TONY SLIPPAZ AKA SLIPPAZ DADON / 2025 RESURRECTION
“I’ve witnessed almost everything one can witness from the good to bad; my story has stories within them, that are genuine and that’s what makes me different, tells my story through my eyes, my way!” –SLIPPAZ
April 2026 / İstanbul – New York
First of all, I want to thank you for the interest you’ve shown in my amateur webzine. It’s really cool to hear from you—it’s like facing your fears! As an MC who’s battled alongside and shared the stage with key figures in the New York hardcore scene for so long, I was honestly disappointed to find almost no written material about you online.
I do all of my work myself, I’m kinda anti social and don’t jump on to others connections, so I slip right through just doing what I do!
Is there no longer as much value placed on music writing or intellectual depth as there used to be?
I def think there is, I’ve seen some good write ups recently, just maybe lack of interviewing the underdog cause everyone chasing a name to attach to!
Or is it that kids passionate about underground publishing—those who really put their minds to this work—are gradually becoming powerless under the hegemony of bigger platforms like YouTube or social media?
I believe social media has shaped the way people support or work, everyone rather use a cheat code and go for what viral instead of making something viral.
What do you want to say?
I wanna say I appreciate you taking your time to interview me and anyone who hasn’t heard me check it out may not be your cup of tea but it’s something you can enjoy, refreshing!
Slippaz, Rivet Joseph & Danny Diablo / NY 2026
Tony Slippaz ‘2 Sides’ directed by Whiz Kid Jerm / Produced by Carnage The God in collaboration with John Solinas
Slippaz, Danny Diablo & William Trag Yage (2026) Albany, N.Y.
“When I went through my federal charges a lot of people left my side – a lot – Diablo never did; its why I go so much love for him!”–SLIPPAZ
Some serious MCs lament that hip-hop culture is becoming increasingly degenerate and simplistic—do you agree?
I believe the whole world has become simplistic, so there hip hop follows…
From your perspective, considering the music you make and your life experiences, what have you witnessed in your personal history?
I’ve witnessed almost everything one can witness from the good to bad, my story has stories within them, that are genuine and that’s what makes me different, tells my story through my eyes my way !
How would you summarize the phases that hip-hop, rap, or hardcore music has gone through, based on your own observations and experiences?
I believe it’s growing as all of humanity – 100 years ago none of this existed – music started with no hold and I feel slowly grew to be molded !
“Some still break the mold but you gotta find them.”–SLIPPAZ
Danny Diablo, Jaysin the Sin God, Tony Slippaz and Friends…
Tony Slippaz & Young Dex ‘Won’t Get Found’ 2026
NO ESCAPE !!
“The game is def more for the listeners, without them we don’t exist – ask the under dog – so much Welton not searched but so much work being done off of love for creativity !!! That I love most about music – I hate people who waste time or talent.“ –SLIPPAZ
Given his close ties to old-school legends like Danny Diablo, I imagine you’re been part of the scene since the ’90s.
I actually was a street guy and a bit younger then most of them. I didn’t really be introduced to the scene till I met Danny Diablo and we met on a street level but been doing music ever since – when I went through my federal charges alot of people left my side – a lot – Diablo never did; its why I go so much love for him!
Instead of focusing on an album release, artists are choosing to release singles at regular intervals. How would you interpret this shift, considering both the positive and negative impacts of the internet and digital services on music?
I actually signed up for BMI a long time before I started releasing music and I remember they use to email letter on how to be a better artist and one was always drop single and not albums cause if you ever go to show your number your albums says don’t look like they flopped – grow with single and when they demand give then the hole thing.
There are also critics who, taking both artists and listeners into account, argue that this system is exploitative.
The game is def more for the listeners, without them we don’t exist – ask the under dog – so much Welton not searched but so much work being done off of love for creativity !!! That I love most about music – I hate people who waste time or talent.
Special guest is E Train Records recording artist, TONY SLIPPAZ talking about his newest release, The Button Man”
TONY SLIPPAZ !!
“Music always related to me of the street stuggle. Thug life was really an agenda pushed by the government, but it’s a life of many perceptions to different people.” –SLIPPAZ
I’m a 90s baby a product of the 80s crack era – my mother was a junky and my father a piece of shit so that music always related to me of the street stuggle.
Tony Slippaz ‘Relax Your Mind’ Directed by Whiz Kid Jerm, 2022
“I believe being a gangster is stupid, someone who doesn’t think consciously, no thought of consequences or others lives – sometimes it a faze, sometimes it how some people grow.” –SLIPPAZ
How and to what extent is being masculine and tough important for you in life and art?
Protection of my loved ones – I have a child – younger brothers and sisters – also a masculine man should protect those weaker than them!
*This conversation took place between eRmano (Istanbul) & Tony Slippaz (New York) on April 26, 2026, via Facebook Messenger. And our work will continue…
“Labels are now turning into tech companies, so their not doing artist development. They fired every single production team that’s there to do artist development. Same thing with these digital distributors. They’re not developing you as an artist. Here we are as a non profit Hip Hop organization…” –UNLEARN
Hip Hop, Unlearn The World gibi sanatçılarla anlam kazanıyor. Yetenekli, azimli ve müzikal açıdan dikkat çekici. Keşfedilmesiyle birlikte kendi hareketini oluştururken, bizler de onu takip etmekten kendimizi alamıyoruz. Unlearn the World, etkileyici bir müzik geçmişine sahip ve sanatını, mesajını okyanus ötesine taşıyarak hayran kitlesini gittikçe genişletiyor ve saygınlığını arttırmaya devam ediyor..
East Coast kökenli olmasının söz yazımındaki keskin etkisiyle Oakland’da faaliyet gösterirken bile her zaman doğru işlerin peşinde olmayı ve doğru zamanda, doğru yerde mikrofonu eline almayı her zaman bilmiştir. Her fırsatta sahneye çıkarak kitleleri coşturmasının yanı sıra, kar amacı gütmeyen kuruluşu Hip Hop For Change, Inc. aracılığıyla genç sanatçılara yardımcı olması da Unlearn The World’ün ne kadar sağlam bir yolda olduğunun bariz bir ispatı.
Öncelikle sizi tanımayan okurlar için, nerelisiniz?
Washington Heights – Manhattan (Uptown). New York’ta doğup büyüdüm, sonrasında 20 yılı aşkın bir süre önce buraya (Oakland, Kaliforniya) taşındım; o dönemler iki şehir arasında gidip geliyordum. Sonunda 2012 yılında burada karar kıldım. Bay Area’ya taşındığımdan beri 20 küsur yıldır buradayım. Yarımada, San Francisco, Daly City… Hepsinde yaşamışlığım var. Oakland, Alameda… Yani Bay Area, evet, epey bir süredir buradayım.
“Şu anda, hip hop’un bize sanki McDonald’s hamburgerleri gibi sunulduğu ve hiçbir besin değeri taşımadığı bir dönemdeyiz. Kültürü büyüklerinden devralan gençlerin zihinleri ve kalpleri için hip hop’u besin değeri taşıyan yeni bir alana taşımamız gerekiyor.” –UNLEARN
Roc Nation Distribution ile yapılan bir anlaşmaya dair yeni bir haber dikkatimi çekti. Bu anlaşma ile sizin onlarla olan ortaklığınız arasındaki fark nedir?
Roc Nation’da en az bir yılı aşkın süredir çalışıyorum. Kısa bir süre önce ofislerine gidip, Hip Hop For Change’e özel bir sanatçı geliştirme programı oluşturma fikrimi onlarla paylaştım. Programımızın bir parçası olan sanatçılar ve öğrenciler tarafından yapılan prodüksiyonları da içerecek şekilde kişisel kontrol panelimi nasıl genişletebileceğimizi konuştuk. Fikri gerçekten çok beğendiler ve bunu gerçekleştirmek için kontrol alanımı genişletmeyi başardılar. Artık Hip Hop For Change bir organizasyon ve Roc Nation aracılığıyla dağıtım kanalımız var; bu sayede programımızdaki çocukları geliştirebilir ve tanıtabiliriz. Youth albümüyle başlayacağız. Bunun yanı sıra, sanatçı geliştirme konusunda kapsamlı bir çalışma kitabı ve kurs hazırladık. Böylece çocuklar, kendilerini sanatçı olarak nasıl markalaştıracaklarını, seslerini nasıl geliştireceklerini, ekiplerini nasıl kuracaklarını ve sanatlarıyla nasıl bir network kuracaklarını ve daha yüksek sosyal amaçlarla nasıl ilişki kuracaklarını öğreniyorlar. Tüm bunlar çalışma kitabında ve kursun içeriğinde yer alıyor. Bir de Roc Nation aracılığıyla yürüttüğümüz dağıtım kolumuz var. Bu, herkese açık kayıt sisteminden daha farklı. Portland’dan bir sanatçı Roc Nation’a kayıt olabilir, ancak herhangi bir konuda konuşmak için telefonda birine ulaşamayabilir. Oysa benim telefonumda o kişilerin numaraları var. Telefon görüşmeleri yapabilirim, e-posta gönderebilirim. Yapmaya çalıştığım şey için ayrıcalıklı bir konumdayım artık. İster kendi albümümün lansmanı olsun, ister gençlerle yaptığımız işler olsun. Kariyerimin bu aşamasında, daha fazla görünürlük elde etmek ve işleri bir sonraki seviyeye taşımak için bu tür ortaklıklara girişmemizin önemli olduğunu düşünüyorum. Ardından, genç sanatçıların gelip aynı şeyi yapabilmeleri için bir yol oluşturmak. Ancak tüm bunların içinde eksik olan tek şey sanatçı gelişimi (artist development). Plak şirketleri artık teknoloji şirketlerine dönüşmüş durumda ve bu yüzden sanatçıları geliştiremiyorlar. Sanatçı gelişimi için orada bulunan tüm prodüksiyon ekiplerini işten çıkardılar. Dijital dağıtımcılar için de durum farksız. Sizi bir sanatçı olarak geliştiremiyorlar. Biz ise kar amacı gütmeyen bir Hip Hop organizasyonuyuz ve size bir çalışma kitabı, ciddi bir sanatçı olmayı öğrenebileceğiniz bir kurs sunuyoruz. Kendinizi markalaştırmanız, kendi ekosisteminizi ve topluluğunuzu geliştirmeniz için. Ayrıca size sektördeki en büyük ve kültürel açıdan en etkili plak şirketlerinden biriyle ciddi bir dağıtım kanalı sunuyoruz. Bu yüzden şimdiki durumun, eskisinden çok farklı olduğunu söyleyebilirim.
“I say it all the time Europe, overseas, in terms of Hip Hop they still respect it on a cultural level. It’s not so much being used for brand deals. Or to sell hamburgers or whatever. They’re stil using it as counter culture. It’s still rebellion.” –UNLEARN
Bu röportajı yapmak için yurtdışından dönmeni bekledim. Nerekere gittin, neler yaptın, biraz anlatır mısın?
Zürih’teydim, Berlin’de Zoo Jam adlı bir festivaldeydim. Hip Hop Zoo’ya selamlar. İsviçre’nin Zürih kentinde konserler düzenleyen harika bir kolektif. Gerçekten harika bir konserdi. Başrol DJ Premier’dı. Roc Marciano, Benny The Butcher da vardı. Rah Digga, Keith Murray, The Lost Boys’tan Mr Cheeks ve bir sürü İsviçreli sanatçı da vardı. O programda yer almak ve tüm bu harika insanlarla birlikte olmak gurur vericiydi. Zürih’e ilk gidişim Mayıs ayında oldu. Geçen yıl Ill Bill ve bir sürü başka arkadaşla turneye çıkmıştım. Hip Hop Zoo ekibiyle gerçekten iyi bir ilişki kurdum, bu yüzden beni etkinliklerine davet ettiler. Tesadüfen Dead Prez ile Almanya’da turneye çıkmıştım. Ben de Berlin’e uğradım ve Almanya’da bir konser verdik. Klasik bir mekan. Dead Prez’in Let’s Get Free albümünün 25. yıl dönümü için orada Dead Prez ile birlikte ortalığı coşturduk. Loud Records’ta stajyer olarak çalıştığımı ve onların posterlerini ve stickerlarını alıp New York’un her yerine astığımı hatırlıyorum. Benim için bu, önemli bir döngünün tamamlandığı özel bir andı. Katıldığım ilk turne Dead Prez’leydi. 2002, 2003 yıllarında Lynast Lounge Club Series Turu’ydu ve onlar asıl sanatçılardı, o dönemde çıkıp tüm turneyi tamamladık. Şimdi geri dönüp farklı bir ülkede olmak ve bu coşkuyu yeniden hissetmek gerçekten harika. Sürekli söylüyorum: Avrupa’da ve denizaşırı ülkelerde, hip hop söz konusu olduğunda -marka anlaşmaları veya ticari amaçla kullanılan uyduruk bir müzik olmanın dışında- kültürel düzeyde hâlâ saygı duyuluyor. Hâlâ bir karşı kültür ve bir isyan. Bu yüzden benim yaptığım türden Hip Hop’a ve sahneyi paylaştığım tarzdaki sanatçılara ilgi daha yoğun oluyor. Bu her zaman harika bir fırsat. Hayranlarınla bağ kurmak ve gerçek Hip Hop topluluğunun nasıl birşey olduğunu insanlara göstermek harikadır. Bu konserlere gidip, etkinlikleri yaptığımda, insanların beni tanımasına şaşırıyorum, çünkü Kaliforniya’dan ya da New York’tan o kadar uzakta benim kim olduğumu biliyorlar, şarkılarıma eşlik ediyorlar, yurtdışından bu sevgiyi görmek gerçekten cesaret verici.
UnLEARN THE WORLD with His Friends
A fresh visual filmed on the streets of San Francisco for UnLearn’s song “The New Rakim” off the album “Universes”, now on iTunes, Spotify, Pandora and all digital outlets.
Seanheal Y Presents and Tastemakers Live Presents / Rakim ‘Boom Bap Project’ UnLearn the World
The question for me, especially as an older artist is, how do you get some level of support for the music that you do considering you’re from the east coast, living on the west coast. –UNLEARN
Müzik amaçlı yurtdışına çıkan sanatçılara pek rastlanmıyor. Yeni kitlelere erişmek senin için çekici olmalı, bu işte ana akım sanatçılardan bile iyisin.
Bence her sanatçı için önemli olan, sevginin olduğu yere gitmektir. Bazen memleketin, tam da ait olduğun yer olmayabilir. Güzel görünmektense, takdir edilmeyi tercih ederim. Bu yüzden bazen sadece “yerli” bir sanatçı olmak kesmeyebilir. Ayrıca, ben çok nevi şahsına münhasır bir konumdayım. Çünkü New York’ta doğup büyümüş, Bay Area’da yaşayan bir MC’yim ve müziğim Bay Area’nın müziğinden farklı. Bay Area’ya uyum sağlamak için müziğimden hiç taviz vermedim, kendimden böyle bir beklentim, böyle bir düşüncem de olmadı. Bu, benim yaptığım türde müzik yapan Bay Area sanatçılarının olmadığı anlamına da gelmiyor. Sadece hyphy, hyphy benzeri ya da Thizzler’da gördüğünüz türde şeylerde öne çıkarılmıyor ve takdir edilmiyor. Benimkisi tamamen farklı bir dünya. Benim için, özellikle de nispeten yaşlı bir sanatçı olarak, doğu yakasından gelip batı yakasında yaşadığını göz önünde bulundurursak, yaptığın müzik için nasıl bir destek elde edebilirsin?
UnLEARN THE WORLD
Klasik Hip Hop. Başlangıçta hepimizi bu kültüre çeken o frekans. İster 80’ler, ister 90’lar, ister 2000’lerin başı, ister blog dönemi olsun, hepimizi birleştiren Hip Hop, benim yapmaya çalıştığım Hip Hop işte bu! –UNLEARN
Bende Batı Yakası tarzı bir ses yok. Bubbling yapmaya başlayan ya da hareke geçenlerin çoğu, bölgesel alanlardan geliyor. Kendi bölgeleri tarafından destekleniyorlar. Bu yüzden benim için asıl mesele, bunu temel Hip Hop’un özüne geri döndürmek. Klasik Hip Hop. Başlangıçta hepimizi bu kültüre çeken o frekans. İster 80’ler, ister 90’lar, ister 2000’lerin başı, ister blog dönemi olsun, hepimizi birleştiren Hip Hop, benim yapmaya çalıştığım Hip Hop işte bu! Her şeyi kültürel düzeyde anlamlı tutmaya çalışıyorum, bunu bağımsız olarak da değerlendirebilirsiniz, underground olarak da değerlendirebilirsiniz. Çünkü bu tür müzikler ana akım tarafından artık rağbet görmüyor. Bununla sorunum yok çünkü yaptığım iş sayesinde benimle aynı kafadan olan insanlarla bir ittifak kurabiliyorum. En havalı isimlerle sahneleri salladım. Kültürümüzün efsaneleriyle aynı şarkılarda söyledim. Tüm bunlar sayesinde şimdi yurtdışına çıkıp uluslararası bir iletişim kurabiliyorum. İster Avrupa olsun, ister Afrika’ya ya da Orta Doğu’ya gideyim. Orta Amerika’ya da gittim. Bütün bunlar, bizim Hip Hop kültürü olarak gördüğümüz şey için uluslararası bir ittifak kurmak amacıyla. Sahnede sunduğum şey, gerçek Hip Hop kültürü. Hepimizin bildiği ve sevdiği Hip Hop frekansı, Unlearn The World olarak sahneleniyor.
‘Black Angels’ from Crowns, 2022
Buraya geldiğinden beri, müziklerin içeriği, enerjisi ve tavrı açısından seninle aynı frekansta olan, dinlemekten hoşlandığın sanatçılar kimler?
Bay Area’da birlikte çalıştığım ve hala birlikte takıldığım birçok sanatçı var. Locksmith‘e selamlar. Locksmith ile benim Crowns albümüm için Black Angels adlı bir şarkı yaptık. Buffalo’dan 7xvethgenius da vardı, Conway’in ekibinden. Orada harika bir şarkı yaptık. MacArthur Maze, Grand Nationxl ve Jane Handcock’a da selamlar. Bu heriflerin hepsi, klasik veya tipik Bay Area sound’una sahip olmayan harika sanatçılar. LaRussell’ın yaptığı şey de muhteşem. Onun geçiş sürecini gözlemledim: eskiden bizim standart Hip Hop olarak gördüğümüz tarzda müzik yaparken, şimdi daha Batı Kıyısı tarzına yöneliyor. Bence bunun kendisi için bir anlamı var. Ama Bay Area’da harika, yükselişte olan ve hala ortalığı sallayan pek çok sanatçı var. Lil MC’ye selamlar, Tope’ye selamlar. Bunlar, son 10 yıl boyunca birlikte çalıştığım, hala bu işi iyi yapan, hala burayı canlı tutan sanatçılar. Ve geleneksel Bay Area sound’unun ritminden ve yolundan uzaklar. Rexx Life Raj’a ve yaptığı işe selamlar, çünkü bence yaptığı müziğe maneviyat ve zindeliği dahil etme konusunda olağanüstü yetenekli. Bunların hepsi, kendi alanlarında öncü olan ve günümüzdeki gelişmelere zemin hazırlayan insanlar. Buralı olmasam da, benim için gerçek ve canlı Hip Hop olarak nitelendirdiğim şeyin ne olduğunu bilsem veya da hissetsem de, bölgeden bağımsız olarak bunun örneklerini görebiliyorum.
2023’ün sonunda çıktı. 2024’te müzik platformlarında yayınlandı. Yani, 2024 Ocak ayı olarak sayılır.
Kısa bir süre önce albümün deluxe versiyonunu çıkardın. Nasıl gidiyor, anlatır mısın?
İyi gidiyor. Katalog giderek genişliyor. Bu durum Roc Nation meselesiyle bağlantılı, çünkü deluxe versiyonu piyasaya sürerken başıma gelen pek çok sorunla uğraşmak zorunda kaldım. Yeterli bir temsilim yoktu. Sonunda, tüm konuk sanatçıların izinlerinin alındığını teyit ettirmek için bir avukat tutmak zorunda kaldım. Her şey hazırdı, tüm evraklar hazırdı, sonunda piyasaya çıkabilirdi. Ama birinci sınıf bir dağıtımcıyla çalışmıyorsanız, pek destek bulamıyorsunuz. Bu yüzden, deluxe versiyonu piyasaya çıkarmak için çok mücadele etmek zorunda kaldım. Bu, ivmemi bozdu çünkü çok daha erken çıkarmak istiyordum. Bunu başarmak biraz zaman aldı. Ama artık piyasada olduğuna göre, insanlar hala albümle uyum içinde. En çok dinlenen şarkılarımdan bazıları deluxe versiyondan. 8 şarkı daha ekledim. Papoose, Ab-Soul ve sık sık birlikte çalıştığım bir sürü başka kişiyle işbirliği yaptım. Instagram ve YouTube’da iyi performans gösteren “No Saviors” adlı bir şarkım var. Bence çıkardığım her albüm, kendimi yeniden tanıtmak için bir fırsat. Daha fazla hayran kazanmak için bir fırsat. Daha fazla insanın bu akıma ilgi duymasını sağlamak için. Bu yüzden, albümleri çıkardıktan sonra, o enerjiyi canlı tutmak için albümün deluxe versiyonunu da çıkarmayı seviyorum. O kataloğun değerini korumak için. Çoğu zaman sanatçılar bir albüm çıkarır, 3 hafta boyunca üzerinde çalışır ve sonra başka bir şeye geçerler. Çünkü o şarkılarla o kadar uzun süredir uğraşıyorlar ki, kendi çalışmalarından bıkmış durumdalar. Benim için ise, kendi çalışmalarımdan bıkmış olsam bile – ki aslında pek bıkmış sayılmam – onlara inanıyorum. Repertuara yeni bir enerji katmayı kendime ilke edindim, çünkü bunu yapmak zorundasın. Eğer elinden gelenin en iyisini yapmayacaksan, tüm bu parayı bu şarkılara ve repertuara neden harcayasın ki?
A haunting yet powerful visual that’s blends style and substance. UnLearn provides a poignant and provocative lyrical performance unleashing both aggressive social commentary and classic Hip Hop braggadocio with an unpredictable beat switch over Nikonor’s unique production.
1 WORLD MAGAZINE / ISSUE 16
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Ben büyürken, annemin salsa plaklarını alıp onları bir Hip Hop ritmine dönüştürürdüm. Bu yeniden düzenleme yeteneği, Hip Hop’un her alanında gerekli olan eleştirel düşünmedir. İster break dansçı, ister grafiti sanatçısı, rapçi, DJ veya beatmaker olun, bunu yapabilirsiniz. Eleştirel düşünme ve gerçekliğinizi yeniden düzenleme becerisine sahip olduğunuzda, işler sizin için değişmeye başlar.
Peki ya son single’ın, “Beg Ya Pardon”?
İyi gidiyor. Yeni albüm “Midnight Crysis”in ilk single’ı. Bu albümün öncü single’ı. Birçok farklı çalma listesine ve kataloğa eklendi. İnsanlar bu şarkıya büyük ilgi gösteriyor. Albümün tepkisini görmek için turnedeydim. Sanırım bu, kariyerim boyunca çektiğim en kaliteli müzik videosu. CGI, yeşil ekran ve yapay zeka kullandık. Tüm bu ivmeyi ve enerjiyi bir sanat eserine dönüştürük. İnsanların bunu hissetmesini istiyoruz.
New York’ta büyüdün. Bize bu kadar iyi bir MC ve sahne sanatçısı olmanın hikâyesini biraz daha anlatır mısın?
Ağabeyim beni mahalle partilerine sürüklerdi, sırf onun rap yapmasını izlemem için. Rap yapan oydu, ben henüz rapçi değildim. Kendi yolumu bulmaya çalışıyordum. Beni mahalle partilerine sürüklerdi ki, ünlü olmayan diğer insanların rap yapışını görebileyim. Tüm gençlik yıllarım, ana akımda hiç ün kazanmamış bu insanları izleyip onlardan bir şeyler öğrenmekle geçti. Büyük Hip Hop tartışmalarında tanınmayan ama yine de efsane olan insanlardı. Washington Square Park’ta kafasından rap yapan MC Super Natural ve onu New Yorican’da görmek. Jean Grae gibi insanların stüdyolarda bana şarkı yazmayı öğretmesi. Benim kökenim budur. Canlı performansları izlemek, bu yüzden benim canlı performansım da öyle. Çünkü insanları izleyerek öğrendim. İster cypher’da olsunlar, ister sahnede. The Rock Steady Crew Anniversary ya da Zulu Nation partileri gibi etkinliklere gitmek, ya da her neyse. Bu, 80’lerde, 90’larda ve 2000’lerde New York’ta büyürken edindiğim deneyim. Plak şirketi işleri bir yana. Tüm bu süreci özümsemiş olmam sahne performansımı her zaman etkilemiştir. Şarkı yazışımı da her zaman etkiledi. Artık insanları Hip Hop ile tanıştıran faktörün dijital ortam olduğu farklı bir çağda yaşıyoruz. Yani TikTok’ta popüler olmadığı sürece, bizim çocukken aldığımız türden bir heyecan veya ilham alamayacaklar.
Sana katılıyorum.
Emeklerimin meyvelerini gördüm. Her ne olursa olsun, bu bana gelecek nesillere kendilerini dönüştürebilmeleri için ihtiyaç duyacakları şeyleri öğretme ilhamı veriyor.
Hip Hop For Change’in amacı biraz da bu sanırım.
Hip Hop For Change’in amacı, öncelikle Hip Hop kültürünü ve ilkelerini korumaktır. Ancak bunu, yerel sanatçıların mentor olarak görev almasını sağlayarak, bu kültürü gelecek nesillere sorumlu bir şekilde aktarmak suretiyle yapıyoruz. Sadece bunu yapmakla kalmıyor, bir adım daha ileri gidiyoruz. Zaten var olan sosyal eşitlik temalarını da işin içine katarak bunu bir üst seviyeye taşıyoruz. Kişisel gelişim ve zindelik unsurlarını da katıyoruz, böylece bu çocuklar büyüdüklerinde çöküş yaşamayacaklar. Ve bunun Hip Hop kültürü içinde takınılması gereken gerçek tavır olduğunu bilirler. Ayrıca daha fazla kariyer yolu sunmak istiyoruz. Hip Hop sadece ritim ve kafiyelerden ibaret değildir, çok boyutlu bir düşünce biçimidir. Bu, olguları remix’lemenize, yeniden düzenlemenize izin veren bir düşünme biçimi: Ben büyürken, annemin salsa plaklarını alıp onları bir Hip Hop ritmine dönüştürürdüm. Bu yeniden düzenleme yeteneği, Hip Hop’un her alanında gerekli olan eleştirel düşünmedir. İster break dansçı, ister grafiti sanatçısı, rapçi, DJ veya beatmaker olun, bunu yapabilirsiniz. Eleştirel düşünme ve gerçekliğinizi yeniden düzenleme becerisine sahip olduğunuzda, işler sizin için değişmeye başlar.
“I think as art goes it’s just a series of lines on paper, if you are not physically harming anyone, offended people can either learn to laugh at them selves, or continue to complain, and that’s fine. I don’t wish to take anything away from the artist who wishes to draw the clean family friendly cartoons.” –R.D.E
Drawing the Grindcore
Robert David Elwood
January 2016
How long have you been in the world of comics?
I’ve been making art since 2007 but in 2013 a friend of mine published this independent comic called Pure İnsanity that I and a few other artist contributed too, that was the first publication that showed my work although I guess I’m still relatively new still.
You produce bizarre animations, too and the amateur spirit surrounding your works has rapidly started to gain a powerful style recently. Considering the works you’ve created this far, where within your field of art do you position yourself?
I guess I’d be more of a animator who does art on the side. I personally would not have thought my drawings would get as big as they did, you see originally animation was and still is something that I wanted to do for a living. I had a fascination with cartoons ever since I was little but it was animated films from Bill Plympton, Bruce Bickford and Ralph Bakshi and many other animators that made me realize the great things that animation can do and it really motivated me to make the crazy cartoons I’ve done.
You enjoy pushing the limits of sarcasm, irony and absurdity to create bizarre worlds; considering the comics market, isn’t the obscenity of the works you create risky in terms of bringing the works to a more professional level?
No, I don’t believe so, I think as art goes it’s just a series of lines on paper, if you are not physically harming anyone, offended people can either learn to laugh at them selves, or continue to complain, and that’s fine. I don’t wish to take anything away from the artist who wishes to draw the clean family friendly cartoons.
What’s going on in the world of American Underground Comics recently; can you inform us a little bit? What about the artists you follow the most as well as your favorites? Taking into account also the developments in Europe, which echol do you find your style closer to?
I think that would be a better question for a current person who makes underground comix, from what I’ve seen it boils down to selling yourself and getting your art out there by going to conventions and networking. My favorite artists, where do I start, I really like the early 70’s Zap artist like R. Crumb, S. Clay Wilson, and Spain Rodriguez, and Rory Hayes. outside that there is Mike Diana, Johnny Ryan (who’s art I guess I find my work closer to) and Manga artist from Japan like Junji Ito, Suehiro Maruo, and Hideshi Hino.
“Acid Shark” by Acid Shark (music video) sfw version
Robert David Elwood ‘Untitled’ drawing (2016)
How do you like music ? What do you enjoy listening to?
I listen to mostly Sludge Metal, Black Metal, Death Metal, Grindcore, and Hardcore Punk.
What do you think about GG Allin? He’s one of the craziest guys ever taking place in the rock’n’roll stage that recorded great albums in the 80s but then (I though) flipped because of all the drugs he used. What do you think makes GG so legendary?
I’m a fan, you know I think what made GG Allin legendary was not so much his music but his life style, when we see the crazy things he did on stage I think there is a primal part of us that want’s to do the same, but wouldn’t out of fear of going to prison.
How do you like Antiseen?
There great, they got some awesome songs, and the played with GG Allin which must have been crazy!
Are there any projects you’re working on right now? Like a book you’re planning to publish or something for the S&T Studios that will take place in the future?
I’m trying to finish another cartoon, a little book featuring my art would be ideal in the future, although I don’t have any plans for that now.
Dont forget to visit S&T Studiosfor latest updates!!
Robert David Elwood ‘GG.Allin’ drawing (2016)
Robert David Elwood
Ocak 2016
Robert, Minneapolis’den genç bir çizer, aynı zamanda bir çizgi filmci. Ona, yaptığı tuhaf işler hakkında bazı sorular sorduk.
Robert merhaba, ne zamandan beri çizgi roman dünyasındasın?
2007’den beri sanatla uğraşıyorum. 2013 yılında birkaç farklı sanatçıyla birlikte bağımsız bir çizgiroman dergisi olan “Pure Insanity” için birşeyler çizdim; böylece çalışmalarımı yayınlama şansını yakaladım. Sanatımı sergilediğim ilk yayın bu oldu, bunun dışında yeni olduğumu söyleyebilirim..
Aynı zamanda çizgi filmler de üretiyorsun ve çalışmalarındaki amatör ruh, son zamanlarda gittikçe güçlü bir stil kazanmaya başladı.
Sanırım, ben bir sanatçıdan daha çok animatörüm. Çizimlerimin bu düzeyde ilgi göreceğini hiç düşünmemiştim açıkçası. Hayatımı animasyonla kazanmak istiyordum ve halen de bunda kararlıyım. Çocukluğumdan beri çizgi filmler beni büyülemiştir, aynı zamanda Bill Plympton, Bruce Bickford, Ralph Bakshi ve daha pek çok animatörün filmleri beni çizgi filmlerin muhteşem şeyler yapabileceğine ikna etti ve ben de çılgın animasyonlar yapma motivasyonu uyandırdı.
Hassas bir çizgiyle sarkazm, ironi ve absürdlüğü son raddesine kadar ileri götürerek tuhaf dünyalar kuruyorsun. Çizgiroman piyasasını göz önüne alırsak yaptığın işin müstehcenliğinin riskli olduğunu düşünüyor musun?
Açıkçası pek böyle düşünmüyorum. Yaptıklarımız sadece sayfanın üzerindeki çizimlerden ibaret ve fiziksel olarak kimseye zarar vermiyorsanız rahatsız olan insanlar, ya kendilerine gülmeyi öğrenecekler ya da şikayet etmeye devam edecekler ki bu benim için sorun değil. İyi aile çizgi filmleri yapmak isteyenler istediğini yapabilirler.
Amerikan Yeraltı Çizgiroman dünyasında son zamanlarda neler oluyor, bizleri biraz bilgilendirebilir misin?
Sanırım bu yeraltı çizgiromancıları için daha uygun bir soru olurdu. Kaldı ki, gördüğüm kadarıyla olay tamamen işini ortaya koyup kendini pazarlamaktan ve toplantılara katılıp bağlantılar kurmaktan geçiyor. En sevdiğim sanatçılar, nereden başlasam, 70’lerin Zap Comix sanatçılarını gerçekten severim : R. Crumb,S. Clay Wilson, Spain Rodriguez ve Rory Hayes gibi, bunlara Mike Diana ve sanatını kendime yakın bulduğum Johnny Ryan’ı ve Japon manga sanatçıları Junji Ito, Suehiro Mauro ve Hideshi Hino da ekleyebilirim.
Müzikle aran nasıl? Neler dinlersin?
Çoğunlukla sludge metal, black metal, grindcore ve hardcore punk dinliyorum.
GG Allin hakkında ne düşünüyorsun, GG’yi bu derece efsane kılan sence nedir?
Hayranı olduğumu biliyorsun. Bence onu efsane yapan müziğinden çok yaşam tarzıydı ve sahnede yaptığı manyak şeyleri gördüğümüzde, ilkel bir yanımız bunlara eşlik etmek istiyor ama kodesi boylama korkusuyla maalesef çekiniyoruz.
Antiseen’i nasıl buluyorsun?
Harika! Muhteşem şarkıları var ve GG Allin ile çaldılar ki bu gerçekten çılgınca!
Şu an üzerinde çalıştığın bir proje var mı?
Şu an üzerinde çalıştığım bir çizgi filmim var; bunun dışında yakın gelecekte işlerimi bir araya getiren ufak bir kitap da hiç fena olmaz.
Shred Master Flex OG: Guitar & Back up Vocals / Luis Ulloa: Keys / Chino Noir: Vocals & Bass / Shank Nasty on Drums
Sanskritçe’de “zamanın biçimi” anlamına gelen “Kala Rupa”, bir albümden çok daha fazlasıdır. Yaşam, ölüm, karma, illüzyon ve içsel devrim için verilen mücadeleyi doğrudan yansıtan bir aynadır. Her şarkı, onlarca yıllık yaşam deneyimlerinden damıtılmış destansı bir yolculuğun parçasıdır.
Detroit, Michigan merkezli stoner/grunge/post-hardcore grubu Supreme Mystic, 3 Ekim 2025’te MahaVishnu Records / Third House Communications tarafından yayınlanan ilk albümleri “Kala Rupa”yla müzik dünyasına sağlam bir adım attı. –Bojan Bidovc / doomed-nation.com
C Squared Music’in izniyle:
Makine gürültülerinin ve isyan ateşinin dinmediği Detroit’in kalbinden yeni bir ses yükseliyor. Bu can alıcı, ham ve yakıcı ses, hiç şüphesiz grubun müzikal öfkesinden çok daha eski ve daha güçlü bir şeyin alameti. Bu ses Supreme Mystic’e ait ve grubun ilk albümü “Kala Rupa”, adeta benlik, amaç ve dönüşüme adanmış bir deklarasyon niteliğinde.
Grup, underground hardcore sahnesinin tanınmış isimlerinde Mike Couls a.k.a. Chino Noir tarafından kuruluyor. On üç yaşında kulüplerde çalmaya başlayan Couls, yirmili yaşlarına geldiğinde büyük plak şirketleriyle anlaşmalar imzalıyor ve bas gitarıyla sahnede unutulmaz izler bırakan varlığıyla zamanla bu kaosun içinden kendi yolunu çizmeye başlıyor. Couls, hardcore müzik dünyasının her zaman ünlü ve saygı duyulan gruplarının bir parçasıydı. Cold As Life, Sworn Enemy, Merauder, Terror ve Cro-Mags ile dünya turnelerine çıktı, efsanelerle aynı sahneyi paylaştı ve sahne içinde ve dışındaki mücadelelerden her seferinde galip çıkmayı başardı. Ancak bu grupların hiçbiri, Supreme Mystic’in şu an yaptığı gibi onun sesini taşıyamadı.
During the filming of Supreme Mystic’s “Halo of Vultures” music video
Supreme Mystic “Halo of Vultures” 2025 / Directed by Aaron Lumsden, Akuro Productions
A scene from the music video for Supreme Mystic’s “Halo of Vultures”
»Kala Rupa«, meaning “the form of time” in Sanskrit, is more than a record. It is a mirror. It looks directly into life, death, karma, illusion, and the struggle for inner evolution. Each song is a piece of a larger journey, built on decades of lived experience.
Sanskritçe’de “zamanın biçimi” anlamına gelen “Kala Rupa”, bir albümden çok daha fazlasıdır. Yaşam, ölüm, karma, illüzyon ve içsel devrim için verilen mücadeleyi doğrudan yansıtan bir aynadır. Her şarkı, onlarca yıllık yaşam deneyimlerinden damıtılmış destansı bir yolculuğun parçasıdır. Bu yeni bir müzik tarzı denemek için girişilen bir iş veya yan proje değil; Couls, Supreme Mystic ile sadece bir müzisyen olarak değil, bir elçi olarak da ilk kez tam anlamıyla kendini öne çıkarmıştır.
Albüm, stoner rock, post-hardcore, sludge, grunge ve doom türlerinden esintiler taşıyor, ancak kategorize etmek bu kadar basit değil. Ağırlığı çoğu zaman acımasızca, ancak bir güç gösterisi değil bu ağırlık. Distorsiyon katmanlarının altında, müzikleri ruhsallığa, felsefeye, ve hatta eski Vedik bilgeliğine kadar uzanıyor. Bunlar, zor kazanılmış içgörüler ve materyalist dünyanın tuzaklarının üstesinden gelme içgüdüsüyle yazılmış kavgacı ve aşkınlık dolu şarkılar.
Şekilciliğin acizliğini besleyen bir dünyada ihaneti ve kıskançlığı anlatan “Stealing Beauty” şarkısıyla başlayan albüm, geneline yayılan dürüstlük ve meydan okumacı temalarıyla dikkat çekiyor. “Halo Of Vultures” kötü niyetle etrafta dolaşanları hedef alırken, “Colorblind” cehaletin bir silah olarak kullanılmasını ve parçalara ayrılmış bir dünyanın ruhsal hastalığını anlatıyor. “Transmigration of the Soul” ve albüme ismini veren şarkıs “Kala Rupa”, dinleyiciyi metafizik bir dünyaya davet ediyor, benliğin görünmeyen yolculuğunu ve ‘zaman’ın düşman değil, bir öğretmen olduğu gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor.
Supreme Mystic “Stealing Beauty”
Bu müzik, sınırları görmüş, hayatta kalmayı başarmış ve dönüşümünü becerebilmiş olanlar içindir.
Couls’a, Detroit’in deneyimli müzisyenleri ve enerjisi eşlik ediyor. Davulcu Jeff Shankin,Universal Stomp ve Earthmover gibi Detroit’in önemli gruplarında çaldığı onlarca yıllık ağır groove ve gürültülü ritimleri albüme taşıyor. Berklee’de eğitim almış, teknik becerisi ve mistik performansıyla Detroit’te tanınan gitarist Alfredo Riojas, hassas ve etkileyici bir ses, black metal ve spiritüel müziğe derin bir ilgi besleyen Honduraslı genç klavyeci Luis Ulloa ise albüme armonik renklerle farklı bir atmosfer katıyor. Birlikte, koca bir salonu yerle bir edebilecek veya dinleyicileri başka bir dünyaya taşıyabilecek güçlü bir ses yüzeyi oluşturuyorlar.
Mike Couls a.k.a. Chino Noir on stage (2024)
This is music for those who have seen the edge, survived, and returned changed.
Supreme Mystic’i diğerlerinden ayıran şey niyetleridir. Bu grup nostalji peşindeki bir kitleye hitap etmiyor, tamamen Krishna Bilinci’ne dayanıyor, A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada’nın öğretileriyle şekillenmiş sözleriyle Sanskrit mantralar ve kutsal metinlere doğrudan atıflarla birlikte çalıyor. Bu, bir trend ya da nefret dolu bir heavy-metal değil; bu, içsel bir silah olarak müziktir ve amaçları yıkımdan ziyade kurtuluştur.
Elbetteki bu durum hiçbir şeyin yumuşak ya da steril olduğu anlamına da gelmiyor. Supreme Mystic, Detroit’in sertliğinden doğuyor ve yörenin tarihsel ağırlığını da taşıyor. Buna, Couls’un hayatını şekillendiren trajediler, kavgalar ve direnişin kendisi de dahildir. Kötü şöhretli Rouge Rampage olayında babasını kaybetmesi, Cold As Life’ın orijinal solistinin ölümü, Cro-Mags olayından kaynaklanan yaralar ve iyileşmeye giden uzun ve acılarla dolu bir yol, bu yeni projede silinmiş değil; aksine içselleştirilmiş. Geçmiş unutulmamış, adeta bir yakıta dönüştürülmüş.
Fakat en zor zamanlarda bile, “Kala Rupa” umut duygusunu elden bırakmıyor. Dinleyicileri yalnızca azdırmaya değil, uyandırmaya da çalışıyor. Bu müzik, sınırları görmüş, hayatta kalmayı başarmış ve dönüşümünü becerebilmiş olanlar içindir.Bu acıdan kaçmak değil, uyanmış gözler ve açık bir kalple hayata yeniden yönelmekle ilgilidir. Bu albüm, yaralar, inanç, ritim ve kararlılık üzerine inşa edilmiştir.
Supreme Mystic, Michigan, Detroit’ten gelen, hardcore ve metalin sertliğini Vedik felsefenin derinliğiyle birleştiren, ruhani bir modern rock grubudur. 2023 yılında solist ve basçı Chino Noir (Cold As Life, Sworn Enemy, Merauder ve Cro-Mags ile yaptığı çalışmalarla tanınan Mike Couls’un evrimleşmiş takma adı) tarafından kurulan grup, bir ömür boyu süren müzikal savaşlardan ve kişisel dönüşümlerden ilham almaktadır. Mo-Metal ve DefRoc olarak tanımlanan müzikleri, post-hardcore, stoner rock, grunge, doom ve groove metal unsurlarını, ruhsal gelişim, ezoterik temalar ve içsel devrimden kaynaklanan mesajlarla bir araya getirir.
Leviathan için hala konsept çalışmalar yapıyorum, ileride resimli novele dönüştürme gibi bir hayalim var; henüz yazı aşamasını kağıda dökmedim. Gökten gelen kukuletalı Leviathanlar ve değiştirdikleri dünyalar ile ilgili bir proje.
Taylan Onur: Naber Erdem, ne zamandır çiziyorsun, çizginde neleri bulup kaybettiğini düşünüyorsun, sence de biraz karanlık değil mi?
Erdem Çılgın: Selamlar, elim kalem tutmaya başladığından beri çizim yapmaktayım aslında. Bu işe herkes gibi merakla, gördüğümü çizmekle başladım. Ama sanırım çizimlerimin değiştiği ve şekillendiği an 2016’da üniversiteye başladığım zaman oldu. O zamana kadar yine bu karanlık tonu elbette kullanıyordum, sadece çizimlerimin belli bir yönü yoktu. Üniversitede Siyasi Tarih dersinde Thomas Hobbes’un Leviathan eserini görmemle birlikte yönümü konseptsel anlamda tamamiyle değiştirdim. Leviathan’ın kapağında Abraham Bosse’nin bir gravürü var; Taç giymiş kral ve kralı var eden bir halk. Yüzleri krala dönük şekilde hepsi bedeninin bir parçasını oluşturuyor. İçinde daha bir sürü sembolik detaylar ve yerleştirmeler var. Bu kapağı gördüğümde bende kendi Leviathan’ımı yaratmak istedim. Bunu en iyi nasıl sembolize edebilirim diye düşünürken aklıma mor bir küreyle bunu vermek geldi, Çizgimi bulduğum en parlak an bu diyebilirim.
Erdem Çılgın ‘Legion’ Leviathan Serisi 2025
İkonik bir tarz var be bu fırça darbelerinin sendeki evrimi nasıl oldu?
Bu tarzımı yaratmada babamın çok payı olduğunu söyleyebilirim, karakalem çizim yapmayı hiçbir zaman tam olarak sevemediğim zamanlarda yağlı boya çizimler yapmaya başladım. Babam ben çocukken değişik boyutlarda çeşit çeşit tuvaller çalışırdı. İlk defa onun fırçaları ve boyalarıyla yağlı boya tuval çalıştım. Yağlı boyanın oluşturduğu desenleri çok sevdim ve bunu dijital çizimlere aktarmak için fırçalar aradım, yumuşak ve desen belirtmeyen fırçalarla çalışınca bir şeyler hep eksik duruyordu çünkü. Dijital çizimin en özgür yanı ben ne kadar desen ve eskimişlik eklersem tuvalin bunu kaldırabiliyor oluşuydu. Resimlerde onun için hep bir gürültü var ve bu şekilde devam ediyor.
Son işlerin neler ve gelecekte yapmak istediğin ne kaldı?
Şu anda Leviathan için hala konsept çalışmalar yapıyorum, ileride resimli novele dönüştürme gibi bir hayalim var; henüz yazı aşamasını kağıda dökmedim. Gökten gelen kukuletalı Leviathanlar ve değiştirdikleri dünyalar ile ilgili bir proje. Onun dışında Taylan Onur ile yapmayı düşündüğümüz Sıradan Günahlar Cehennemi için ikinci kitap projesi var. Başka projeler de kafamızda yavaş yavaş şekilleniyor. Kim bilir, belki gelecekte okurlarla buluşur.
İnsanlar yorumlarda saçmalıyorlar ama yüzüme karşı farklılar çünkü dayak yiyeceklerini biliyorlar. Ve evet aşırılığı severim, beni tahrik eden şey de bu! Grindcore’dan bile daha acımasızım, ne söylediğimi vokallerden anlayabilirsiniz.
NECRO, piyasadaki en tuhaf ve deneysel sanatçılardan biridir. Rapçi olmasına rağmen, tanınmış Metal sanatçılarıyla gerçek bir işbirliği yapma cesareti ve yeteneği olduğu için (Rap ile Metal’i mükemmel bir şekilde birleştirdiklerini düşünen birçok grubun aksine) onun çalışmalarının çoğunu seviyorum. NECRO, röportaj için biraz zaman ayırıp sorularımı sakin, sinirli ve dürüst bir tonla cevaplama nezaketini gösterdi. Hip hop’un metal ile hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorsanız, burada zamanınızı boşa harcamayın. Geri kalanlarınız, bu adamı dinleyin ve şimdiye kadarki en çılgın hip hop türünü keşfedin!
By Yiannis Dafopoulos / March 2008 / metal-temple.com
NECRO LIVE 24
Evet, 12 yaşındayken Death Metal gitaristiydim, Sepultura, Obituary, Biohazard gibi grupların ön grubu olarak sahneye çıkıyorduk ve müzik dünyasında değer görmek isteyen çok hırslı bir çocuktum. Her zaman kendini dışavurmaya meraklı bir tiptim. New York, Brooklyn sosyal konutlarında büyüdüm, bu yüzden beynim bu sokaklardaki kültürün tamamından etkilenmiştir ve sevdiğim tarz metal müzikte olduğu gibi, hip hop’ta da söz ve müzik açısından sert bir şeyler yapmak istiyordum.
Necro “Push It to the Limit” ft. Jamey Jasta of Hatebreed
Ben sadece özgün olmaya çalışıyorum ve dinlemek istediğim albümleri yapıyorum. Başka sanatçılarda bulamadığım acımasız, agresif eroin albümleri.
Hip hop’a yönelmeye nasıl karar verdin?
Hip hop beni hep çekiyordu; o zamanlar en çok ilgimi çeken sanatsal hareketti. Metal de harikaydı, ama bir grupta solist olamazdım; arkada kalıyordum ve dikkat çekmek istiyordum. Eğer bir MC isen tüm kontrol sendedir. Parlamak ve herkese ne kadar iyi olduğunu göstermek için eşsiz bir fırsat. Babam, kardeşim, hatta mahalledekiler bile sürekli canımı sıkıyorlardı, her şey çok olumsuzdu, bu yüzden mikrofon başında iyi olmak benim için kaçınılmaz bir hale geldi, çünkü rapçiler hayattan büyüktür. Her şeyi yönetiyorlardı, tüm saygıyı, kızları, şöhreti elde ediyorlardı; böyle olması bir çocuğun ilgisini çeken bir durumdu.
Yeni albümün Death Rap, kendi şirketin Psycho+Logical Records tarafından yayınlandı fakat Candlelight Records tarafından dağıtılıyor. Albümün dağıtımını bir metal şirketine emanet etmeye nasıl karar verdin?
Bu işi menejerim ayarladı ve eski menajerim Ferret Management. Bu yüzden onlara güvendim ve bunun harika bir fırsat olduğunu düşündüm. İngiltere’de hiç iyi bir dağıtım şirketi bulamamıştım. Birçok kişi Necro’yu görmezden geliyordu, bu yüzden sonunda orada işlerimi yürütecek saygın bir şirket bulmak çok iyi geldi.
Necro’s Stories & Adventures in the Shady Music Busines
Sanırım hem Hip Hop hem de Metal sahnesinden hayranlarınız var. Rapçi hayranlarınız kadar Metalci hayranlarınız da konserlerinize geliyor mu?
Evet, Metal ve Hip Hop sahnesinden farklı hayranlarım var. Tabii ki, sadece Hip Hop sevenler ve belki de sadece Metal sevenler de vardır, ama diğer türlerin kitlelerine kıyasla daha açık fikirli dinleyicileri çekiyorum. En sevdiğim kitle ise neye ilgi duyduklarına bakılmaksızın Necro’yu sevenlerdir.
Hatebreed’den Jasta, Obituary’den Tardy, Nuclear Assault’tan Lilker ve daha birçok tanınmış metalciyle işbirliği yaptınız. Bunu nasıl başardınız, bu müzisyenleri tanıyor musunuz yoksa plak şirketi aracılığıyla mı gerçekleşti kayıtlar?
Jamey ile Lord Ezec aracılığıyla tanıştık ve iyi anlaştık ve birlikte çalışmaya başladık. Gerçek, gerçeği çeker. Tardy, Bury You With Satan’ı dinledikten sonra Trevor aracılığıyla bize katıldı. Bu çok iyi bir parça olmamasına rağmen bir şekilde onun ilgisini çekti. Dan Lilker ise rap’ten nefret eder, ama aynı zamanda sahte metalden de nefret eder. O tamamen gerçek brutal müziği sever. Şarkı sözlerimi dinledi ve sert olduklarını söyledi. Bu, onun için gruba katılmak için yeterliydi, ayrıca o da bu kabilenin bir parçası, nasıl karşı çıkabilirdi ki? Bahsettiğin tüm bu adamlar harika insanlardır ve sevdiğim arkadaşlarımdır.
I think what I did on Suffocated To Death By God’s Shadow is some of the sickest Metal out today.
Only for the sickos!
Necro in France (2018)
Necro “Empowered” feat. Dan Lilker, John Tardy & Trevor Peres (2020)
METAL HIPHOP PERSONIFIED
“The time I flew out Dan Lilker of Nuclear Assault & John Tardy & Trevor Peres of Obituary to shoot the video for EMPOWERED off The Pre-Fix For Death Album in NYC – was a trip because as a kid I went to Zig Zag Records in Brooklyn to a Nuclear Assault instore with their poster in hand to get it autographed with long hair down to my ass looking like a young James Hetfield – and when I was like 11 years old my band Injustice opened for Obituary in New Jersey and I walked up to Trevor Peres and gave him our band T-Shirt and he ended up wearing it on stage – so to be in the studio with these guys as a hardcore grown man rapper now it was unreal.” –NECRO
NEKRO & HIS ONLY ONE RIVAL COOKIE MONSTER
Sadece manyaklar için!
İlk göz ağrısı heavy-metal müzikten büyük ölçüde etkilenmiş olan Necro, seks, şiddet ve ölüm temalarına odaklanan karanlık ve oldukça kışkırtıcı tarzıyla tanınır. Bu müziğe ‘Death Rap’ adını veren de kendisidir, ve çok geçmeden kendi plak şirketi olan Psycho+Logical Records’u kurar.
Şimdiye kadar en sevdiğin konuk sanatçı kimdi ve neden?
En sevdiğimi seçemem, benim için hepsi özel ama Suffocation’dan Mike ile yaptığımız yeni şarkı en sevdiğim şarkılardan biri diyebilirim. Grind üzerine rap yapmak muazzamdı! İnsanlar uyuduğu için bu tarzım hak ettiği ilgiyi göremedi, ama bence o parçada benzersiz bir şey yaptım ve çok sert, çok şiddetli. Sadece manyaklar için!
Bağımsız bir film yapım şirketiniz var. Şimdiye kadar neler çektiniz?
Bir porno film ve kendim için birkaç video çektim, üniversitedeyken iki düşük bütçeli film ve bir de DVD’im var, ama henüz uzun metrajlı bir film çekmedim. Yakında…
Canlı performans sırasında başına gelen en çılgın şey neydi? Sanırım birçok tuhaf durumla karşılaşmışsındır.
Sadece saygısızlık, ben ve Hyde o herifi fena halde dövmüştük, çünkü karı-memesi göstermek şok edici bir şey değil, gayet normal; bu yüzden o günkü kavga bize karşı yapılan saygısızlığa karşı bir şiddetten başka bir şey değildi. Gösterime bana hakaret etmek için değil, destek olmak için gelin!
Hip-Hop Lessons by NECRO (2024)
Live on stage in Moscow, Russia
Şu anki planların neler? Yanılmıyorsam Ekim sonuna kadar turneye çıkacaksın.
Death Rap için turneye çıkacağım ve tüm gücümle çalışacağım. 100 bin satmak istiyorum! Şu anda ICP ile turnedeyim. Turne yarın gece Detroit’te, Cadılar Bayramı’nda sona erecek. Sonra Kasım ayı boyunca Avrupa’da olacağım. Sonra geri dönüp dinleneceğim ve ayın sonunda Hatebreed ile turneye çıkacağım. Ocak ayında ise çılgın bir turne paketi ile tüm Kanada’yı sallayacağım. Sonra 2008 sonbaharına kadar başka işlerim var. Turneye hazırlanırken dokuzuncu NECRO albümüm üzerinde çalışmaya başladım bile. Elbette çılgın bir albüm olacak, bu yüzden şimdilik albüm üzerinde çalışırken aynı zamanda kendimi Death Rap için deli bir turneye çıkmaya da hazırlıyorum!!
Necro’nun bir sonraki albümünden ne beklemeliyiz?
Dünyanın en çılgın ritimleri, en ateşli parçaları, en manyak sözleri, daha fazla gangster havası ve yeni bir porno havası! Bir sonraki albümde hepsini karıştırıyorum! Sadece Death Rap değil, Necro’nun tüm tarzları tek bir albümde olacak!
En önemli kıstas müziğinizle beraber samimiyetiniz. Ne kadar iyi müzik yapsanız da öncelikle samimi olduğunuzu, kendiniz olduğunuzu hissettirmeniz gerekiyor. Bu nedenle kendiniz olun ve olduğunuz şeyden taviz vermeyin.
Red Bull Music Academy’ye dahil olmanın faydaları var evet; ama bu faydalara odaklanmaktan ziyade önceliği gerçekten işin mutfağını öğrenmeye ve iyi vakit geçirmeye verin. Oraya dünyanın dört bir yanından bir sürü müzisyen, yapımcı, medya ekibi, teknik ekip ve sanatçı geliyor. Böyle bir ortamda ‘önce kariyer’ derseniz oradaki asıl güzelliği kaçırırsınız. İnsanlara ‘bağlantı’ gözüyle bakmayın, arkadaşlık diye bir şey var, öğrenmeye ve paylaşmaya odaklanın.
İpek Görgün ‘Martyrs’ Aphelion / 2017 Touch Music
İstanbul’lu deneysel elektro-simyacı İpek Görgün’ün “Aphelion” adlı albümünden “Kairos” isimli parça, bizleri seslerin iç uzayında keşfedilmemiş bölgelerde bulunan, izole ve genellikle yalnız tonları inceleyen enfes bir keşif yolculuğuna çıkarıyor. Astral Social Club ve genç Pimmon hayranlarının aşina olduğu bir işitsel yörüngede seyreden Görgün, bu albümde drone, noise ve glitch unsurlarını bir araya getirerek, hem ürkütücü hem de çekici bir uzama erişen psikotropik bir mutant süit yaratıyor. Burada kristal tınılar ve glitch kabarcıkların vızıldayan ışıltısı uzanıyor ve oluşturduğu zıtlıkla salınan metalik mırıldanmalar, titrek gümüş rengi hayaletimsi yeraltı uzay manzarasını şekillendiriyor.–the sunday experience
İpek Görgün ‘Seneca’ Ecce Homo / 2018 Touch Music
Touch Music tarafından yayınlanan Ecce Homo ile Görgün, güzellik ve bozunma, ilerleme ve gerileme, iyilik ve kötülük arasında gidip gelen insan tabiatından yola çıkarak, ruhun farklı yönlerini, insan davranışlarını ve varoluşu üzerine kendini sorguluyor.
2014 Red Bull Music Academy sonrası prodüktörlüğünü kendi üstlendiği albümü Aphelion’u (2016) yayımlayan müzisyen ve fotoğrafçı İpek Görgün, daha sonra Egyptrixx olarak bilinen Kanadalı sanatçı Ceramic TL ile işbirliği yaptı, ve onun yüksek çözünürlüklü elektronik müziğine uygun ses tasarımlarıyla dikkat çekti. Sonuç, Perfect Lung albümündeki sekiz parçayla takdire sunuldu. Albüm, ismindeki keskin, acı ironiden yola çıkarak ekolojik-kaygı ve son yılların sanatsal üretimlerinde iyice içselleştirilen distopyalara kadar köklü anlatılarla birlikte çağdaş temaları da ele alıyor.
Bugün, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Ses Sanatları alanında doktora eğitimini tamamlayan Görgün, kavramsal odağını Perfect Lung’da ortaya koyduğu ekopolitik yansımaya paralel farklı bir soruyla yeniden karşımıza çıkıyor, ve bu sefer ontolojik nitelikte bir soruyla. Yine Touch Music tarafından yayınlanan Ecce Homo ile Görgün, güzellik ve bozunma, ilerleme ve gerileme, iyilik ve kötülük arasında gidip gelen insan tabiatından yola çıkarak, ruhun farklı yönlerini, insan davranışlarını ve varoluşu üzerine kendini sorguluyor. Bu kavramsal evren, Ecce Homo’yu tamamıen ele geçiriyor ve onu rahatsız edici, dolaşık, zehirli sarmaşıklar (“Afterburner”, “Tserin Dopchut,” “Knightscope K5”), huzursuzlukla dolu bir çoraklık (“Neroli,” “Seneca”) ve deforme kayıtlar (Le Sacre’nin sahnesinde saldırıya uğrayan cıvıltılar veya komplo teorisyeni Alex Jones’un sesini bozan Bohemian Grove’un ses memesi) arasında gidip gelen, rahatsız edici, tuhaf, hareketli ama huzuru kaçmış bir evrene dönüştürüyor. Özellikle, bileşenleri birbirine bağlayan ve ayıran bir drone olan kapanış parçası “To Cross Great Rivers” ise ayrı bir parantezi hakediyor; ama aynı zamanda bu albüm, sanatçının Fact dergisine verdiği röportajda da belirttiği üzere, dünyayı kontrol etme, anlama ve şekil verme konusundaki bitimsiz insan hülyasına bir övgü niteliğindedir.
Bazen somut müzik deneyi gibi soyut, bazen ayrıntılı olarak tanımlanmış, sanki günümüz yüksek teknolojili elektroniklerinin bir varyasyonuymuş gibi yarı saydam olan Ecce Homo, o kadar dağınık ve kafa karıştırıcı bir albüm ki, sanatçının son çalışmasında, yukarıda anlatılan çeşitli kutuplar arasında aşırı bir belirsizlik olduğunu görmek de mümkün. Elbette, bu albümün lehine bir nokta olsun ya da olmasın, Touch Music markalı albümlerin alışılageldiği türden bir albüm olmadığının da altını çizmekte fayda var. – Davide Ingrosso / The New Noise
İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel
Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.
Ekim Benzetsel
Dünyanın dört bir yanında, konservatuarlarda 10 yıllık bir eğitimin ardından çoğu öğrenci hiç sanat eseri üretmeden mezun oluyor. Sanat eseri deyince genelde aklımıza iki saatlik senfoniler geliyor ama basit bir melodinin etrafında doğaçlanan birkaç dakikalık bir çeşitleme de pekala sanat eseri olabilir.
Çoğu konservatuar, enstrümanına oldukça hakim olmasına rağmen onunla hiç müzik üretmemiş, sadece uzun zaman önce yaşamış bestecilerin eserlerini çalmayı bilen müzisyenler yetiştiriyor. Böyle olması tesadüf değil elbette; kelime kökeni bile “konserve” etmek yani muhafaza etmekten gelen “konservatuar”lar, çoğu zaman 17 ila 19. yüzyıl Avrupasında ortaya çıkmış bir müzik geleneğini muhafaza etmek için faaliyet gösteriyor. Ben de onlarca yıldır müziğe hevesli çocukların yaratıcılığını öldüren bu kurumun aksine, 10 yılda değil 10 dakikada katılanların yaratıcılığını alevlendirebileceğine inandığım, Liberatuar adını verdiğim bir oluşum kuruyorum.
İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel
Enstrüman
Sana ödev verilen klasik bir eseri synthesizer ile kaydedip yayınla.
Liberatuar, eserle ilişkinin seyirci olarak değil, katılımcı olarak kurulmasını hedefleyen interaktif bir doğaçlama performans. Eserin ana aksını oluşturan enstrüman; birinde sadece beyaz, diğerinde ise sadece siyah tuşların aktif olduğu iki klavyeye atanan 25 farklı sentetik nota dizisi çiftinden meydana geliyor. Bu dizi çiftleri, katılımcıların doğru sesi çıkarma kaygısı gütmeden, ama müziğin doğaçlarken gözetmemiz gereken diğer tüm ögelerini de —ritim, dinamik, doku vs. gibi— kontrol ederek, teknik engellere takılmadan özgürce doğaçlayabilecekleri bir alan yaratacak.
Dizi çiftlerini kendim oluşturdum ve çiftlerin birbirleriyle ilişkilerini araştırarak en ilginç bulduklarımı enstrümana ekledim. Her dizi çifti ayrı bir armonik uzay oluşturacak ve bu uzayın oluşabilmesi için dizinin kök notası otomatik olarak hep çalacak—bir nevi “dem tutacak.” Basılan her nota bu armonik uzayın içerisinde bulunacak. Bazı dizi çiftleri diğerlerinden daha uyumlu, bazıları da oldukça uyumsuz gelebilir. Uyumsuzluğu komple ortadan kaldırıp katılımcıların ifade dünyasını daraltmak yerine, o an içinde bulundukları armonik uzayı sevmeyenlerin, enstrümanın üzerinde bulunan “Reroll” ve “Insane Mode” adlı tuşlar sayesinde bu armonik uzayı her zaman değiştirebilecekleri bir sistem kurdum.
Bence doğaçlama müzik yapmanın en keyifli hatta spiritüel yanlarından biri, birlikte çalma durumu. O anda ortaya çıkan kolektif bir yaratıcı eylem ile karşılaşma anı, çalanları da, dinleyenleri de derin bir “biraradalık” haline sokabiliyor. Birlikte müzik yaptığımız kişileri cankulağıyla dinlemek ise, adeta bu halin oluşumunun önkoşulu gibigörünüyor. Bana kalırsa bu performansla ilgili belki de en zor ama başarabilirsek en güzel şeylerden biri, birbirimizi dinlemek olacak.
Selected moments from the performance of “Liberatoire,” which took place on December 30, 2023, in Alan Kadıköy. Five out of six participants who is playing the instrument in this video, have never played an instrument before.
İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel
Ödevler
Sana ödev verilen bir eserde hoşuna giden müzikal ögeleri kullanarak popüler bir parça yap.
Liberatuar, sahnelendiği zaman ve mekanın ötesinde varlığını sürdürsün istiyorum. Bunun için katılanlara küçük sabotaj ödevleri vereceğim. Sahnede ödevler şans kurabiyelerinden çıkıyor. Aşağıda ödevlerin tamamını görebilirsiniz. Ödevlerin büyük çoğunluğu müzik ekseninde, ama müzikle ilgilenmeyenlerin de bu ödevlerin kendi hayatlarındaki karşılığı neyse onu yapmasını rica edeceğim. Ödevleri, birebir uygulanmasından ziyade üzerinde oynanabilen bir fikir oluşturması için yazdım. Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.
Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.
Sana ödev verilen klasik bir eseri synthesizer ile kaydedip yayınla.
Sana ödev verilen bir eserde hoşuna giden müzikal ögeleri kullanarak popüler bir parça yap.
Her yıl aranızda en çok çalışan -hocaların deyimiyle “en ilerde” olan- kişinin yıl sonu konserini trolleyin.
Bir resitale normalde çaldığından daha küçük ölçüde bir enstrümanla çık. Ör. 3/4 keman ile
Yapay zeka yardımıyla, Bach’ın stilinde bir eser yaz. Hocanı bu eserin gerçekten Bach’a ait olduğuna ikna et ve eseri sınavda çal.
Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziği, gerçekten de onun eseriymiş gibi Spotify’a yükle.
Gerçek olmayan bir ressam uydur ve onun adına bir web sitesi yap. Ressamı önemli biri gibi göster. Yapay zeka ile yaptığın resimleri, uydurduğun ressamın resimleriymiş gibi siteye koy.
Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziğin notasını, gerçekten de o besteciye aitmiş gibi konservatuar kütüphanelerine bağışla.
Koro dersinde bir ölçü geriden söyle.
Kaynak: İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel, 2023
Piyanist/besteci Ekim Benzetsel ve davulcu/besteci Ahmet Kazım Müftüoğlu’nun işbirliğiyle İstanbul’da kurulan MDF, 20. yüzyıl klasik müziği ve çağdaş cazın etkisinde müzik besteliyor.
Saltuk Erginer, 2500-3000 mt. civarı And Dağları, Tulcán, Frontera Nariño, Ekvador, 17 temmuz 2019
Erginer’in müziği, gösterişli olmayan ama derinlikli bir anlatım diliyle öne çıkıyor. “Oyun Bu” sade ama etkileyici düzenlemesiyle, dinleyiciyi kendi iç sesini duymaya davet ediyor.
Geceden doğan şarkı
Suzan Somalı Sönmez / Milliyet Sanat
Saltuk Erginer, 2009 yılında yayımladığı ilk albümü “Sisifos Hikayeleri” ile dikkatleri üzerine çekti. Albüm, mitolojik göndermeleri, şiirsel dili ve akustik tınılarıyla alternatif müzik sahnesinde kendine özgü bir yer edindi. Ancak bu çıkışın ardından Erginer, uzun süre sessizliğe gömüldü. Yıllar sonra “Geç Kalan Şarkılar” adını verdiği yeni albüm projesiyle geri dönen sanatçı, bu albümden ilk olarak “Kırmızı” adlı teklisini yayımladı. “Oyun Bu” ise bu albümün ikinci teklisi olarak dinleyiciyle buluştu. Albümdeki birçok parça, Erginer’in uzun yıllardır tanıdığı ancak son birkaç yıldır birlikte üretmeye başladığı Filiz Babalık Aytar ile ortak imzalar taşıyor.
2017’nin bir gecesi… Akustik gitar, mikrofon ve eski bir bilgisayar… Saltuk Erginer çalıp söylüyor, arka vokalde cırcır böcekleri ona eşlik ediyor. İstanbul’un ağırlığından uzaklaşmak için çıktığı bir yolculukta, doğanın ortasında, ay ışığı altında yazılan bu şarkı, yıllar sonra “doğru zamanı” bulmuş… Erginer’in deyimiyle, bu parça “Geç Kalan Şarkılar”dan biri. Sözleri Filiz Babalık Aytar’a, müziği ise Erginer’in kendisine ait olan “Oyun Bu”, içsel bir huzurla varoluşsal bir hüznün arasında gidip geliyor. Dinleyeni, yapraktan yuvarlanan bir damla gibi, başka zamanlara ve duygulara taşıyor.
Saltuk Erginer ‘Oyun Bu’ 2025
Uzun bir aradan sonra müziğe yeniden ses veren Saltuk Erginer, yeni teklisi “Oyun Bu” ile dinleyicilerini geçmişin izleriyle örülü bir iç yolculuğa davet ediyor.
Müzikal kadro ve prodüksiyon
25 Mayıs itibariyle tüm dijital platformlarda yayımlanan parça, sanatçının yıllar süren sessizliğini bozan ikinci tekli olma özelliğini taşıyor. “Oyun Bu”, güçlü bir müzikal kadroyla hayat buluyor. Davul’da Cengiz Baysal, basta Alper Yılmaz, çelloda Barış Güvenenler, alto saksafon, klavye, efektler ve prodüksiyonda Serhan Erkol imzası bulunan çalışmanın kapak fotoğrafı Dilek Yaman, yapım ve tasarım ise Saltuk Erginer elinden çıkmış. Bağımsız olarak yayımlanan şarkının tüm kayıt, düzenleme, mix ve mastering süreçlerinde ise Serhan Erkol’un ustalığı var.
Saltuk Erginer’in 2009’da kaydettiği ve Karga ekibi tarafından imece usulü yayımlanan Sisifos Hikayeleri, 11 yılın ardından nihayet dijital mecralarda. Erginer’in bir bilgisayar başında evde kaydettiği 13 parçalık albüm; dinleyiciyi yer yer iç hesaplaşmalara, yer yer de ferahlatıcı dehlizlerde savrulmaya itiyor. Türler arasında süzülen, bunu yaparken de tazeliğinden hiçbir şey yitirmeden yıllara meydan okuyan Sisifos Hikayeleri, yerli bağımsız müzik sahnesinin kıymetli hazinelerinden. –Bant mag
“Ce n’est pas parce que je suis une femme que je dois me sentir obligée, surtout par le regard des autres, à m’engager dans des BD forcément féministes. Je ne veux qu’on me limite à : c’est une autrice qui parle des femmes.“
De par son pseudonyme (oui ce n’est pas son vrai nom!), Brouette Hurlante surprend son monde. De par son style qui accapare l’étrange, Brouette Hurlante façonne un univers personnel. De par ses histoires, Brouette Hurlante narre le présent et ses failles. Le rire se mêle au macabre, l’exercice de style côtoie le dessin classique.
Depuis plusieurs numéros, Brouette Hurlante s’installe dans les pages de Métal Hurlant. Ce qui se ressemble s’assemble…
En échangeant, Brouette Hurlante parle de sa passion pour le cinéma, les écrits de Lovecraft et les illustrations bizarres du couple noir Jean-Michel Nicollet et Kelleck.
Brouette Hurlante, 2024
Entretien avec la dessinatrice Brouette Hurlante
leparatonnerre.fr
Êtes-vous donc condamnée à une certaine fantaisie ?
Cela sonne comme une tragédie grecque ! Mais je n’ai rien à voir avec Prométhée ou Sisyphe (rires). Mais oui, il y a de la fantaisie et aussi une mise à distance. Une brouette, ça ne représente personne et ça n’appartient à aucun genre. Je ne souhaite pas être assignée à des thématiques que je n’aborde pas nécessairement ou alors de manière liminaire. Ce n’est pas parce que je suis une femme que je dois me sentir obligée, surtout par le regard des autres, à m’engager dans des BD forcément féministes. Je ne veux qu’on me limite à : c’est une autrice qui parle des femmes. C’est très restrictif ! Bien sûr que j’en parle, mais ça ne viendrait pas à l’idée que les gens ramènent systématiquement un auteur homme à ses personnages hommes. Être femme traverse mes BD, tout autant que le fait d’être simplement une humaine. On a souvent tendance à lier le genre de l’artiste au contenu de sa BD, c’est un automatisme qui me dérange. Mon pseudo m’épargne, entre autres, ce genre de considération. Même si paradoxalement, je l’explique souvent, alors je me piège à mon propre jeu peut-être !
Vous êtes une passionnée de cinéma. Il y a de la mise en scène dans vos dessins tout comme des hommages au 7ème art. Les films vous transportent-ils plus que la bande dessinée ?
Pas du tout. J’aime le cinéma car c’est un art très complet entre l’image en mouvement, la narration, le son, le montage, etc. J’adore l’enseigner d’ailleurs. Cependant, il y a de véritables différences entre le cinéma et la bande dessinée. Et le premier est pour moi plutôt un complément nutritif. La BD, l’illustration, le dessin, c’est l’art que j’aime pratiquer, en plus de le dévorer.
Brouette Hurlante, 2024
Les Humanoïdes Associés – Humanoids
–Créé en 1974 par Moebius, Druillet et Dionnet, Métal Hurlant est de retour sous la forme d’un mook de presque 300 pages. À la fois panorama de l’imaginaire et terrain de jeu pour les auteurs, Métal Hurlant, aussi éclectique qu’inventif, vous emmène vers d’étranges horizons.–
Disponible en kiosque, librairie et par abonnement su >> abonnement
Brouette Hurlante, 2024
Métal Hurlant a-t-il toujours été une référence ?
Être publiée chez Métal c’est pour moi le top et en même temps un rêve de gamine qui se réalise. Le rédacteur-en-chef actuel Jerry Frissen avec toute l’équipe des rédacteurs et des éditeurs réalisent un excellent travail. Ils ont la volonté et la capacité d’ouvrir de grands champs et les portes du magazine à de nouveaux artistes. Ce n’est pas un exercice facile dans le monde de la bande dessinée où la production est massive, la pression des éditeurs, les nouveaux formats, genre Web Toons etc. L’équipe de Métal arrive à alimenter cette nouvelle âme de Métal Hurlant et lui insuffler une identité propre.
Dans le numéro sur les Monstres, vous avez écrit « Trophées ». Vous avez aimé l’exercice ?
J’ai adoré, en particulier parce que je suis une grande fan du film « Massacre à la tronçonneuse » (1974) et parce que c’était une carte blanche.
J’ai toujours eu l’habitude d’écrire même si je n’ai pas le réflexe de publier forcément. J’aime également l’illustration car c’est aussi une forme de narration. Selon moi, l’écriture c’est ce premier processus de la bande dessinée, qui se fait à la fois en images et en mots, c’est quelque chose de fascinant et merveilleux je trouve.
Comment les idées vous viennent ?
Pour trouver la bonne histoire, il faut accepter que le bon moment de création s’inscrive dans un processus parfois fulgurant et parfois très lent. J’ai toujours un carnet avec moi afin de noter les idées qui me viennent subitement. Puis je laisse murir les projets (une semaine voire une année). Il me faut du temps et heureusement Métal Hurlant et mon éditrice Cécile Chabraud sont patients.
Je ne suis jamais seule dans le processus de création.
Brouette Hurlante, 2024
Au même titre que « Massacre à la tronçonneuse » où l’absurde est omniprésent, la vie repose également sous des situations extrêmes ou impossibles, avec des glissements qui mènent l’humain à l’indicible ou l’intolérable.
Les animaux sont-ils une vraie inspiration ?
Oui. Des thèmes comme le sauvage ou le domestique me passionnent. Finalement, je ne ramasse que ce que le réel apporte.
« Minou Minou » votre histoire dans le hors-série Métal Hurlant spécial chats est-elle une autobiographie ?
Pas du tout. Je l’ai dédicacée à ma cousine qui travaille dans une association qui accompagne la réinsertion d’hommes condamnés pour des violences conjugales. Je respecte infiniment toutes ces femmes invisibilisées, parfois elles-mêmes résilientes, justes et droites, qui travaillent à pardonner, à intégrer et respecter la justice. Quand j’écoute les histoires de travailleurs sociaux, leur quotidien, je trouve leur foi en l’humanité admirable. Cela m’a inspiré une partie de l’histoire de « Minou Minou », mais j’ai eu envie d’ajouter de l’impartialité et de l’injustice. D’aller quelque part totalement à contresens de tout ça et basculer dans le body horror, l’instinct de survie frappe tôt ou tard, de manière très radicale. Au même titre que « Massacre à la tronçonneuse » où l’absurde est omniprésent, la vie repose également sous des situations extrêmes ou impossibles, avec des glissements qui mènent l’humain à l’indicible ou l’intolérable.
Les grands auteurs de bande dessinée tels que Philippe Druillet, dont je suis une très grande fan, ont su traiter ces aspects.
Trina Robbins
Cette artiste majeure n’a pas eu (et n’a toujours pas) la reconnaissance qu’elle mérite. Évidement je vous conseille de lire Last Girl Standing en écoutant Joni Mitchell ou Doja Cat, de feuilleter ses BD et voir à quel point elle influence encore des artistes de tous poils.
Trina Robbins n’est plus de ce monde, celui de chair et de poils, de body Lycra et de lovejuice, de perruques et de fluides en tous genres. Un monde grouillant joyeusement (ou pas) de personnages interlopes et autres trucbidules en -lopes. Car Trina n’avait pas la langue dans sa poche et visiblement, elle aimait résolument (et gouluement) les humain.e.s avec leurs travers, leurs vices et vertus.
Mais Trina Robbins reste éternellement dans un monde de papiers, celui dont on se lèche la pulpe du doigt pour le feuilleter, celui dans lequel on taille à grands coups de ciseaux des robes, des bikinis ou des armures à des paper-dolls. Un monde où cohabitent des humains de tous genres, au sens propre comme au sens figuré.
Brouette Hurlante, tribute to Trina Robbins, 2024
Comment avez-vous imaginé l’enquête des lectrices d’Ah ! Nana – hommage à la dessinatrice Trina Robbins aujourd’hui disparue ?
Je crains, vu le peu d’hommages qui lui ont été rendus, que sa disparition ne lui donne pas la visibilité qu’elle mérite, en France en tout cas. A travers cette illustration, je voulais mettre en avant cette merveilleuse artiste. Elle est intrépide dans son traits, ses sujets, sa manière de poser le quotidien de personnages que la société veut rendre invisible, et en faire des personnages forts et attachants. Quand on regarde une BD comme « Hedy la pute », republiée dans le Métal Hurlant spécial Ah !Nana, c’est incroyablement contemporain, piquant, drôle et touchant. Mais si peu de gens la connaissent. Trina Robbins a pourtant fait partie des autrices (tout comme Nicole Claveloux ou Julie Doucet) qui même si elles ont été invisibilisées sont les fondations du « matrimoine » de la BD et du Fanzine et continuent a influencer de nombreux artistes.
J’ai été de plus ravie de participer à cet hors-série car un hommage a aussi été rendu à une artiste que j’aime beaucoup : Keleck. Elle a d’ailleurs réalisé une couverture de Métal que j’adore. Cette femme au sourire étrange et carnassier donne envie de se faire croquer par elle. Voilà encore une grande artiste dont on ne parle pas assez.
MÉTAL HURLANT 12
Want Metal Hurlant beamed directly to your brain on a quarterly basis? Check out our exclusive subscription offers.
LOVE AND CRAFT de Brouette Hurlante est à lire dans MH•12 disponible en kiosque, librairie et par abonnement !
Lorsqu’on illustre H.P. Lovecraft, y’a-t-il des limites ?
Son écriture est difficile car très nébuleuse et paradoxalement sa lecture nous donne des images très nettes, parfois même olfactives ou sonores ! Pourtant Lovecraft ne décrit rien précisément. Seule l’ambiance, l’ensemble de la narration attise l’imagination du lecteur. Par conséquent, il est vraiment difficile de représenter en images les histoires de Lovecraft, car chacun y projette sa propre vision ou vérité.
Pour le Pop Icons sur Lovecraft, j’ai choisi d’illustrer en noir et blanc la nouvelle « La Couleur tombée du ciel » (1927) car c’est pour moi l’un des plus beaux textes de science-fiction qui, à un moment dans le récit, met en scène une couleur impossible à représenter et pourtant qu’on est tous capables d’imaginer. J’ai aimé cette ambiance crépusculaire et bucolique, l’Horreur qui nait dans les entrailles de la ruralité, je trouve ça génial.
L’autre nouvelle est « Horreur à Red Hook » (1927) probablement l’un des textes le plus ouvertement xénophobe de Lovecraft. Il y a une vraie question actuellement sur le rapport entre l’œuvre et l’artiste, c’est aussi passionnant que complexe et délicat comme sujet. C’était donc compliqué, car j’ai dû dessiner cette ambiance tordue et imprégnée par la peur poisseuse de l’auteur, une peur panique et déraisonnée tournée vers l’autre, sans adhérer à ce biais.
Le Temple interdit, 2023
“Le Temple interdit- Le Porno dont vous êtes le héros” a-t-il été un exercice sérieux ou un certain jeu (ré)créatif avec Shadow?
Totalement récréatif ! Mais quand on fait des projets de fanzine et donc de l’auto-édition, ça ne veut pas dire qu’on n’est pas exigeant ! Surtout pour l’érotisme, qui est un objet vraiment délicat. J’adore l’illustration érotique, même si ça manque encore de femmes. Je parle d’artistes…pas de modèles ou de personnages ! Pour ce projet, on s’est dit qu’on allait fabriquer quelque chose qui puisse se lire/jouer seul.e ou à deux, en moins d’une heure. On voulait quelque chose qui puisse être drôle sans être vulgaire, un imaginaire qui titille avec légèreté, tout en faisant référence aux livres cultes : le livre dont vous êtes le héros. On est très fans tous les deux des « BD cul » édités par les Requins Marteaux, cette collection est fabuleuse, je ne me lasse pas de les relire. Je suis aussi une inconditionnelle de la collection « Patte de Mouche » de l’Association. L’objectif c’était d’être dans l’esprit de l’un et le format de l’autre, on est très ambitieux ! Finalement, ce fanzine est un peu plus grand que prévu, mais on a essayé de garder un récit assez serré. C’est un projet récréatif mais finalement très exigeant. On travaille sur le prochain, j’espère qu’on va arriver à le mener à terme…car le précédent ne s’est pas fait sans étincelles ! J’adorerais inviter des auteurices pour faire une petite collection, alors l’idée est là, tapie dans l’ombre dans un coin de ma tête, je ne doute pas qu’elle saura ressurgir à un moment ou ce sera possible de lui donner une plus grande ampleur.
C’est quelque chose de plus personnel que je développe pour un projet de livre avec Ben Sanair, un artiste sérigraphe. Je souffre de maladies chroniques. Afin de rendre la douleur moins insupportable, sur les conseils d’un soignant, j’ai pris la décision de l’illustrer formellement, d’en suivre les contours, les couleurs. Ainsi je rationnalise mes maux. J’ai souhaité que ça prenne la forme d’un herbier, qui est un objet qui m’intéresse beaucoup. Je voulais aussi que ça se rapproche des dessins d’observation botanique que l’on retrouve aussi bien en occident qu’en extrême orient.
Même si je ne suis jamais allée au Japon – c’est un pays qui m’inspire beaucoup graphiquement. Enfin, j’y suis beaucoup allée avec les livres ! Les artistes du XIXème siècle comme Tsukioka Yoshitoshi, tout autant que Junji Ito à notre époque ont le don de rendre beau des aspects horrifiques voire répugnants tels que la mort et la guerre, la douleur aussi.
Bureau de Brouette Hurlante
Quels sont vos projets ?
J’espère que Métal Hurlant va continuer à me faire confiance (rires) pour publier encore longtemps chez eux.
Je continue aussi de travailler avec la Septième obsession, Pop Icons. J’essaye de toujours laisser de la place au fanzine, mais ça demande beaucoup de travail…et avec les humains, le collectif est chronophage !
On verra bien, mais tant que je me sens libre d’explorer des idées ou des formes graphiques, de faire des expériences et de continuer à rencontrer des artistes avec qui échanger, tout ira bien !