FIRÇAF(AL) = (Crowley/Resim) (Anger/Film)

LUCIFER RISING

“Crowley’nin üç yüze yakın görsel eser ürettiği düşünülmektedir. Bunlar arasında eskizler, portreler ve manzara resimleri de mevcuttur. Anger 1955’te Thelema Manastırı’nda Crowley’nin resim sanatını gün yüzüne çıkaran sessiz bir belgesel çekmiş ancak film gösterilmemiştir.”

Burak Bayülgen aka Burak the Beast

19 Mart 2009 tarihinde Los Angeles’ta Hammer Müzesi’nin Hammer Dersleri (Hammer Lectures) başlığı altında düzenlediği etkinlikte 2023 yılında 96 yaşında hayata veda eden kısa ve sessiz film yönetmeni Kenneth Anger’ın tarihin en tartışmalı ve kötü şöhretli figürlerinden biri olan Aleister Crowley’nin günlüklerine dair anlattıkları Anger’ın neden günümüzde en iyi Crowley ve Crowley’nin başlıca doktrini Thelema uzmanlarından biri olduğunu gözler önüne seriyordu: Crowley’nin binlerce sayfadan oluşan günlüklerinin her bir sayfasını ve her bir satırını derinlemesine okuyup inceleyen Anger, günlüklerden Crowley’nin halka mal olan karakteriyle oldukça tutarlı olan anekdotlar aktarıyordu. Bunlardan en ilgi çekici olanı da Crowley’nin Dünya’yı kasıp kavuran savaşı tıpkı bir oyunmuş gibi görmesi ve Londra bombardıman altındayken “İşte! Bir tane daha” şeklinde tam da kendinden beklenecek bir tavır takınmasıydı.   

Crowley’nin maji üzerine hem teorik hem de pratik deneyimlerine dair günlükler ülkemizde 2022 tarihinde Büyü Günlükleri adı altında Gece Kitaplığı’ndan yayınlandı. Aynı zamanda Crowley’nin başka deneylerini aktardığı günceler 2017’de ve 2019’da Sub Yayınları tarafından yayınlandı. Bu son iki günceyi bir arada bulunduran bir baskı da 2019’da Ganzer Kitap tarafından yapıldı. Büyü Günlükleri ile Teori ve Pratikte Büyü adlı kitapları okuyanlar ilk başta metinlerin çevirisinde bir sorun olduğunu düşünebilir. Ancak Crowley’nin de bahsettiği üzere ne metinde ne de çeviride herhangi bir sorun yoktur. Crowley bu metinleri yalnızca -ya da en iyi- Thelema’ya mensup bireylerin anlayacağını söyler. 

Anger’ın Crowley’e olan ilgisi Crowley’nin başka yeteneklerini de ortaya çıkarmaktadır. 1955’te Sicilya’da yer alan, Crowley’nin ve de geçmişten günümüze Thelema’ya mensup herkes için bir mabet görevi gören Thelema Manastırı’ndaki sıvayla kaplanmış duvar resimlerini restore ederek Crowley’nin resim sanatındaki önemini de vurgulamıştır. Anger’ın açıklamalarından Crowley’nin resim sanatına olan düşkünlüğü ve Gauguin’e olan hayranlığı gün yüzüne çıkmaktadır. Teknik açıdan yetkinliği tartışmalı olan resimleri için Crowley kendisini ne bir kübist ne de bir fütürist olarak tanımlamaktadır. Aksine, bu akımlar üzerinden değerlendirilmekten hiç hoşnut değildir. Resimlerini bilinçaltının spontane izlenimleri olarak değerlendirmektedir. Anger’ın söylediklerine göre Crowley ilk resmini 1919 yılında Greenwich Village’ta yapmıştır. Bu tarih aynı zamanda onun Thelema Manastırı’nı kurmak için İngiltere’den Cefalù’ya olan yolculuğunun başlangıç tarihidir. Resim sanatını da yazarlıktan şairliğe, sporculuktan majisyenliğe uzanan geniş yelpazesine eklemekte kararlı ve ısrarcıdır. Crowley’nin resimleri yaşadığı dönem boyunca sadece iki kez sergilenmiştir. İlk sergisi 11 Ekim 1931’de Berlin’de Gallery Neumann-Nierendorff’ta, ikinci ve son sergisi ise yine aynı şehirde Bernze Gallery’de gerçekleşmiştir. Crowley’nin üç yüze yakın görsel eser ürettiği düşünülmektedir. Bunlar arasında eskizler, portreler ve manzara resimleri de mevcuttur. Anger 1955’te Thelema Manastırı’nda Crowley’nin resim sanatını gün yüzüne çıkaran sessiz bir belgesel çekmiş ancak film gösterilmemiştir.


Baphomet’in Fırçası 2009, yönetmen Kenneth Anger

“Doğa resmedilmemelidir. İrade resmedilmelidir.” Bundan ötürü Anger’ın filminde yer alan az sayıdaki manzara resimleri de Crowley’nin kullandığı bir terim olan Magick (değişimin İradeyle uyum içinde gerçekleşmesini sağlama sanatı ve bilimi) bağlamından koparılamaz. 

Anger, Crowley’nin resimlerinde en kaliteli boyaları kullandığından bahseder. Crowley’nin lüks zevkleri olduğu ve beş parasız kaldığı zamanlarda bile bu şatafattan ödün vermediği Anger’ın açıklamalarında belirginlik kazanmaktadır. Anger’ın 1955’teki sessiz belgesel filmi hiçbir zaman gösterilmese de 2009’da tamamen Crowley’nin resimlerinden oluşan dört dakikalık müzikli bir sessiz film çekmiştir. (2013’te Çağdaş Sanatlar Enstitüsü’nden Steven Cairns ile yaptığı bir söyleşide kendi filmlerini müzikli sessiz filmler olarak tanımlamıştır.) Brush of Baphomet isimli film Crowley’nin on bir adet resmini ele almıştır ki bu resimler Crowley’nin günümüze kalan ve ölümünden sonra sergilenen ve kataloglanan resimlerinden bazılarıdır. Crowley’nin eserlerinden oluşan 20. Yy’daki en önemli sergilerden bir tanesi 8-18 Nisan 1998 tarihleri arasında Londra’daki October Gallery’de düzenlenen sergidir. Crowley’nin 1925’ten 1947’deki ölümüne dek haricî liderliğini yaptığı, 1903’te kurulan hermetik cemiyet O.T.O (Ordo Templi Orientis) tarafından düzenlenen sergi Crowley’nin ölümünden sonra resimlerinin sergilendiği ilk etkinliktir. Sergideki pek çok eser O.T.O’nun himayesinde olan eserlerdir. Aynı zamanda sergi için Anger’ın özel koleksiyonundan da yararlanılmıştır. Serginin katalogu An Old Master: The Art of Aleister Crowley başlığıyla basılmıştır. Bir diğer önemli Crowley sergisi de 2012 ve 2013 yıllarında O.T.O’nun Avustralya loncası üyesi Robert Buratti küratörlüğünde Windows to the Sacred: An Exploration of the Esoteric başlığı altında düzenlenmiştir. Burada sergilenen resimler Crowley’nin 1920-1923 yılları arasında Sicilya’daki Thelema Manastırı’nda yaptığı resimlerden oluşan ve Palermo Koleksiyonu olarak adlandırılan resimlerdir. Bu resimlere The Nightmare Paintings/Kabus Resimleri da denmektedir çünkü Crowley Thelema Manastırı’nda kendi deyimiyle bir “chamber of nightmares/kabuslar salonu” kurmayı amaçlamıştır. Robert Buratti, Stephen J. King, William Breeze, Tobias Churton, Marco Pasi ve Giuseppe Di Liberti’nin denemelerinin yer aldığı serginin katalogu aynı adla basılmıştır. Bir diğer ender bulunan katalog da Archè Edizioni yayınevinden basılan Peintures inconnues d’Aleister Crowley: La collection de Palerme/Aleister Crowley’nin Bilinmeyen Resimleri: Palermo Koleksiyonu’dur.   

Anger’ın filmindeki resimlerden iki tanesi Tarot çalışmalarıdır: V. Tarot Arkana’sı için resmettiği Hiyerofant ve XVIII. Tarot Arkana’sı için resmettiği Ay. V. Tarot Arkana’sı için resmedilen Hiyerofant esasen bir otoportredir. Atelier Τελημα; Aleister Crowley: Catalog of Paintings and Drawings/Atelier Thelema, Aleister Crowley Resimleri ve Çizimleri Katalogu adlı bir başka katalogda bu resmin tam adı: Aleister Crowley as Hiyerofant/Hiyerofant olarak Aleister Crowley’dir. Bir diğer otoportre de Anger’ın filminde en sona saklanmıştır. Bu resmin adı Self Portrait as Radiant Sun/Parlak Bir Güneş Olarak Otoportre’dir. Buratti, Raw Vision Dergisi’nin 86. sayısında yayınlanan bir makalesinde Crowley’den şöyle aktarmaktadır: “Doğa resmedilmemelidir. İrade resmedilmelidir.” Bundan ötürü Anger’ın filminde yer alan az sayıdaki manzara resimleri de Crowley’nin kullandığı bir terim olan Magick (değişimin İradeyle uyum içinde gerçekleşmesini sağlama sanatı ve bilimi) bağlamından koparılamaz. 


In year 2000 BBC Scotland made a short documentaroy about Boleskine, Crowley’s house on the banks on Loch Ness.

“Huzurdur Kaos. Karanlık, yoğun bir karanlık, henüz ışık doğmamışken. İlk alâmeti Yaratılış’ın. Ah, mükemmel olan sen, Kaos, Kaos, Sonsuzluk, tüm çelişkilerin yalınlığı!”.

Anger’ın Crowley’e olan yoğun ilgisi, ona Crowley’nin Thelema’sı, doktrini ve yarattığı pek çok kavram hakkında kolay ve anlaşılır açıklamalarda bulunabilme cesaretini vermiştir. Böylesi açıklamalarda bulunabilmesinde Thelema Manastırı’nda inceleme ve gün yüzüne çıkarma şansı bulduğu duvar resimlerinin de katkısı vardır. Anger’ın manastırı ziyaretinde Crowley’nin yatak odasında gördüğü resimdeki figürlerin Crowley’e Kahire’de Kanunlar Kitabı’nı dikte eden varlık olan Aiwass ile The Scarlet Woman/Kızıl Kadın; Babalon olduğunu anlamıştır. Anger, Hammer Dersleri’nde duvar resimlerine bakarak Crowley’nin asla Lunar bir doktrini olmadığını, aksine Solar bir doktrini olduğunu ve hatta Crowley’nin tamamen bundan ibaret olduğunu da açık ve net bir şekilde belirtmektedir. Bu eksende filmdeki en belirgin resim isimsiz olsa da resmin doğrudan Babalon’u betimlediği apaçıktır. Atelier Τελημα tarafından yukarıda bahsedilen katalogda bu resmin Thelema’nın Babalon’a dair önemli metinlerinden olan Liber Cheth vel Vallum Abiegni’nin bilinçlice uygulanmasından ve deneyimlenmesinden kaçınılmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Anger, Crowley’nin imzasıyla Babalon’un eşi Kaos’u ve Crowley’nin odaklanmış bilincini, Babalon’un parmak detayıyla da cinselliği, haz/acı ilkesini ve doğurganlığı yakın plan ve tilt hareketleri kullanarak Crowley’nin Türkçe’ye çevrilmemiş The Vision and The Voice’taki şu sözleriyle ilişkilendirmiştir: “Huzurdur Kaos. Karanlık, yoğun bir karanlık, henüz ışık doğmamışken. İlk alâmeti Yaratılış’ın. Ah, mükemmel olan sen, Kaos, Kaos, Sonsuzluk, tüm çelişkilerin yalınlığı!”. Liber Cheth vel Vallum Abiegni, sub figurâ CLVI’nin 22 pasajında da Hakikat’a ulaşmanın yolunun Babalon uğruna tenden, sağlıktan, servetten, refahtan ve sevgiden feragat etmek olduğu, bu fedakarlıklar yapılmadan ve deneyimlenmeden de Hakikat’e ulaşılamayacığı dile getirilmektedir. Burada kastedilen de İrade’nin odaklanışı, derin bir keşfi ve birliğidir.  

Son olarak, filmin son resmi olan Parlak Bir Güneş Olarak Otoportre uzun uzun izleyiciye bakar ve film kapanır. Anger’ın bu resmi diğerlerine kıyasla daha uzun bir süre odaklanmasını en iyi Buratti deşifre etmektedir. Buratti’ye göre: “Crowley’nin bir sanatçı olarak önemi, sanatı evrenin maji teorisinin temel unsuru olarak değerlendirmesinde ve bilhassa “Saklı Benliğimizi – zihinsel ve bedensel biçimlerde ifade edilen bireyselliğimizin majik İmgesi olan Bilinçaltı Egomuzu uyandırma becerisinde yatmaktadır.” Dolayısıyla Anger bu filminde seçtiği resimleri Kaos’un bilişsel referansı olan İrade’nin odaklanışıyla, İrade’nin birliği ve Aiwass’ın bireyci referansı olan I/I Was/Therefore I am/Ben/Bendim/Bundan Ötürü Benim ile bitirmiştir. 

Kaynak: Barbarları Beklerken Ekim-Kasım 2025

Kaynakça:


Burak Bayülgen’den İhvân-i 9 Veci̇h

Burak Bayülgen, X25, İstanbul

İhvân-i 9 Vecih

Burak Bayülgen

9 vecih: 9 mâtem.
Bağrında mihman, yek metfem.
Külle ovsun, yaşla aksın,
ferle bitsin muzır cürüm.
Kanındaki asâlet
cihadın şerâfeti,
aydınalp külliyâtsa
langırdayan boş fıçı.
Siz ki sûhân-ı ruhu
maskara ededurun,
celâllenmeyen tek bir gün,
tek bir an bile yoktur.


Burak Bayülgen, 2025

DOUBLE B.

Militan Ezoterizm Üzerine Notlar

Fredox ‘Dossiers Noirs De L’histoire’ 2005 (Dekupe)

Nemidial’ın “son holokost çocukları” diyerek retorikleştirdiği bu iblis tanrılar metne göre öyle bir güçle donanmış olacaklardır ki varlıklarına hiçbir güç karşı koyamayacaktır. Ne var ki habis rahme tavassut edecek denli meyyâl ise yahut hengâme varacağı erkinlikse yegâne, şifâsız sancıları, zevâlsiz şekâveti gürbüz acun dahi bu denli çekmemiştir.

Burak Bayülgen

Militan Ezoterizm Üzerine Notlar 1/4

Liber Azerate, hakkında pek bir bilgi sahibi olunmayan Frater Nemidial’ın yazdığı, MLO (Misanthropic Luciferian Order)’ın Kaos anlayışına, yorumlayışına ve uygulayışına hizmet eden on bir adet kitabın ilkidir. Liber Azerate dinamik olmayan ezoterizmin yerine faal ve militan bir ezoterizm koymak istemiştir. MLO, The Temple of the Black Light’a evrilirken doktrinine özellikle anti-kozmik Kaos’u yerleştirmiş ve Kaos ile benliğin bir arada işleyişini neden-sonuç ilkesine bağlı bir kozmolojiden soyutlamıştır. MLO, Kaos ve Kaosofi kavramlarıyla neden-sonuç ilkesini terk edip nedensiz bir Hiçlik’in durağanlığının sınırlayamayacağı bir özgürlük ve aydınlanma hedeflemiştir. Kozmik egemenlikte “mitoloji, ideoloji, fikirler, ayinler ve sembollerle sınırlanan” (NEMIDIAL, 2002, s.1) ve devinen her şey Kaos’la çelişmektedir. Kaos’un da boyutları vardır ve 0 ile başlayıp 11 ile neticelenmektedir. Bu durumda şu sorulmalıdır: Neden Kaos ve anti-kozmisizm MLO için anahtar kavramlardır? Çünkü Liber Azerate’ye göre Kaos tahayyül edilemezdir ve hem evrende hem de diğer tüm evrenlerde mevcuttur. Kozmos üç boyuta sahipken, Kaos çok fazla boyuta sahiptir. Geleceğin ta kendisi olduğundan ötürü faal ve dinamiktir. 

Liber Azerate tam da bu noktada şöyle bir retorik yapmaktadır: “Kaos her şeydi ve herşeydir, hiçbir şey değildi ve hiçbir şey değildir.” Tam da ötede ve beride, Kaos’un kanunsuzluğu insanın ulaşabileceği yegane özgürlüktür. Benlik Kozmos tarafından şekillendiği için, diğer ezoterik öğretiler beş köşeli pentagram tarafından temsil edilirlerken MLO, on bir köşeli pentagramı (endekagram) kullanır. Benliği sınırlayan her şeyin ötesinde, Kaos’un kalbinde elde edilen değer Kara Alev’dir (black flame) ve benliğin hakiki, karanlık ve saklı özüdür. Simgesi ise Ejderha’dır.

Militan Ezoterizm Üzerine Notlar 2/4 

Liber Azerate’in kendi tabiriyle, klifotun enerjisini Kozmos’a yayarak doğada karanlık ve şeytani bir değişimin gerçekleşmesi ve kara majisyenin kendi içsel kara alevine tutunarak hem kendi hem de Satan’ın İradesi’ni elde etmesidir.

Kabala’daki Yaşam Ağacı’nı (Sefirot) militan bir forma dönüştürmek isteyen MLO ve temel metni Liber Azerate, Ölüm Ağacı’nı (Klifot) öğretisinin merkezine almıştır. Yaşam Ağacı dokuz sefiradan (sefirotun tekili sefiradır) meydana gelir. MLO gibi daha militan ezoterik öğretilerde Bilgelik Ağacı olarak da yorumlanan Ölüm Ağacı ise on adet görünen, bir adet de saklı, toplamda on bir adet klifadan (klifotun tekili klifadır) oluşmaktadır. Klifottaki her bir klifa kabuk olarak değerlendirilmektedir. Yani birbiriyle çelişen iki ezoterik ağaç varmış gibi görünse de, Thomas Karlsson Ölüm Ağacı’’nın Yaşam Ağacı’nı oluşturan ve ışığı barındıran kabın kırık parçalarından yaratıldığını belirtmektedir. (KARLSSON, 2009, s.65) Yaşam Ağacı’nın temel sefiraMalkhut’tur. Ölüm Ağacı’nda ise nihaî klifaThaumiel’dir. Thaumiel ikiz tanrılardır, dolayısıyla ikirciklidir. Güzergah Lilith’ten Thaumiel’e doğrudur. İkirciklikten tekilliğe ulaşıldığında ise birbiriyle çelişen şeylerin tek bir kök olduğu anlaşılmakta, bir o kadar da Kaos’a etki edebilen, hükmedebilen majisyen kendini sınırlayan tüm zincirlerinden kurtulmak için zalimleşmektedir. (KARLSSON, 2009, s.55, CARROLL 2022, s.56) MLO’nun anti-kozmik ve militan ezoterizminin kökeninde de bu yatmaktadır. 

Liber Azerate’te yaradılış öncesi Üç İlksel Kaos; 000-00-0 sembolizmi kullanılmaktadır: Yani, Mutlak Yokluk’tan (Ain) Klifot’un katmanlarına doğru bir iniş yahut çözülme. 000-Tohu = Biçimsiz Kaos, 00-Bohu = Boşluk, 0-Chasek = Karanlık olarak yansımaktadır. Kabala’daki Ain’den (Hiçlikten), Ain Soph’tan (Sonsuzluktan) ve Ain Soph Aur’dan (Sonsuz Işık’tan) koparlar. Tanrısal Işık’tan uzaklaştıkça Kaos’a evrilmekte, Biçimsiz Kaos’tan karanlığa, oradan da klifota doğru çözülmektedir. Liber Azerate’in kullandığı Ölüm Ağacı’ndaki her bir klifayı saymak gerekirse, bunlar: Baş görevi gören ve birinci klifa Thaumiel’i temsil eden Satan/Molok; ikinci klifa Ghagiel’i temsil eden Beelzebuth, üçüncü klifa Satariel’i temsil eden Rofocale, dördüncü klifa Gha’agshe’blah’ı temsil eden Astaroth, beşinci klifa Golachab’ı temsil eden Asmodeus, altıncı klifa Thagirion’u temsil eden Belfegor, yedinci klifa A’arab’zaraq’ı temsil eden Baal, sekizinci klifa Samael’i temsil eden Andramelek, döl yatağına denk düşen ve dokuzuncu klifa Gamaliel’i temsil eden Lilith ile fallik bölgeye denk düşen onuncu klifa Nehemoth’u temsil eden Naamah’tır. Gizli kalifayla birlikte metinde adı geçen on bir adet Anti-kozmik tanrı, on bir açılı pentagramı, yani endekagramı oluşturmaktadırlar.

Liber Azerate’teki klifotu temsil eden varlıklar Arthur Edward Waite’nin Törensel Maji: Ayinler, Tılsımlar, Çağrılar adlı kitabındaki dipnotta cehennem prenslikleri olarak hiyerarşik bir düzende sıralanmış ve doğrudan Kara Maji’ye atfedilmişlerdir. Satan, Molok ve Beelzebuth doğrudan Prensler ve Büyük Asaletler sınıfına dahil edilmişlerdir. Andramelek, Baal ve Astaroth ise Bakanlıklar sınıfındadırlar. Rofocale başbakandır. Belfegor Elçilik ile rütbelendirilmişken, Asmodeus Şenlikçibaşı olarak rütbelendirilmiştir. (WAITE, 2024, s.218) Naamah dişi bir iblistir ve kimi kaynaklara göre “tüm iblislerin anası”, Lilith’in genç halidir. Lilith ise başat tanrıçadır çünkü sadakatsizliği onun dişil gücünü oluştururken, ezoterik ilmin koruyucusu olmasından dolayı da bu ilmin başlangıcı, ilk kabuğu, ilk klifasıdır. (KARLSSON, 2009 s.114) Waite’in kitabındaki dipnotta Liber Azerate’in benimsediği Klifotta yer alan her bir cehennemi varlığa tıpkı bir orduda görev alır gibi önemli görevler bahşedilmiştir. Örneğin; Beelzebuth cehennemin büyük şefi ve Sinek Tarikatı’nın kurucusudur. Satan düşmanlığın ve muhalefetin lideridir. Molok gözyaşı ülkesinin prensi, Baal ise cehennem ordularının komutanıdır. Andramelek büyük şansölyedir. Astaroth hazineden, Asmodeus ise kumarhanelerden sorumludur. Molok, Baal ve Andramelek Sinek Tarikatı Büyük Haç Nişanı sahipleridir (WAITE, 2024, s.218). 

Militan Ezoterizm Üzerine Notlar 3/4

Kara ilme hakim olma, anti-kozmik bir evrim, Akl-ı Faal’in (Demiurgos) yerle bir edilişi, güçlü olanın daha da güçlenmesi, güçsüz olanın ise yok edilmesi, fanatisizmin yayılması, Kaos’un yeryüzünde doğuşu, Kozmos’un anti-kozmik işgali, nükleer savaşlar ve sadizm.

Buraya kadar klifotun hiyerarşik düzenine değinildi. Buradan itibaren klifotun kara maji ile ilişkisine, amaçlanan hedefe ve kazanımlarına değinilecektir. Liber Azerate için her bir klifa ve ona hükmeden güç, kara maji için odaklanılması, çağrılması ve etkileşim kurulması gereken güçlerdir. Her birinin kendine ait mührü, âlemi, düzlemi, katmanı ve eylemsel ilişkisi vardır. Varlıkları ve sahip oldukları güçler Kaos’ta barınmaktadır. Ağaç, ölüm sonrası yukarıda sayılan on bir Kaos tanrı ve tanrıçasını, bu on bir tanrı/tanrıça da anti-kozmik iblisileri doğurmuştur. Bunlardan en önemlileri ve en tehlikelileri, Satan ile Lilith’in birlikteliğinden meydana gelen (hatta Lilith’in ilk oğlu olan) Ornias, ve Asmodeus ile Naamah’ın birlikteliğinden meydana gelen Alefpene’ash’tır (yahut Alfpunias’tır). Ornias ezoterik bir vampir ve vampire dönüştürücüdür. Kozmos’un ışığını ve yaşam enerjisini emip Kaos’a yaymaktadır. Alefpene’ash ise kozmik düzeni alaşağı edip Yaşam Ağacı’nın kökünü kurutmaktadır. Yukarıda bahsedilen Ölüm Ağacı’na ek olarak bir de ikincil klifot vardır. Bunlar on adet birincil klifanın birbirine bağlandığı karanlık patikalardır. Otuz iki adet patika bulunmakta ve bunların her biri karanlık iblisler tarafından yönetilmektedir. Yine her birinin adı ve kendine ait mührü vardır. Örnek vermek gerekirse; birinci klifa olan Molok’u üçüncü klifa Rofocale ile bağlayan patika on ikinci patika olup Baratchial tarafından yönetilmektedir. Yine Molok’u ikinci klifa Beelzebuth ile bağlayan patika on birinci patika olup Amprodias tarafından yönetilmektedir. Majisyen bu patikalar vesilesiyle Sitra Ahra denilen öteki taraf/boyuta dair tüm bilincini açmaktadır. MLO mensubu majiseyenlerin esas amacı onlarla özdeşleşmek, onları Kaos’tan çıkarmak ve Kozmos’a egemen kılmaktır. Bu hedef için majisyen güçlü bir İrade’yle hazırlıklar yapmalı, inisiye olmalı ve îcabında adaklar adamalıdır.


Maha-Kali by Dissection

Kaos her şeydi ve herşeydir, hiçbir şey değildi ve hiçbir şey değildir.

Militan Ezoterizm Üzerine Notlar 4/4

Peki, bununla elde edilecek olan şey/kazanç nedir? Bu soruya yanıt vermek için Klifot’u bir insan vücudu yahut bir omurgaya oturtulmuş gibi düşünmek gerekmektedir. Ayrıca, elde edilecek şey/kazanç hem soyut hem de somuttur. 

Gamaliel’i temsil eden Lilith’in insan bedeninde dölyatağına denk düştüğünü hatırlatırsak, ezoterik ilme ve bilgeliğe girişin (burada “girmek” fiilinin cinsel çağrışımı da hesaba katılmalıdır) hem soyut hem de somut yansıması olarak dalalet, yasak hazlar, saklı bilgelik, likantropi, nekromansi, vampirizm, karabasan ve karabasanlara hükmediş, engin bir enerji, cinsel kara maji ve kozmik yaşamdan saf Kaos’a evriliş görülmektedir. Her bir klifanın bunlar gibi kendine ait özellikleri ve yansımaları olduğunu hesaba katarak Klifot’ta baş görevi gören, Thaumiel’i temsil eden Molok’tur ve İrade’nin hükmünün gerçekleştiği yerdir. Yani, Liber Azerate’in kendi tabiriyle, klifotun enerjisini Kozmos’a yayarak doğada karanlık ve şeytani bir değişimin gerçekleşmesi ve kara majisyenin kendi içsel kara alevine tutunarak hem kendi hem de Satan’ın İradesi’ni elde etmesidir. Bunun hem soyut hem somut yansıması olarak da kara ilme hakim olma, anti-kozmik bir evrim, Akl-ı Faal’in (Demiurgos) yerle bir edilişi, güçlü olanın daha da güçlenmesi, güçsüz olanın ise yok edilmesi, fanatisizmin yayılması, Kaos’un yeryüzünde doğuşu, Kozmos’un anti-kozmik işgali, nükleer savaşlar ve sadizm  görülmektedir. Bu hedef doğrultusunda MLO’nun en önemli kara maji ritüellerinden biri de metinden alıntılandığı üzere: “Tanin’iver’i (Kör Ejderha’yı ) uyandırarak kara anti-kozmik evrim gücünü hakim kılmak, Satan’ın adıyla ve Gamaliel ile Thaumiel’in birlikteliğiyle dünyanın ruhunu karartmaktır.” (NEMIDIAL, 2002, s.55) Akl-ı Faal, Tanin’iver’in döl yatağına zarar verdiğinden ve Lilith’in üremesine engel olduğundan ötürü, kozmik ışığın körleştirdiği Ejderha uykusundan uyanmalı, Satan ile Lilith arasında aracılık yapmalı, böylece Satan ile Lilith’ten meydana gelen iblis tanrılar fiziksel bir forma bürünerek Kozmos’ta faal ve özgür olmalıdırlar. Nemidial’ın “son holokost çocukları” diyerek retorikleştirdiği bu iblis tanrılar metne göre öyle bir güçle donanmış olacaklardır ki varlıklarına hiçbir güç karşı koyamayacaktır. Ne var ki habis rahme tavassut edecek denli meyyâl ise yahut hengâme varacağı erkinlikse yegâne, şifâsız sancıları, zevâlsiz şekâveti gürbüz acun dahi bu denli çekmemiştir.

Yukarıda sayılanların bireye yansımaları ise oldukça endişe vericidir. MLO, yaşam-sever, ben-merkezci, haz-merkezci ve her bir bireyin kendi kendisinin Tanrı’sı olduğu üstenci bir bakışa sahip tüm ezoterik öğretileri ve teşkilatlanmaları katı bir biçimde reddetmiştir. Örneğin; altıncı klifa Thagirion’u temsil eden Belfegor’un soyut ve de somut özelliklerindeki ve yansımalarındaki kibir, sadece Aleister Crowley’nin kendi terimi olan Büyük Canavar 666’nın yeryüzünde biçimlendirilmesi demek değildir. Kibre eklenmek üzere kriminal faaliyetler, bireysel ve toplu ölünç de bu özellikler ve yansımalar arasında yer almaktadır. MLO’nun klifot üzerinden kurduğu faal ve militan ezoterizmden kasıt budur. Velev ki gıyap, Kaos muaftır tahayyülden yahut fevt ağacında yıkıntıdır mücerret, hilâf muadeleden peydahladığı enik yolakta seyyar iken köklerini kurutsun.

KAYNAKÇA:

  • Carrol, P.J. (2022). Liber Null and Pyschonaut: The Practice of Chaos Magic. Weiser Books.(s.56). 
  • Karlsson, T. (2009). Qabalah, Qliphoth and Goetic Magic. Ajna. (ss.55, 65, 114).
  • Nemidial, F. (2002). Liber Azerate: Traditional Anti-Cosmic Satanism. MLO Anti-Cosmic Productions.
  • Waite, A.E. (2024). Törensel Maji: Ayinler, Tılsımlar, Çağrılar. Hermes Yayınları. (s.218).

Burak Bayülgen
Ph.D at Cinema and Media Research at Bahçeşehir University

Burak Bayülgen: Austin Hermit ve Paranormal Fenomenoloji

Tehlikeli adam Burak

AUSTIN HERMIT

Burak Bayülgen

What else does it offer
to the azymous wafer
o’ an Austin hermit
and his pentecostal portent
with the viscounts on the spot
who jesuitically herald
the invalid light or soot,
maybe Lilith and Cain
‘s gooch a seed will reign
the Juidcium crusis
for a wretched in jaundice
the malice o’ an apprentice
with the last words in his deathbed?


Burak Bayülgen ile “Destination Fear: Trail to Terror” filmi üzerinden “Mimari Yapılarda Paranormal Fenomenler” anlatımı.

ARCANA

Burak Bayülgen

Above mountains
a dynasty
battles with the
icons’ faulty
solar, icy
thorned Awrystli
where arcana
has befallen.

The ebony
o’ sheet pendants
seizes uneath
eased triumphs
before bigot
goat disciples
among distinct
oaths’ beguilements
which descent the
signs blatant:
Ra’s genesis –
torn factitious
spake a grim
temper heinous
amid the snow –
pure ametist
when arcana
has befallen.


Bostancı Underground (2024)

YE’R MAKER’S GUTTER

Burak Bayülgen

This is the womb
Ye’re supposed to be born
while ye’r maker’s gutter
has chosen a cloister
But the fancy reverie
cloaked by the ancestry
o’ mercyful oaths
that demand pungent deeds
such as the argent thoughts
conquered the urgent needs
o’ infernal temptations
soothed by frank regressions
demised with the suspicions
o’ a maker well informed.

Burak Bayülgen
Ph.D at Cinema and Media Research at Bahçeşehir University


Fenriz ve Nocturno Culto: Eşikte Duran İkili, Fanzin ve Fan Metafiziği

The Cult is Alive

Derrida’nın sözmerkezci olarak eleştirdiği batı metafiziği, Darkthrone, fanzinler ve fanlar üzerinden (arke-yazı) metafiziksel olarak incelendiğinde büyük bir merkezi yapı oluşturduğu görülür. Ama Darkthrone’un filli eylemleri, her geçen gün değişen müzikal yapısı ve ortaya koydukları çeşitli kavramlar, Derrida’nın tam da ilgilendiği o eşik açısından büyük bir önem atfetmektedir.

Burak Bayülgen

Fenriz ve Nocturno Culto ikilisinin sunduğu ezgiler özellikle bir döneme (80’lere) ve bir yöne (Kuzey’e) atıfta bulunur. Bu 80’ler ve Kuzey merkezli düşünce biçimi değişen sisteme rağmen korunmak istenmiştir. Bundan ötürü “şu an” babında hep “öteki”yle olan ilişkisine bakılır. “You call your metal black? It’s plastic, lame and weak!!!” “Şu an”ın karşısındaki geçmiş mitsel olarak ele alınırsa Derrida’nın yapısökücülüğüne tezat oluşturan tam bir merkezci tuzağa düşer. Nasıl ki siyah ile beyaz birbirlerine bir iz bırakarak anlam kazanıyorlarsa, 80’ler (I am the Graves of the 80’s), 90’larda (plastic, lame and weak) bir iz bırakmıştır ama 80’ler 90’ların içinde anlam-dışıdır. Bu yüzden Batı metafiziği yerine Darkthrone metafiziği demek daha doğru olacaktır. Bu metafiziğin merkezinde neler var? Öncelikle “varlık” var (Şeytani bir Oluş), sonra bu Oluş’a atfedilen Doğa, 80’ler, heavy metal ve yeraltı… Hepsi de bu yapının “Merkez”idir. Tanrı’nın sözleri gibidir. Karşısına ancak bir boşluk koyulabilir. Bunlar Darkthrone metafiziğinde söz’e denk düşer. Fenriz ve Nocturno Culto’yu ele alan fanzinler ve fanlar bu maddelerin karşısına ancak büyük bir boşluk koyabilir. Bu sebeple de Derrida’nın “vahşi” bulduğu bu yapının içinde oldukça sözmerkezci kalırlar. Derrida tam da bu noktada karşısına bir şey koyulamayan Oluş’un yapısökümünün yapılmasını önerir. 

Lakin Derrida’yı sevindirecek bir şey varsa o da Darkthrone’un algı-metafiziğiyle örtüşmeyen dönemsel gerçekliğidir. Derrida da Batı metafiziğini sözmerkezci oluşundan ötürü eleştiriyordu zaten. Yukarıda bahsedilen söz merkezci yapı, Fenriz’in öve öve bitiremediği fotokopi fanzinler ve nostalji düşkünü fanatikler tarafından kabul görmüş bir arke-yazı’dan ibarettir. Zaten bilinen, uygulanan ama yazıya dökülmeyen, dökülmesine de gerek kalmayan, aşkın dilin açıklayamadığı şeylerdir. Ama sözmerkezci metafizik ile dönemsel gerçeklik arasında Fenriz ve Nocturno Culto ikilisinin Oluş’u bakımından çok büyük bir zıtlık vardır. Bu Oluş Tanrısal maddeler karşısında bir hiçlik barındırmamalıdır. 

Gylve Fenris Nagell (photo credit: Peter Beste)

Artık Darkthrone basitleştirerek, indirgeyerek yahut hiyerarşik bir düzeyde değil, aşkın bir şekilde Şeytani Oluş’u, yeraltını, 80’leri ve black metal’i anlamlandıracaktır. 

Nedir bu dönemsel gerçeklik peki? Bu dönemsel gerçeklik de sözmerkezci midir? Neden Darkthrone’un dönemsel gerçekliği ile metafiziği arasında bir fark vardır? İlk olarak 80’lere eğinen Darkthrone’un dönemsel ve müzikal Oluş’una bakmak gerekir:

Öncelikle, Darkthrone müzik hayatına 90’larda başlamıştır ve tam da Derrida’nın yapısökücülüğünde önem atfettiği eşikte durmuştur. 80’ler ise Fenriz’in bilhassa hayranlık duyduğu müzikal ve kültürel bir dönemdir. Aslında Darkthrone ne 80’ler ne de 2000’lerdir. Bir taraftan da her ikisidir. 90’larda izledikleri müzikal yapı bugün “True Norwegian Black Metal” olarak mottolaşmış ikinci dalga black metal alt-türüne denk düşer. 2000’lerde ise 80’lerin crust-punk’ına yaklaşan, speed metal ile dinamikleşen, tüm kitleler için black metal fikrine karşı çıkan eşiktedir. Burada yeraltı/kitlesel gibi bir hiyerarşik karşıtlık sezilebilir. Ama tam da akabinde New Wave of Black Heavy Metal gelir… Buradaki “black” kelimesi, new wave’den de heavy metal’den de bağımsızdır. Fenriz’in söylemlerinde ne öncül bir müzik türünü ne de “ardıl olarak” resmileşecek bir formu kapsamaktadır. Fenriz ve Nocturno Culto tam da eşikte dururlar. Aksi taktirde ya öncül bir müziği (klişe) ya da form olarak bundan sonra aynen tekrarlanacak bir müziği icra etmek zorunda kalacaklardı. Bu yüzden Darkthrone için “yeraltı” artık bir merkez oluşturmamaktadır. Karşısında bir boşluk yoktur. Yeraltı/kitlesel karşıtlığındaki hiyerarşi, Fenriz’in “direniş” olarak adlandırdığı sınırda (The Underground Resistance), yerine ne koyulursa koyulsun, aynı eğinmeyi barındırmayacaktır. Darkthrone metafiziğinde fanzinler ve fanlar tarafından kabul görmüş olan “yeraltı,” tipik bir sözmerkezcilik idi. Fakat Fenriz yeraltı’na “direniş” kattıkça (yani eşikte durdukça) hem bir yeraltı müzisyeni olacak hem de kitlelere hitap edecektir. Aksi takdirde Fenriz ve Nocturno Culto ya yeraltında hapsolacaklar ya da bir hiç olacaklardı. Şimdi bunu somutlaştırmak gerekir: 

Fenriz’in bir internet sitesi olarak başladığı “bandoftheweek” ile speed/heavy/thrash/black türlerinde müzik yapan hem yeni hem eski, hem ikisi hem de ikisi de olmayan grupları tanıtması merkezci yeraltı’nı yok sayar. (Those Treasures Will Never Befall You). Darkthrone metafiziğinde yeraltının ötekisi düşünülemez. Gerek fanzinlerin gerek fanların metafiziksel algısına göre yeraltının karşıtlığı hiçliktir. Halbuki “bandoftheweek” için seçilen gruplar ne yeraltıdır ne de kitleseldir. Aynı zamanda hem yeraltıdır hem de kitleseldir. Tıpkı Derrida’daki gibi farklı kavramlar oluşmaya başlamıştır. Fenriz bu yapıda “hayalet” kavramını benimser ve orada durmasını bilir. “Yeraltını” desteklerken “yeraltından” çıkarır. Bu, kitlesel olduğu anlamına da gelmez ama aslında hem ikisidir hem de hiçbiri… 

Fenriz’in ve Nocturno Culto’nun fanzinler ve fanlar tarafından kabul gören metafiziğinde Oluş’un karşısına koyulacak olan şey bir boşluktur. Şeytani Oluş’un karşısına Tanrı’yı koymak zordu. Doğa’nın, 80’lerin ve yeraltı’nın da karşısına bir “öteki” yerleştirmek mümkün değildi. Eğer konulsaydı, hiyerarşik düzeyde Darkthrone’un yerine başka bir grubun Oluş’undan söz etmek kolaylaşacaktı ve tüm buraya kadar söylenenlerle özdeşleşecekti. Ama Darkthrone’un benzersizliği, Oluş’un karşısına koyulan bir boşluktan kaynaklanmamaktadır. Aksine Darkthrone’un hayalet bir formunun olmasından kaynaklanmaktadır. Artık Darkthrone basitleştirerek, indirgeyerek yahut hiyerarşik bir düzeyde değil, aşkın bir şekilde Şeytani Oluş’u, yeraltını, 80’leri ve black metal’i anlamlandıracaktır. 


An introduction to the Black Metal scene of Bergen, Norway.

Fenriz ve Nocturno Culto Doğa’ya aşıktır ama ne Doğa’nın içinde eriyip gitmiştir ne de Doğa’ya egemenlik kurmuştur.

Şimdi de bu eşiği Doğa üzerinden ele almak gerekir. İroni yapar gibi gelecek ama Doğa için de metafiziğe bağlı kalınmak zorunludur ama Fenriz’in fiili eylemleri doğa ile kültür arasında bir eşikte durduğunu kendiliğinden ortaya çıkaracaktır zaten. Doğa, Darkthrone’un hem Şeytani Oluş’unda hem de liriklerinde aşkındı. Karşısına “kültür” konulamazdı. Yine de Darkthrone’un medeniyet ile olan çekingen ilişkisi hem doğaya olan aşkın hem de müziğe olan içkin bir eşikte durmayı gerektiriyordu (Hiking Metal Punks Forever, Norway in September, To Walk The Infernal Fields). Fenriz ve Nocturno Culto Doğa’ya aşıktır ama ne Doğa’nın içinde eriyip gitmiştir ne de Doğa’ya egemenlik kurmuştur. Doğa’nın aşkınlığı müzik ve liriklerinde ne kadar içkinse, Darkthrone’u çok daha tekil bir gruba dönüştürür. Derrida da hep farklı kavramlar ortaya koyuyordu çünkü aksi takdirde hiyerarşik yapının aynı işlevselliği tekrarlanacaktı. Darkthrone için de Doğa bu yeni kavramlar açısından önemlidir. Derrida’nın yapıbozuculuğunda tek bir Oluş yoktur. Bütün bunların dışına çıkar gibi görünür ama aslında eşiktedir. Darkthrone için de Doğa işte böyle bir yapıdır.   

SONUÇ:

Derrida’nın sözmerkezci olarak eleştirdiği batı metafiziği, Darkthrone, fanzinler ve fanlar üzerinden (arke-yazı) metafiziksel olarak incelendiğinde büyük bir merkezi yapı oluşturduğu görülür. Ama Darkthrone’un filli eylemleri, her geçen gün değişen müzikal yapısı ve ortaya koydukları çeşitli kavramlar, Derrida’nın tam da ilgilendiği o eşik açısından büyük bir önem atfetmektedir.

Burak Bayülgen
Ph.D at Cinema and Media Research at Bahçeşehir University