Uzak Diyarlardan: 早川モトヒロ Motohiro Hayakawa

早川モトヒロ

Hayakawa’nın resimlerinde uzak bir galakside yaşanan sıradışı muharebelere tanıklık ederiz. Hayatta kalmak için ölümüne savaşan yaratıklar ve robotlar izleyici açısından pek bir tehlike arz etmiyor olabilir, ama o resimleriyle birlikte, bizlere kimsenin kolay kolay ayak basamayacağı bu diyarlara yolculuk ettiğini açıkça ispatlıyor.

Kaynak: Soraia Martins, Tunica Magazine No.3, 2014
Resource: tunicastudio.com/motohiro-hayakawa

Türkçesi: Erman Akçay

1974’te, Japonya Yamaguchi Bölgesinde dünyaya gelen Motohiro Hayakawa, sanat ve çizgi-roman alanında kendisini saygın bir noktaya getirecek olan birçok grafik etkileşimin içinde büyümüştür. Bilim-kurgu ve çizgi romanlar yaşamının önemli kısmını oluştururken; çizme ve boyama, sanatında büyük rol oynar. 70’ler ve 80’lerin televizyon programları da bu çerçeveye yabancı değildir; en iyi bilinen eserlerinden bazıları, 70’lerin çok sevilen televizyon programı ‘Space Sheriff’den esinlenmiştir. Karmaşanın içinde detaylara ne derece önem verdiğini çizgilerinden görebilirsiniz. Bu eserlerin her birinde bir anlam doğar ve yavaş yavaş emekleyip gözümüzün önünde canlanan fantazileri deneyimleme imkanı sunarlar. Savaşçılar, prensesler, uzay giysileri içindeki yeşil adamlar ve tamamen farklı yaratıklar, düş dünyamıza gerçek gibi yansıyan karakterler.

Sergilediği eserler arasında özellikle ‘Space Sheriff’i kapsayan psikedelik bilim-kurgu serileri belki de Motohiro Hayakawa’nın bütün bu düşsellik içinde bizim yakaladığımız tek gerçekliktir: Bu televizyon programı ve onun Hayakawa üzerindeki etkisini canavarlar, savaşçılar, uzaylılar ve muazzam savaş meydanlarında hayatta kalma mücadelesi veren çeşit çeşit yaratıkların ileriki çalışmalarına yansımasından anlayabiliriz.


Motohiro Hayakawa ‘LaserBeam’ 2013

Funny story: whenever the time to write about something that is essentially visual arises, the lack of words grows bigger and undoubtedly shames the perpetrator of such a task. Time runs out and—still–nothing. This kind of struggle happens mainly due to a number of different factors, starting with the complexity of the work at hand and ending with our own personal opinion, which can easily end up screwing the article and turn it into a mushy, oversentimental statement. My role here is to bring you none of these to the table and still make you enjoy the subject, to mesmerize and charm your interest, and mostly to show you why you should definitely be checking out this Japanese wonder artist, sci-fi aficionado, Motohiro Hayakawa.


FKS_02
Motohiro Hayakawa ‘Laser Beam’ 2013

Asıl büyüleyici olan Motohiro Hayakawa’nın aklından geçeni bunca ayrıntı içinde sergilemekten yorulmamış olması. Her biri ayrı bir amaç taşıyan küçücük detaylarla tıka basa dolu, hayranlık uyandıran senaryolarla karşımıza çıkıyor ve modern dünyayı nasıl da birebir tasvir ediyor, insan şaşıyor. Kartlar dağıtıldı, kavga, dövüş gürültü, iyiliğin ve kötülüğün karakterleri onun hayal edilmiş evrenlerinin olduğu kadar içinde yaşadığımız dünyanın da parçaları değil mi?

Motohiro Hayakawa sanat alanında bir zirve sayılan Tokyo Illustrators Society üyesidir aynı zamanda. Tokyo Illustrators Society, ya da TIS, 1988’de kurulmuştur ve şu anda 200’den fazla üyesi mevcuttur. Sıradışı yetenekleri ortaya çıkarmayı amaçlayan bu topluluk, tanıtma ve takdir etme hizmeti de vermektedir. TIS Tokyo’da düzenlediği birçok sergi, konferans ve çeşitli kültür etkinlikleriyle de tanınır. Ayrıca 1995’ten bu yana topluluğun ünü, Marunouchi Bölgesine dahil Ginza’daki Creation Gallery G8’de düzenlediği sergilerle piramidin en tepelerine kadar yükselmiştir. Buna ek olarak TIS açıkça ‘alanında uzman olmak’ isteyen yeni sanatçı ve illüstratörlere de her zaman açıktır.


早川モトヒロ

Born in the Yamaguchi Prefecture, Japan, in 1974, Motohiro Hayakawa was raised under several graphic influences that would later bring him to the place he is now regarded in art, illustration, and comics. Science fiction and cartoons were a massive part of his life, playing a paramount role in the way he draws and paints. TV shows of the 70s and the 80s were no strangers to his household: one of his most well-known works is a tribute to “Space Sheriff,” a TV show from the 70s, and you cannot really get enough of it: the intricacy, the attention to detail, the clear convolutedness of the traces. A narrative is born in each of his works and you can almost sense the fantasy crawling out and being brought into life right in front of you. Warriors, princesses, green men in space suits, and a whole lot of different creatures are a few of the characters you can count on.

Actually, this tribute I just mentioned, the one encompassing psychedelic sci-fi TV shows, specifically “Space Sheriff,” is perhaps the most renowned fact about Motohiro Hayakawa in all its glory: the TV show and the subsequent influence it had on him were the trigger for a much bigger side of his art, the background that prompted his vast battlefields filled with monsters, warriors, aliens, and a multitude of creatures fighting for survival.


Motohiro Hayakawa ‘Laser Beam’ 2013

2012 yılında Madrid Watdafac galerisinde Aralık’tan Ocak’a kadar süren bir Motohiro Hayakawa sergisi düzenlendi. ‘MAKUU KUUKAN’ hem sanatçı hem de galerici olan Manuel Donada’nın gösterimine karar verdiği sade okur ve izleyiciler olarak bizim de bildiğimiz şekilde Donada da illüstrasyon işine dört yıl önce girmiştir. Düzenlenen bu sergiyle Hayakawa’nın son zamanlarda gördüğü en büyük yeteneklerden biri olduğunu dile getirmiştir. ‘MAKUU KUUKAN’ ayrıca Hayakawa’nın birçok eserini bir araya getiren sınırlı sayıda basılmış kitabın adıdır.

‘MAKUU KUUKAN’dan önce Motohiro Hayakawa’nın eserleri için Tokyo’da özellikle Billiken Gallery’de ‘HEROES AND VILLAINS’ (2012) ve ‘Dai/U/Chu/Jin/Ten’ (2012) sergilerine göz atılabilir. ‘Shigeru Sugiura’s Toto?’ (2012) de Tokyo Morishita Culture Centre’da düzenlenmiş bir sergidir ‘LASERBEAM’ ise Fransız yayımcı Le Dernier Cri tarafından yayımlanmış bir eseridir ki 2009 da 9. Tokyo Illustrators Society Contest gümüş ödülüne layık görülmüştür.


Hayakawa

What truly is hypnotic is the fact that Motohiro Hayakawa does not seem to get tired of showing us what goes through his mind, although leaving it free to interpretation. How can he come up with such enthralling scenarios, jam-packed with small details, each and every one of them holding a purpose? He just does. To what extent is he depicting our global society, one can only imagine, but it would not be hard to believe. The cards are set. The portraits of fighting, debating, and discussing evil and harm are as much a part of the world we live in as they are matters of fantasized universes.

Motohiro Hayakawa is a member of the Tokyo Illustrators Society, which is somewhat a victory as far as the arts are concerned. The Tokyo Illustrators Society–or TIS–was established in 1988 and has now well over 200 members. This society, although not a secret one, intends to bring out the amazing talents behind the subject and serve as a platform for promotion and praise. TIS is well-known for being hands-on in the art scene in Tokyo, hosting a number of exhibitions, conferences, and much more. Better yet, since 1995, the name of the organization went higher up in the food chain by setting up exhibitions at the Creation Gallery G8, in Ginza, in the Marunouchi area, a high-roller specialist in fine arts and graphic design. In addition to this, TIS is ever more open to receive new artists and illustrators who desire to become “professionals in the field,” so to speak. The people behind this amazing initiative are administrative director Mizumaru Anzai, vice presidents Hiroyuki Izutsu, Jun Tsuzuki and Shinbo Minami, and acting director Sugio Yamazaki.

Motohiro Hayakawa ‘Laser Beam’ 2013

In December, falling through January, Motohiro Hayakawa held an exhibition in Madrid at the Watdafac gallery, an up-and-coming exhibit space open since 2012 in the 6th floor of a building located in the heart of the Spanish city. “MAKUU KUUKAN” was the reunion of a number of prints that both the artist and the gallery owner, Manuel Donada, agreed on including in the solo showcase. They almost did not get to the destination, but Donada was keen on making it happen no matter what, as he considers Hayakawa a genius. So, as we, mere readers and observers, Donada knew he was dealing with a person who just got into illustration four years prior and was already showing much more talent than he had recently seen. “MAKUU KUUKAN” is also the name of his limited edition publication, which gathers a variety of his artwork.

Before “MAKUU KUUKAN,” one could take a look at Motohiro Hayakawa’s work at several exhibitions around Tokyo, specifically in Billiken Gallery with “HEROES AND VILLAINS” (2012) and “Dai/U/Chu/Jin/Ten” (2012). “Shigeru Sugiura’s Toto?” (2012) was held at the Morishita Culture Centre, also in Tokyo. “LASERBEAM” is the title of his latest release through Le Dernier Cri, a French publisher dedicated to screen-printed books produced in limited editions. Although he started only in 2009, he was already bestowed with an award, the Silver Award from the 9th Tokyo Illustrators Society Contest Society Contest.

We are certainly witnesses to a scene taken from a distant war in a well-hidden place no one can put his eyes on. Creatures battling for life and, of course, to death, carrying no danger for us, far-distanced viewers. Manuel Donada furthers states he believes Motohiro Hayakawa has been where no one has ever been. I could not agree more.

Hayakawa with his sculpture installation, 2015

For more info and contact:

早川モトヒロ

> MOTOHIRO HAYAKAWA

> LASERBEAM


Boris Pramatarov ve İblisler

Boris Pramatarov (4)
Boris Pramatarov ‘The Observer’ 2016

‘Bulgaristan’daki zorluklar, beni daha çok çalışmaya teşvik ediyor, daha çok çalışmak ise, sıkıntılardan daha kolay kurtulmamı sağlıyor.’

Boris Pramatarov geçtiğimiz yıl pek çok sergide, festival ve seminerde yer aldı. Son çalışmalarından biri New York Times’ın ‘Travmalar’ sergisinde gösterildi. Sanatçı, aynı zamanda ikinci kitabı olan Doppelgänger’in de tanıtıldığı Burgas – Barbossa’daki sergisiyle birlikte çalışmalarına devam etmektedir. (Kaynak: Mokuso magazine, 28 Eylül 2013)

PosterBorisPramatarov
Boris Pramatarov, poster made for Novo Doba Festival in Serbia, 2015

Mokuso: Çalışmalarınıza ilham veren fikirlerden bahsetmek ister misiniz?
Boris Pramatarov:
 İçinde bulunduğum çevreden, şehir hayatından, insanlardan, iletişim şekillerinden ve internette rastladığım şeylerden.

Tormentor başlıklı serginizde korkularınıza tanıklık ettik. Daha çok hangi korkuyu resmediyorsunuz?

‘Tormentor’ ve ‘My Demons’ kitaplarımın başlıkları ‘İşkenceci’ ve ‘İblislerim’ anlamlarına geliyor; içinizde olan ve bize bir türlü huzur vermeyen şeyler. Herkes içinde huzur arıyor ve  bunu bulmak hiç de kolay değil.

Belki sizin için böyledir, zira söyleyecek çok şeyiniz var.

Korku, fanteziyle birlikte harekete geçiyor ve düşünceleri, fikirleri doğuruyor. Ne kadar düşünürsem o kadar çok fikir buluyorum. ‘Ne olabilirdi, ne olması gerekirdi’den ziyade ‘ne bana gelecekte rahat vermeyecek’ vs. gibi.

Korkularınızı sergileyerek vermek istediğiniz belirli bir mesajınız var mı yoksa izleyicileri eserlerinizde özel bir şeyler keşfetmeye mi davet ediyorsunuz?

Eserlerim vasıtasıyla insanları, kendileri hakkında düşünmeye, kendi korkularına ve maceralarına davet ediyorum. Resimlerim üzerinden yeni bağlantılar kurmalarını, kendi korkularıyla, kendi şeytanlarıyla yüzleşmelerini umut ediyorum.

Çoğunlukla çizim yapıyorum, buna ihtiyacım var ve bunu, beni anlamayanlardan ziyade anlayacağını bildiğim insanlar için yapıyorum.

TheTranslator
Boris Pramatarov ‘The Translator’ 2015

Çocukken ne olmak isterdiniz?

Sanırım büyükannem yüzünden toprak-bilimci veya aşçı. Bu ikisi, büyükannemin bana ilham verdiği iki ayrı nehir gibiydi. Küçükken yemek pişirmeyi ve doğada olmayı çok severdim. Bu ikisi benim için farklı duygulardı fakat şimdilerde öyle değil, kendi patateslerimi yetiştiriyorum, doğayla baş başa olmayı, toprağın kokusunu, hissini, kendi yetiştirdiğim ürünlerden yemek yapmaya bayılıyorum.

Sanatta idolleriniz var mı? 

Çok etki altında kalmamaya çalıştım ama hayran olduğum bir iki sanatçı var: Brecht Evens ve Brecht Vaderbroucke. Her ikisi de Belçikalı. Belçikalı sanatçılar illüstrasyon söz konusu olduğunda dünyada ve Batı Avrupa’da çok ilerideler. Pek çok sanatçı bu illüstratif stilde çalışıyor, aynı zamanda daha çeşitli işler de yapıyorlar ve pazarda bu tip sanat için sürekli bir talep var. Bunun dışında etkilendiğim iki edebiyat eseri: Orwell’ in ‘1984’ü ve Steinbeck’in ‘Cennetin Doğusu’.

Peki yetenek ve çok çalışmak arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben kişinin çok çalışması gerektiğine inanıyorum. Ben çok çalıştığım zaman daha huzurlu oluyorum. Kısa aralar verdiğimde bazı şeyleri unutuyorum ve sonrasında çizime yeniden başladığım zaman içine girmem zaman alıyor.

En çok hangi materyalleri kullanıyorsunuz?

Mürekkep. Siyah Rotring. En çok bunu seviyorum. Büyük siyah lekeler – karanlıkta daha iyi görebiliyorum. İki farklı ebatta teknik kalemlerle çalışıyorum.

Fikirler ve teknikler arasındaki bağlantıya ilişkin bir şey söylemek ister misiniz?

İkisi de birbirine bağlı, özellikle siyah-beyaz tekniklerde kendimi daha özgün hissediyorum. Fikrin kendisi dışında bir şey düşünmem gerekmiyor. Siyah beyazı seviyorum, fikirlerimi canlandırmak için birebir. Eserlerimin temiz ve düzenli olmasını istiyorum, böylece her şeyi görebiliyorsunuz. Tekniğimi değiştirdiğim zaman fikirlerim de değişiyor.

Fear, my friend
Boris Pramatarov ‘Fear, My Friend’ 2015

Hip-hip Atölye’deki serginiz çok başarılıydı. Size ne kattı ve sizden ne götürdü?

Arkadaşlar edindim, gerçek arkadaşlar. Ve çevremdeki bazı insanların gerçek mi sahte mi olduğu konusunda beni aydınlattı, bu konuda pek çok çıkarım yaptım. Bir şekilde, beni kimin içtenlikle desteklediğini anladım, ve arkadaşlarım konusunda kimin zor zamanlarımda yanımda, kiminse sadece iyi gün dostu olduğunu gördüm. Artık eğlenmek istediğim zaman gerçek dostlarımla birlikteyim.

Bulgaristan’da kendinizi kısıtlanmış mı yoksa motive mi hissediyorsunuz?

Bulgaristan’daki zorluklar, beni daha çok çalışmaya teşvik ediyor, daha çok çalışmak ise, sıkıntılardan daha kolay kurtulmamı sağlıyor.

Egzotik yerlere uçmak size ilham veriyor mu? İlham, sizinle birlikte uçakta mı geliyor?

Evet, ilham benimle birlikte uçuyor ve gittiğim yerlerde ikiye katlanıyor. Başka ilhamlarla buluşuyor ve Voltron’ı oluşturuyorlar. (Eklemeden geçmeyelim, bu gerçekten de çok üretken bir Voltron).


Boris Pramatarov
Boris Pramatarov ‘The Observer’ 2016

THE OBSERVER

‘Gözlemci’, orijinal ismi Наблюдателят, Boris Pramatorov’un iki sene boyunca yaptığı Belçika, Danimarka, Bulgaristan ve Fransa seyahatlerinden, gezdiği ortamlar ve yaşadıklarından meydana gelen bir kitaptır. Kağıt üzerine kara mürekkepten mütevellit çizimleriyle gerçekçi ve dokümenter anlatımdan oldukça uzak, fantastik bir çizim dosyası hazırlayan sanatçı, hayal gücünde şekillendirdiği kasabaların, tabiatın ve insanların iz düşümlerini resmetmiştir. Çalışma, Le Dernier Cri’nin Marsilya’daki stüdyosunda kitaplaştırılmak suretiyle neticelendirilmiştir.

“Babam bir illüstratördü ve kâğıt üzerinde yarattığı dünyaları seyretmek çok hoşuma giderdi. Çocukken çizim yapmayı öğrenmek için de epey vakit harcadım. Kitap sevgisi ise daha sonraları anne-babamın Sofya’daki yayıneviyle birlikte geldi. İlk gençlik yıllarımda arkadaşlarımla birlikte anatomi ve figür çizmeye bayılırdık; kendimizi geliştirmek adına baya uğraş verdik. 2011’de Sofya Ulusal Sanat Akademisinde kitap ve grafik tasarım bölümüne başladım. Bu süre zarfında biri Güney Kore diğeri Ghent’de Sint – Lucas’da iki farklı değişim programına katıldım. Her iki seyahat de beni sadece geçmişe değil, bugüne ve buraya bakan öteki bir sanat dünyasyla tanıştırdı ve bunu çok sevdim. Ghent’teki KASK’a yüksek lisans öğrencisi olarak kabul edildim. Orada “On the Back of the Beast” (Canavarın Sırtında) isimli bir kitap projesi vesilesiyle üstadlarım Ante Timmerman ve Peter Verhelst ile çalışma şansını elde ettim.”

Boris Pramatarov ‘The Observer’ 2016

Çalışmalarımdaki temel arayışlar toplum-birey ve ayrıca birey- birey arasındaki ilişkiler. Toplumun yapısı ve bireyin toplumun nasıl bir parçası haline geldiği veya dışlandığıyla ilgileniyorum. Yığınların ve insanın gerçek yüzünü görmeye çalışıyorum. Hayal gücümün yardımıyla maskeler dünyasının ardına yolculuk ediyorum. Amacım, herkesin içinde var olan değişmez arketipi keşfetmek.

Folklorik öğeler, ritüeller ve ayrıca yaşadığımız çağın alt kültürlerinden ilham alıyorum. Örneğin Pomak’ın gelinleri, Japon kültüründeki iblisler veya Antik Yunan maskelerinden bir çoğuna çalışmalarımda rastlayabilirsiniz; bu öğeler zamanla görsel dilimin bir parçası haline geldiler. Sinematografik ilham kaynaklarımdan ise “The Color of Pomegranates”, “Mirror”, “Meshes of the Afternoon” ve pek çok başka filmi sayabilirim. Bunun dışında Daisuke Ichiba, Motohiro Hayakawa ve Aleksandra Waliszewska’nın çalışmaları da sanatım üzerinde etkili olmuştur.

Boris Pramatarov ‘The Observer’ 2016

– ENGLISH –

The Observer /original title Наблюдателят/ is a series of drawings connected into a book. The project is made in time of traveling around Belgium, Denmark, Bulgaria and France.

The Observer is a two years of drawing the environments. The black ink images on the paper are not direct representation of reality. There is no documentary. I am showing the associations of the towns, natures and people I have seen throughout the prism of the imagination.

The project ended at the studio of Le Dernier Cri in Marseilles where they published the book in silkscreen.

My father is an illustrator and I have always loved to look at the worlds he creates on the paper. I have spent a lot of time learning drawing as a kid. The love for the book came later and again because of my parents who have a publishing house in Sofia.

In my teenage years my friends and I were fascinated about learning anatomy and figure drawing. We have spent a lot of time improving our skills. In 2011 I was accepted to study book and graphic design at The National Art Academy in Sofia. I made two exchange programs during that time – one in South Korea and one in Sint – Lucas in Ghent. Both trips showed me one other artistic world who doesn’t look only in the past but it is here and now and I loved it. I was accepted as a master student at KASK in Ghent. There I had the chance to work with Ante Timmerman and Peter Verhelst as mentors on a project for a book called “On the Back of the Beast”.

The relation between group and individual as well as individual with individual is the main search of my work. I am interested of the structure of society and how one becomes part or outcast of it. I am trying to see the real face of the crowd and the human. The associations that my imagination gives me are the guides throughout the world of masks. The goal is finding the archetype image the one that is unchangeable and exist in everyone.

I am inspired by the folklore and the rituals as well as the subcultures of the contemporary world. The images of the Pomaks’ brides, Japanese demons and Ancient Greek masks for example can be find in my work. In the years they become part of my visual language. Other sources of inspiration are some movies as “The Color of Pomegranates”, “Mirror”, “Meshes of the Afternoon” and many others. The work of Daisuke Ichiba, Motohiro Hayakawa and Aleksandra Waliszewska has influence of my work.

sara552
Boris Pramatarov ‘Sara’

> Boris Pramatarov


Kader Genç: Kağıt ve Bâtıni

Kader Genç 04
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine desen, 18.8×24.5 cm, 2017

“Her şey Batıni! Ve hüzün…

Hüzün en büyük muhalefettir şimdi.”

Hepimizin kendini rahat, kaygısız ve samimi ifade edebildiği bir alanı, özgürce oynayabildiği bir bahçesi vardır. Kendisini resimle ifade etmeyi keşfettiğinden beri çizerek not almaya alışık olan Kader Genç bu sergisinde, sadece kendisi davet ettiğinde, paylaşmak istediğinde görülebilen kâğıttan bahçesini izleyiciye açıyor. Ortaya koyduğu işler hem plastik hem içerik anlamında ressamın bütün sıkıntılarını, denemelerini, arayışlarını, meraklarını içeren, kural tanımaksızın, tekrar tekrar yapıp bozarak çıkardığı işler. Kaderin son derece içe dönük bir üretim sürecinin sonucu olan kâğıt işlerinde hem kendi ile hem de dünya meselelerine yine içerden bir eleştiri getirme kaygısında olduğu aşikâr. Kader her şeyin çöktüğü, yıkıldığı ve bozulduğu dünyayı, yakılıp yırtılabilen kâğıtlar üzerinde parçaladığı ve çarpıttığı figürlerle ortaya koyuyor ve bunu yaparak resmiyle beğeni kazanan değil rahatsız eden olmayı göze alıyor. Ressam bu işlerinde dünya sancısını, kendi sancısıyla birleştirerek izleyeni sarsılma ve yüzleşmeyle baş başa bırakıyor.

Kader Genç 31
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine suluboya guaj, 24x32cm, 2018
Kader Genç 05
Kader Genç, ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine gommelaque guaj ecoline, 64,5x50cm, 2018
Kader Genç 29
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine suluboya guaj, 24x32cm, 2017

Kader’in iç dünyasına samimi bir davet olan bu sergi, aynı zamanda ressamın çok yönlü arayış sürecini izleyenle paylaşma niteliği taşıyor. Ressam temalar arasında bir geçiş yaşarken, plastik olarak da bir takım bükülmelere, eğilmelere izin veriyor ve resmindeki biçim bozulmaları artıyor. Kader figürü olabildiğince parçalayıp, hatta zaman zaman ajitatif seviyelerde bozarak, yeni bir düzenleme arayışı içerisine giriyor.

Kader Genç 22
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine suluboya, 18.8×24.5 cm, 2018

Arayış sürecinin tüm karmaşasına rağmen sergide yer alan resimlerde sürekliliğini koruyan belli başlı unsurlar var: zamansızlık ve mekânsızlık, çıplaklık ve hüzün. Bu unsurlar ressamın geçiş süreci ile doğru orantılı olarak var oluş biçimlerini değiştirse de yerini asla terk etmiyor.

Zamansızlık ile başlayacak olursak, Kader’in resimlerinde var ettiği ışık hiçbir zamana ait değil, sabah mı, akşam mı, gece mi izleyici asla bilemiyor. Bununla birlikte işlerde sadece bir sandalye, bir yatak, bir koltuk gibi modeli taşıyan objeler dışında mekâna dair hiçbir ipucu bulunmuyor. Sergi boyunca bir rüyanın/ kabusun içinden geçme hissi hüküm sürüyor. Kader’in resimleri bizim olan ama olmayan bir zamana, bir mekâna, bir dünyaya ait. Bu İşler sadece Kader’in rüyasının, kâbusunun, kurgusunun ışığında, zamanında ve dünyasında var oluyor.

Kader Genç 50
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine desen ecoline suluboya gommelaque, 18.8×24.5cm, 2018

Çıplaklık Kader’in diğer temalarında da sık sık karşımıza çıkan bir öğe. Ancak ressam bu sergisinde çıplaklığı artık yalnızca bütünlük ve beden üzerinden ortaya koymuyor. Doğa karşısında çalıştığı işlerde daha sakin bir tavır, kendini daha az hissettiren bükülmeler ve beden bütünselliğini koruyan figürler üzerinden kendini gösteren çıplaklık, ressamın son işlerine doğru daha agresif bir plastik teknik, deformasyon ve parçalanmış veya tamamlanmamış figürler üzerinden var oluyor.

Kader Genç 04
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine desen ecoline suluboya guaj gommelaque yağlı pastel, 24.5×18.8 cm, 2017
Kader Genç 01
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine desen ecoline suluboya guaj gommelaque yağlı pastel, 24.5×18.8 cm, 2017

Sergi boyunca varlığını sürekli hissettiren diğer unsur olan hüzün de bu arayış süreci izleğinde yerini bırakmıyor ancak var olma biçimini değiştiriyor. Kader’in önceki sergilerinde yer alan hüzün duygusundan ve sakin plastiğinden izler taşısa da bu sergi bir değişimin habercisi. Yine doğa karşısında çalıştığı işlerde tematik olarak izleyiciye aktarılan sade hüzün, serginin son salonuna yaklaştıkça yerini şiddetin içinden geçerek var olan bir hüzne bırakıyor. Ressamın yaşadığı sürecin sonlarına doğru temasında artan şiddet plastiğine de yansıyor. Figürün bütünselliğine sadık kalınarak yapılan işlerdeki form çarpıtma ve daha sakin bir üslup üzerinden izleyene geçen hüzün, parçalanmışlık boyutunda biçim bozma ve daha agresif bir üslup üzerinden izleyene hissettirilen, şiddet tabanlı bir hüzne doğru evriliyor. Tematik şiddet arttıkça, daha jestüel hareketler, daha esnek ve agresif sürüşlerin etkisiyle plastik şiddet de alanını genişletiyor. Ressamın resimlerinden geçen (ister sakinlik ister şiddet alt yapılı olsun) hüzün duygusu ve kendine verdiği (ister çıplaklığın bütünlüğü ister parçalanmışlığı üzerinden olsun) deformasyon izni, ressamın artık yaşayan bir şeyi resmetmekten çok resmettiği şeyi yaşatmak kaygısında oluşunun sonuçları.


Art Column – Sanat Sütunu 2024

Ressamın hem kâğıt işleri seçerek kendini daha rahat ve samimi olarak ortaya koyduğuna inancı, hem bir şeyi göründüğü gibi değil olduğu gibi, yaşatarak resmetme kaygısı, hem de bireysel ve politik eleştirisini içe dönük olarak resmetmesi…
Bununla birlikte şiddetin ve ona bağlı olarak hüznün içinden geçmek gibi sancılı bir süreci göğüslemeyi denemesi ve hüznün içinden geçebilmenin tek başına muhalif bir duruş oluşu…

Aklıma Batıni şiiri geliyor. Şiir şöyle başlıyor “Herşey Batıni! Göl, dibindeki batıktan başka nedir? Acılar derin ve siyah bayraklarını tekneme çeken beriydi.” Ve şöyle bitiyor “Her şey Batıni! Ve hüzün… Hüzün en büyük muhalefettir şimdi.”

Kader Genç’in 4 Ekim – 3 Kasım 2018 “Kağıt” başlıklı sergisi için kaleme alınmıştır.

Beyit: Hilmi Yavuz


Kader Genç 05
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine desen, 18.8×24.5 cm, 2017

ON PAPER…

We all have a space where we can express ourselves comfortably, carefree and sincerely, a back garden we can play freely in. In this exhibition, Kader Genç, who is accustomed to taking notes by drawing since he discovered that he can express himself by painting, is opening his back garden of paper paintings that can only be visited if he invites you there himself, if he wants to share it with you. His works are works created by reconstructing and deconstructing all the grievances, trials, quests, and enquiries of the painter without submitting to any rules, both in terms of plastic and content. It is apparent that these paper paintings, resulting from an extremely introverted production process, are also struggles of Kader concerning his issues with himself and the world. Kader depicts a world where everything collapses, falls to pieces with his disintegrated and distorted figures on papers that can be burnt and therefore, with his paintings he becomes the discomforting element, not one seeking acclaim. The painter has combined his ache with the world with his own pain and leaves viewers alone with shattering and confrontation.

A sincere invitation to the inner world of Kader, this exhibition shares the multi-faceted quest of the painter with the viewers. While the painter transits through themes, he allows certain bends and twists plastically and enhances the shape deterioration in his paintings. Kader tries to disintegrate figures as much as possible, sometimes at agitating levels and seeks a new arrangement.

Despite all the complexity of his quest, there are certain constant elements in the paintings at the exhibition: lack of time and space, nudity and sorrow. While these elements change their existence parallel to the transition process of the painter, they are always present in the paintings.

Starting with timelessness, the light in Kader’s paintings do not belong to any time, the viewers never know whether it is the morning, the afternoon or the night. In addition to objects that the model sits on such as a chair, a bed or a sofa, there are no clues regarding the space. The feeling of passing through a dream/nightmare prevails throughout the whole exhibition. Kader’s paintings belong to a time and space and a world that are both ours but not ours at the same time. These paintings exist in Kader’s dreams, nightmares, in the light of his construct, in his own time and world.

Nudity is another element often encountered in other themes of Kader. However, at this exhibition, the painter does not reveal nudity through integrity and body only. Nudity, which manifests itself through a quieter demeanor, with less visible twists and distortions while keeping the integrity of the body in his works in the presence of nature over figures, is depicted through a more aggressive plastic technique, deformation and fragmented or incomplete figures in his later works.

Kader Genç 13
Kader Genç ‘İsimsiz’ Kağıt üzerine suluboya guaj, 24x32cm, 2018

Sorrow, another element consistently existing throughout the exhibition, does not abandon this quest’s path but changes the way it exists. While it carries traces of sorrow and calm use of plastic than Kader’s previous exhibitions, this exhibition is the precursor of change. This plain sorrow that is transmitted thematically to the viewers in his works in the presence of nature evolves into sorrow that exists through violence as we approach the last hall of the exhibition. Violence, which increases towards the end of the painter’s process, is reflected onto his plastic as well. Sorrow, which passes to the viewers through form distortion by being loyal to the integrity of the figure through a calmer style, evolves towards a violent-based sorrow that is felt through distortions and a more aggressive style. As the thematic violence enhances, plastic violence extends its area with the effects of more gestural, more flexible and aggressive movements. The feeling of sorrow (whether based on tranquility or violence) passing through the paintings of the painter and the permission of deformation (whether over the integrity of or the fragmentation of nakedness) are the results of the painter’s concern to paint not a living thing but instead, live what he has depicted.

Kader Genç, “Kurmacalar” başlıklı kişisel sergisinden, Kasım 2021

By choosing to work with paper, the artist expresses himself more comfortably and sincerely, and does not paint what he sees but the nature of the object, he paints his personal and political criticism internally…

However, he tries to withstand a painful process of passing through violence and related sorrow and passing through sorrow on its own is a defiant stance.

It reminds me of “Esoteric” poem. The poem starts with these lines “All is esoteric! What is the lake, if not the sunken wreck at its bottom. It was since the griefs raised their deep and black flags on my boat” and ends with these lines “All is esoteric! And sorrow… Sorrow is the biggest opposition now.”

> Kader Genç