The colour, humour and unbridled imagination of the artist make the visit a pleasure for young and old alike.
Hervé Di Rosa is an artist from Sète, known as one of the founders of Figuration Libre, an artistic movement that blends popular culture, comic strips and contemporary art. Passionate about the modest arts, in 2000 he created the MIAM (Musée International des Arts Modestes), a space dedicated to art forms that are often marginalised, ranging from toys and posters to art brut and everyday objects. His colourful, narrative work draws on a wide range of influences, from graffiti to craft traditions from around the world. ‘MIAM is like the Mucem’s little brother,’ says Di Rosa.
Right from the entrance door, topped by a huge fresco created especially for the occasion, it is clear that the artist was heavily involved in the preparation and staging of this exhibition, as part of a trio formed by art critic Jean Seisser as artistic director and Vincent Giovanni, head curator of the Mucem’s performing arts department. Like Macha Makeieff, he has lent a large number of objects from his personal collections, which have naturally been incorporated into the Mucem collection.
Expo Di Rosa, Mucem Marseille, 2025
4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered
Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘MUCEM’
« Hervé Di Rosa, Un air de famille »
Hervé Di Rosa, popüler kültür, çizgi roman ve çağdaş sanatları harmanlayan sanatsal bir hareket olan Figuration Libre’nin kurucularından biri olarak tanınan Sète’li bir sanatçıdır. Naif sanat konusunda tutkulu olan sanatçı, 2000 yılında oyuncak ve posterlerden art brut ve gündelik nesnelere kadar uzanan ve genellikle marjinal sanat formlarına adanmış bir alan olan MIAM’ı (Musée International des Arts Modestes) kurmuştur. Renkli ve öyküsel çalışmaları, grafitiden dünyanın dört bir yanından gelen zanaat geleneklerine kadar geniş bir yelpazeden etkiler taşır.
4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered
Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘COLLECTOYS’
“When I was a child, I was a keen reader of Pilote magazine, whose slogan was: ‘The newspaper that thinks while you have fun’. My art is not aimed at specialists or doctoral students, but at everyone, connoisseurs and novices alike.”
Pakito Bolino + Fredox at Bunch of Noise 2025 / Photo by Guoruishuai
In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.
Pakito Bolino and Fredox Langlais are influential figures in the French underground image movement and alternative silk-screen printing scene. Both musicians, designers, and animators from Marseille and Paris, they oppose the standardization of contemporary art, advocating for original, handmade art focused on anti-traditional, fringe subjects. Through irony and collage, they explore taboos and deconstruct violence, delving into the provocative margins of the world.
Pakito Bolino, a key figure in French underground publishing, is known for his chaotic, saturated compositions inspired by underground comics, punk magazines, and Japanese Heta-Uma aesthetics. His work merges chaos, anxiety, and social critique, attempting to create a language for underground art. He co-founded the renowned publishing group Le Dernier Cri, whose silk-screen workshop located in Friche Belle de Mai in Marseille, in Marseille publishes experimental artist books and posters from around the world, offering a platform for fringe artists and contrasting traditional commercial models.
Fredox Langlais, based in Paris, is a self-taught “image manipulator” and founder of the legendary graphic magazine Stronx. His collages, inspired by 1930s-60s publications, recontextualize sensitive images with irony and provoke a world of constant conflict, where industrial, medical, and military forces threaten the individual. He collaborates with Le Dernier Cri, exploring unsettling, taboo themes in his work.
Pakito Bolino at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.
A Bunch of Noise is a low-budget, DIY experimental noise festival dedicated to breaking free from the art frameworks shaped by traffic and algorithms, refusing standardized or labeled art forms. We do not rely on the selection driven by online trends; instead, through real communication and discussion, we invite artists capable of evoking resonance and creating vibrations, directly bringing sound to your ears, your body, your emotions.
Noise is not just about volume or harsh sound—it is the shock that breaks through order, a challenge to the “comfort zone.” Our invited artists do not depend on traffic and data; their sounds are independent and vibrant, refusing to be bound or defined. Each performance is a challenge to the rules, a recreation and reshaping of the unknown world.
A Bunch of Noise is not just a space for sound experiments; it is a collision of emotions, an explosion of energy. Here, we seek pure sound experiences—not catering to market packaging, not relying on internet bubbles, only sound itself. There is no perfect artistic shell, only the sparks of experimentation and an unknown journey.
In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.
Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON 2025 / Photo by Smashoot
A Bunch of Noise Fest 2025, day 2 begin: 18 groups of artists made noise at the same time for a whole hour!
Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.
A Bunch of Noise, standartlaştırılmış veya etiketlenmiş sanat formlarını reddederek, trafik ve algoritmalar tarafından şekillendirilen sanat çerçevesinden kurtulmaya yönelik düşük bütçeli, deneysel bir D.I.Y. gürültü festivalidir. Çevrimiçi trendler tarafından yönlendirilen seçkilere güvenmiyoruz; bunun yerine, gerçek iletişim ve tartışma yoluyla, rezonans uyandırabilen ve titreşimler yaratabilen, sesi doğrudan kulaklarınıza, bedeninize ve duygularınıza getiren sanatçıları davet ediyoruz.
Gürültü sadece bir ses seviyesi ya da sert bir ses değildir; aynı zamanda düzeni bozan bir şok, “konfor alanına” yönelik bir meydan okumadır. Davet edilen sanatçılarımız trafiğe ve verilere bağlı değillerdir; sesleri bağımsız ve canlıdır, bağlanmayı veya tanımlanmayı reddederler. Her performans kurallara bir meydan okuma, bilinmeyen bir dünyanın yeniden yaratılması ve yeniden şekillendirilmesidir.
A Bunch of Noise sadece ses deneyleri için bir alan değil; bir duygu çarpışması, bir enerji patlamasıdır. Burada saf ses deneyimleri peşindeyiz – pazar ambalajlarına değil, internet balonlarına değil, sadece sesin kendisine güveniyoruz. Mükemmel ve sanatsal bir arayışımız yok, sadece deneyselliğin kıvılcımları ve bilinmeyene yolculuk var.
Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.
Gürültünün mülkiyeti yoktur; sadece şimdiki zamanda varolur. Ödün vermek yok, beklemek yok. Gürültüye girin, gürültü olun.
Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai
Slaughter Table, Live at A Bunch Of Noise Shanghai, 2025
Slaughter Table, noise player from Malaysia. Into harsh noise, with more structure complex approach a bit of cutup a bit of wave changing structure and uses of various noise filters, octaves. Some sounds generated from noise machine with a dynamic drone soundscape . Influences from Government alpha, Kazumoto Endo, Sickness, Bastard Noise, SCUM, Facialmess, Prurient, Scatmother.
ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Smashoot
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Kadrajım daha önce hiç bana yalan söylemedi. Ben nereyi çekmek istesem, bana doğrudan o noktayı gösterdi. Hatasız, oynama yapmadan. Besbelli bana sadıktı. Şimdi neden ve niçin beni yarı yolda bıraksın ki? Dalmış gitmişken kafamı çeviriyorum, genç bir çobana denk geliyorum. Fotoğraf makinemi çıkartıp, kadrajıma bir kez daha güveniyor ve deklanşöre basıyorum. Birkaç kez bekledikten sonra makineden fotoğrafı alıyor, yırtıp atıyorum. Genç çobana doğru ilerliyorum, neden ve niçin sorusuna bir kez daha yanıt veremiyorum. Genç çoban sürüye yön veriyor. Beni görünce şaşakalıyor, duraksıyor. Sen O’sun diyor. Ben kimim? Şu yönetmen, köyümüzü filme alan adam. Şu sıralar ne olduğumu bilmiyorum. Neden bizim köyü filme alıyorsun. Bilmiyorum. Neden yönetmen oldun peki? Bilmiyorum. Kadrajın sana hiç yalan söyledi mi? Bilmiyorum, bilmiyorum. Neden yalan söylüyorsun? Ayağa kalkıyorum, fotoğraf makinesini ayağımın altına alıp, defalarca üzerinde zıplıyorum. Çoban hiç istifini bozmadan beni izliyor. Şimdi ne yapacaksın? Diye soruyor. Bilmiyorum. Bilmiyorum ve lanet olsun ki bilmiyorum. Hadi allahaısmarladık. Sis kaplı yolları, göğü deler gibi geçiyorum.
CEVAP/LAR
I
Sisi delerek göğe ulaşmayı amaçlıyorsun. Anlamsız bir yürüyüş bu, bunu sende, bende iyi biliyoruz. Yürüyorsun, yürüyorsun, engebeli yollardan geçip, bir çıkmaza sapıyorsun. Tamam, diyorsun kendine. Burası yolun sonu bende bugün burada öleceğim.
Gözlerini açıyorsun. Beyaz bir ışık görüyorsun önce. Sana doğru gitgide yaklaşan ışık
Ramak kala sönüp gidiyor.
II
Delirmeye başladım, diyorsun bu sefer. Evet bende o akıl hastalarından biri oldum.
İlaçlar alıyorsun.
Akineton, İgnis, Zedprex.
Damarlarına ilaç enjekte ediyorlar. Kanında dolaştığını hissedebiliyorsun. İlaç her enjekte edildiğinde farklılaşıyorsun. Hissizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her şey, amansız geliyor varoluş. Hayır. Sartre’dan bahsetmiyorsun. Nobel’in canı cehenneme. Konumuz bu değil.
III
Çare burada da bulunmuyor. Bir ay sonra taburcu oluyorsun.
Odadasın. Masandaki lamba gözünü alıyor senin. Lambaya elinin tersiyle vurup
Yere düşürüyorsun.
Çatlıyor ampul, sonra buz gibi parçalanıyor.
Kan akıyor. Akan kan ses yapar mı? Bunu daha önce sormuş olan sen, bu sefer cevaplandırmıyorsun. Cevaplandırmıyorsun belki de. Ahmakça ve üst-insan gibi. Pencereden soğuk hava giriyor odaya. Bırak girsin, diyorsun annene. Hasta mı olacağım, bırak olayım. Artık tek bir amacım var. Ölmek ve de ölmek. İşte bütün mesele bu.
CEVAP
Kan ses yapar. Pıt pıt
pıt.
Akan kan senin kanın.
Elinde barut kokusu.
Pıt
Pıt
Pıt.
Cevap aynı.
REFÜLİN
A
Çalışma masandaki lambanın ışığı gözünü alıyor sanki.
Uyuyorsun bir süre.
Yok
Hayır. Uyuyamıyorsun.
Salona girip, o’na bakıyorsun.
Elinde bir kitap, divanda uzanmış duruyor.
Kapının eşiğinden onu izliyorsun.
Gözlerini bir anlık kapatıp açtığında o gidiyor.
Şoka giriyorsun
Us mu gerçek mi kestiremiyorsun.
Elini cebine atıp, karıştırıyorsun bir süre. Haplar çıkınca duruyorsun.
Bir, iki, üç
Dört, beş altı.
Hepsini yutuyorsun, üzerine soğuk bir su içiyorsun.
B/
Divandaki kitap gözüne çarpıyor.
Az önce o’nun elinde tuttuğu kitap bu.
Alıp okumaya başlıyorsun.
Ölüm yavaş yavaş geliyor bana. Alıştıra alıştıra. Alıştıktan sonra ölüm tehlikeli olmaktan çıkıyor, bir ödülmüş gibi geliyor bana.
Kitap elinden düşüyor.
Bundan sonra ne olacak kestiremiyorsun.
Tek bildiğim, bildiğin tek, bilmek istediğin, tek bilmek istediğin,
BİLİNMİYOR.
Çalışma masandaki lambanın ışığı sönüyor, sönüyor ve karalıyor oda.
60 SANİYE + BÜYÜK PATRON
Evine çıkan sokağın, bir alt mahallesinde yürüyorsun.
Yürüdükçe mahalle büyüyor,
Seni içine alıp yutmasından korkuyorsun.
Telefon sesi.
Arayan büyük patron.
Altmış saniyen var, diyor.
Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi.
Saniyeler geçip gidiyor.
Her bir yanını bozuk saatler kaplıyor.
Diğerleri birbirine benzeyen öteki saatler aynı saati özverili bir şekilde tekrar ediyor.
‘’Ben bunu yaşar, bunu söylerim.
İnsan ancak durdurabildiği
zaman kadar yaşamıştır ömrünü.’’
On
Dokuz
Sekiz
Yedi.
Pat! Tabanca sesi.
Yere yığılma.
Beş
Dört
Üç.
Saati durduruyorsun. Uyanmana daha var, bir on dakika daha uyuyabilirsin.
Patron yerde. Yerde patron. Büyük patron yerde, kanı halıdan sızıyor.
İnce ince. Tuhaf tuhaf.
Baştan sona.
Hakan Kaya: 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.
Haritanın zihne son düşüşü, Bakıştaki parçacık fiziği gibi Deler o, kararmış altın tozundan ayak kemiklerini İçinden hareket akar Duvara çakılı fiber- elektrik Yere çakılı o, merkezle taçlandırılmış füzyon estetiği Kelimenin biçimsel yapı havuzunda grafit bir dürtüleme Gördüğüm en hd su kuşu, Endişe kaplı tavan yapısını kanadıyla öttüren Gördüğüm en hd kum Camı yapılandırıp deformasyonunu dansa götüren Haritanın asemik ve caz parabölünde çırpınıp Can vermeyip, yüksek bilince Anti-Modern sisifos gibi Yükselip, yüksek sanata Ateş görseliyle buzdan bir simgeyi, Fizikötesi, kılcal ve damarsız yapacağım Taşın da altındaki taşta- maden kuyusunda Ne var görmek için
[Ce livre est une invitation à] défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”
“Stu Mead, l’Indomptable”
présenté par Xavier-Gilles Néret
« Lecteur assidu dans son enfance des dessins d’humour du New Yorker, Mead traite souvent ses personnages dans un style grotesque, qu’on peut comprendre comme une satire. En particulier lorsqu’il aborde des sujets religieux : communiantes profanant l’office catholique et déniaisant des prêtres, par exemple. Mais il ne revendique aucune interprétation a priori de ses créations. Il n’y a rien de démonstratif dans son art, dont l’enjeu principal est d’explorer sans autocensure, par le dessin spontané et la peinture, les profondeurs de l’imagination, proclamée « reine des facultés » par Charles Baudelaire. Influencé par les couvertures des pulps et par les comics de Robert Crumb – autant que par les cartes postales des bords de mer anglais –, Stu Mead est aussi un admirateur de Hans Bellmer, Balthus et Henry Darger, dont les œuvres figurent désormais dans les plus grands musées du monde.
[Ce livre est une invitation à] défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”
–Xavier-Gilles Néret
“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”.
Stu Mead ‘LIndomptable’ Couverture, 2025
Bu kitap, sözde açık ve canlı bir toplumda değerli bir meta olan sanatçıların yaratıcı özgürlüğünü ve hayalgüçlerini bir polis gücü kurma girişimlerine karşı savunmak için bir davettir.
“Çocukken New Yorker karikatürlerinin hevesli bir okuyucusu olan Mead, karakterlerini genellikle hiciv olarak anlaşılabilecek grotesk bir tarzda ele alıyor. Bu, özellikle dini konuları ele aldığında geçerlidir: örneğin, komünyon kızlarının Katolik ayinlerini kirletmesi ve rahiplerin özgürlüklerini reddetmesi. Ancak yarattıklarıyla ilgili herhangi bir a priori yorumlama iddiasında değildir. Onun sanatında, Charles Baudelaire’in ‘yetilerin kraliçesi’ ilan ettiği hayal gücünün derinliklerini otosansür uygulamadan, spontane çizim ve boyamalarla keşfetmek gibi gösterişli bir şey yoktur. İngiliz sahil kartpostalları kadar pulp dergi kapakları ve Robert Crumb’ın çizgi romanlarından da etkilenen Stu Mead, aynı zamanda eserleri bugün dünyanın en büyük müzelerinde yer alan Hans Bellmer, Balthus ve Henry Darger’ın da büyük bir hayranıdır.
–Xavier-Gilles Néret
“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”
“Ama yılmayan hayal gücü ne kadar da sağlıklıdır!“
24 Nisan Perşembe günü Sterput, Or Bor tarafından yayınlanan ‘Stu Mead, L’Indomptable’ kitabının lansmanı için Xavier-Gilles Néret (yazar) ve Annabelle Dupret’i (yayıncı) ağırlayacak. Kitap Sterput’ta satışa sunulacaktır. Présentation du livre > Stu Mead, l’Indomptable
“Stu Mead, l’Indomptable”
‘An avid reader of New Yorker cartoons as a child, Stu Mead often treats his characters in a grotesque style that can be understood as satire. This is particularly true when he tackles religious subjects: communion girls desecrating Catholic services and denying priests their freedom, for example. But he does not claim any a priori interpretation of his creations. There is nothing demonstrative in his art, whose main challenge is to explore, without self-censorship, through spontaneous drawing and painting, the depths of the imagination, proclaimed ‘queen of the faculties’ by Charles Baudelaire. Influenced by pulp magazine covers and Robert Crumb’s comics – as much as by English seaside postcards – Stu Mead is also an admirer of Hans Bellmer, Balthus and Henry Darger, whose works now feature in the world’s greatest museums. [This book is an invitation to] defend the creative freedom of artists, a precious commodity in a supposedly open and vibrant society, against any attempt to establish a police force for the imaginary.’
“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”
–Xavier-Gilles Néret
“But how salubrious is the indomitable imagination!”
-On Thursday 24 April, Sterput will be welcoming Xavier-Gilles Néret (author) and Annabelle Dupret (publisher) for the launch of Stu Mead, L’Indomptable, published by Or Bor. The book will be on sale on site.-
“If the graphic terrorists of Dernier Cri are intent on destroying the world – or, as Bolino puts it, “cleaning it up” – they are doing so in order to invent a new one, in accordance with Charles Fourier’s rule of absolute distance, and bring beings and things into existence on a new horizon.“
Jeudi 24 avril, le Sterput accueillera Xavier-Gilles Néret (auteur) et Annabelle Dupret (éditrice) pour la sortie du livre “Stu Mead, L’Indomptable” aux éditions Or Bor. Le livre sera en vente sur place.
“Her sanatçı az çok sapkındır. Az ya da çok, örtük ya da görünür bir sapkınlığın kaçınılmaz ve verimli olduğuna inanırım. Tonları, miktarları, çeşitleri olan türlü türlü çizgi dışı eğilimin beslediği “kirli” bir su akıyor benim de içimde ve bununla yüzleşmekten korkmuyorum.”
Karikatürist, ressam, heykeltıraş Bahadır Baruter’in Ruhaltı dizisi, bir kuşağın “ruh” dünyasını derinden etkilemiştir. Kimilerinin editörü de olduğu dergilerde yayımlanmış karikatürlerinde bir kara mizah üslubu geliştiren, yeraltından bakan, tabulara dokunan sanatçı, benzer dönemlerde başlayıp sürdürdüğü Ruhaltı dizisinde çok daha karmaşık taramalar ve incelikle tasarlanıp işlenmiş metamorfoz kompozisyonlarıyla dergi ciltlerinde özerk bir alan açmıştır. Ruhaltı, tekstüel bir eşlik gerektirmeyen, özel bir grafik okuma ve bu okumayı olanaklı kılan özel bir hafıza talep eden yapısıyla zaman içinde içinde yer aldığı dergilerden ayrılıp kült statüsü kazanmış ve kitaplaşmıştır.
Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
Atölye Ziyaretleri: Bahadır Baruter, 2022
Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
Ruhaltı saf sürrealizmi ve poetik “karanlığı” ile Franz Kafka’nın devamı gibidir.
Baruter’in Ruhaltı ile açtığı hat, her şeyden önce “dönüşmekte” olan bir evrene bizatihi bu dönüşüme, başkalaşmaya katılarak “içeriden” bir bakış atma cesareti açısından, öncüdür. Çoğu Ruhaltı “macerasının” kahramanı ya dergi okuyan ve dönüşümler tetikleyen bir Okur figürü ya da bizzat sanatçının kendisidir. Merkezdeki kahraman kim ya da ne olursa olsun bir Ruhaltı epizodu, her panelinde tekinsizlik, düzensiz gibi görünen ama kendi estetik/etik tutarlılığı içinde metamorfoza uğrayan, başka imgeler ve şeylerle birleşip ayrılan, ortaya çıkan ya da kaybolan sayısız temsil içerir. Ruhaltı saf sürrealizmi ile Salvador Dali’nin, bembeyaz fonlarda cereyan eden olayları resmetse bile mutlak poetik “karanlığı” ile Franz Kafka’nın devamı gibidir. Sanatçının kendisini içinde resmettiği durumlardaki biçim değişiklikleri sanatını ve yaratıp yok ettiği tarzların işleyiş biçimlerini de, eserin kendisi ile deşifre etmektedir sanki. Sadece Türkiye resim sanatında değil, Ruhaltı, bu özelliğiyle dünya çapındadır: Aynı anda hem kendisi olan hem de -bir aracı elitler ordusuna gereksinim duymaksızın- kendisinin deşifresini yapan eser. 1990’ların ortalarından 2000’lerin sonlarına dek süren bu sürrealist macera, ilk Ruhaltı sayfasının yayımlanmasının neredeyse 30. yılında, standart edisyonunun yanında numaralandırılmış limitli bir edisyonuyla da, Flaneur Books etiketiyle raflardaki yerini şimdiden aldı.
Baruter, resimlerinde lanetli tapınaklar olarak gördüğü evlerin derinlerine tekinsiz bir yolculuk yapıyor.
Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
Bahadır Baruter’in ‘Evim Evim Güzel Evim’ resim sergisinin tanıtım videosu. Galeri X-ist, Mayıs 2014
Baruter ‘Mukadderat’ 2015, Silikon heykel, 130×35 cm / Photo by Yamanlıca, Bodrum Inspera 2024
“Tanrıyı bilirim, ama inanmam.”
Baruter ‘Mukadderat’ 2015, Silikon heykel, 130×35 cm / Photo by Yamanlıca, Bodrum Inspera 2024
“Kötü kalpli sanatçı yoktur; varsa da şayet mutlaka sanatçı görünümlü bir tüccar, politikacı ya da züppenin tekidir ve dikkatli bakarsan kendinihemen eleverir.“
Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
“İyi sanat ne meşrulaştırır, ne de özendirir; sadece kırarak yansıtır, teşhir eder ve buradan suç çıkmaz. Ancak banal sanat suçlu pozisyona düşer, iyi sanat her zaman masumdur.”
‘Tarihin tüm aldatıcı gerçekleri ve tereddütlerini aydınlığa çıkarmak için efsanevi bir Taş Devri ekonomisi gerekiyor — rahipler yerine şamanlar, lordlar yerine ozanlar, polis yerine avcılar…’
Hakim Bey ‘Ontolojik Anarşizm Nüshaları’ndan Türkçeleştiren İmam Mayıs Aru
KAOS ASLA ÖLMEDİ. Başlangıçta var olan yekpare kütle, tapılacak biricik canavar, durağan ve kendiliğinden, herhangi bir mitolojiden daha kızılötesi (Babil’in önündeki gölgeler gibi), varlığın özgün, ayrımlaşmamış birliği, hâlâ daha sükûnetle ışın saçıyor Suikastçıların kara sancakları gibi, gelişigüzel ve ebediyen sarhoş.
Kaos, tüm düzen ve entropi ilkelerinden önce gelir, o ne bir tanrıdır ne de bir sinek kurdu, onun ahmakça tutkuları olası her koreografiyi kuşatıp tanımlar, manasız tüm eterleri ve filojistonları1: maskeleri kendi çehresizliğinin kristalleşmeleridir, tıpkı bulutlar gibi.
Doğadaki her şey mükemmel bir biçimde gerçektir bilinç de dahil, kesinlikle dert edecek hiçbir şey yok. Yasanın boyunduruğu kırılmakla kalmadı, asla var olmadı da; iblisler asla yıldızlara bekçilik etmedi, İmparatorluk hiç başlamadı, Eros asla sakal bırakmadı.
Yo, dinle, gerçekte olan şuydu: sana yalan söylediler, iyi ve kötüye dair fikirlerini sana yutturdular, bedeninden şüphe etmeni ve kaos peygamberliğinden utanç duymanı sağladılar, moleküler aşkın için tiksindirici sözcükler icat edip, seni ihmalle afsunladılar, uygarlık ve onun tefeci duygularıyla içini sıktılar.
Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın –çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi.
Tarihin tüm aldatıcı gerçekleri ve tereddütlerini aydınlığa çıkarmak için efsanevi bir Taş Devri ekonomisi gerekiyor — rahipler yerine şamanlar, lordlar yerine ozanlar, polis yerine avcılar, yontma taş devri miskinliğinin toplayıcıları, kan gibi zarif, bir alamet peşinde anadan üryan yahut kuşlar gibi boyalı, dengelenmiş aşikâr varlığın dalgası üstünde, saatsiz an-ı daimde.
Kaosun temsilcileri içinde bulundukları hale, lux et voluptas2 ateşlerine tanıklık etmeye muktedir her şeye ve herkese yakıcı bakışlar atarlar. Ancak terör noktasına varana dek sevdiğim ve arzuladığım şeylerle ayığım – geri kalan her ne varsa kefenli mobilyalardır, gündelik anestezidir, beynin bokudur, totaliter rejimlerin alt-sürüngen can sıkıntısıdır, basmakalıp sansür ve beyhude acıdır.
Kaosun avatarları tıpkı casuslar, sabotajcılar, amor fou3 suçluları gibi hareket ederler, ne kendilerini düşünmeden ne de kendi çıkarlarına; çocuk gibi kandırılabilir, barbarlar gibi terbiyesiz, takıntılarla yaralanmış, işsiz, duygusal açıdan dengesiz, kurtmelekler, tefekkür aynaları, gözleri çiçekler gibi, tüm alamet ve manaların korsanları.
İşte burada emekliyoruz kilisenin, devletin, okulun ve fabrikanın, tüm paranoyak yekpare taş duvarları arasındaki çatlaklarda. Yabanıl hasretle kabileden bağlarımız kesilmiş, kayıp sözcüklerin, farazi bombaların peşinde tünel kazıyoruz.
Olası son amel bizleri bağlayan görünmez altın bir sicim olan algının kendisini tanımlayandır: adliye koridorlarında gayrı-meşru bir dans. Şuracıkta seni öpecek olsaydım buna terör eylemi derlerdi – öyleyse altıpatlarlarımızı yatağımıza alalım ve bir vaveylayla kaos tadının mesajını kutlayan sarhoş haydutlar gibi gece yarısı şehri uyandıralım.
filojiston: Yunanca tutuşkan anlamında, simya ilmine göre maddelerin yanmasına neden olan ilke↩︎
Bağımsız müziğin güçlü seslerinden Selin Baycan, ilk albümü “Aşina” ile 19 Mart’ta Babylon’da.
Gönlümüzde derin sızılar bırakan şarkılarıyla tanıdığımız Selin Baycan, 2019 yılından beri yayımladığı kayıtlarını nihayet ‘Aşina’ isimli albümünde bir araya getirdi. 19 Mart’ta düzenlenecek olan albüm lansman gecesinde Kalben, Yasemin Mori, Brek gibi sevilen müzisyenler de sanatçıya eşlik edecekler.
Avcumdaki çizgiler Silinirse ne farkeder Aynalara çarpa çarpa Büyütür bu sır beni
Aşinayım ezelden Aşinayım ezelden Aşinayım ezelden Bu acıya
Yönetmenliğini Elif Tekneci’nin, sanat yönetmenliğini Nur Şevval Yılmaz’ın üstlendiği videoda ayrılık ânının ve henüz yanıtlanmamış soruların kederiyle baş başa kalıyoruz. Renkler kaybolmuş, sesler susmuş, bir devir kapanmış. Artık aynaya, kendimize bakıyoruz. “Kaybolan Ne Var”ı şimdiden loop’a aldık bile; özlemle beklediğimiz sonbaharımıza arkadaş olacak gibi görünüyor.
Çellist ve besteci Gülşah Erol‘un projesi Loli, yapay zekâ teknolojilerini kullanarak ürettiği ‘Electric Love‘ adlı yeni eserini müzikseverlerle buluşturdu.
Klasik müzikten rock’a, cazdan deneysel performansa ve film müziğine uzanan geniş yelpazedeki çalışmalarıyla tanınan sanatçı, bu kez elektronik müzik alanında yenilikçi bir projeye imza attı.
Abletonlive ve çeşitli AI yazılımlarının harmonik birlikteliğiyle ortaya çıkan eser, dijital çağın müzik üretimindeki etkisini yansıtıyor. İstanbul Jazz Festival, Sundance Film Festivali gibi prestijli platformlarda yer alan ve Peter Brötzmann, Joe McPhee gibi önemli müzisyenlerle çalışan Gülşah Erol, farklı üretim teknikleriyle bu projede dikkat çekiyor.
Electric Love · Loli Sacred Heart / 2025 Gülşah Erol
“Müzik ve teknolojinin kesişiminde yeni deneyimler yaratmak beni heyecanlandırıyor” açıklamasında bulunan sanatçı, gelecek projelerinde de yapay zekâ ve müzik entegrasyonunu sürdürmeyi hedefliyor. Gülşah Erol’un bu yaklaşımı, müzik endüstrisinde yapay zekâ kullanımının yaratıcı potansiyelini ortaya koyarken, diğer sanatçılara da ilham kaynağı olmayı amaçlıyor. (Kaynak: habereguven.com)
MUTRİB ‘Dünyam’ / Live at ODTU MT Rock Festival 2013
Gülşah Erol / Mutrib Session, 2013
Gülşah Erol / Mutrib Session, 2013
LOLI As A Cyberfeminist Experiment
Sexy & Smart
Cellist and composer Gülşah Erol’s project Loli brought her new work ‘Electric Love’, produced using artificial intelligence technologies, to music lovers.
Known for her works ranging from classical music to rock, jazz, experimental performance and film music, this time she has realized an innovative project in the field of electronic music.
The work, created with the harmonic combination of Abletonlive and various AI software, reflects the impact of the digital age on music production. Gülşah Erol, who has participated in prestigious platforms such as Istanbul Jazz Festival, Sundance Film Festival and worked with important musicians such as Peter Brötzmann and Joe McPhee, draws attention with different production techniques in this project.
“Creating new experiences at the intersection of music and technology excites me,” says the artist, who aims to continue the integration of artificial intelligence and music in her future projects. Gülşah Erol’s approach reveals the creative potential of using artificial intelligence in the music industry and aims to inspire other artists.
Le projet Loli de la violoncelliste et compositrice Gülşah Erol a présenté aux mélomanes sa nouvelle œuvre « Electric Love », produite à l’aide de technologies d’intelligence artificielle.
Connue pour ses œuvres allant de la musique classique au rock, en passant par le jazz, la performance expérimentale et la musique de film, elle a cette fois-ci réalisé un projet innovant dans le domaine de la musique électronique.
L’œuvre, créée par la combinaison harmonieuse d’Abletonlive et de divers logiciels d’intelligence artificielle, reflète l’impact de l’ère numérique sur la production musicale. Gülşah Erol, qui a participé à des plateformes prestigieuses telles que le festival de jazz d’Istanbul, le festival du film de Sundance et a travaillé avec des musiciens importants tels que Peter Brötzmann et Joe McPhee, attire l’attention avec différentes techniques de production dans ce projet.
« Créer de nouvelles expériences à l’intersection de la musique et de la technologie me passionne », déclare l’artiste, qui souhaite poursuivre l’intégration de l’intelligence artificielle et de la musique dans ses futurs projets. L’approche de Gülşah Erol révèle le potentiel créatif de l’utilisation de l’intelligence artificielle dans l’industrie musicale et vise à inspirer d’autres artistes.