraki seviyeye taşımak için bu tür ortaklıklara girişmemizin önemli olduğunu düşünüyorum. Ardından, genç sanatçıların gelip aynı şeyi yapabilmeleri için bir yol oluşturmak. Ancak tüm bunların içinde eksik olan tek şey sanatçı gelişimi (artist development). Plak şirketleri artık teknoloji şirketlerine dönüşmüş durumda ve bu yüzden sanatçıları geliştiremiyorlar. Sanatçı gelişimi için orada bulunan tüm prodüksiyon ekiplerini işten çıkardılar. Dijital dağıtımcılar için de durum farksız. Sizi bir sanatçı olarak geliştiremiyorlar. Biz ise kar amacı gütmeyen bir Hip Hop organizasyonuyuz ve size bir çalışma kitabı, ciddi bir sanatçı olmayı öğrenebileceğiniz bir kurs sunuyoruz. Kendinizi markalaştırmanız, kendi ekosisteminizi ve topluluğunuzu geliştirmeniz için. Ayrıca size sektördeki en büyük ve kültürel açıdan en etkili plak şirketlerinden biriyle ciddi bir dağıtım kanalı sunuyoruz. Bu yüzden şimdiki durumun, eskisinden çok farklı olduğunu söyleyebilirim.
“I say it all the time Europe, overseas, in terms of Hip Hop they still respect it on a cultural level. It’s not so much being used for brand deals. Or to sell hamburgers or whatever. They’re stil using it as counter culture. It’s still rebellion.” –UNLEARN
Bu röportajı yapmak için yurtdışından dönmeni bekledim. Nerekere gittin, neler yaptın, biraz anlatır mısın?
Zürih’teydim, Berlin’de Zoo Jam adlı bir festivaldeydim. Hip Hop Zoo’ya selamlar. İsviçre’nin Zürih kentinde konserler düzenleyen harika bir kolektif. Gerçekten harika bir konserdi. Başrol DJ Premier’dı. Roc Marciano, Benny The Butcher da vardı. Rah Digga, Keith Murray, The Lost Boys’tan Mr Cheeks ve bir sürü İsviçreli sanatçı da vardı. O programda yer almak ve tüm bu harika insanlarla birlikte olmak gurur vericiydi. Zürih’e ilk gidişim Mayıs ayında oldu. Geçen yıl Ill Bill ve bir sürü başka arkadaşla turneye çıkmıştım. Hip Hop Zoo ekibiyle gerçekten iyi bir ilişki kurdum, bu yüzden beni etkinliklerine davet ettiler. Tesadüfen Dead Prez ile Almanya’da turneye çıkmıştım. Ben de Berlin’e uğradım ve Almanya’da bir konser verdik. Klasik bir mekan. Dead Prez’in Let’s Get Free albümünün 25. yıl dönümü için orada Dead Prez ile birlikte ortalığı coşturduk. Loud Records’ta stajyer olarak çalıştığımı ve onların posterlerini ve stickerlarını alıp New York’un her yerine astığımı hatırlıyorum. Benim için bu, önemli bir döngünün tamamlandığı özel bir andı. Katıldığım ilk turne Dead Prez’leydi. 2002, 2003 yıllarında Lynast Lounge Club Series Turu’ydu ve onlar asıl sanatçılardı, o dönemde çıkıp tüm turneyi tamamladık. Şimdi geri dönüp farklı bir ülkede olmak ve bu coşkuyu yeniden hissetmek gerçekten harika. Sürekli söylüyorum: Avrupa’da ve denizaşırı ülkelerde, hip hop söz konusu olduğunda -marka anlaşmaları veya ticari amaçla kullanılan uyduruk bir müzik olmanın dışında- kültürel düzeyde hâlâ saygı duyuluyor. Hâlâ bir karşı kültür ve bir isyan. Bu yüzden benim yaptığım türden Hip Hop’a ve sahneyi paylaştığım tarzdaki sanatçılara ilgi daha yoğun oluyor. Bu her zaman harika bir fırsat. Hayranlarınla bağ kurmak ve gerçek Hip Hop topluluğunun nasıl birşey olduğunu insanlara göstermek harikadır. Bu konserlere gidip, etkinlikleri yaptığımda, insanların beni tanımasına şaşırıyorum, çünkü Kaliforniya’dan ya da New York’tan o kadar uzakta benim kim olduğumu biliyorlar, şarkılarıma eşlik ediyorlar, yurtdışından bu sevgiyi görmek gerçekten cesaret verici.
UnLEARN THE WORLD with His Friends
A fresh visual filmed on the streets of San Francisco for UnLearn’s song “The New Rakim” off the album “Universes”, now on iTunes, Spotify, Pandora and all digital outlets.
Seanheal Y Presents and Tastemakers Live Presents / Rakim ‘Boom Bap Project’ UnLearn the World
The question for me, especially as an older artist is, how do you get some level of support for the music that you do considering you’re from the east coast, living on the west coast. –UNLEARN
Müzik amaçlı yurtdışına çıkan sanatçılara pek rastlanmıyor. Yeni kitlelere erişmek senin için çekici olmalı, bu işte ana akım sanatçılardan bile iyisin.
Bence her sanatçı için önemli olan, sevginin olduğu yere gitmektir. Bazen memleketin, tam da ait olduğun yer olmayabilir. Güzel görünmektense, takdir edilmeyi tercih ederim. Bu yüzden bazen sadece “yerli” bir sanatçı olmak kesmeyebilir. Ayrıca, ben çok nevi şahsına münhasır bir konumdayım. Çünkü New York’ta doğup büyümüş, Bay Area’da yaşayan bir MC’yim ve müziğim Bay Area’nın müziğinden farklı. Bay Area’ya uyum sağlamak için müziğimden hiç taviz vermedim, kendimden böyle bir beklentim, böyle bir düşüncem de olmadı. Bu, benim yaptığım türde müzik yapan Bay Area sanatçılarının olmadığı anlamına da gelmiyor. Sadece hyphy, hyphy benzeri ya da Thizzler’da gördüğünüz türde şeylerde öne çıkarılmıyor ve takdir edilmiyor. Benimkisi tamamen farklı bir dünya. Benim için, özellikle de nispeten yaşlı bir sanatçı olarak, doğu yakasından gelip batı yakasında yaşadığını göz önünde bulundurursak, yaptığın müzik için nasıl bir destek elde edebilirsin?
UnLEARN THE WORLD
Klasik Hip Hop. Başlangıçta hepimizi bu kültüre çeken o frekans. İster 80’ler, ister 90’lar, ister 2000’lerin başı, ister blog dönemi olsun, hepimizi birleştiren Hip Hop, benim yapmaya çalıştığım Hip Hop işte bu! –UNLEARN
Bende Batı Yakası tarzı bir ses yok. Bubbling yapmaya başlayan ya da hareke geçenlerin çoğu, bölgesel alanlardan geliyor. Kendi bölgeleri tarafından destekleniyorlar. Bu yüzden benim için asıl mesele, bunu temel Hip Hop’un özüne geri döndürmek. Klasik Hip Hop. Başlangıçta hepimizi bu kültüre çeken o frekans. İster 80’ler, ister 90’lar, ister 2000’lerin başı, ister blog dönemi olsun, hepimizi birleştiren Hip Hop, benim yapmaya çalıştığım Hip Hop işte bu! Her şeyi kültürel düzeyde anlamlı tutmaya çalışıyorum, bunu bağımsız olarak da değerlendirebilirsiniz, underground olarak da değerlendirebilirsiniz. Çünkü bu tür müzikler ana akım tarafından artık rağbet görmüyor. Bununla sorunum yok çünkü yaptığım iş sayesinde benimle aynı kafadan olan insanlarla bir ittifak kurabiliyorum. En havalı isimlerle sahneleri salladım. Kültürümüzün efsaneleriyle aynı şarkılarda söyledim. Tüm bunlar sayesinde şimdi yurtdışına çıkıp uluslararası bir iletişim kurabiliyorum. İster Avrupa olsun, ister Afrika’ya ya da Orta Doğu’ya gideyim. Orta Amerika’ya da gittim. Bütün bunlar, bizim Hip Hop kültürü olarak gördüğümüz şey için uluslararası bir ittifak kurmak amacıyla. Sahnede sunduğum şey, gerçek Hip Hop kültürü. Hepimizin bildiği ve sevdiği Hip Hop frekansı, Unlearn The World olarak sahneleniyor.
‘Black Angels’ from Crowns, 2022
Buraya geldiğinden beri, müziklerin içeriği, enerjisi ve tavrı açısından seninle aynı frekansta olan, dinlemekten hoşlandığın sanatçılar kimler?
Bay Area’da birlikte çalıştığım ve hala birlikte takıldığım birçok sanatçı var. Locksmith‘e selamlar. Locksmith ile benim Crowns albümüm için Black Angels adlı bir şarkı yaptık. Buffalo’dan 7xvethgenius da vardı, Conway’in ekibinden. Orada harika bir şarkı yaptık. MacArthur Maze, Grand Nationxl ve Jane Handcock’a da selamlar. Bu heriflerin hepsi, klasik veya tipik Bay Area sound’una sahip olmayan harika sanatçılar. LaRussell’ın yaptığı şey de muhteşem. Onun geçiş sürecini gözlemledim: eskiden bizim standart Hip Hop olarak gördüğümüz tarzda müzik yaparken, şimdi daha Batı Kıyısı tarzına yöneliyor. Bence bunun kendisi için bir anlamı var. Ama Bay Area’da harika, yükselişte olan ve hala ortalığı sallayan pek çok sanatçı var. Lil MC’ye selamlar, Tope’ye selamlar. Bunlar, son 10 yıl boyunca birlikte çalıştığım, hala bu işi iyi yapan, hala burayı canlı tutan sanatçılar. Ve geleneksel Bay Area sound’unun ritminden ve yolundan uzaklar. Rexx Life Raj’a ve yaptığı işe selamlar, çünkü bence yaptığı müziğe maneviyat ve zindeliği dahil etme konusunda olağanüstü yetenekli. Bunların hepsi, kendi alanlarında öncü olan ve günümüzdeki gelişmelere zemin hazırlayan insanlar. Buralı olmasam da, benim için gerçek ve canlı Hip Hop olarak nitelendirdiğim şeyin ne olduğunu bilsem veya da hissetsem de, bölgeden bağımsız olarak bunun örneklerini görebiliyorum.
2023’ün sonunda çıktı. 2024’te müzik platformlarında yayınlandı. Yani, 2024 Ocak ayı olarak sayılır.
Kısa bir süre önce albümün deluxe versiyonunu çıkardın. Nasıl gidiyor, anlatır mısın?
İyi gidiyor. Katalog giderek genişliyor. Bu durum Roc Nation meselesiyle bağlantılı, çünkü deluxe versiyonu piyasaya sürerken başıma gelen pek çok sorunla uğraşmak zorunda kaldım. Yeterli bir temsilim yoktu. Sonunda, tüm konuk sanatçıların izinlerinin alındığını teyit ettirmek için bir avukat tutmak zorunda kaldım. Her şey hazırdı, tüm evraklar hazırdı, sonunda piyasaya çıkabilirdi. Ama birinci sınıf bir dağıtımcıyla çalışmıyorsanız, pek destek bulamıyorsunuz. Bu yüzden, deluxe versiyonu piyasaya çıkarmak için çok mücadele etmek zorunda kaldım. Bu, ivmemi bozdu çünkü çok daha erken çıkarmak istiyordum. Bunu başarmak biraz zaman aldı. Ama artık piyasada olduğuna göre, insanlar hala albümle uyum içinde. En çok dinlenen şarkılarımdan bazıları deluxe versiyondan. 8 şarkı daha ekledim. Papoose, Ab-Soul ve sık sık birlikte çalıştığım bir sürü başka kişiyle işbirliği yaptım. Instagram ve YouTube’da iyi performans gösteren “No Saviors” adlı bir şarkım var. Bence çıkardığım her albüm, kendimi yeniden tanıtmak için bir fırsat. Daha fazla hayran kazanmak için bir fırsat. Daha fazla insanın bu akıma ilgi duymasını sağlamak için. Bu yüzden, albümleri çıkardıktan sonra, o enerjiyi canlı tutmak için albümün deluxe versiyonunu da çıkarmayı seviyorum. O kataloğun değerini korumak için. Çoğu zaman sanatçılar bir albüm çıkarır, 3 hafta boyunca üzerinde çalışır ve sonra başka bir şeye geçerler. Çünkü o şarkılarla o kadar uzun süredir uğraşıyorlar ki, kendi çalışmalarından bıkmış durumdalar. Benim için ise, kendi çalışmalarımdan bıkmış olsam bile – ki aslında pek bıkmış sayılmam – onlara inanıyorum. Repertuara yeni bir enerji katmayı kendime ilke edindim, çünkü bunu yapmak zorundasın. Eğer elinden gelenin en iyisini yapmayacaksan, tüm bu parayı bu şarkılara ve repertuara neden harcayasın ki?
A haunting yet powerful visual that’s blends style and substance. UnLearn provides a poignant and provocative lyrical performance unleashing both aggressive social commentary and classic Hip Hop braggadocio with an unpredictable beat switch over Nikonor’s unique production.
1 WORLD MAGAZINE / ISSUE 16
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Ben büyürken, annemin salsa plaklarını alıp onları bir Hip Hop ritmine dönüştürürdüm. Bu yeniden düzenleme yeteneği, Hip Hop’un her alanında gerekli olan eleştirel düşünmedir. İster break dansçı, ister grafiti sanatçısı, rapçi, DJ veya beatmaker olun, bunu yapabilirsiniz. Eleştirel düşünme ve gerçekliğinizi yeniden düzenleme becerisine sahip olduğunuzda, işler sizin için değişmeye başlar.
Peki ya son single’ın, “Beg Ya Pardon”?
İyi gidiyor. Yeni albüm “Midnight Crysis”in ilk single’ı. Bu albümün öncü single’ı. Birçok farklı çalma listesine ve kataloğa eklendi. İnsanlar bu şarkıya büyük ilgi gösteriyor. Albümün tepkisini görmek için turnedeydim. Sanırım bu, kariyerim boyunca çektiğim en kaliteli müzik videosu. CGI, yeşil ekran ve yapay zeka kullandık. Tüm bu ivmeyi ve enerjiyi bir sanat eserine dönüştürük. İnsanların bunu hissetmesini istiyoruz.
New York’ta büyüdün. Bize bu kadar iyi bir MC ve sahne sanatçısı olmanın hikâyesini biraz daha anlatır mısın?
Ağabeyim beni mahalle partilerine sürüklerdi, sırf onun rap yapmasını izlemem için. Rap yapan oydu, ben henüz rapçi değildim. Kendi yolumu bulmaya çalışıyordum. Beni mahalle partilerine sürüklerdi ki, ünlü olmayan diğer insanların rap yapışını görebileyim. Tüm gençlik yıllarım, ana akımda hiç ün kazanmamış bu insanları izleyip onlardan bir şeyler öğrenmekle geçti. Büyük Hip Hop tartışmalarında tanınmayan ama yine de efsane olan insanlardı. Washington Square Park’ta kafasından rap yapan MC Super Natural ve onu New Yorican’da görmek. Jean Grae gibi insanların stüdyolarda bana şarkı yazmayı öğretmesi. Benim kökenim budur. Canlı performansları izlemek, bu yüzden benim canlı performansım da öyle. Çünkü insanları izleyerek öğrendim. İster cypher’da olsunlar, ister sahnede. The Rock Steady Crew Anniversary ya da Zulu Nation partileri gibi etkinliklere gitmek, ya da her neyse. Bu, 80’lerde, 90’larda ve 2000’lerde New York’ta büyürken edindiğim deneyim. Plak şirketi işleri bir yana. Tüm bu süreci özümsemiş olmam sahne performansımı her zaman etkilemiştir. Şarkı yazışımı da her zaman etkiledi. Artık insanları Hip Hop ile tanıştıran faktörün dijital ortam olduğu farklı bir çağda yaşıyoruz. Yani TikTok’ta popüler olmadığı sürece, bizim çocukken aldığımız türden bir heyecan veya ilham alamayacaklar.
Sana katılıyorum.
Emeklerimin meyvelerini gördüm. Her ne olursa olsun, bu bana gelecek nesillere kendilerini dönüştürebilmeleri için ihtiyaç duyacakları şeyleri öğretme ilhamı veriyor.
Hip Hop For Change’in amacı biraz da bu sanırım.
Hip Hop For Change’in amacı, öncelikle Hip Hop kültürünü ve ilkelerini korumaktır. Ancak bunu, yerel sanatçıların mentor olarak görev almasını sağlayarak, bu kültürü gelecek nesillere sorumlu bir şekilde aktarmak suretiyle yapıyoruz. Sadece bunu yapmakla kalmıyor, bir adım daha ileri gidiyoruz. Zaten var olan sosyal eşitlik temalarını da işin içine katarak bunu bir üst seviyeye taşıyoruz. Kişisel gelişim ve zindelik unsurlarını da katıyoruz, böylece bu çocuklar büyüdüklerinde çöküş yaşamayacaklar. Ve bunun Hip Hop kültürü içinde takınılması gereken gerçek tavır olduğunu bilirler. Ayrıca daha fazla kariyer yolu sunmak istiyoruz. Hip Hop sadece ritim ve kafiyelerden ibaret değildir, çok boyutlu bir düşünce biçimidir. Bu, olguları remix’lemenize, yeniden düzenlemenize izin veren bir düşünme biçimi: Ben büyürken, annemin salsa plaklarını alıp onları bir Hip Hop ritmine dönüştürürdüm. Bu yeniden düzenleme yeteneği, Hip Hop’un her alanında gerekli olan eleştirel düşünmedir. İster break dansçı, ister grafiti sanatçısı, rapçi, DJ veya beatmaker olun, bunu yapabilirsiniz. Eleştirel düşünme ve gerçekliğinizi yeniden düzenleme becerisine sahip olduğunuzda, işler sizin için değişmeye başlar.
“Gözünü karartıp cinnet geçireni yalnızca bireysel “kötülük” kategorileriyle açıklamaya çalışmak, asıl meseleyi perdelemek demektir.” –Gökhan Gençay
Önceden de defalarca yazdım, tekrar altını çizeceğim.
Öyle o çocukları kolayca “inceller”, “caniler”, “sosyopatlar” diye etiketleyip geçemezsiniz. Bu, meseleyi ucuz bir ahlak hikâyesine indirgemekten başka bir şey değil. Çünkü bu kadar basit değil mesele. O çocuklar bu toplumun içinde büyüyor; bu toplumun diliyle, normlarıyla, beklentileriyle şekilleniyor, hatta çoğu zaman o değerlerle birlikte zehirleniyor. Görünürde bireysel bir sapma gibi sunulan şeylerin arkasında, çoğu zaman çok daha geniş bir kültürel ve yapısal zemin var.
Gözünü karartıp cinnet geçireni yalnızca bireysel “kötülük” kategorileriyle açıklamaya çalışmak, asıl meseleyi perdelemek demektir. Çünkü mesele sadece tek tek bireylerin kişisel özellikleriyle açıklanamaz. Onların nasıl var olduğu, nasıl görmezden gelindiği ve hangi toplumsal iklim içinde bu noktaya sürüklendiğini düşüneceksiniz önce.
Yok öyle yağma! Kendinizi kanat takmış birer “melek” gibi konumlandırıp, karşı tarafı sanki cehennemden fırlamış zebaniler gibi resmederek ahlaki dersler vermek kolay. Fakat bu kolaylık, gerçeğin kendisini siliyor. Rahatlatıcı bir anlatı kuruyorsunuz, evet, ama bu anlatı sizi hakikate yaklaştırmıyor. Kendi konfor alanınıza zarar gelmesin diye uğraşıyorsunuz sadece.
Asıl zor olan, o etiketlerin arkasına bakabilmek. Rahatsız edici ihtimalleri kabul edebilmek ve sorumluluğu sadece bireylere değil, onları mümkün kılan bütün bir toplumsal sisteme yöneltebilmektir.
Ve hiç unutmayın: GERÇEKLER ACITIR!
Orta Sayfa 5. Sezon 24. Bölüm – Nevşin Mengü, Deniz Zeyrek, Murat Yetkin, Çiğdem Toker, Doğan Şentürk
OmA şarkılarında başlangıcı belirsiz, ezeli birtakım meseleler, hisler mevcut. Hangi zamanda yazıldığı, söylendiği, hangi dönemin dertlerinden dem vurduğu yer yer kendisini daha açık belli etse de OmA’da hep ucu daha eskiye dayanan birtakım dertler olduğunu hissediyorsun. –Tuğçe Yapıcı
Nükleer santraller, temel hak ve özgürlükler gibi somut ifadelerin yanı sıra aynı ismi taşıyan şarkıda tekrar eden bir “Zürafa” sembolü var ki !!… OmA sözcüklere av olmayan, bilakis onları ustalıkla eğip büken şarkı sözleriyle dengeyi henüz ilk albümünde ustalıkla kuruyor. “Sen Harikalar Diyarı ol, ben de Alice” dese de kendi dolaştığı diyarları bize ancak ucundan gösteriyor. Oralara zahmetsizce ulaşmak öyle pek de mümkün sayılmaz.
Son dönemde şarkı sözlerinde günlük hayata dair sıradan mevzuları ifade etmenin niteliksiz söz yazmakla pekâlâ da karıştırıldığını düşünüyorum. “Sıradan” olanı ifade etmenin de hafife alınmaması gereken bir zorluğu, ustalık gerektiren bir inceliği var halbuki. Öylesine bir tuzak ki, yetkin değilsen birdenbire kendini “hiçbir şey” derken bulman an meselesi. “Sıradan olanı” anlatmaya düzülen methiyeler, çoğu zaman özünde sakil bir niteliksizliği örtmek için şahane bir kisve olmaktan öteye geçemiyor. OmA’ya dönersek, projenin ismi Almanca’da “nene” veya “büyükanne” anlamlarına gelmekle birlikte, “Om” ve “A” kadim ses ve sembollere de çağrışımda bulunuyormuş.
Demokrasi ve zürafa, Çözüm barış Zürafa
Kadim ses ve semboller.
“Tohum” albümünün büyülü atmosferini düşününce
taşlar yerli yerine oturuyor.
OmA’nın Tohum albümünde yer alan Zürafa şarkısı, klibiyle yayında!
Sen bana bir Zürafa, Bundan böyle ben de Zürafa
Demet Çizenel ve Burak Güngörmüş tarafından 2014 yılında İstanbul’da kurulan OMA, trip hoptan bluesa, elektronikten funka birçok adrese uğrayan soundlarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Eylül 2018’de On parçalık ‘Tohum’ albümünü yayınlayan ikili, 2021’de ise ‘İki’ albümünü yayınladı.
Kendi deyişleriyle “OmA’nın tohumu, Alman-Türk şarkıcı ve şarkı yazarı Demet ile müzisyen ve müzik yapımcısı Burak Güngörmüş’ün 2014 yılında Büyükada’da yollarının kesişmesiyle” atılmış. -Adaların kerametine daima inandığım için böyle bir albümün temellerinin de bir adada atılmış olması benim için şaşırtıcı değil. Olağanın sınırlarının aşılmasına, olağanın üstüne çıkılmasına imkan tanır adalar.- 2014 yılında Büyükada’da başlayan kayıt süreci Babajim Stüdyoları’nda nihayete ermiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Çıkalım çıkmasına da, asıl masal biz kerevete çıktıktan sonra başlıyor.
Trip hop’tan blues’a, elektronik müzikten funk’a çeşitli stilleri iç içe sunan OmA’nın tohumu, Alman-Türk şarkıcı ve şarkı yazarı Demet Çizenel ile müzisyen ve müzik yapımcısı Burak Güngörmüş’ün 2014 yılında Büyükada’da yollarının kesişmesiyle atıldı. OmA, Almanca’da nene veya büyükanne anlamına gelmekle birlikte, Om ve A kadim ses ve sembollere de çağrışımda bulunmaktadır.
İnsana ve hayata duyarlı modern insanın şiirini duyurma duygusunda buluşan, dört yıl içinde otuzdan fazla şarkı yazan ikili, bunların arasından Türkçe olan şarkılardan bir demet seçerek ilk albümlerini yayınlamaya karar verdi. Elektronik dans müziği projelerinde birçok dj ve prodüktörle çalışan Demet’in trip hop ve hip hop ilgisi ile Burak’ın rock, blues, soul ve funk köklerinin karışımı sonucunda OmA’nın kendine has sesi ortaya çıkmış oldu. İki insanın yaşadıklarını, hayallerini, farklı tepki ve sorularını aktardıkları şarkı sözlerinde; herhangi bir saptama yapmak yerine basit ve anlaşılır bir dille olanı biteni tüm dünya perspektifinden görmeye çalışmakta, arkaik insandan modern insana, insanın değişmeyen özelliklerini, doğa ve şehir ilişkisini vicdanları rahatlatırcasına deşmekteler.
2014 yılında Büyükada’da başlayan kayıt süreci Babajim Stüdyoları’nda sonlanan, kapak tasarımı Banu Uğural’a ait olan OmA’nın ilk albümü “Tohum” 6 Eylül 2018’de People Make Music etiketiyle yayınlandı.
Sıkı çalışma ve adanmışlığa dayalı bir hayatın mirasıyla Prolifik, underground hip-hop’un sınırlarını zorlamaya ve sahnedeki saygınlığını korumaya devam ediyor.
Prolifik, 2004 yılından bu yana hip-hop sahnesinde adından sıkça söz ettiren, Wisconsin doğumlu ve Milwaukee merkezli bir rapçidir. “Wicked Wisconsin” adlı yeraltı hareketinden gelen Prolifik’in kariyeri, azim, yaratıcılık ve sanatına olan bitmez tükenmez bağlılığıyla şekillenen yaklaşık yirmi yılı kapsıyor.
Colt 45 grubuyla başlayan Prolifik, 2005 yılında ilk albümü “Children Of The Darkside”ı yayınladı. Ardından solo sanatçı olarak kendini kanıtladı, Orta Batı’da konserler verdi ve diğer önemli sanatçılarla işbirliği yaptı. Hot Box Boyz’un kurucu üyesi olarak Prolifik, ülke çapında turnelere çıktı ve grubun 2010’da dağılmasından önce eleştirmenlerce beğenilen HBB EP’sini yayınladı.
Altı yıllık bir aradan sonra Prolifik, 2016 yılında ilk solo albümü “Prolifik 1990”u yayınlayarak güçlü bir dönüş yaptı. Albümün başarısı, Force 5 Records ile bir plak anlaşmasına vesile oldu ve 2020 yılında, underground sahnesinin en büyük isimlerinden bazılarının yer aldığı ikinci albümü “Cabin Fever”ı tamamladı. Son olarak Prolifik, They Liv3 ile güçlerini birleştirerek 2023 yılında aynı adı taşıyan albümleriyle geri döndü ve bu albüm iTunes hip-hop listelerinde 42. sıraya kadar yükselmeyi başardı.
A poet who lost a letter from his name in a gamble
NEW SINGLE OUT NOW !!
Available on all digital platforms under etrainrecords
BEWAR3 MY FRIENDS, BEWAR3 !!
The first video from Prolifik’s ‘Cabin Fever’ album: ‘Whisky Drinkin’ featuring Rick Dogg & The DRP.
Prolifik “Lunatic” features King Iso of Strange Music, D-Loc The Gill God, Donnie Menace
A master focused on the goal
Prolifik is a Wisconsin-bred, Milwaukee-based rapper who’s been making waves in the hip-hop scene since 2004. With roots in the underground movement “Wicked Wisconsin,” Prolifik’s career spans nearly two decades, marked by perseverance, creativity, and a relentless pursuit of his art.
Starting in the group Colt 45, Prolifik released his debut album”Children Of The Darkside” in 2005. He then established himself as a solo artist, playing shows across the Midwest and collaborating with other notable underground artists. As a founding member of the Hot Box Boyz, Prolifik toured the nation and released the criticallyacclaimed HBB EP before the group’s eventual breakup in 2010.After a six-year hiatus, Prolifik returned with a vengeance, releasing his debut solo album “Prolifik 1990” in 2016. The album’s success led to a record deal with Force 5 Records, where he dropped his sophomore album “Cabin Fever” in 2020, featuring some of the biggest names in the underground. Most recently, Prolifik joined forces with They Liv3, releasing their self-titled album in 2023, which charted at #42 on the iTunes hip-hop charts. With a legacy built on hard work and dedication, Prolifik continues to push the boundaries of underground hip-hop, solidifying his position as a respected figure in the scene.
A Brief History of Force 5 Records
Force 5 Records was created in 2002 by 5 guys with dreams to take the world over with their ruckus. The DRP narrates a brief history of the label and many of its releases. He goes through the beginning with his band SORE, his time with Primer 55, his new lead vocal duties with thrash metal kings, MOD ClassicTK and every release put out by the label over the course of the last 18 years.
Releases include Danny Diablo (Skarhead, Crown of Thornz), Saint Dog (Kottonmouth Kings, DGAF), The Nomadz (Chucky Chuck, Insane Poetry, The DRP), Mars, Skribbal, Prolifik, Jaysin Logik, King Relik, Cousin Cleetus (Boondox) and more with Suburban Noize Records/SRH Productions collab albums.
Force 5 Records history is a testament to the labels staying power in the industry. Their are many powerhouse artists that have come through and shared a piece of the RUCKUS history. The fans help us to continue on.
In this episode of, “The Ruckus Podcast Show” our hosts, The DRP & Rick Dogg invite special guest Prolifik on to talk about his album, “Cabin Fever” and the brand new, “The Ruckus Mixtape Volume 2”.
Modart, değişen dinleme alışkanlıklarına rağmen radyo kültüne ve kültürüne, radyonun etkisine inanan bir oluşumdur. Bizim “Yeni Dalga” dediğimiz, piyasanın görmezden, duymazdan geldiği birçok müzisyenin dinleyicileri olduğu muhakkaktır. Radyo Modart, tam da buradan yola çıkarak bu dalgayı yayacaktır.
Modart, modern, alternatif, yerli müziğe yer veren bir radyodur. İster yeraltında, ister popüler müzik alanında üretilsin, müziğin yaratıcılığıyla ve hakim piyasa anlayışına getirdiği alternatiflerle ilgilenir.
Modart seçkileri; rock, punk, caz, hip hop, pop ve elektronik müzik türleri ve bu türlerin açılımlarına öncelik verir. Bu türlerin güncel örnekleri, modern sound’ları ilgi alanımızdır. Modart seçkilerinin “Yeni Dalga” motto’suyla kendini ifade ettiği müzik budur.
Bağımsız müzisyenler ve firmalar, yeni ozanlar, kendi sound’unu inşa edenler, yeni fikirler ortaya koyan, tekrara ya da taklide başvurmayan müzisyenlerin çalışmalarını duyurmak önceliğimiz olacaktır. Blues, rock, caz, punk, elektronik müziğin bazı dalları gibi kendi standartları olan müzik türlerinde yaratıcılık ve özgünlük öne çıkan özellikler olmayabilir. Ama bu türlerin yeni üretimlerine de her zaman yer vereceğiz.
“Modart’ın ortaya çıkış sürecine, nasıl çalıştığına ve gelecek planlarına dair sorularımız vardı. Kendilerine ulaştık. Datça (Tayfun Polat) – Kadıköy (Hakan Tamar) ve Ankara (not the news) üçgeninde çevrimiçi bir görüşme gerçekleştirdik ve aldığımız cevaplar, Modart’a dair etkilendiğimiz ne varsa, bunun sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu gösteriyordu.” –nothenews.com
Medyascope’un yeni programı Ben Devri’nin ilk bölümünde Harun Şahnacı, konukları Tayfun Polat ve Hakan Tamar ile Radyo Modart’ın serüvenini, dijital ve karasal radyoculuğun farklarını, bağımsız müzik kültürünü ve müzikte “yeni dalga” anlayışını konuşuyor.
Powered by MODART
Sadece ve sadece modern, alternatif, yerli müziğe yer veren Radyo Modart, 16 Kasım 2024’ten beri 24 saat kesintisiz online test yayını yapıyor…
Söyleşi: Raife Polat / K24, Ocak 2025
Hakan Tamar, 90’ların başında özel radyoların açılmasıyla radyo programcılığına başlayan kıdemli bir radyocu. 9 yıldır Radyo Eksen’de süren MOD adlı yerli alternatif sahneye odaklandığı programını MOD Sessions adıyla canlı performans serisine de dönüştürdü. Aynı zamanda müzik yazarı, sunucu, yapımcı ve bağımsız plak şirketi Tamar Records’un kurucusu. 2019 yılında kurulan şirket 100’den fazla yerli yapım yayınladı, yayınlamaya da devam ediyor.
Tayfun Polat, müzik yazarı, şair, DJ, organizatör. Birçok genç müzisyenin ilk çıkışını yapmasını sağlayan Kadıköy’ün önemli konser mekânlarından kargART’ın mimarlarından. Açık Radyo’da 9 yıl boyunca anaakımın dışında kalan müzisyenlere yer verdiği “yerli” programının yapımcısı. Türkiye’de Bağımsız Müzik –Başlangıç kitabının yazarı.
Anaakım dışında kalan yerli müzik üretiminin uzun yıllardır takipçisi, destekçisi, dinleyicisi ve arşivcisi bu iki önemli isim şimdi bilgi ve deneyimlerini birleştirerek yepyeni ve heyecan verici bir maceraya yelken açtılar. Sadece ve sadece modern, alternatif, yerli müziğe yer veren bir radyo kurdular: Radyo Modart.