Gökhan Gençay: Melek Yüz

Gökhan Gençay, İstanbul 2025

Melek Yüz, modern İstanbul’un sert gerçekliği içinde büyümeye, dönüşmeye ve kendi gücünü bulmaya çalışan bir genç kadının ateşle dövülmüş portresi. Şiddet, bir kurtuluş değil, bir fark edişin yolu. Ve bazen kendini bulmak, başkalarının sana biçtiği yüzü yakmakla başlar.

Gençlik altkültürleri ve dövüş sanatlarının sert birleşimi. Varoluş sancısı ve öfkenin manifestosu. Chuck Palahniuk’un sarsıcılığı, Irvine Welsh’in karanlığı, Ryu Murakami’nin stilize şiddeti.” -Selim S.


Ecca Vandal

“Bir an önce her şeyden uzaklaşmak, gelecek planlarını sonsuza dek rafa kaldırmak istiyorum… Dünyanın bu kadar hızlı dönmesine son vermek istiyorum. Düzenli olan, işleyen her çarkı kırıp dökmek, parça parça etmek istiyorum… Biraz olsun iyi hissedebilmek istiyorum. Kendime her şeyin yolunda olduğunu söylemek istiyorum. 

Endorfin yağmuruna ihtiyacım var… Yaşama arzusuna ihtiyacım var… Kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var… Peki, gökyüzü böylesine dilsizken huzuru nerede aramam gerekiyor?” 

Melek Yüz, Uyumsuz & Rise or Die !!

> MELEK YÜZ

GÖKHAN GENÇAY


Hakan Kaya’dan Dört Öykü

Hakan Kaya, 2025

BİLMİYORUM

Hakan Kaya

Kadrajım daha önce hiç bana yalan söylemedi. Ben nereyi çekmek istesem, bana doğrudan
o noktayı gösterdi. Hatasız, oynama yapmadan. Besbelli bana sadıktı. Şimdi neden ve niçin
beni yarı yolda bıraksın ki?
Dalmış gitmişken kafamı çeviriyorum, genç bir çobana denk geliyorum. Fotoğraf makinemi
çıkartıp, kadrajıma bir kez daha güveniyor ve deklanşöre basıyorum. Birkaç kez bekledikten
sonra makineden fotoğrafı alıyor, yırtıp atıyorum.
Genç çobana doğru ilerliyorum, neden ve niçin sorusuna bir kez daha yanıt veremiyorum.
Genç çoban sürüye yön veriyor. Beni görünce şaşakalıyor, duraksıyor.
Sen O’sun diyor.
Ben kimim?
Şu yönetmen, köyümüzü filme alan adam.
Şu sıralar ne olduğumu bilmiyorum.
Neden bizim köyü filme alıyorsun.
Bilmiyorum.
Neden yönetmen oldun peki?
Bilmiyorum.
Kadrajın sana hiç yalan söyledi mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum.
Neden yalan söylüyorsun?
Ayağa kalkıyorum, fotoğraf makinesini ayağımın altına alıp, defalarca üzerinde zıplıyorum.
Çoban hiç istifini bozmadan beni izliyor.
Şimdi ne yapacaksın? Diye soruyor.
Bilmiyorum. Bilmiyorum ve lanet olsun ki bilmiyorum. Hadi allahaısmarladık.
Sis kaplı yolları, göğü deler gibi geçiyorum.


CEVAP/LAR

I

Sisi delerek göğe ulaşmayı amaçlıyorsun. Anlamsız bir yürüyüş bu, bunu sende, bende iyi biliyoruz. Yürüyorsun, yürüyorsun, engebeli yollardan geçip, bir çıkmaza sapıyorsun. Tamam, diyorsun kendine. Burası yolun sonu bende bugün burada öleceğim.

Gözlerini açıyorsun. Beyaz bir ışık görüyorsun önce. Sana doğru gitgide yaklaşan ışık

    Ramak kala sönüp gidiyor. 

II

Delirmeye başladım, diyorsun bu sefer. Evet bende o akıl hastalarından biri oldum.

İlaçlar alıyorsun. 

Akineton, İgnis, Zedprex. 

Damarlarına ilaç enjekte ediyorlar. Kanında dolaştığını hissedebiliyorsun. İlaç her enjekte edildiğinde farklılaşıyorsun. Hissizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her şey, amansız geliyor varoluş. Hayır. Sartre’dan bahsetmiyorsun. Nobel’in canı cehenneme. Konumuz bu değil.

III

Çare burada da bulunmuyor. Bir ay sonra taburcu oluyorsun.

Odadasın. Masandaki lamba gözünü alıyor senin. Lambaya elinin tersiyle vurup

      Yere düşürüyorsun.

Çatlıyor ampul, sonra buz gibi parçalanıyor. 

Kan akıyor. Akan kan ses yapar mı? Bunu daha önce sormuş olan sen, bu sefer cevaplandırmıyorsun. Cevaplandırmıyorsun belki de. Ahmakça ve üst-insan gibi. Pencereden soğuk hava giriyor odaya. Bırak girsin, diyorsun annene. Hasta mı olacağım, bırak olayım. Artık tek bir amacım var. Ölmek ve de ölmek. İşte bütün mesele bu. 

CEVAP

Kan ses yapar. Pıt   pıt 

                             pıt.

Akan kan senin kanın.

Elinde barut kokusu.

Pıt 

     Pıt

           Pıt.

Cevap aynı.


REFÜLİN

A

Çalışma masandaki lambanın ışığı gözünü alıyor sanki.

Uyuyorsun bir süre.

Yok

 Hayır. Uyuyamıyorsun.

Salona girip, o’na bakıyorsun.

Elinde bir kitap, divanda uzanmış duruyor.

Kapının eşiğinden onu izliyorsun.

Gözlerini bir anlık kapatıp açtığında o gidiyor.

Şoka giriyorsun

 Us mu gerçek mi kestiremiyorsun.

Elini cebine atıp, karıştırıyorsun bir süre. Haplar çıkınca duruyorsun.

Bir, iki, üç

 Dört, beş altı.

Hepsini yutuyorsun, üzerine soğuk bir su içiyorsun.

B/

Divandaki kitap gözüne çarpıyor.

Az önce o’nun elinde tuttuğu kitap bu.

Alıp okumaya başlıyorsun.

Ölüm yavaş yavaş geliyor bana. Alıştıra alıştıra. Alıştıktan sonra ölüm tehlikeli olmaktan çıkıyor, bir ödülmüş gibi geliyor bana.

Kitap elinden düşüyor.

Bundan sonra ne olacak kestiremiyorsun.

Tek bildiğim, bildiğin tek, bilmek istediğin, tek bilmek istediğin, 

BİLİNMİYOR.

Çalışma masandaki lambanın ışığı sönüyor, sönüyor ve karalıyor oda.


60 SANİYE + BÜYÜK PATRON

Evine çıkan sokağın, bir alt mahallesinde yürüyorsun.

Yürüdükçe mahalle büyüyor,

Seni içine alıp yutmasından korkuyorsun.

Telefon sesi.

Arayan büyük patron.

Altmış saniyen var, diyor.

Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi.

Saniyeler geçip gidiyor.

Her bir yanını bozuk saatler kaplıyor.

Diğerleri birbirine benzeyen öteki saatler aynı saati özverili bir şekilde tekrar ediyor.

‘’Ben bunu yaşar, bunu söylerim.

İnsan ancak durdurabildiği 

zaman kadar yaşamıştır ömrünü.’’

On

Dokuz

Sekiz

Yedi.

Pat! Tabanca sesi.

Yere yığılma.

Beş

Dört

Üç.

Saati durduruyorsun. Uyanmana daha var, bir on dakika daha uyuyabilirsin.

Patron yerde. Yerde patron. Büyük patron yerde, kanı halıdan sızıyor.

İnce ince. Tuhaf tuhaf.

Baştan sona.


Hakan Kaya: 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.

Eren Burhan ‘High Definition Deformation’

Eren, Burn Hon!

High Definition Deformation

Haritanın zihne son düşüşü,
Bakıştaki parçacık fiziği gibi
Deler o, kararmış altın tozundan ayak kemiklerini
İçinden hareket akar
Duvara çakılı fiber- elektrik
Yere çakılı o, merkezle taçlandırılmış füzyon estetiği
Kelimenin biçimsel yapı havuzunda grafit bir dürtüleme
Gördüğüm en hd su kuşu,
Endişe kaplı tavan yapısını kanadıyla öttüren
Gördüğüm en hd kum
Camı yapılandırıp deformasyonunu dansa götüren
Haritanın asemik ve caz parabölünde çırpınıp
Can vermeyip, yüksek bilince
Anti-Modern sisifos gibi
Yükselip, yüksek sanata
Ateş görseliyle buzdan bir simgeyi,
Fizikötesi, kılcal ve damarsız yapacağım
Taşın da altındaki taşta- maden kuyusunda
Ne var görmek için

Eren Burhan


Burak Bayülgen: Divine Paradox & Neophyte

Damien Deroubaix ‘For Victory’ 2021

DIVINE PARADOX

Burak Bayülgen

Crucified is I.
I: once the Neophyte
Then, the Hierophant
for I have treated
milk for the infant
and meat for the cadet
from the fertile fountain
o’ the Absolute:
The Arcane Truth;
the matter in its youth,
such a poet in retreat
who ventured to tempt
all the unhallowed
who were outraged
from the tumult
and the mind’s graft.
They: In darkness pelt
the pearls before the swine,
wink at the artifice
that built all those Pyramids
and whispered to my ears
as my lips are almost there.


Burak Bayülgen, Mezunlar Derneği’nde korku sineması üzerine konuşuyor, 2013

NEOPHYTE

Burak Bayülgen

He is no longer a child
nor is he a neophyte.
From boon insensibleness,
extracts The Omniscience –
Baiame’s son Daramulun
once he knew as Bimban –
the pearly white molar tooth
which’s blood shall not be spit
or He revives the infant
with many scalds deficiant,
then what has been ingulfed
and rousingly disgorged
better be immolated
to his foregone childhood.

Burak Bayülgen
Ph.D at Cinema and Media Research at Bahçeşehir University


Suat Hayri Küçük: Bento’nun Tuhaf Huyları

Öteki Yayınevi (2024)

Gece bizi dinler, biz günü ıslıklardık; ahenk ve kaos aynı şey olurdu o vakitler. En korkunç ihtimali güzel bir şeye çevirmek çocuk oyuncağıydı. Devrin ufunetine maruz kaldığımız bir şey değildi yaşamak. Tabiatın meyvesiydik ve aklımız bedenimizin hüneriydi. Otun, böceğin, çiçeğin ve diğer varlıkların adları her çocuk gibi benim dilimde de ıslığa dönüşüyordu usulca.

Neyin nerede olduğunu, neyin ne zaman ve nasıl koktuğunu, tabiatın ne zaman uyanıp ne zaman masala dönüştüğünü bilirdik; kokusu, rengi, boyutları ve biçimleriyle orman ahalisi doluşurdu rüyamıza. Bilinç ve inanç, neşe ve ürperti, çığlık ve fısıltı, tehdit ve vaat her sabah tazelerdi kendini. Dzevağ (karayemiş) ve yux (böğürtlen), dere ve orman, ot ve toprak, ağaç ve hayvan, koku ve renk, biçim ve boyut, yani bütün bir varlık âlemi aklıma hız, inancıma renk verirdi ustalıkla.

Sempatizanıydım henüz yaşamak denen kadim meşgalenin. Karanlık ve efkâr batımızda böğüren/köpüren tehditkâr marşlarla, sır ve şifa doğumuzda dalgalanan esinli şiirlerle bulaşırdı lisanımıza. Denizin gösterdiği, dağın duyurduğu ne varsa yaşamı sakınan, aklımızdan fazlasını fısıldayan tabiatın cömert kuvvetleriydi.

Ağaçlardı ‘Hayat Bilgisi’ öğretmenimiz! Ağacın göğe uzanma hevesi ve hüneri, suyun ve ışığın yasasına boyun eğmezdi. Denizin alnında söneceğini bildiğimiz her yeni günün tekrar tekrar doğumuydu ormanın sırrı, vaadi, şifası…


Suat Hayri Küçük

Eşitsizlik üreten güç ilişkileri karşısında duruşumuz nettir. Hünerimizi sıçrayışlarda değil, duruşumuzda gösteririz. Biliriz ki şiir ve barut, gül ve balta aynı yıldızın tozudur.

Suat Hayri Küçük


Suat Hayri Küçük ‘Bento’nun Tuhaf Huyları’ Öteki Yayınevi (2024)

Nesnesini sarmalayan kavramlar gibi adının hakkını veren “tuhaf” bir metin.

“Gerçeğin canı cehenneme” der gibi gözünü gündüz düşlerine diken Bento’nun tuhaf hikâyesini okurken, “Dur hayat, dur içimde; bulandırma aklımı” diye mırıldanırken bulacaksınız kendinizi.

» Bento’nun Tuhaf Huyları


» öteki yayınevi


Burak Bayülgen: Austin Hermit ve Paranormal Fenomenoloji

Tehlikeli adam Burak

AUSTIN HERMIT

Burak Bayülgen

What else does it offer
to the azymous wafer
o’ an Austin hermit
and his pentecostal portent
with the viscounts on the spot
who jesuitically herald
the invalid light or soot,
maybe Lilith and Cain
‘s gooch a seed will reign
the Juidcium crusis
for a wretched in jaundice
the malice o’ an apprentice
with the last words in his deathbed?


Burak Bayülgen ile “Destination Fear: Trail to Terror” filmi üzerinden “Mimari Yapılarda Paranormal Fenomenler” anlatımı.

ARCANA

Burak Bayülgen

Above mountains
a dynasty
battles with the
icons’ faulty
solar, icy
thorned Awrystli
where arcana
has befallen.

The ebony
o’ sheet pendants
seizes uneath
eased triumphs
before bigot
goat disciples
among distinct
oaths’ beguilements
which descent the
signs blatant:
Ra’s genesis –
torn factitious
spake a grim
temper heinous
amid the snow –
pure ametist
when arcana
has befallen.


Bostancı Underground (2024)

YE’R MAKER’S GUTTER

Burak Bayülgen

This is the womb
Ye’re supposed to be born
while ye’r maker’s gutter
has chosen a cloister
But the fancy reverie
cloaked by the ancestry
o’ mercyful oaths
that demand pungent deeds
such as the argent thoughts
conquered the urgent needs
o’ infernal temptations
soothed by frank regressions
demised with the suspicions
o’ a maker well informed.

Burak Bayülgen
Ph.D at Cinema and Media Research at Bahçeşehir University


Eren Burhan’dan Double-Poetix

Şair Ressam Eren Burhan

Afrika Talanı

Eren Burhan

ölümü düşünen kan dünyadan kurtuldu
bir diğeriyle karışmış kan isotype yağmur damlalarıyla
pirinç yaprakları eğerek yerleşti atom kafalara
afrika talanından, siyah inci magma kalıtlarına
afrika talanından, geniş yeşil kubbenin hilal ve haç
örtü tünelinin
eşilmiş sağır ve vakum kökgazına
kırmızı köstebek yoluna davul vuruşlarıyla
yanık kan sıçradı, gök gövde, meleksel obruk: tamtam ve obua
bulunmaz kan arandı durdu
kuru
hasta ve kısa kan,
afrika tanrısından, evrensel saf, kalsit dudak ve ciğerler
beşgen hole
iç gıdıklayıcı yumuşak yüz
açık tür gideri mineral
afrika tanrısından, afrikaya
bolca blackmail.


İlker Artıran, Gizem Aktan ve Eren Burhan ‘Uzay Kışı & Atomilk’ Kolektif Şiir Kitabı (2024) Sub-Press

> UZAY KIŞI & ATOMİLK


New Ant Museum

Eren Burhan

Yanlış oyununla işaretledin rüya makinelerini bebek dişinle.
Mülkiyetini sordun gerçekliğin etine
Bitişi zamansal bir nesne ya da bir varlıkla değil
Hayvani rabbaninin Geçiş nefesleriyle
kendi ses sekanslarının yağmurunu aldın içeriye
mülkiyetini sordun utopik gerçekliğe
suçsuz, çıplak ve çalışamayan bir makine memelisiyle
new ant museum
yeni sonsuz aşkın asansör görevlerini vertigonun ateşiyle
inişi ve kalkışı sordun gerçekliğin etine
exist, exit


Eren Burhan ‘Dağ Orkestrası’ Lethe Kitap, 2019

98′ model bir şairressam Eren Burhan.

Dağ Orkestrasıyla sesleniyor.

Orkestra mümkün olan her yerde!

“munch; çığlık, rimbaud’un keskin dumanı; çığlık!
göktürk; çığlık, derinlik; çığlık, uzay; çığlık
sanayide yontuluyor mermer
dikilmek için toprağa; çığlık
gökyüzünden inen boş kargo; çığlık
demir; çığlık, kablo; çığlık, çığlık; çığlık!
ruhun sırtında taşıdığım odun ordusu; çığlık…

Dağ Orkestrası


PİSUVARDA BİRİSİVAR


> errenburhan


Taylan Onur x Erdem Çılgın ‘Sıradan Günahlar Cehennemi’

JUMO ART

işlek bir hayatın rengarenk siyahı

ya da zurnanın zırt dediği

Taylan Onur

son sert dumanı son güçlü çizgiyi otuzumda bıraktım
otuzdan düşsün gerisin geriye dünya zamandan
çürüyüşümü dikkatle izledim aynamdan
ona yanlışlardan bahsettim
kıskıvrak yakalanmış kısrakların nasıl ivme kaybettiğini tosba sokakta
bir gök yaşar artık inzivasında geçmiş zamanın
tıka basa dolu kipleri
kirpikler ipek ama evhamlı
türk mü bilmem elbette
ölçmeden hiç hayallerinden birini
kıskanmadım da hiç
son sert duman son güçlü çizgiyi otuzumda bıraktım
otuzdan düşsün diye volta
kesme önümü
ölmeden önce kaçıncı gök bu kaçıncı türk
yaşar kendinde giderek ölmeden
dipdiri
yasu dediler mi karşı kıyıdan
cevap versem hain olacağım
küfür etsem barbar
otuzumdan sonra duymayı bıraktım
dil bir göğe değse bir yere
salya sümük ağlarım
yine de anlamam
korkma
ışıkları bağladım bir makaraya
sardırdım
elimdeki yumakla yeni günü ördüm kendime
otuzumdu bu son


Libidinal cinnetin lirik tezahürü… Ehlileşmiş, düzenliliği kural bellemiş dile, serbest vezin, sağlı sollu girişiyor Taylan Onur.
Gökhan Gençay

Bu aşağılık tımarhanede binlerce yıldır tek geçerliliğini koruyan o eski his hâlâ çok taze: İyi bir enstrüman çalabilirsen kapitalizmin zehrini uyuşturma gücü bulursun…
Göktürk Yaşar

Kirlenmiş hayatın ilkel aynı zamanda sert anları. Cehennemin sakin izdüşümü ve sözcüklerin yeni başkaldırısı. Taylan Onur ile Erdem Çılgın’dan edebi bir düello…
Uğur Karabürk

kafkavâri bir koyuluğu + tam da (en damarın zor x bulun duğu yerden z,erk ediyo) + r = metin: taylan onur çizim: erdem çılgın

tam bir

anlatısı
Umut Yalım


> Sıradan Günahlar Cehennemi


klarosyayinlari.com


Can Evrenol: Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler

Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler

Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler gerçekliğin sınırlarında dolaşan ve uçuruma gözlerini dikenlerin ürkütücü anlarına odaklanan sert bir öykü kitabı. Yurtdışı festivallerinde ses getiren Baskın filmi ile Çıplak dizisinin ödüllü yönetmeni ve yazarı Can Evrenol doksanlar Türkiye’sini arka planına alarak tekinsiz köprü altlarında, boş sahil kasabalarında hatta insan beyninin içinde bile en beklenmedik durumlarla yüzleştiriyor okurunu.

Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler, İthaki 2024

Annemi Öldürdüğüm Hikâyeler

i t h a k i


Can Evrenol 19 Ağustos 1982, İstanbul doğumlu. Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu. University of Kent’ten ‘Sanat Tarihi’ ve ‘Sinema Sanatları’ dallarında çift diploma sahibi. ‘Sinema Sanatları’ gibi teorik bir bölümden mezun olduktan sonra kamerayla tanışmak için NYFA’in 8 haftalık “film yapım” kursuna katıldı. Kursa başladıktan 4 hafta sonra ilk filmi olan Vidalar’ın çekimini tamamladı. Sulhi Dölek’in aynı adlı kısa hikayesinden uyarladığı Vidalar, aynı sene, Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği ”Hisar Kısa Film Seçkisi”nde yılın en iyi 10 kısa filmi arasına seçildi. 2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ”Fantasia Film Festival”, ”BIFFF” ve ”Frightfest” başta olmak üzere, İngiltere, Kanada, Fransa, Avustralya ve Belçika’da, dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Daha sonra Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ”Moving Image” master’ı yaptıi. 2009 yılında Kanada’da bir dağıtımcı firma ile, Sandık ve My Grandmother adlı kısa filmlerin dünya dağıtım hakları için 3 senelik bir sözleşmeye imza attı. 2009 yılında, ”A Film About Races” adlı Uzun metraj belgeselin montajını üstlendi… (Kaynak: kameraarkasi.org)


“bir film” 1. Sezon / 4. Bölüm: Can Evrenol

Can Evrenol

Film yönetmeni, yapımcı & yazar


NEON NEXUS Raflarda!

Neon Nexus #02

‘Türkiye’nin ilk ve tek Cyberpunk dergisi’ ibaresiyle yayın hayatına atılan NEON NEXUS dergisi, geçtiğimiz aylarda çıkardıkları deneme sayısının ardından dopdolu bir ikinci sayıyla Ocak ayında kitapçılarda olacak.

Derginin yazar kadrosu bayağı geniş. Kapaktan kimlerin yer aldığını okuyabilirsiniz. Yeni sayının giriş öyküsü olan “Tik Tak!”ı bendenizin kaleme aldığını da belirtir, NEON NEXUS’a kayıtsız kalmamanızı hatırlatırım. William Gibson’a selam olsun! –Gökhan Gençay


İnternet Çağında Dergicilik: Roket, Neon Nexus ve Orm Fantastik Buluşması 2024

‘Antares, X- Bilinmeyen, Atılgan, Nostromo, Davetsiz Misafir… Türkiye, zamanında pek çok bilimkurgu dergiciliği girişimine sahne oldu. Ancak bu topraklarda bilimkurgu dergiciliği, bir nevi rüzgâra karşı koşmak demekti. Kimi birkaç adım atıp pes etti, kimi ise gücünün son damlasına kadar direndi. İnternetin hayatlarımıza girişiyle birlikte dergiciliğin bittiğini söyleyen de var, çok masraflı ve zahmetli bir iş olduğu için pek cesaret edenin çıkmadığını ileri süren de…Şartlar ne olursa olsun, bu uğurda çabalayanlar hep vardı, bundan sonra da var olmaya devam edecek.’


NEON NEXUS

Ve bir an geldi, şimdiki zaman onarılmaz bir şekilde ruhunu sakatladı.

Daha sonra tüm hızımızla geleceği beklemeye başladık. Tahayyüllerimizde geleceği kurgularken, gerçek sıra dışı bir mekanizmaya bağlandı. Medeniyet onarılmaz bir şekilde uçurumun kenarına geldi, Artık geleceği bekleme sporuna katkı sağlamamız gerekti. Geleceğin karanlık sokaklarına ışık tutmak gerekti. Şimdi sizlerin ellerinde bir harita gibi duruyor.. Bir şişenin içine bırakılmış kehanet gibi. Hala aynı dilin konuşulduğunu umarak olasılıklar okyanusunda sallana sallana yol alıyor. Karanlık kurgular ile geleceğin gerçeğini değiştirmeyi umuyoruz. Felaket tebliğimizin esas sebebi budur. Cyberpunk türde ülkenin tek yayını olmamızı işte bu sebebe bağlıyoruz. Umudumuzu yitirdik. Bu sebeple kolları sıvadık. Bu yayın tüm zaman dilimlerinde “Yalnız Değilsin” yayınıdır. Keyifli okumalar dileriz. Gelecekte bol şanslar.

Neon Nexus #02

Türkiye’nin ilk ve tek Cyberpunk dergisi!

NEON NEXUS SAYI 2

> NEON NEXUS