FESTİVAL BAŞLIYOR !!

COMING SOON…

Art’n Party Festival, sadece sahnede değil, emeğin paylaşımında da eşitliği ilke edinir. Bu bir sahne değil, bir alan; sanatçının, üreticinin ve seyircinin eşit olduğu bir alandır. Art’n Party Festival 26 Ekim’de.

Art’n Party Festival bir dayanışma festivalidir, yıllardır hayat vermek istediğim, hayal ettiğim ve özlemini duyduğum bu oluşumu bu dayanışmayı sizlere anlatmak istiyorum.

Sanatın Birliği ile Tınıdan Tuvale, Sözden Sessizliğe Uzanan Bir Dayanışma Başlıyor…

Sanat, insanlığın yeryüzüne bıraktığı en derin izdir. Her fırça darbesi, her nota, her heykel dokunuşu, her sözcük, insanın varoluş sancısına verilen duygusal bir yanıttır. Fakat bu izlerin gücü, yalnızca kendi disiplinleri içinde değil, birbirlerine temas ettiklerinde, iç içe geçtiklerinde, ortak bir hikâye anlattıklarında ortaya çıkar.

Dayanışma, işte tam da bu temasın, bu ortak hikâyenin adıdır. Tüm sanat dallarını müzikten resme, edebiyattan tiyatroya, danstan sinemaya bir araya getiren görünmeyen bir ağdır bu. Ve bu ağ, sadece estetik bir birliktelik değil, aynı zamanda bir etik duruştur. Çünkü sanatın birleştiği yerde ego değil, kolektif bilinç vardır. Rekabet değil, birlikte üretim vardır. Alkış değil, yankı arayışı vardır.

Sanatın tüm kollarının birleştiği bir yapı, aslında insanlığın daha iyi bir dünyayı mümkün kılabileceğine dair bir provadır. Bu yapının içinde çıkar yoktur, sadece paylaşım; rekabet yoktur, sadece ilham vardır. Çünkü sanat bir aynadır; tek başına bir yansıma gösterir ama diğer aynalarla birleştiğinde, gerçek bir panoramik hakikat yaratır.

Art’n Party / Ekim 2025

ART’N PARTY #01


One woman project by Ezgi İrem Mutlu

Böylesi bir dayanışma; sınıfsal, cinsiyetçi, coğrafi ve politik ayrımları değil, tam tersine çokluğu, farklılığı, renkleri ve dilleri kutsar. Her disiplin, diğerinin ışığını taşır.

eRman akçay, Gülşah Erol, Ezgi Mutlu ve Taylan Onur (instagram live) 12 Eylül 2025

Ve bu yapı kuruldukça, insan sadece sanatla değil, insanlıkla da yeniden buluşur. Çünkü tüm bu birliktelikler aslında şunu fısıldar: Hiçbir şey, birlikte üretmenin verdiği umut kadar dönüştürücü değildir.


Neon Nexus #02

“Ve bir an geldi, şimdiki zaman onarılmaz bir şekilde ruhunu sakatladı.”

instagram.com/neonnexusdergi

NEON NEXUS SAYI 2


Art’n Party / Ekim 2025

The Future is Now > Golem Radio Shows

Kaan Akay, nam-ı diğer *Golem*, 1997’den bu yana DJ’lik kariyerini sürdürüyor. 22 yıllık radyo geçmişiyle Dinamo, Standart FM, Sub FM ve Root Radio gibi platformlarda yer aldıktan sonra, Drum & Bass odaklı programlarına şu anda Radio 2019’da devam etmektedir.

Kariyeri boyunca Goldie, Adam F, Grooverider, Roni Size ve Photek gibi elektronik müziğin efsanevi isimleriyle aynı sahneyi paylaşmış; İngiltere’de Londra, Bristol ve Birmingham gibi önemli müzik şehirlerinde performans sergilemiştir.

DJ’liğin yanı sıra, *Human Scum* adı altında yürüttüğü solo projesiyle de üretimlerini sürdürmektedir.


Art’n Party / Ekim 2025

“Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.” -Ekim Benzetsel

  • Sana ödev verilen klasik bir eseri synthesizer ile kaydedip yayınla.
  • Sana ödev verilen bir eserde hoşuna giden müzikal ögeleri kullanarak popüler bir parça yap.
  • Her yıl aranızda en çok çalışan -hocaların deyimiyle “en ilerde” olan- kişinin yıl sonu konserini trolleyin.
  • Bir resitale normalde çaldığından daha küçük ölçüde bir enstrümanla çık. Ör. 3/4 keman ile
Tamar Records / TMR 063
  • Yapay zeka yardımıyla, Bach’ın stilinde bir eser yaz. Hocanı bu eserin gerçekten Bach’a ait olduğuna ikna et ve eseri sınavda çal.
  • Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziği, gerçekten de onun eseriymiş gibi Spotify’a yükle.
  • Gerçek olmayan bir ressam uydur ve onun adına bir web sitesi yap. Ressamı önemli biri gibi göster. Yapay zeka ile yaptığın resimleri, uydurduğun ressamın resimleriymiş gibi siteye koy.
  • Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziğin notasını, gerçekten de o besteciye aitmiş gibi konservatuar kütüphanelerine bağışla.
  • Koro dersinde bir ölçü geriden söyle.

Set Myself Free by Loli ‘Sacred Heart’ 2025 Gülşah Erol

Her sanatçı, bir başkasının yankısı olur.

Düşünün: Bir müzisyen bir ressamla aynı sahneyi paylaşır. Ritimler tuvale dökülür, renkler melodilere karışır. Bir dansçı, bir şairin dizeleriyle kıvrılırken, bir video sanatçısı o hareketleri zamanın dışına taşır. Ve ortaya çıkan şey, ne sadece bir konserdir, ne bir sergi, ne de bir tiyatro oyunu. O, yeni bir dildir. Sanatların ortak lehçesidir. Belki de “harmoni”nin insan eliyle kurulmuş en saf biçimidir.

Ama bu birliktelik bir organizasyon meselesi değil, bir vizyon meselesidir. Dayanışma, yalnızca birlikte sahne almak değildir; birbirinin emeğine saygı duymak, sanatçının yalnızlığını paylaşmak, ilhamın da mücadelenin de kolektif olduğunu fark etmektir. Bir müzisyenin notaya dökemediğini bir şair tamamlar; bir ressamın boşlukta bıraktığını bir koreograf doldurur. Bu, yaratıcı eylemin demokratikleşmesidir.

Ve bu birlikteliği mümkün kılacak şey, yalnızca bir mekân ya da bir fon değil; inşa edilen ortak bir değer sistemidir. Her sanatçının kendi üslubunu, kendi kırılganlığını ve kendi özlemini diğerininkiyle ördüğü bir ortak zeminin adı belki bir festival olur, belki bir kolektif, belki sadece bir oda ama özü hep aynıdır: “Birlikte, daha derin.”

ART’N PARTY #01

> instagram.com/artnparty


Kurtarılmış Üretim Araçları Orkestrası (MultiRAID 2016)

AID CRU X16 MultiRAID İstanbul

Marinetti’ye göre, gürültüyle çalışan bir makinenin sesi, savaştan ya da yengiden çok daha güzeldir. Bundan da kolayca anlaşılacağı gibi, insanın bir ürünü olan makine savaş için değil, insanın mutluluğu için kullanılmalı.

Patronsuz Kazak-Patronsuz Müzik’le buluşuyor

Bu bir Özgür Kazova-MultiRAID konseridir. Konser, Latince’de karşılaşma anlamına geliyor. Taksim’in bombalandığı gün, dört bir coğrafyadan İstanbul’u farklı bir şekilde sallamaya gelen ve bir çoğu Taksim’de konuşlanmış sanatçı ve na-sanatçının, İstanbul’un tarihi mahallelerinden Rami’nin sanayi bölgesinde, yine ilk eylemlerini 27 Şubat 2013 tarihinde Taksim’de koyup, sonrasında iflas bayrağını çekip fabrikayı terk etmiş fabrikatörden önce işgal (doğrudan eylem) sonra hukuksal yollara başvurarak, üretim araçlarına el koyup, hak alma mücadelesinde Türkiye ve hatta uluslararası işçi hareketinin biricik mensupları Özgür Kazova İşçileri’nin mekanında parmak uçlarının birbirine dokunması.

Farklı kültürel yapıların bir araya geldiğinde, insanların birbirinin kemiklerini kemirdiği bir coğrafyada, üretim araçlarımız etrafında buluşturucu ortak paydalar, doğurgan yeni anlamlar üretebilecek miydik, hepimiz için merak konusuydu. Bu konser gerçekleşmeden önce elbette ortak bir çıkış noktamız vardı. Patronsuz Kazak-Patronsuz Müzik’le buluşuyor. Siyasi ya da sosyal açılımının ötesinde, müzisyenin asli görevi müzik, tekstil işçisinin ise kazak ve t-shirt üretmektir. MultiRAID oluşumu, bu olguları ortaya attıkları na-sanat kavramı çatısı altında toplayarak, Özgür Kazova İşçileri’ni de performansa megafon, bilgisayar ve kurtarılmış üretim araçları yoluyla dahil ederek bir proje oluşturdu ve Özgür Kazova, MultiRAID’e kapılarını açtı. Bunun sanat tarihindeki kavramsal dayanağı, Marinetti’ye göre, gürültüyle çalışan bir makinenin sesi, savaştan ya da yengiden çok daha güzeldir. Bundan da kolayca anlaşılacağı gibi, insanın bir ürünü olan makine savaş için değil, insanın mutluluğu için kullanılmalı. Bunun yanında fabrikada icra edilen serbest doğaçlama ve noise müziğinin sosyal açılımları, işçilerin direniş mücadelesi ile tasarlanan performansın arasındaki ilişkiye dair ışık tutması açısından kreatif doğaçlamacı Wadada Leo Smith’in şu söyledikleri yol göstericidir: “Müzik söyleminin baskın normlarını yıkmaya çalışan yaratıcı müzik edimi ile hayatımızı “yönlendiren” politik reformları birbiriyle ilişkilendirebiliriz. Estetik normlarının değişimi siyasi değişime yol açar. Estetik değişimine giden yol yenilikten ve doğaçlamadan geçer.” Öyleyse yapısı gereği, hiyerarşisizliği vurguladığı için anarşizmin sesteki karşılığı serbest doğaçlamadır: Her birey kendi enstrumanlarını aynı anda hep birden müziğe dahil ettiği için solocu-eşlikçisi bertaraf edilmiş oluyor; böylece, anarşizmin temel nüvelerinden biri fırsat eşitliğiyse, ortaklaşa katılım, müzisyenlere bu imkanı sağlıyor. Müzik, melodi, armoni ya da ritimden değil de her türlü sesin oluşturduğu dokudan meydana geldiği için sesler arasındaki hiyerarşi de ekarte ediliyor. Eşitsizliği yaratan öğelerin yokluğunda seyirciler ile müzisyenler de eşit, çünkü ikisi arasında bir mesafe yaratan kulis ya da müzisyenlerin seyircilere tepeden baktığı, üstünde durdukları bir sahne na-mevcut; tüm sahne seyirciyi de içine alacak şekilde hemzemindir. Burjuva imajının aksine, dinleyiciye, haydi gelin, diyen, kendine katan bir imaj. Ayrıca, bu karşılaşmanın gerçekleşme şekli de gönüllülük esasına dayandığından, kapitalist beklentilerin tamamen dışında; İşçilerle müzisyenler doğrudan ilişkiye girmiş, sponsor, kilise, cami, devlet, burjuva yoktur.Paylaşım ve kardeşliğin ötesinde hiçbir şey yoktur. Etkinlik için herhangi bir giriş ücreti belirlenmemiş, kapıya, masrafları gidermek adına bir bağış kutusu konmuştur (Aid Box). İşçilerin makineleriyle kazak üreterek Kurtarılmış Üretim Araçları Orkestrası’nın yarısını oluşturması da anlamlı. Makinelerin kendini tekrar eden gürültüleri, işçiler tarafından kontrol bilgisayarlarıyla müdahale edilerek farklı loop’lar halinde hızlandırılmış besteye minimalizmden esintiler, hipnotik ve meditatif havalar kattı. Güzel havalar bunlar: İnisiyatif alma ve karşılıklı anlaşma, sorumluluğun paylaşılması. Patronsuz Kazak-Patronsuz Müzik buluşması, bela zamanları bir na-etkinlik.


15-22 marts 2016

Later into this broadcast concerts by:

Siebenstädt/Erol/Argüden/Tüzün (DE/TR/TR/TR), Miriam Siebenstädt: sax , Gülşah Erol: cello, Korhan Argüden: drums , Tolga Tüzün: electronics

Pernollet/Demi/Argüden/Adato (IT/TR/TR/UK) Vincent Pernollet: guitar, Duygu Demi: cello , Korhan Argüden: drums , Illi Adato: electronics

Çatı1972/Riva/Capurso (TR/CH/IT), Gürkan Baltacılar: guitar, Alex Riva: winds, Marialuisa Capurso: voice, electronics

Crocanti (ES), Marti Guillem: electronics


Joe Made This ‘DIY’

Bu spontan çeşitlilik merkezi sürekli bölüp, parçaladığı için merkeziyetçiliğe de karşı bir tutum. Kendi teknolojini üretmek, toprağı ekmek gibi pratik bir iştiraktır. Böylece deha miti yok oluyor ve herkes kendi dehasını buluyor. Bireyin teknolojiye hakimiyeti sistemi nakavt eder…

Ortaklaşa bir amaç da patronsuz alan yaratmaktır. Kapitalist üretim sürecinde patron ya hep daha zengin olur ya da iflas eder ama işçinin ve na-müzik sanatçısının “yoksul” durumu devam eder. O yüzden, hedefimiz kendimize patronsuz bir alan daha yaratmak, patronsuz ve tahakkümsüz oyun alanımızı genişletmekti. Bireylerin doğrudan çabasıyla gerçekleştirilen bu biçimdeki performanslar, çokluk, tarihte ve günümüzde burjuva bireyselliği olarak nitelendirilebiliyor. Bunu na-sanatçılar ve Özgür Kazova İşçileri olarak bire bir deneyimlediğimiz için söylüyorum, ayrı bir konferans konusu, başka bir yazımda değineceğim. Avant-garde sanat da Özgür Kazova İşçileri de “sosyalist” devletlerin ve “sol” örgütlerin hışmından geçerek bu günlere geldi. Hiç değilse söylemleri özgürlükçü ve işçiden yana olan ki buna müzik ve kültür işçileri de dahil olmalı, sosyalist oluşumları özeleştiriye davet etmek gerekiyor. Amacımız, iktidar kavramının gerekliliğinin kırılması ve müziği yapmaya başladığımız anda her türlü düşünce ve ideoloji eriyor, kafamız konuşmuyor, sadece müzik. İşin düşünce kısmı sahneden önce tasarlanıyor ve icra etme kısmında siyaset de eriyor, işçiler de kazak üretmeye konsantre olmuşken Enternasyonal Marşı’nı söylemiyor. Kapitalizmle mücadele aşamasında kitaplardan öğrendiğimiz ya da devrimci mücadele tarihi yanında ki asla küçümsemek için söylemiyorum, öğrendiğimiz yenilikler var, iyi ki var. Enstrumanların yapım aşamasına kadar var oğlu var. Kurtarılmış Üretim Araçları Orkestrası diğer bitişik yarısını kendi enstrumanlarını, bir nevi makinelerini üreten na-müzik sanatçıları oluşturuyor. Piyasada üretilen müziğin adı anıldığında bir yandan müzisyenlerin kullandığı, belli başlı firmaların ürettiği müzikal enstrumanların (hangi müzik?) çizdiği sessel çerçevelerin içinde konuşmak zorundayız, belki de aklımızı kaçırmamak için, oysa DIY tam bir kaçkınlık. Bir Les Paul ya da Stratocaster’ın icracısıyla arasına koyduğu tarihi, bilgisel ve uzmanlaşmaya dair mesafe, icracının kendi makinesini üretip onunla daha et, daha kemik olmasıyla ortadan kalkıyor. Müzisyenin kendi enstrumanını üretmesi ve standardizyasyondan kaçınması daha zengin bir ses çeşitliliği ve taklidi zor, özgün sesler anlamına geliyor, bir ses sanatçısının kalemi tıpkı bir şarkıcının her şarkıyı okumadan önce mikrofona iç çekmesi gibi, sürekli değişen sesler. İşte bu değişkenlik devamlı yeniliğin kapılarını çalıyor. DIY sanatçısı müzik dükkanı yerine Perşembe Pazarında ve Bauhaus’da dolaşıyor, sonunda kendinini elektrik, devre kovalarken buluyor, buna, sanatla, zanaatın buluşması da diyebiliriz, ancak art-nouveau usulü gibi pahada yüksek bir buluşma değil. Art-nouveau akımının söyleminde sanatçıyla zanaatkarı, dolayısıyla halkı buluşturmak vardı ama ürettikleri vazolar ve mobilyalar o kadar “estetik”di ki fiyatta anlaşamadılar. Oysa bir DIY sanatçısının alanını ikinci el dükkanlardan, çocuk oyuncakçılarına kadar, işlerin sessiz sedasız yürümesini sağlayan sıradan iyi insanların dolaştığı mekanlar oluşturuyor. Bu spontan çeşitlilik merkezi sürekli bölüp, parçaladığı için merkeziyetçiliğe de karşı bir tutum. Kendi teknolojini üretmek, toprağı ekmek gibi pratik bir iştiraktır. Böylece deha miti yok oluyor ve herkes kendi dehasını buluyor. Bireyin teknolojiye hakimiyeti sistemi nakavt eder, yüz lira vererek aldığınız bir ekolayzır pedalını kendiniz on liraya üretebilirsiniz, üstelik onu üretirken edindiğiniz bilgi sizi bir şey yapar.

Kurtarılmış Üretim Araçları Orkestrası’nın başka bir marifeti ise mekansal standardizasyonu parçalamak. “Serbest” piyasa ekonomisinin dayattığı konser mekanlarının dışına çıktık. Konser şöyle ya da böyle şu mekanlarda olmalıdır dayatmasına karşı Özgür Kazova İşçileri’nin uyguladığı başka bir kamusal alan mümkündür, mottosuyla, bir A.I.D Room geleneği olan (dünyada bir ilk değil), konser için tasarımlanmamış mekanları konser alanına çevirme işlemini paylaştık. Bu bizi evimizdeymiş gibi hissettirdi.


15-22 marts 2016

“Müziğiniz yabani at gibi, evcil olsa dinlendirir. Ürkütücü olmayan yanları da vardı: Gitar çalarken bağıran testere, bir kadının zinciri tavada gezdirmesi aklımda kaldı. Saatlerce dinlerim. Bunu sen, ben, herkes yapabiliriz hissi de güzel. Bizim müziğe katılımımız da öyle hissettirdi.” -Özgur Kazova

Karşılaşmanın ardından bir ay geçti ve Özgür Kazova’yı habersiz, teklifsiz ziyarete gittiğimde fabrikanın kapısı yine açık, konser hala devam ediyordu, günlük rutin… Makineler şakırken çaydanlığın buhar sesi eşliğinde Aynur Usta, Serkan Usta, Muzaffer Usta ile koyu bir sohbet demledik.

-Eski fabrikada hep aynı saatte işbaşı yapar, önümüze konan listedeki ip, model, en, boy, hep o listeyi uygulardık, hoşumuza gitmese bile. Maviyle, yeşil, yap diyorlar. Biliyorum ki sarı daha iyi gider. Burada artık kafamıza göre üretiyoruz, sizinle yaptığımız müzik de öyleydi, iyisiyle, kötüsüyle, özgür. Biz kazağı değiştirdik, siz müziği değiştirmişsiniz. Gerçi biz direnişin, dayanışmanın içinde büyüdük. Siz, biz, ayrı, gayrı yoktur. Farklı hayatların olduğunu kitaplardan değil hayat içinde öğrendik. Bu, ruhumuza işledi.

-Orjinali de bozmuşsunuz. Enstrumanlara bazı materyaller eklemişsiniz. Gitar, gitar değil, bambaşka bir ses. Biz de makinelerin tarak arabasını değiştirdik, Muzo, tarakları kesip daha kısalarını yerleştirdi, daha seri üretiyoruz. Bizim makine değiştikten sonra daha fazla iplik kullanmak zorundayız, kaliteyi artırıyor. Kapitalistler daha az iplik kullanmaya bakar.

-Penye mantığını trikoda uygulayabilir miyiz, diye düşündük. Şimdi trikolarımız klimalı gibi, t-shirt’lere hava giriyor.

-Makine ayarını da sıkılaştırdık, böylece makinenin hatalarını gördük. Nokta vuruşu yapabiliyoruz.

-Neydi öyle, birinizin kolunu takma zannettim, cihaz bağlamış, şaşkınlık.

-Ayı kafalı bir çocuk vardı. Ezan sesi üzerine rap gibi bir şeyler çalıp, etrafındakilerle gülüşmeye başladı. Neyi ima etmeye çalıştığını anlayamadık, sen de ortadan kaybolmuştun o sırada. Muzo seni sonra taksiden inerken görmüş.

Özgür Kazovacı’ların bu hassasiyetini müzisyen arkadaşlara ilettim. Performansda, Berlin’de bir mağazadan alınma ezan sesi çıkaran bir oyuncak kullanılmış. Amaç, sistemin, en kutsalı bile çocuklar için nasıl metalaştırdığını tiye almakmış. Olay, inançla dalga geçmek değil. Burada yapmayacağız da nerede yapacağız. Gürültüyü sordum işçilere:

-Gürültü uzaktan geliyor, bire bir değil. Bu kadar yakından duyunca, Gaziosmanpaşa’dan gelen inşaat gürültüsünün orada oturan insanlara neler hissettirdiğini anladım: Korna, vinç, dozer. Daha önce o gürültüyü koklamamıştım. Aynı gürültüyü sokakta duysam orada saatlerce durmam. Buraya gelen komşu esnaf beş dakika durdu, kaçtı. Ama, biz olayı biliyorduk. Özgürlük cezp edici. Üstelik belli, arkadaşlar notayı yalayıp yutmuşlar. O kendi yaptıkları enstrumanlarla normal müzik yapsalar ortalığı dağıtıp geçerler. Müziğiniz yabani at gibi, evcil olsa dinlendirir. Ürkütücü olmayan yanları da vardı: Gitar çalarken bağıran testere, bir kadının zinciri tavada gezdirmesi aklımda kaldı. Saatlerce dinlerim. Bunu sen, ben, herkes yapabiliriz hissi de güzel. Bizim müziğe katılımımız da öyle hissettirdi. Ama ustalık olduğu da belli. Kendine özgün bir uyumun olduğu doğru ama formatın iyi anlatılması gerek, çünkü o zaman daha kolay hissedebiliyoruz.

-Elime tencere tava alıp mikrofonlasam bir daha aynısını çalamayacağım, ama bu bir teşvikse ne güzel.

-Bir kıza teneke verdim, bir de kaşık. Performansın sonunda kaşık yamuldu, kız üzüldü, sarıldık.

-Gitarlar başlangıçta melodiyle girse, sonra çıldırsa, sonra tekrar melodiye geri dönse daha uygun olurdu. O zaman normale döneceğini bilirdim. (Bu beni, Sonic Youth’un, Diamond Sea, adlı parçasına götürdü.)

-Neydi o tekstil mankenine yaptığınız? Adam zili kıçına kıçına vurdu. Kadına şiddet bu olsa gerek. Feministler görse topa tutar sizi.

-Ama o adamın performans öncesi hazırlık yaparken ve çalarkenki ciddiyeti, konsantrasyonu, adamlar sallamıyor dedik.

-Kırk ülkeden insan ağırladık o gün. İstesen yapamazsın, çünkü düzen onu gösteriyor. Birilerinin gelip, bizim bir projemiz var, demesi önemli. Biz olmasak kimle yapacaklar.

-Gezi de bizim gibi patladı. Sünnisi, alevisi var mıydı. Biz de sıradan, işinde gücünde insanlardık ama hep içimize atıyorduk: Çok çalışmak, hak ettiğinden düşük ücretler, eşinle tiyatroya gidememek, dışarıda yemek yiyememek. Gezi de sıradan insanın ters giden bir şeylere haykırmasıydı.

Yurtdışında iletişim halinde olduğunuz Özgür Kazova gibi oluşumlar var mı?

-Örneğin VİEOME. Yunanistan’da kaldırım taşı üreten bir fabrikaydı (Kaldırım taşlarının altında kumsal var.) Patron iflas gösterip fabrikayı terk etmiş. İşçilerin direnişi, makinelere el koymalarıyla sonuçlanıyor ama malzeme pahalı. İşçiler, aynı makinelerle sabun, deterjan üretebileceklerini keşfediyorlar, şimdi öyle yapıyorlar. Selamlaştığımız birkaç oluşum daha var. Herkesin ülkesine göre kanunları var, enflasyon farklı, işçiler farklı. Bizim yaptığımız, İspanya’da daha kolay, Yunanistan’da acaba, Türkiye’de çok zor. Bu noktadan sonra planlı, programlı devam etmeliyiz. Elbette dayanışmayla ama asla bağışlarla değil. İstikrar sağlamalıyız. Amacımız daha fazla üretip ürünlerimize yeni pazarlar bulmak. Asli amacımız çalışma süresini altı saate indirip, insan gibi yaşayacak kadar para kazanmak.

-Görünüşte bir şirket, içeride işleme şekliyle bir kooperatifiz. Adı önemli değil. Köylülerin geleneksel İMC usulüyle çalışıyoruz da diyebiliriz. Türkiye’de kooperatifler var ama çoğunlukla tüketim kooperatifleri. Üretim kooperatifi olarak yalnızız. İstiyoruz ki çevremizdeki ayakkabı, plastik fabrikaları da kooperatifleşsin, birbirimize tutunalım. Birbirimizden alış-veriş yaparsak marka sevdası geriler. Önemli olan marka değil, kazağın içindeki hammadde. Bizim de bunu iyi anlatmamız gerek.

Adam naylon kazağa elli lira istiyor. İlk etiket fiyatı yüz lira. Bir miktar satıp voliyi vurduktan sonra elinde kalanlara 50% indirim çekip bir damping furyası pompalıyor. Biz yüzde yüz yün kazak üretiyoruz. İki yıldır zam yapmıyoruz.

Multiraid ‘Özgur Kazova’ Anti-Capitalist Textil Factory (206)

ipliği aldık

ördük

diktik

yıkadık

paketledik

42 Lira

8 Lira kar koyduk

50 Lira

Kapitalist ne yapıyor?

420 Lira

BULUŞMAK ÜZERE

. . .

Kaynak: AID Zine #02


XTRA:

Première release R3Z0L4B : “L’Intropil”

Artwork : Dave2000

Il est 6h du matin, les vagues s’écrasent lourdement sur le sable sombre, tout est calme, le monde des humains s’éveille difficilement et pourtant il est là, oui, il est là, comme déposé, ou mieux, façonné par une main divine.

Personne ne l’attendais mais R3Z0 est né.

Pointant à l’horizon, le disque de feu céleste caresse ses formes imparfaites, la brume matinale ne permet pas encore de voir distinctement les contours changeants de cette entité hybride, mais de douces lueurs jaunes, bleues, violettes percent de façon erratique son manteau vaporeux.

Le bruit des vagues au rythme imparfait nous berce encore un petit peu, un léger vent siffle en tourbillonnant, l’orage nocture a définitivement passé sont chemin…

‘Intropil’ by R3Z0L4B


Si vous souhaitez en discuter et vous féliciter,

vous pouvez participer au forum.

R3Z0L4B

Et si vous voulez participer aux prochaines compiles “Remontées Acides”

et “Refaire le monde” c’est encore ici.


BABA SAD: BABA TALK BABA EP

BABA SAD ‘ÖFKE HEDİYE’

“Bu bizim için büyük, insanlık için önemsiz bir adım.” diyen grup, PuNk ROck’tan dans müziğine, psychedelic rock’tan canlı görsel performanslara uzanan çok katmanlı kayıt ve müzikal atmosferleriyle tüm duyuları hedeflediklerini dile getiriyor.

Rock’n Roll sahnemizin yükselen kafası BABA SAD, bu ay içinde yayınladıkları ‘Öfke Hediye’ ve anti-militarist tavrıyla kulağımızın pasını atmaya devam ediyor; Spotify harici tüm dijital mecralarda yerini alan albüm için “Bu bizim için büyük, insanlık için önemsiz bir adım.” diyen grup üyeleri, PuNk ROck’tan dans müziğine, psychedelic rock’tan canlı görsel performanslara uzanan çok katmanlı kayıt ve müzikal atmosferleriyle tüm duyuları hedeflediklerini dile getiriyor.

BABA SAD by Begüm KOÇUM


Fury, and intense anger, screamed at full force in your face! It’s not until the third song Kendin Ol that Baba Sad vocalist Dehan Kılınçarslan tones back on the force for a moment, a sentence or two. Three Turkish punks that scream about dented souls and the cruel society that produces them. And where many of these powerful punk albums usually become blunt because the walls of guitar noise keep up a same dulling effect, Baba Sad knows when to pull back on the force and opt for a bit of subtlety. And that’s when the groove picks up, takes over and has you dancing and jumping like a madman awaiting that moment when the walls come back in and tower over you. Case in point, the thrashy fifth track Ruşen, so wild, so fast and so furious. These young Turks throw caution in the wind, meaty bass work all over the place and high energy drum work that is always revving up your anticipation. Six tracks and almost twenty two minutes of sweat dripping punk, raw and intense. And this kind of music needs it raw, bloody raw… stonerhive


Sonsuz Gece (Live) by BABA SAD / 2025 Hexe Music

With roaring vocals, hypnotic drum beats and hair-raising bass frequencies, BABA SAD continues to attract attention with their energetic performances built on lo-fi garage / punk aesthetics.

Founded in 2020 by Dehan Kılınçarslan and Yağız Nevzat İpek in Istanbul, the band added Efe Sanlav to its lineup in 2022 and realized various performances and shows with artists from different disciplines. Describing their music as “rock music combining roaring vocals, groovy bass lines and hypnotic drums”, the band draws inspiration from genres such as punk, garage, stoner rock, as well as gopnik techno and psychedelic rock.


BABA SAD by Begüm KOÇUM

Ep’mizi HEXE müzik etiketi ile yayınlıyoruz, Murat MRT Seçkin ve Hatice Arıcı grubun ilk gününden beri yanımızda oldu. Bu desteklerini işbirliğine çevirebildiğimiz için de ayrıca bir mutluluk taşıyoruz. Şarkıları kaydettiğimiz gece bizimle olan onlarca arkadaşımıza, çıktığımız yolda bizimle yürüdükleri ve bize inandıkları için teşekkürler.

BABA SAD

baba sad öfke hediye //bandcamp


BABA LIVE

Baba Sad iki yıldır merakla beklediğimiz kayıtları sonunda halka açtı. Hepimizi nefrete değil öfkeye yönlendiren, dinledikten sonra “kahrolsun ..” diyerek sokaklarda bağırma ihtiyacı duyacağınız neredeyse ev yapımı, canlı kayıtlı bir ses bombası ile karşımızdalar. HEXE MUSIC

Baba Sad has finally released the recordings we’ve been eagerly awaiting for two years. They’re here with a homemade, live-recorded sound bomb that will inspire not hatred but anger in us all, a sound that will make you want to shout “damn you…” in the streets after listening to it.

Astro Dehan by Murky Charade, Ankara 2023

BABA SAD ÖFKE HEDİYE

for more info & contact BABA SAD


The Rest Is History: The Early Days of Jungle & Drum ‘n’ Bass

a new documentary on jungle and drum & bass’ early days

“Drum n Bass hayatımın çok büyük bir parçası ve Doc’n Roll ile yeni nesil raverlar/junglistlere bu müziğin kökenini anlatma şansı yakaladığım için çok heyecanlıyım” -Costigan

Jungle ve drum & bass’ın sahneye çıkış yıllarını konu alan yeni bir belgesel, İngiltere’deki seçkin sinemalarda ve Doc’n Roll TV üzerinden yayınlandı. Belgesel, Liverpool, Birmingham ve Brighton dahil olmak üzere birçok şehirde gösterime girdi ve 90’ların başında İngiltere’deki rave kültüründen filizlenen bu müziğin doğuşunu anlatıyor.


a new documentary on jungle and drum & bass’ early days

“Covid nedeniyle uzun yıllar süren yapım aşaması ve aksiliklerin ardından, filmimin İngiltere ve İrlanda’da gösterime girmesini desteklemek için İngiltere’ye seyahat etmekten gerçekten heyecan duyuyorum. Drum n Bass hayatımın çok büyük bir parçası ve Doc’n Roll ile yeni nesil raverlar/junglistlere bu müziğin kökenini anlatma şansı yakaladığım için çok heyecanlıyım” -Costigan

Müzisyen, DJ ve yapımcı Stickbubbly olarak da bilinen Peter Costigan tarafından çekilen film, çoğu daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleri ile bu müziğin gelişmesine katkıda bulunan öncü isimlerle yapılan röportajları bir araya getiriyor. Jumpin’ Jack Frost, Ray Keith, Dillinja, Lemon D, Ragga Twins, Micky Finn, Paul Ibiza ve G.Q. gibi isimler, müziğin kökenleri, korsan radyolar aracılığıyla geçirdiği kültürel evrim ve nihayetinde dünya çapında bir fenomen haline gelmesini anlatıyor.

Kaynak: djmag.com / big thanx 2 GOLEM


Deftones’un Dönüşü: Private Music

Deftones ‘My Mind is a Mountain’

Kabuğunu At, Kendi Boşluğuna Kulak Ver!

Gökhan Gençay

Bazı albümler, seni içine çekmek için yalvarır. Bazıları ise yumruk gibi gelir, suratını dağıtır ve seni o enkazın içinde bırakır. Private Music ikinci kategoriye ait. Ama bu yumruk öyle rastgele savrulmuş olanlardan değil; tam çeneye oturan, planlı, hesaplı ve bir o kadar stilize bir aparkat.

Beş yılın ardından Deftones muhteşem bir geri dönüşe imza attı. Küçük harflerle, sessiz bir meydan okumayla karşımızdalar: private music.

Albümün ilk şarkısında “My Mind Is a Mountain” diye sesleniyorlar. Ve evet, zihin gerçekten bir dağa benziyor. Tırmanıyorsun, düşüyorsun, tırmanıyorsun, yine düşüyorsun. Ama zirvede seni bekleyen şey huzur değil: daha fazla rüzgâr, daha fazla yükseklik. Chino Moreno’nun sesi, oksijen maskesi olmadan da nefes alınabileceğini hatırlatıyor resmen.

Sonra “Ecdysis” başlıyor. Yılan derisini bırakıyor. Her dinleyişte bir parça daha soyuluyor. Şarkı dinleyeni güzelleştirmiyor; tam tersine, çirkinliğini parlatıyor. Çünkü çirkinlik gerçek. Ve gerçek, bugünün dünyasında hâlâ en lüks şey.


Deftones ‘My Mind is a Mountain’

“Souvenir”, altı dakika boyunca beynin içinde yankılanan boş bir tünele denk. Karanlıktan çıkıp ışığa doğru yürümeye çağırıyor, ama ışık da en az karanlık kadar rahatsız edici.

En sert tekme nerede mi geliyor? “Cut Hands” diyeyim o zaman. Davullar makineli tüfek, gitarlar jilet gibi. Kanatıyor mu? Hem de nasıl! Devam etme arzusu kalıyor mu? Mecbursun. Çünkü Deftones dinlemek esasen bir tür self destruction.

Ve kapanışta “Departing the Body”. Ölümü düşündüren anların soundtrack’ı. Ama nedense garip şekilde umutlu. Çünkü her ayrılış aynı zamanda bir yeniden doğum. Şunu dedirtiyor insana: “Evet, ben hâlâ buradayım ve hâlâ yaşıyorum.”

Prodüksiyon temiz, ama kesinlikle cilalı değil. Nick Raskulinecz’in elleriyle ayarlanmış bu ses, dinleyiciye doğrudan bir ayna tutuyor. Herkes kendi suratındaki çatlakları görüyor ve o çatlaklar gerçek.

Private Music, Deftones’un en parlak albümü değil tabii ki, ama muhtemelen en dürüst albümü. Çünkü kimseyi avutmaya çalışmıyorlar. Acıyı estetize etmiyorlar. Aksine, “Al işte, senin acın budur,” diyorlar.

Sonuç olarak, Deftones dinleyin efendiler!


Hakan Kaya: Gece Gelen

Kadıköy, İstanbul

Bir Nokta Kadar

Hakan Kaya

Ama söylenmeyen şeyler yok mu sayılır?
Bilge Karasu

bu bir intihar mektubu.
birazdan kafama sıkacağım
ve gerisini anlatmak,
yalan söylemek gibi olur…


   DADA              

         da           da          dada       da         

Bu ne böyle,            da

                               da      da

da      da

Deklanşöre basıyorsun.

da      da                 da      da

dada

Çkrt…

Sevcan orada işte.

Karşında, 

            da      dada    da

Aşık mısın? diye soruyor.

‘aşığım’

Nilüfer’e bir şiir yazıyorsun.

Şiirde aşk yok, memleket ,                        da da da

                       meseleleri var.    dada

da      da da      da da      da da      da

Açıp okuyor, sen yitip gitmeden önce.

Ötesi burası işte.

Burası ötesi.

Öte.

Ötelen.

Öteleyin.

Ötesi.

Ötele!

dada

da

da

da

da

d

a


Yeldeğirmeni

GECE GELEN

Hakan Kaya

Gece.
Göz kapakların kapanmak üzere.
Yatacaksın.
Rüya göreceksin belki. Ya da karanlık çökecek.
Biri kapıya tıklatıyor.
‘’Açmasam olmaz mı?’’ diye fısıldıyorsun kendine.
‘’Gecenin bu saati kim gelebilir ki?’’
Eski karın?
‘’Hayır, o gelemez,’’ diyorsun.
En iyisi kapıyı açmamak.
Kapı tekrar çalınıyor.
Yatakta doğruluyorsun.
Terliklerini giyiyorsun fakat henüz kalkmış değilsin.
‘’En iyisi uyumak’’, diyorsun. ‘’Çalar çalar gider.’’
Ya yardıma muhtaç biriyse?
‘’Sanmam, ben kimim ki, benden yardım istesin?’’
Eski karınsa?
‘’O imkânsız, onu yarım asırdır görmüyorum.’’
Uyumak, uykuya dalmak. Tek istediğin bu.
Kapı susuyor.
Bir gölge pencerenin önünde yürüyor, görebiliyorsun.
EVDE OLDUĞUNU BİLİYORUM! diyor karanlık.
Yorganı başına çekiyorsun.
‘’Bu bir rüya, rüya. Gerçek olamaz,’’ diyorsun.
ESKİ DOSTUM KAPIYI AÇ!
Komodine uzanıyorsun.
Elin boş kalıyor. Tabancan yok işte.
EVDESİN DOSTUM, AÇTA SARILALIM!
Terliklerini tekrardan giyiyor, kapıya yöneliyorsun.
Belki doğru söylüyordur, o eski bir dost olabilir, diyorsun.
Kapıyı yarım açıp, sesleniyorsun.
‘’Gel eski dostum.’’
Karanlıkta seçilmeyen bir gölge beliriyor.
Kapıdan içeri girerken gölge sen titriyorsun.
Hoş geldin eski dostum, diyor sana.
Hazırlandıysan gidelim… Uzun süredir seni bekliyoruz.



Hakan Kaya:
 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.
instagram.com/hkakaya

Saltuk Erginer ile dün, bugün ve yarın

Saltuk Erginer, 2500-3000 mt. civarı And Dağları, Tulcán, Frontera Nariño, Ekvador, 17 temmuz 2019

Erginer’in müziği, gösterişli olmayan ama derinlikli bir anlatım diliyle öne çıkıyor. “Oyun Bu” sade ama etkileyici düzenlemesiyle, dinleyiciyi kendi iç sesini duymaya davet ediyor.

Geceden doğan şarkı

Suzan Somalı Sönmez / Milliyet Sanat

Saltuk Erginer, 2009 yılında yayımladığı ilk albümü “Sisifos Hikayeleri” ile dikkatleri üzerine çekti. Albüm, mitolojik göndermeleri, şiirsel dili ve akustik tınılarıyla alternatif müzik sahnesinde kendine özgü bir yer edindi. Ancak bu çıkışın ardından Erginer, uzun süre sessizliğe gömüldü. Yıllar sonra “Geç Kalan Şarkılar” adını verdiği yeni albüm projesiyle geri dönen sanatçı, bu albümden ilk olarak “Kırmızı” adlı teklisini yayımladı. “Oyun Bu” ise bu albümün ikinci teklisi olarak dinleyiciyle buluştu. Albümdeki birçok parça, Erginer’in uzun yıllardır tanıdığı ancak son birkaç yıldır birlikte üretmeye başladığı Filiz Babalık Aytar ile ortak imzalar taşıyor.

2017’nin bir gecesi… Akustik gitar, mikrofon ve eski bir bilgisayar… Saltuk Erginer çalıp söylüyor, arka vokalde cırcır böcekleri ona eşlik ediyor. İstanbul’un ağırlığından uzaklaşmak için çıktığı bir yolculukta, doğanın ortasında, ay ışığı altında yazılan bu şarkı, yıllar sonra “doğru zamanı” bulmuş… Erginer’in deyimiyle, bu parça “Geç Kalan Şarkılar”dan biri. Sözleri Filiz Babalık Aytar’a, müziği ise Erginer’in kendisine ait olan “Oyun Bu”, içsel bir huzurla varoluşsal bir hüznün arasında gidip geliyor. Dinleyeni, yapraktan yuvarlanan bir damla gibi, başka zamanlara ve duygulara taşıyor.


Saltuk Erginer ‘Oyun Bu’ 2025

Uzun bir aradan sonra müziğe yeniden ses veren Saltuk Erginer, yeni teklisi “Oyun Bu” ile dinleyicilerini geçmişin izleriyle örülü bir iç yolculuğa davet ediyor.

Müzikal kadro ve prodüksiyon

25 Mayıs itibariyle tüm dijital platformlarda yayımlanan parça, sanatçının yıllar süren sessizliğini bozan ikinci tekli olma özelliğini taşıyor. “Oyun Bu”, güçlü bir müzikal kadroyla hayat buluyor. Davul’da Cengiz Baysal, basta Alper Yılmaz, çelloda Barış Güvenenler, alto saksafon, klavye, efektler ve prodüksiyonda Serhan Erkol imzası bulunan çalışmanın kapak fotoğrafı Dilek Yaman, yapım ve tasarım ise Saltuk Erginer elinden çıkmış. Bağımsız olarak yayımlanan şarkının tüm kayıt, düzenleme, mix ve mastering süreçlerinde ise Serhan Erkol’un ustalığı var.


Saltuk Erginer & Burcu Erdoğan ‘Son Tren’ Sisifos Hikayeleri

Saltuk Erginer’in 2009’da kaydettiği ve Karga ekibi tarafından imece usulü yayımlanan Sisifos Hikayeleri, 11 yılın ardından nihayet dijital mecralarda. Erginer’in bir bilgisayar başında evde kaydettiği 13 parçalık albüm; dinleyiciyi yer yer iç hesaplaşmalara, yer yer de ferahlatıcı dehlizlerde savrulmaya itiyor. Türler arasında süzülen, bunu yaparken de tazeliğinden hiçbir şey yitirmeden yıllara meydan okuyan Sisifos Hikayeleri, yerli bağımsız müzik sahnesinin kıymetli hazinelerinden. -Bant mag.


ERGİNER

iletişim ve işbirliği için:

instagram.com/saltukerginer

SALTUK ERGİNER SİSİFOS HİKAYELERİ


İstanbul’da Yeni Bir Sanat ve Müzik Buluşması: ART’N PARTY

“Here & There”

İstanbul’da Her Pazar Sanat ve Müzik Buluşması:
Yeni Bir Disiplinlerarası Etkinlik Serisi Başlıyor

İstanbul, çok kültürlü dokusu ve dinamik enerjisiyle sanatın her alanına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Şimdi ise, şehrin kültürel haritasında önemli bir iz bırakacak yeni bir etkinlik serisi başlıyor.

Her Pazar, yerli ve yabancı amatör ve profesyonel müzisyenleri, görsel sanatçıları ve disiplinlerarası üreticileri bir araya getirecek olan bu özel konser ve sergi dizisi, gün boyu sürecek çok yönlü bir sanat deneyimi sunacak. Katılımcılar, müziğin ve görsel sanatların iç içe geçtiği bir atmosferde hem üretim yapacak hem de izleyiciyle etkileşime geçecek.

Etkinlik, sadece bir sahne ya da galeri değil; aynı zamanda farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya gelerek ortak performanslar geliştireceği, iş birlikleri kuracağı, söyleşileriyle canlı bir yaratım alanı olacak. Her hafta değişen içerikleriyle, genç yeteneklere görünürlük kazandırırken, izleyiciye de yenilikçi ve içten bir sanat deneyimi yaşatacak.


You Can Never Break Me · Loli

Bakırköy Underground’dan eRmano ve Gülşah Erol !!

Bu özgün seri; sanatı erişilebilir, üretimi kolektif ve deneyimi çok katmanlı kılmayı amaçlıyor. İstanbul’un kültürel damarlarında yeni bir soluk olacak bu proje, hem sanatseverleri hem de sanatçıları aynı çatı altında buluşturacak.

Etkinlik, sponsorların ve sanat dostlarının desteğiyle hayata geçmeye hazırlanıyor. Bu çağdaş buluşmanın bir parçası olmak isteyen tüm kurum ve bireyler iş birliği için davet ediliyor.


Detaylı bilgi ve iş birliği için:

Gülşah Erol / Besteci, çellist
gulsah.erol@gmail.com


Ataköy 2025

Maximalist ‘In A Silent Way’ 2023

ART’N PARTY

A New Art and Music Gathering in Istanbul

Art and Music Gathering Every Sunday in Istanbul:
A New Interdisciplinary Event Series Begins

Istanbul, with its multicultural texture and dynamic energy, continues to host every field of art. Now, a new series of events that will leave an important mark on the cultural map of the city has begun.

Bringing together local and international amateur and professional musicians, visual artists and interdisciplinary producers every Sunday, this special concert and exhibition series will offer a multi-faceted, day-long art experience. Participants will both play and interact with the audience in an atmosphere where music and visual arts are intertwined.

The event will not only be a stage or a gallery, but also a vibrant creative space where artists from different disciplines will come together to develop joint performances, collaborate and talk. With content that changes every week, the event will give visibility to young talents while providing the audience with an innovative and sincere art experience.


Art and Music Meeting Every Sunday in Istanbul

This unique series aims to make art accessible, production collective and the experience multi-layered. This project, which will be a breath of fresh air in the cultural veins of Istanbul, will bring together both art lovers and artists under the same roof.

The event is getting ready to be realized with the support of sponsors and friends of art. All institutions and individuals who want to be a part of this contemporary meeting are invited for cooperation.

For detailed information & cooperation:

Gülşah Erol / composer, cellist
gulsah.erol@gmail.com
Tel: +90 (0507) 756 58 08


Hematom: Adam, Ceset ve Benin Maceraları

Suhan Lalettayin, Vaa & Aleyna Özdemir ‘Hematom’ / Foto: Mayıs Obscura, 2025

H E M A T O M

içinizden söküp atması da vücudunuzu baştan aşağı sarmasına izin vermek kadar meşakkatli olacak.

Suhan Lalettayin

ağzınızı, bacak aranızı ve beyninizi sulandırmak üzere kurulan patolojik bir deneyin çıktısı: #hematom

içinizi ısıtacak bir aşk hikayesi… etik ve ahlak üzerine birkaç sıkıcı ders… çocukların erişemeyeceği yerde saklanmayan ilaçların mahvettiği hayatlara derinlemesine bir bakış imkânı… toksik ilişkilerinizi gözyaşlarıyla anacağınız bir yüzleşme seansı… değil.

şiir ile şiir olmadığı varsayılanın, gerçek ile kurmacanın, disiplin ile disiplinsizlik diye adlandırılanlar arasındaki çizgileri muğlaklaştırarak oynadığımız oyunlar esnasında meydana geldi. 

yıllardır durduramadığımız kanama, besleyip büyüttüğümüz hematom,
artık sizin derdiniz.

içinizden söküp atması da vücudunuzu baştan aşağı sarmasına izin vermek kadar meşakkatli olacak.

hematom‘a kucak açın, arkanıza yaslanın ve bu huzursuz eğlencenin tadını çıkarın.


Suhan Lalettayin, Vaa & Aleyna Özdemir ‘Hematom’ / Foto: Mayıs Obscura, 2025

Şiirin Suç Mahalline Dönüştüğü Bir Sanatçı Kitabı

Şair, yönetmen ve multidisipliner sanatçı Suhan Lalettayin’in beş yıla yayılan bir yaratım süreciyle ortaya koyduğu çok katmanlı sanatçı kitabı “hematom – adam, ceset ve benin maceraları”, klasik şiir formuna sert, cesur ve radikal bir müdahale olarak konumlanıyor.

Şiirin okuma pratiğiyle sınırlandırılamayacağına inanan Lalettayin, hematom’u salt bir şiir kitabı olarak değil; bölüm bölüm ilerleyen bir seri-şiir girişimi, çözümlenmeyi bekleyen bir vaka dosyası, paramparça olmuş bir zihnin iç hesaplaşmalarına ilişkin bir anı günlüğü ve eklektik yaklaşımla kurulan kriminal-poetik bir sanatçı kitabı olarak tanımlıyor.

‘Hematom’ 2025

Beden Korkusu, Aşk,Takıntı ve Bağımlılıkla Örülü Kriminal Bir Anlatı Deneyi

Proje, şiiri görsel, işitsel ve fiziksel anlatılarla buluşturan disiplinlerarası bir yaklaşıma sahip. Kitap, “Ben”, “Adam” ve “Ceset” isimli karakterlerin, kurgusal bir madde olan Neocorte etrafında gelişen tutku, saplantı ve intikamla örülü hikâyesini takip ediyor.

Yapay belgeler, mahkeme tutanakları, hazır nesne kolajları, konuşma deşifreleri ve çok sesli fragmanlarla örülü bu yapı; şiir ile delil, estetik ile patoloji, gerçek ile kurmaca arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Kitabın illüstrasyonları ve mizanpaj tasarımı sanatçı Gizem Akgün tarafından üstlenilirken, parçalı metin yapısıyla çizimlerin fiziksel dili arasında kurulan çarpıcı uyum, okura hem içeriksel hem de biçimsel olarak çok katmanlı bir deneyim sunuyor.

“hematom”, bir yandan anlatıcının parçalanmış zihninde dolaşan benlik hâlleriyle uğraşırken, diğer yandan çağdaş şiirin beylik formlarına ve bireysel anlatı sınırlarına meydan okuyor. Kitap, okura yalnızca bir “okur” olma rolünü değil, aynı zamanda bir iz sürücü ve suç ortağı olma deneyimini yaşatıyor. hematom’u bir tür “suç şiiri” olarak tanımlayan Lalettayin, bu bağlamda şiirin sınırlarını genişleterek onu bir tür kriminal anlatı deneyine dönüştürüyor. Proje; klasik şiir kitaplarının çizdiği güvenli alanın dışına çıkarak, okuru belirsizliğin, obsesyonun ve parçalılığın hâkim olduğu bir evrene davet ediyor.

Suhan Lalettayin ‘Hematom’ 2025

Kitabın estetik yapısı; punk ve yeraltı kültürü, post-fanzin kolaj diliyle mental bozukluklar, travmalar ve bağımlılıkların kâğıt üzerindeki kanlı izdüşümlerinin ince bir işçilikle örüldüğü parçalı anlatım yapısı ve yoğun dilinin yanı sıra, sert ve rahatsız edici imgeler içeriyor. Lineer akan epizodik şiirlerin arasında non-lineer bir yaklaşımla yerleştirilen kanıtlar, mahkeme tutanağı gibi bazı yapay belgeler ve artçıl buluntularla hematom, “poetik bir hatırlama simülasyonu” olarak potansiyel suç ortaklarının karşısına çıkmaya hazır.

Kitap; gerçek ile kurmaca, şiir ile delil, estetik ile patoloji arasındaki sınırları silikleştiren, türler ötesi bir bellek deneyimi sunmayı amaçlıyor. Suhan Lalettayin’in şiir, belgesel, kurmaca dizi ve tiyatrodan beslenen yaklaşımı; beden korkusu, tıbbi patoloji, suç estetiği ve punk kültürüyle birleşerek daha önce sentezlenmemiş bir multidisipliner poetik/kriminal/belgesel sanatçı kitabı deneyimi yaratıyor.


Suhan Lalettayin ‘Hematom’ 2025
Suhan Lalettayin ‘Hematom’ 2025
Aleyna Özdemir ‘Hematom’ / Foto: Mayıs Obscura, 2025

adventures of man, corpse and me

> HEMATOMA

the outcome of a pathological experiment designed to tantalize your mouth, your groin, and your brain: hematoma

a heartwarming love story to warm your insides… a few tedious lessons on ethics and morality… an in-depth look into lives destroyed by drugs that weren’t kept out of the reach of children… a confrontation session where you’ll mourn your toxic relationships with tears… not.

it took shape through the games that we played by blurring the lines between poetry and what isn’t assumed to be poetry, between reality and fiction, between discipline and what is denominated as lack thereof.

the bleeding that we have been unable to stop for years, hematoma, which we have nurtured and raised together, is now your concern.

removing it from within you will be as challenging as allowing it to envelop your entire body.

embrace the hematoma, lean back, and savor the taste of this restless amusement.

dj s1ck s0ck ‘Hematom’ Hood Base, 2025
Suhan Lalettayin ‘Hematom’ Hood Base / Foto: Mayıs Obscura, 2025
Suhan Lalettayin ‘Hematom’ 2025
Suhan Lalettayin ‘Hematom’ Hood Base, 2025

HEMATOM

Türler Ötesi Bir Hafıza Deneyimi:

Kitap, Enstalasyon, Performans ve Video Art 

hematom’un fiziksel üretimi ve yaygınlaştırma süreci, Suhan Lalettayin’in kurucusu olduğu multidisipliner bir sanatçı oluşumu olan Knownas Collective ve Gizem Akgün’ün Danshol Press girişimi çatısı altında, Converse All Stars Programı desteğiyle hayata geçirildi. Kitabın lansmanı ve sergisi, İstanbul’un önemli bağımsız kültür ve sanat alanlarından Hood Base’te hayata geçirildi.

Sergide, karakterlerin yaşadığı yatak odası ve cinayet mahalli olan banyo birebir yerleştirmelerle yeniden yaratıldı. Sergide Gizem Akgün’ün orijinal illüstrasyonların ve kitabın orijinal sayfalarının sergilendiği duvarların yanı sıra, kitabın dünyasına ait olan yerleştirmelerde Beste Kara ile İpek Candan tarafından özenle tasarlanan heykel ve nesneler yer aldı. Orijinal illüstrasyonlardan bazıları, projeksiyonlar aracılığıyla enstalasyonlara entegre edilirken, yapay belgeler ve hazır nesne kolajlarla pekiştirilen anlatı alanı, kitaptaki “yapay dokümantasyon” estetiğini fiziksel boyuta taşıdı. 

1 Haziran 2025 akşamı Hood Base’te gerçekleşen açılış gecesi ve kitap lansmanında, Vaa’nın canlı performansının ardından geceye dj s1ck s0ck ve Interval dj setleri ile eşlik etti. Yoğun bir ilgiyle karşılanan serginin haftalar süren hazırlık sürecinde Gizem Akgün, Ömer Faruk Karaşahan, Serdar İleri, Esen Arıkan, Beste Candan ve İpek Kara, Mayıs Obscura, Aleyna Özdemir başta olmak üzere, Knownas Collectivein birçok üyesi ve destekçisi aktif rol aldı. “Gerçek bir suç mahalli”ni andıran enstalasyon; serginin kapanışının ardından, Vaa’nın Lale isimli parçası için Suhan Lalettayin tarafından yönetilen ve hematom’un dünyasında geçen bir müzik video klibi / video art projesine de sahne oldu. Suhan Lalettayin’in Vaa ile başrollerini paylaştığı müzik klibi ve video art projesinin 2025’in sonuna kadar yayımlanması planlanıyor.

hematom’un sergi, performans ve etkinlik serilerini Ankara ve Berlin’e de taşımayı planlayan Knownas Collective, bugünlerde destekçi ve fon arayışlarını sürdürüyor.


Suhan

Suhan Lalettayin

1999 doğumlu multidisipliner sanatçı, şair ve yönetmen. Deneyselliği bir yöntem değil, ifade biçimi olarak benimseyen Lalettayin, şiir ve hareketli görüntü tabanlı pratiklerin kesişiminde işler üretir. Hız, tekrar, kaos, sokak ve gece hayatı, patoloji, beden korkusu ve kimlik parçalanması gibi temalar etrafında şekillenen üretimleri; güncel sanat, şiir ve video sanatı arasında yeni diyaloglar yaratmayı hedefler.

röportaj, etkinlik, performans daveti ya da kitap hakkında detaylı bilgi için:
knownascollective@gmail.com

hematom hakkındaki güncel gelişmeleri
aşağıdaki sosyal medya adreslerinden takip etmek mümkün:

@knownascollective / @suhanlalettayin / @hemat0m________