Highly Contagious Thrashcore Madness from Istanbul Streets: HAZARDOUS

> HAZARDOUS Yeni Kadro: Hamit, Kuzey Alemdar, Deniz Ege Aydın ve meşhur davulcu Eray Han > FREEDOM BEYOĞLU <

“Evet, harika bir geceydi, beklediğimizden çok daha fazla insan gelmişti, ve hepsi de coşkuluydu, o gece, Hazardous’u kurduğumuza değdiğini hissettim; ses sorunlarını da umursamadım, çok eğlendik!” –Hamit Özmen

1980’lerin Thrash Metal sahnesi, dünyada pek çok metalciye müzik yapma hayalini aşılamıştır, aradan onca zaman geçmesine rağmen Heavy Metal yaşıyor ve yurdumuzda tek tük dahi olsa sahneyi coşturan birileri var çok şükür! Yıllardır bu alanda müzik yapan bir Thrashfire gerçeği var. Bununla birlikte ruhu delişken ama bu işi ciddi biçimde kovalayan genç bir gruptan daha bahsedeceğim bugün sizlere:

Şiddet ve Kaos’tan hoşlanıyorsanız Thrash’e dalın!

Cem Kurtuluş’un 2024 yılında yaptığı söyleşi metninden derlenmiştir.

Ankara’da kanı thrash ile kaynayan, 80’lerin heavy metalini kendine dert edinmiş yirmilerindeki bir avuç gencin Kadıköy’de benzer bir atmosferde bir araya gelerek oluşturdukları keskin bir Thrash Metal grubu Hazardous. Müziklerindeki inatçılığa konserlerinde de devam ediyorlar. Ekibin kadrosu Eradicate’den tanıdğımız davulcu Eray Han’ın da gelmesiyle son halini alıyor.

2023 yılında yayınladıkları 4 parçalık EP “Highly Contagiaous” ile müzik dünyasına hızlı bir giriş yapan Hazardous 80’ler ve sonrası old school dönemin günümüzdeki modern karşılığı; ve buna paralel liriklerinde klasik korku sineması ağırlıklı bir ton belirginleşmesi de hiç tesadüf değil.

HIGHLY CONTAGIAOUS

Hamit Özmen Anlatıyor:

Hazardous 2019’un son çeyreğinde ben ve Mete (-ex bass/vokal) tarafından Ankara’da kuruldu. Önceleri birkaç konser veririz, içip eğleniriz kafasıyla kurmuştuk grubu ama 2020’de pandemi patladı, ve eve kapanıp şarkı yazmaya başlayınca, daha ayakları yere basan bir grup haline dönüştüğümüzü fark ettik. Pandemi süreci, benim İstanbul’a taşınmam, üstüne askere gitmem gibi nedenlerle uzunca bir süre pasif kalan Hazardous, 2022’nin sonlarına doğru davulcumuz Eray’ın ve hemen ardından Deniz’in de katılımıyla tekrar aktif hale geldi. Sonrasında farklı bir şehirde oturmanın getirdiği zorluklardan dolayı Mete, gruptan ayrıldı ve Kuzey’in kadroya dahil olmasıyla şu anki halini aldı.

Cem Kurtuluş: “Hazardous” ismi nereden geliyor?

“Tek kelimelik ve kullanılmayan bir grup bir ismi kalmamıştır herhalde Heavy Metal dünyasında!” iddiasıyla kendimiz için uydurduğumuz bir isimdi Hazardous, ve zamanla bu çok hoşumuza gitti; bize cuk oturduğunu farkettik ve hayranlarımızla birlikte benimsedik.


Hazardous, live at Kadıköy Sahne, Deathground Organization 2023, İstanbul

Hazardous’u ilk kez Deathground Organization tarafından düzenlenen, yabancı grupların da katılım gösterdiği Kadıköy Sahne’de izledik. O gün salonda yaşanan ses problemlerine rağmen, ruhunuzu öylesine sahneye taşıdınız ki bizler için günün yıldızı sizdiniz. Ve eski kafa thrash ruhunu yansıtmanız da cabası! O günkü konsere ilişkin nasıl tepkiler geldi?

Evet, harika bir geceydi beklediğimden fazla insan ve hepsi de fazlaca coşkuluydu, o gece, tam olarak Hazardous’u kurduğumuzda yaşamak istediğimiz şeyleri yaşattı bize; bu yüzden ses sıkıntılarını hiç umursamadım ve acayip eğlendim!! Yayınlanmış herhangi bir materyali bile olmayan, ilk konserlerini verecek bir grup olarak bize güvenip, organizasyona dahil eden Deathground ekibine de ne kadar teşekkür etsek az! Sonrasında da gayet güzel geri dönüşler aldık dinleyicilerden, sound’a rağmen performansımıza gelen övgüler, bizi daha da gazladı.


Oldschool Ryhme, Alış buna home-boy !!


Geçtiğimiz dönem “Higly Contagious” gibi 80’ler thrash metal atmosferini aratmayan bir işe imza attınız, EP’ye gelen tepkiler nasıldı?

Hamit: Açıkçası beklentilerimin biraz altında oldu, ama daha iyisini yapmak için bizi motive etti elbette ve şimdilik gayet memnunuz.

Deniz: Umrumda bile değil, ben beğendim ve önemli olan da bu! Yine de önümüzdeki sezon, bizi eleştirenlerin göt olmasını izlemek çok güzel olacak.

Hazardous “Two Nights of Thrash” Konser Afişi + Artwork (2024)
Bir Dilim Pizza !!

Hamit Özmen yeni albüm sonrası Exterminal’e konuştu.

“Çok yetenekli sanatçıların olduğu bir sahne. Sadece müzisyenlerin değil aynı zamanda çok yetenekli fotoğrafçıların, tasarımcıların, ressamların ve illüstratörlerin de olduğu bir alan. Azınlık sayılabilecek bu kitlenin canlı kalabilmesi için herkes birbirine destek olmalı. Hamit’e katılıyorum, yerli gruplarımızı kesinlikle daha çok desteklemeli.” –Kuzey Alemdar

Konserlerden devam edelim istiyorum Traitor ile birlikte çaldığınız geceden ve organizasyondan bahsetmenizi istesek biraz, neler söylersiniz?

Hamit: Konser biletlerininin sold-out olduğunu öğrenince baya bir heyecanlandığımızı hatırlıyorum; hem de aynı gün Katatonia ve rezalet yağmura rağmen katılım tahminimizden yüksek olmuştu. Traitor yıllardır dinlediğim, sevdiğim bir grup; konser teklifi geldiğinde bir saniye bile düşünmeden “evet!” dedik ve organizasyon ekibinin ilgisi sayesinde en iyi sahne tecrübelerimizden biri oldu ve gelenlerin eğlenmiş bir şekilde ayrıldığını görmek ise ayrı bir kıvanç!

Deniz: İnanılmaz eğlenceli bir geceydi. Organizasyonda başta Yuşa olmak üzere herkes elinden gelenin en iyisini yaptı, katıldığımız en iyi organizasyonlardan biriydi.

Kuzey: Traitor grup üyeleri çok tatlı insanlardı. Sahne öncesinde Deniz ve ben kuliste ısınırken Gerd geldi ve sohbet etmeye başladık. Organizasyondan ne kadar memnun olduğunu, Yuşa’nın kendileriyle çok ilgilendiğini ve daha önce katıldıkları festivallerin hiç birinde bu kadar iyi karşılanmadıklarını dile getirdi. Biz de Gerd ile aynı fikirdeyiz, Hazardous olarak organizasyondan çok memnun kaldık.

Klasik bir soru olacak belki ama “Highly Contagious” i dinlediğimizde korku filmleriyle haşır neşir olduğunuzu hissediyoruz, etkilendiğiniz korku filmleri, ilham aldığınız grup ve ya gruplar kimlerdir?

Hamit: Genelde 80’ler korku sineması, Cronenberg ve Carperter yapımlarının hayranıyımdır, bu iki yönetmenin sevdiğim filmleriyle ilgili birer şarkımız bile var. Gene de Hazardous özelinde korku sineması etkisini önümüzdeki süreçte azaltmayı düşünüyorum. Tabii ki yer yer değineceğiz ama biraz farklı şeylerden de bahsetmek istiyorum. Tematik açıdan etkilendiğim gruplar için Tankard, F.K.Ü., Municipal Waste, GWAR ve Gama Bomb diyebilirim, Thrash harici Mortician, Exhumed, Aborted, Fulci gibi özellikle sample kullanımlarından bol bol etkilendiğim gruplar da var.

Deniz: Kendi adıma korkudan ziyade içinde korku öğeleri barındıran RoboCop, Alien, Terminator, Judge Dredd ve Predator gibi karakterlerden ilham alıyorum. Aynı zamanda çizgi roman kültüründen öğeler barındıran Anthrax, Municipal Waste ve klasikleşmiş old school thrash metal grupları benim için her zaman ilham kaynağı olmuşlardır.


Oldschool Ryhme, Alış buna home-boy !!

Yerli Metal sahnemiz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Eray: Scene olarak hızlıca gelişiyoruz, her genre’dan çok iyi gruplar çıkıyor. Şimdi hepsini tek tek saymaya gerek yok ama ilk akla gelenler İstanbul ve Ankara’lı gruplardır.

Hamit: Yerli gruplar yeterince desteklenmiyor kesinlikle. Eray’a katılıyorum.

Deniz: Çok özgün ve kaliteli bir underground sahnemiz olduğunu düşünüyorum, sadece Thrash Metal’de biraz eksiklerimiz var, dolayısıyla herkesi sahaya bekliyoruz.

Kuzey: Çok yetenekli sanatçıların olduğu bir sahne. Sadece müzisyenlerin değil aynı zamanda çok yetenekli fotoğrafçıların, tasarımcıların, ressamların ve illüstratörlerin de olduğu bir alan. Azınlık sayılabilecek bu kitlenin canlı kalabilmesi için herkes birbirine daha fazla destek olmalı, yardım etmeli. Hamit’e katılıyorum, yerli gruplarımızı kesinlikle daha çok desteklemeli.


Hazardous, live at Kadıköy Sahne, Deathground Organization 2023, İstanbul


Yurdumuzda thrash metal yapan grupları düşünürsek, bir elin parmaklarını bile geçmez. Yıllarca cover çalmaktan öteye gidememiş grupları da göz önünde tutarak bu işe soyunmanızın büyük cesaret olduğunu itiraf etmem gerek.

Eray: Cover müzik yaparak belli bir kitle elde etmek daha kolay olduğu için insanlar kolaya kaçıyorlar. Orjinal materyal üretip kitle kazanmak ise çok daha zor. Cover konserlerine giden kitleyle de pek işimiz olmuyor zaten. Onlar genelde ülkedeki beste gruplarını desteklemiyorlar. Haftasonları hep aynı şarkıların döndüğü yüz senedir duymaktan sıkıldığımız şarkıların coverlarının yapıldığı mekanlarda takılmaya devam etsinler ve bizden uzak dursunlar!

Hamit: Memleketimizde çok fazla thrash metal grubu olmamasından dolayı thrash dinleyicisi de az, bu durum dolaylı olarak bu müziğe el atmak isteyenlerin cesaretini de kırıyor… Bu işte para kazanmak ve ünlü olmak bırakın Türkiye’yi, dünyada bile sandığınızdan çok daha zor.

Deniz: İnsanımız nazicilik oynamak yerine Thrash Metal’e bir şans verse, ülkede sorun kalmaz!

Thrash Metal geçmişte gerek gurup, gerek albümler açısından politik örneklerine de rastladığımız bir tür, Hazardous olarak bu konuda ne söylemek istersiniz?

Eray: Biz, daha çok seksenlerin popüler kültürünü referans alıyoruz. O dönemki korku filmlerini, aynı zamanda Robocop/ Terminator/ Rambo gibi efsaneleşmiş karakterler hakkında da yazıdığımız parçalarımız var. Bununla birlikte, SPAWN gibi bir çizgi roman efsanesi için yazmış olduğumuz bir şarkımız bile var, ve az da olsa video oyunlarından göndermeler yapıyoruz. İşin politik kısmına girmek istemiyoruz, zaten gündelik hayatta yeterince maruz kaldığımız bir durumu, kaçış yolumuz müziğe yansıtmak pek bizlik değil.

Hamit: Politik konulara gireceğimi sanmıyorum, Thrash’de politika yeterince konuşuldu bence. Sanırım, şu an yaptığımız gibi ilgimizi çeken şeylerin karışımı kendimizce bir yolda devam ederiz Hazarous olarak.

Son zamanlarda neler dinliyorsunuz, favori albümleriniz…?

Hamit: Thrash metal, günlük rutinimin bir parçası, albüm çevirmesem bile bir kaç şarkı dinlerim hergün. Onun dışında şu aralar biraz death metal saflarındayım, üzerinde çalıştığım yeni projem için ilham topluyorum: Grindcore, Deathcore, Hiphop, Endüstriyel Aggrotech/ EDM de sevdiğim türler arasında genelde, bunlar arasında git-gel şeklindeyim.

Deniz: Bu aralar Chemicide’in Common Sense albümüne inanılmaz takıldım. Mart başında çıkmış olan Midnight ‘Hellish Expectations’da herkese kesinlikle öneririm.

27 Aralık XX FUCK XMAS

Bizi destekleyen herkese teşekkürler !!

Gelecek konserlerde görüşmek üzere

» THRASHULLAH !!


Oldschool Ryhme !!

» HAZARDOUS

BUSINEzZ !!


LINKIN PARK: YENİDEN

Linkin Park: Unshatter / photo by Jimmy Fontaine

Belgeselle ilgili itirazlar bir tarafa, müzik bir tarafa. Yeni kadro da yeni şarkılar da çok iyi çalışıyor. Canlı performansların araya serpiştirilmesi de filmin en hoş taraflarından biri; kimi anlarda gerçekten konserdeymiş hissine kapılıyorsunuz.

–Gökhan Gençay

Linkin Park: Unshatter’ı izlemiş bulunuyorum, sayın okurlar. Alışık olduğumuz tarzda çekilmiş; fazla numarası olmayan, falsolardan arındırılmış, tertemiz, gıcır gıcır bir belgesel. Aralara da gayet iyi canlı performanslar serpiştirilmiş. Film boyunca Linkin Park üyeleri, Chester’ın intiharının ardından nasıl yeniden bir araya geldiklerini, grubu tekrar ayağa kaldırma fikrinin nasıl doğduğunu ve sonunda yeni bir maceraya yelken açmaya nasıl karar verdiklerini anlatıyor. Biz de bu yeniden kuruluş sürecine parça parça tanıklık ediyoruz.
Uzun uzun yazmayacağım; filmden çıkardığım sonucu birkaç maddede toparlayayım.

Mike Shinoda meselesi.

Mike Shinoda bende oldum olası biraz sinsi, fazla kontrollü, hesapçı biri izlenimi bırakırdı. Bu belgesel de o izlenimi pek dağıtmadı, hatta yer yer güçlendirdi. Grubu bir müzik topluluğundan çok, vizyonunu ve yönünü bizzat belirlediği büyük bir şirket gibi yönettiği hissine kapıldım. Masanın başındaki CEO kim diye sorarsanız, cevabı çok net.

“Biz sadece kendimizi ifade etmek ve müzik yapmak istiyoruz,”

“Biz sadece kendimizi ifade etmek ve müzik yapmak istiyoruz,” romantik argümanı pek inandırıcı değil. Linkin Park ölçeğinde, milyonlarca dinleyicisi olan devasa bir grubun aldığı kararların yalnızca “içimizden böyle geldi” düzeyinde şekillendiğine inanmak zor. Film sürekli sanatçı romantizmi üzerinden konuşuyor: Yeniden yaratmak, birlikte üretmek, müziğin çağrısına kulak vermek vs. Ama ekranda gördüğümüz süreç bunun aynı zamanda son derece profesyonel, planlı ve endüstri standartlarına göre yürütülen bir yeniden yapılanma olduğunu açıkça hissettiriyor. Söylem başka, pratik başka.


Emily ve Colin’in gruba kabul edilme süreci sıkıntılı.

Bu bölümde biraz fazla “siz efsanesiniz abi,” havası seziliyor. Yeni gelen iki kişinin kendilerini kabul ettirme çabasında hayranlık, çekingenlik ve sürekli onay verme hâli o kadar görünür ki yer yer rahatsız edici oluyor. Elbette Linkin Park gibi dev bir yapının içine sonradan girmek kolay değil, ama film bunu gizlemek yerine neredeyse olduğu gibi gösterdiği için aradaki güç dengesi de epey net biçimde ortaya çıkıyor.


“…this is the story of how we started over.” -Linkin Park

Filmin en büyük eksiği Chester.

Belgeselde grubun yaklaşık yedi yıl süren döneminden sık sık “büyük yıkım”, “acı”, “kaos” gibi ifadelerle söz ediliyor. Fakat bu dönemin neden bu kadar ağır yaşandığına, yani Chester’ın intiharına yeterince alan açılmıyor. Oysa grubun sessizliğe gömülmesinin, dağılma noktasına gelmesinin ve yıllarca ne yapacağını bilememesinin merkezinde hepimizin bildiği o büyük kayıp vardı. İnsan ister istemez şunu soruyor: E, bir zahmet biraz daha o meseleyi işleseydiniz! Bu kadar belirleyici bir travmayı birkaç kontrollü cümleyle geçmek filmin en belirgin eksiği.

“Neden hâlâ Linkin Park?” sorusunun cevabı zayıf kalıyor.

Mike, Linkin Park adıyla devam etme kararını kabaca “yeni şarkılarımız da Linkin Park gibi tınlıyordu” fikrine bağlıyor. Bu kadar tarih, bu kadar sembolik ağırlık, bu kadar büyük bir hayran kitlesi ve Chester’ın bıraktığı miras söz konusuyken bu cevap fazlasıyla basit. Yeni bir isimle devam etmek yerine neden özellikle Linkin Park adının korunması gerektiği, filmin üzerinde daha fazla durması gereken temel meselelerden biriydi.

Ama bütün bunlara rağmen yeni Linkin Park gayet iyi.

Belgeselle ilgili itirazlar bir tarafa, müzik bir tarafa. Yeni kadro da yeni şarkılar da çok iyi çalışıyor. Canlı performansların araya serpiştirilmesi de filmin en hoş taraflarından biri; kimi anlarda gerçekten konserdeymiş hissine kapılıyorsunuz. Belgeselin tartışmalı taraflarını bir kenara koyduğunuzda, grubun hâlâ sahnede çok güçlü olduğu da açık.

Ve son olarak: filmin finalinde Linkin Park’ın ilk dönemlerinden kalma, el kamerasıyla çekilmiş bir “A Place for My Head” provası var. Sakın kaçırmayın. O görüntünün pürüzlü, amatör hâliyle karşılaşıp genç Chester’ın o benzersiz sesiyle çığlık attığını duyduğunuz anda filmde eksikliğini hissettiğiniz her şey bir anda geri geliyor. O birkaç dakikada geçmiş, kayıp, grup kimliği ve Chester aynı yerde buluşuyor. O anda gözyaşları fora, şimdiden söyleyeyim.

NOT: Koca sinema salonunda toplam izleyici olarak yedi kişiydik. O yedi kişiden üçü de yapımın Linkin Park’ın hikâyesini anlatan bir kurgu film olduğunu sanarak gelen üç üniversite öğrencisi gencoydu. Kendi aralarında bağıra bağıra o kadar çok konuştular ki, bir noktada “Kardeşim konuşmak istiyorsanız, çıkın dışarıda konuşun, yettiniz artık!” diye onlara çıkışmak zorunda kaldım. İşte filmin izlyeyici profili de budur! Velhasıl, kısa zamanda gittiniz gittiniz, yakında vizyondan kalkma olasılığı yüksek.


No Woman, KOZMİK YIKIM

Kozmik Yıkım, Salon konserinden (2017)

Özgür müzik konseyinden sahneye bomba gibi düşen rock’n roll üçlüsü Kozmik Yıkım, 2016’da yayımladıkları ‘Semt, Drugs & Rock ‘N’ Roll’un ardından 2018’de sistem karşıtı sözleriyle sekiz parçalık ‘Ruhunu Bize Sat’ albümü, 2021’de ‘Gittiği Yere Kadar’, 2023’de ise ‘Öyle Ölmem’ albümüyle dinleyicilere meydan okumaya devam ediyor.

Kozmik Yıkım’ı ayrı bir keşif olarak paylaşmak istiyorum. Bakırköy’den, bizim muhitin çocuklarıymış Ozan Çam (gitar/ vokal), Ali Cem Öztürk (bas gitar) ve Fırat Can Yılmaz (davul)’dan oluşan bu nadide punk grubumuz. İkinci albümleri Ruhunu Bize Sat’ı yayınlamışlar bile. İkinci albümde radara girmek başka, iyi bir albümü bu vesileyle tanıtmak bambaşka. –Sinem Vural

Filmed at Kadıköy Sahne, Istanbul (May 2, 2018)

No Woman, KOZMİK YIKIM !!

Kozmik Yıkım // 23.12.2016 // kargART

Kozmik Yıkım (2025)


Türkiş Garaj Gürültüsü

Kafadan Kontak Records

17 parçadan oluşan “Türkiş Garaj Gürültüsü” adlı derleme Rashit ve Reptilians From Andromeda topluluklarının gitarcısı Tolga Özbey’in başının altından çıkmış. Konsepti belirlemiş, basma yayma gibi işin mutfağını üstlenmiş, bir de 1999 yılında yaptığı bir kolaji kullanarak kapak işini halletmiş. İlki RFA albümüydü, İstanbul merkezli markanın. İkinci neşriyatı ise “Türkiş Garaj Gürültüsü”

Daha ziyade dijital platformlarda hareket gören bu tür müzikler için sadece sembolik olarak 100 adet CD üre- tilmiş; imece usulü bir ses getirme eylemi ve olası konser dayanışmalarını ateşlesin babından. İçindeki topluluklar çoğunlukla daha önce bir yerlerde yayınlanmamış eski-yeni birer şarkı ile katılmış. Pek çoğu da lo-fi ev kayıtları; yani bir manada sanat tarihindeki DIY (do it yourself) eyleminin müzikteki yansıması. Kozmik Yıkım’dan The Raws’a, Bam Bam Bam’dan Al’ York’a, Rumblefish’ten Tembel Cızırtı’ya.

Burada surf, rock, rock’n roll, garaj ve punk ekiplerinden oluşan konseptle, memleketin yeraltı müzik sahnesine dair fikir oluşturan ufak bir envanter oluşturulmuş. Bir kulağımızı alttan gelen seslere vermekte fayda var; zira son yıllar iyiden iyiye hareketlenen yeraltı sahnesi sesini yükseltiyor. –Murat Beşer


SEMT, DRUGS & ROCK’N ROLL
Kozmik Yıkım 2023

➫ ÖYLE ÖLMEM

➫ KOZMİK YIKIM


Müzik Değil, Müzikomani: HARMAN

5 TEMMUZ X25

Yerel sahnede, politik etkiler yüzünden bir çekingenlik hakim. Bu güncel politika, birlik olma durumumuzu da etkiliyor. Bizleri bölmeye, izole etmeye çalışanlara boyun eğmeye gerek yok, bir arada olduğumuz müddetçe mevcut iktidardan daha güçlü ve akıllıyız. Birilerinin sesinin daha çok çıkıyor olması, haklı oldukları anlamına gelmiyor. –ASTRo DehAN

2022’de Deniz Hale Durakbaşı ve Dehan Kılınçarslan (Destroy Earth, BABA SAD) tarafından kurulan grup, 2024’te daha önce Duhul ve Slug Salt Lava gruplarında davul çalmış olan Can Kurtoğlu ve Mutaf’ın katılımıyla bugünkü halini aldı.

İlk single’larını çıkarmadan önce İstanbul’da KargaArt, Dorock Heavy Metal Club, Bina Moda; Ankara’da Kült Kavaklıdere; Eskişehir’de Orfe gibi sahnelerde konserler vererek yeraltı sahnesinde sadık bir dinleyici kitlesi edinen HARMAN, sahnedeki ritüelistik enerjisini artık kayıtlarına taşıdı.

Suffer, stoner metalin sürükleyici groove’unu doom geleneğinin karanlık ve ağır dokusuyla birleştirirken; saykodelik atmosfer, gerilimli geçişler ve sahnede ritüele dönüşen o toplu hissi stüdyo ortamında da koruyor. Tematik olarak insanın yalnızlığı, zihnin kırılganlığı ve dünyanın çürümesi gibi eksenlerde dolaşan EP, dinleyiciyi ortak bir yüzleşmeye çağırıyor.


“Suffer” from the album Suffer, was recorded live in 2025 at No:5 Studio for the HARMAN Live Session


Since 2017, Destroy Earth is warming up for their debut album.

‘DEATH’ Single by HARMAN / 2025

In the Twilight of the Machines

Stoner Metal from İstanbul

Destroy Earth instrumental psychedelic rock diye tanımlayacağım içinde prog rock öğeleri de olan bir gruptu. Yani prog rock’ı da pek geride bırakamadım. HARMAN’da bazen bu yüzden ekiple uyuşamadığımız zamanlar oluyor. HARMAN öncesi Brek, Apartmanlar, Ağaçkakan gibi projelerde çaldım, solo projelerimi yayınladım. Şimdi ise genre’ların ötesinde BABA SAD ve HARMAN gruplarıyla devam ediyorum.

Albümde yer alan 4 şarkıyı evde besteleyip, demo olarak kaydettim. Bu demolar, pek çok açıdan bize güzel bir yol haritası çizmiş oldu. Birlikte çaldıkça bu şarkılar da değişti, gelişti ve HARMAN’ın kimliğini oluşturmaya başladı. Sonrasında stüdyo çalışmalarında, yarı doğaçlama, yarı “böyle bir şey nasıl olur!?” diyerek, kolektif bir şekilde beste yapmaya başladık. Gerçekten bu ortak çalışma pratiğini geliştirdiğimizde Death ve Lava da ortaya çıkmış oldu. Birlikte ürettiğimizde müzikal olarak hem daha tutarlı, hem daha zengin şarkılar yapmaya başladık.


Destroy Earth’dan Dehan Kılınçarslan ve Kozmik Yıkım’dan Ozan Çam / 2017


Hale on the Bass / photo by Deniz Kıvılcım / 2025 Karga-Art

“Lava” from the album Suffer, was recorded live in 2025 at No:5 Studio for the HARMAN Live Session.

HARMAN at Karga / Şubat 2025

“Allah sonumuzu hayır etsin…” –mUTAF

“İlginç bir şekilde elektronik müzik dinleyen bir dinleyici kitlemiz de var. Stoner dışında psy dinleyenler de konserlerde bayağı eğleniyor. Genelde düğünlerde eğlenmeyi seven bir arkadaş grubum var, ilginç bir şekilde asla metal dinlemeyen bu kitle bile HARMAN dinliyor.” –HALe / Kaynak: voodoonoise.com

➫ SUFFER !!

➫ HARMAN

MUSIC-O-MANIC STONER ABYSS

ROCK For -A- Future: ADOLF HIBOU

Adolf Hibou : Gaël Magnieux, Nils Bertho & Bruno Ducret. / Photo by Arbre Payday (2021)

Vous aussi, vous vous complaisez dans vos préjugés ? Vous fuyez comme le Covid les groupes fran­çais aux noms à coucher dehors, les pochettes de disques camar-guaises et l’humour franchouillard se propageant dangereusement dans des titres de chansons tels que « Passion Saucisse » ou encore « Indochine, j’ai demandé halal » ?

Ne prenez pas encore vos jambes à votre cou et laissez donc sa chance à ce trio d’hur­luberlus surexcités. Non, nous n’avons pas affaire ici à un groupe de rock alternatif. Le plus important, avec Adolf Hi­bou, c’est d’aller outre les blagues consternantes, d’ignorer les interludes débilisants et d’ouvrir les oreilles en grand. Une fois dépassé le triste constat semblant nous indiquer que « cette musique, c’est avant tout un gros délire entre potes, tu vois ?», force est de constater que non seulement ces mecs ont un sacré niveau technique – le guitariste, en particulier -mais qu’en plus de ça, lorsqu’il s’agit de lâcher la purée, ils ne se font pas prier. Quand le tempo s’élève, Adolf Hibou dé­clenche la foudre comme un Lighting Bolt partousant avec Boredoms. Ça explose dans tous les sens, ça s’égare pour mieux retomber sur ses pattes. Le groove concassé de « Ladyboys Don’t Cry » (sans surprise, ils brillent également en anglais dès qu’il s’agit de trouver un titre en tout point dé­solant) impressionne, et si ce long morceau avait été amputé de sa longue et si pénible intro, on l’aurait volontiers comparé à un autre groupe français farfelu et malheureusement quelque peu oublié (même si toujours en activité), j’ai nommé Double Nelson. Dommage, également, que l’on comprenne aussi bien les paroles du refrain de « Va chier dans ta mère », car là encore, la ligne de basse – ou de guitare baryton, plus vraisemblablement – tord le cou, alors que l’envolée free qui suit est digne des plus folles embardées des Molécules, la lourdeur et une louchée de sludge en plus. « Roum Roum Ah » se montre tout aussi euphorique, jovial comme savait l’être le Singe Blanc, un autre adepte de l’onomatopée échevelée. Quand le tempo tombe, Adolf Hibou se montre également ca­pable du meilleur, se vautrant dans un doom dissonant mais tout aussi hypnotique. Le chant, quant à lui, navigue entre le dégueulis le plus total et des vocalises se rapprochant parfois du bramement du grand cerf de Kourgane, comme sur ce « Clodo de Boston » répétitif et prenant. Une reprise finalement pas si inattendue de Sun City Girls, « Dreamland », permet de confirmer que ces types ont baigné dans l’expérimental, la no wave et la freeture des groupes de John Zorn, Marc Ribot et Fred Frith. Et puisqu’on parle de rêve, autant signaler que la fin de cet album volontairement bordélique se montre on ne peut plus cauchemardesque, la mélopée de « dream my dream, my dreamy dream, dream my love, rêve ton rêve, rêve mon amour » pouvant légitimement donner des envies de meurtre. Après un tri sélectif nécessaire, Princess Barely Légal se révèle donc un plutôt bon album pour fouetter le sang et vriller le ciboulot. // Ressource: New Noise Magazine, 2022

Official animated short film directed by Hector Oriol & Thomas Romarin. Drawn collectively by 28 artists at the studio “En Traits Libres” at Montpellier, France, for the band Adolf Hibou. 2024.

» head-records.bandcamp.com


ADOLF HIBOU – “Roum Roum Ah” from the album “Princess Barely Legal” – 2021

FREE > D O O M < NOISE

ADOLF HIBOU

‘Princess Barely Legal‘

Do you, too, revel in your prejudices? Do you flee as if from Covid French bands with absurdly long names, Camargue-style album covers, and that brand of “typically French” humor spreading dangerously through song titles like “Passion Saucisse” or “Indochine, j’ai demandé halal”?

Don’t run for the hills just yet; give this trio of hyperactive oddballs a chance. No, we aren’t dealing with an alternative rock band here. The key with Adolf Hibou is to look past the appalling jokes, ignore the moronic interludes, and really open your ears. Once you get past the sinking realization that “this music is basically just a bunch of buddies having a laugh, you know?”, you have to admit that not only do these guys possess serious technical chops that the guitarist in particular, but when it comes time to let rip, they don’t hold back. When the tempo picks up, Adolf Hibou unleashes a storm like Lightning Bolt having a wild party with Boredoms. It explodes in every direction, veering off-course only to land perfectly on its feet. The fractured groove of “Ladyboys Don’t Cry” (unsurprisingly, they also shine in English when it comes to picking a thoroughly dreadful title) is impressive; had that long track been trimmed of its lengthy, excruciating intro, one could easily have compared it to another quirky and sadly somewhat forgotten (though still active) French band: Double Nelson. It is also a shame that the lyrics to the chorus of “Va chier dans ta mère” are so intelligible, because the bassline or baritone guitar line, more likely is a real neck-snapper, while the ensuing free-form flight is worthy of the wildest detours taken by Les Molécules, albeit with added heaviness and a dollop of sludge. “Roum Roum Ah” proves just as euphoric and jovial, reminiscent of Le Singe Blanc, another band fond of unbridled onomatopoeia. When the tempo drops, Adolf Hibou shows they are capable of brilliance here too, wallowing in a dissonant yet hypnotic doom sound. As for the vocals, they range from sheer, guttural spew to vocalizations that occasionally resemble the bellowing of the Great Stag of Kurgan such as on the repetitive and gripping “Clodo de Boston.” A cover of Sun City Girls’ “Dreamland” ultimately not so unexpected confirms that these guys are steeped in the experimental, no-wave, and “freeture” sounds of bands led by John Zorn, Marc Ribot, and Fred Frith. And speaking of dreams, it is worth noting that the end of this deliberately chaotic album is nothing short of nightmarish; the chant of “dream my dream, my dreamy dream, dream my love, rêve ton rêve, rêve mon amour” could quite reasonably drive a listener to murder. After some necessary selective pruning, *Princess Barely Légal* proves to be a pretty good album for getting the blood pumping and scrambling the brains. // Resource: New Noise Magazine, 2022

Princess Barely Legal by Adolf Hibou

» adolfhibou.bandcamp.com

» Adolf Hibou facebook

☠ ☠ ☠

SUB LEVELS: