‘Geleceğin Amcıkları’ : VNS Matrix ve Siberfeminizm

Siberfeministler 90’lı yıllarda ortaya çıkan, teknolojiyi cinsiyet ayrımlarını bozacak bir yol olarak gören, öfkeli ve bol şamatalı, tekno-ütopist bir gruptu.

‘We Are the Future Cunt’:

CyberFeminism in the 90s

Çeviren : Öykü Kaptan

Siberfeminizm: 90’larda ortaya çıkan, Dot-com balonuyla beraber sönmesinden önce bir nesil feministi harekete geçiren düşünce, eleştiri ve sanat akımı. Siberfeminizm terimi 1991’de, siberkültürün atak yaptığı, internetin kamuda yaygınlaşmaya başladığı dönemde, İngiliz kültür teorisyeni Sadie Plant ve Avustralyalı sanat kolektifi VNS Matrix tarafından eşzamanlı olarak ortaya atıldı.

Siberfeminizm aşağı yukarı şöyle görünüyordu:

The Cyberfeminist Manifesto for the 21st Century by VNS Matrix

“biz modern amcıklarız
mantık karşıtı
sınırsız, bağımsız, merhametsiz
sanata amımızla bakar, amımızla sanat yaparız
mutluluğa deliliğe kutsallığa şiire inanırız
“yeni dünya düzensizliğinin” virüsüyüz
sembolleri içeriden bitirenleriz
kodaman işlemcisinin sabotajcıları
klitoris matrikse giden direkt yoldur
VNS MATRIX
ahlaki kodların terminatörü
çamurun askerleri
sefilliğin sunaklarına inen
içeri sızan, bozan, yok eden
biz gelecek amcıklarıyız”

Siberfeministler teknolojiyi cinsiyet ayrımcılığını bitirecek bir araç olarak gören tekno-ütopik düşünürlerdi. Elbette dijital dünyanın ve ondan doğan kültürlerin spekülatif olduğunu ve en az reel dünya kadar cinsiyet-güç dinamiği içerdiğini biliyorlardı. “Siberfeminist” kelimesinin kendisi bir bakıma 80’lerdeki siber-punk edebiyatının mizojinist eğilimlerinin bir eleştirisiydi. Yine de siberfeministler, interneti feminist özgürleşme için bir araç olarak görüyorlardı.

O dönemlerde internette sevilesi çok şey vardı. Çizgisel olmayan bir edebiyattan ve sanat pratiklerinden gelen feministler anlatısal olmayan hiper-metinleri birer iletişim aracı olarak gördüler. Feminist eleştirmenler internet bağlantılarını 70lerin kadınların bir araya gelerek benzerlik ve farklılıklarını konuştuğu farkındalık yaratıcı üçüncü nesil feminizmiyle karşılaştırdılar.

“Mevzu makinelerle iktidar veya teslimiyet ilişkisi kurmakta değil; bilakis, kadınlar ve teknoloji arasında muhtemel ittifaklar, ilişkiler ve birlikte evrimleşebilen imkanlar keşfetmekte.”

(MIT’nin sanat dergisi Leonardo, 1998.)

Siberfeminizmin net bir tanımını yapmak neredeyse imkansız. Aslında, 1997’de, Birinci Siberfeminist Enternasyonal’de katılımcılar bu terimi tanımlamamakta karar kıldılar, bunun yerine siberfeminizmin ne olmadığı üzerine 100 “Antitez” kaleme aldılar. Listeye göre siberfeminizm : satılık değildi, postmodern değildi, bir moda ifadesi değildi, piknik değildi, medya balonu değildi, bilimkurgu değildi –ve bence en iyisi- “sıkıcı oğlanlar için sıkıcı bir oyuncak değildi.”

Gerçekten de hiç sıkıcı değildi. Siberfeministler için, siber alan yaratıcı deneyimler için dolambaçlı bir alternatif evrendi. Devrim niteliğinde CD’ler yaptılar, (Linda Dement’in “Cyberflesh Girlmonster”ı) web tabanlı multimedya sanat eserleri ürettiler, Sanal Gerçeklik Modelleme Dili ile oynayıp ataerkisiz bir dünya inşa ettiler, istedikleri her şekli alıp zevk ve bilgi arayarak internette gezdiler. Video oyunları bile yaptılar. En bilinenlerinden biri bir başka VNS Matrix projesi olan All New Gen’di.

Yukarıdaki 1995 tarihli resimde, Toronto YYZ Gallery’deki All New Gen görülüyor. All New Gen’de kadın “siberorospular” ve “anarko siber-teröristler”, tekno-endüstriyel kompleksin Ödipal somutlaşması olan Big Daddy Mainframe’i hackleyerek Yeni Dünya Düzensizliği’nin tohumlarını ekiyor ve fallik gücün hükmünü sona erdiriyor.

All New Gen’e giriş yaptığında oyuncuya ilk olarak : “Cinsiyetiniz? Kadın, Erkek, Hiçbiri.” diye soruluyor. Tek doğru cevap “Hiçbiri” – çünkü diğer tüm cevaplar oyuncuyu oyunu sonlandıran sonsuz bir döngüye atıyor. All New Gen’de enerji “G-slime” ölçüsüyle ölçülüyor, Mainframe’e ve tetikçilerine karşı olan savaşta (“Circuit Boy, Streetfighter ve tüm diğer sikkafalar”) oyuncu “mutant she-ro DNA sürtükleri”nden yardım alıyor. Düşünebiliyor musunuz?

The DNA Sluts, All New Gen’den bir kare. Kaynak: Virginia Barratt

Klitoris Matrikse Giden Direkt Yoldur

Siberfeminizmi 2014’te tekrar incelemek bir zevk. Öncelikle, çok eğlenceli. Bomba gibi bir dili var. İnternet’te “klitoris matrikse giden direkt yoldur” veya “biz gelecek amcıklarıyız” gibi cümleler barındıran manifestolar yazan feministler artık yok, en azından benim okuduğum bloglarda. Ve internetin yeni imkanlarına olan ilgi hızla yayılıyor.

Romancı Beryl Fletcher, Cyberfeminism : Connectivity, Critique + Creativity için yazdığı 1999 tarihli makalesinde,

“Siber alanın hayal gücünün ve dilin sınırlarını zorlama potansiyeli var. Siber alan büyük bir kütüphane, dedikodu seansı ve politik, duygusal bir alan. Kısacası, feministler için harika bir yer.”

diye yazmıştı.

Donna Haraway, 1991 tarihli makalesi A Cyborg Manifesto: Science, Technology, and Socialist-Feminism in the Late Twentieth Century’de, “Tanrıça olmaktansa cyborg olmayı yeğlerim.” diyordu.

Elbette ki bu tekno-ütopik umutlar gerçekleşmedi. Siberfeminist düşünür ve sanatçılar interneti kadın düşüncesi ve ifadesi için bir oyun alanı olarak gördüler, fakat 2014’te kadınlar internette, fiziksel alanda yaşadıkları tehdit ve anksiyeteyi yaşamaya devam ediyorlar. Susturulma, tehdit edilme, zorbalığa uğrama korkusu gerçek hayatta olduğu kadar dijital dünyada da geçerli. Anita Sarkeesian gibi video oyunu eleştirmenleri medyada kadınların daha iyi temsil edilebileceğini söylediği için düzenli olarak taciz ediliyor.

Ve elbette anonimlik! Siberfeministlerin cinsiyet sınırlarını aşmak için güzel bir yöntem olarak gördüğü anonimlik, şimdi internette vahşi mizojinist düşünceleri gerçekleştiren temel araç durumunda. YouTube yorumlarında, forumlarda, e posta kutularında ve Twitter’da kadınlara yöneltilen @yanıtlarda… Sorun, siberfeminizmde değil. Sorun, dijital ve gerçek dünyanın neredeyse tamamen kesişmesinde. Gerçek dünyanın problemleri artık dijital dünyanın problemleri oldu. İnternet artık ayrı bir alan değil, bizler de internetten ayrı düşünülemeyiz.

Yine de umut var. VNS Matrix’in kurucu üyelerinden Virginia Barratt’ın 2014’te yazdığı gibi,

“siberfeminizm katalitik bir andı, geek kızları harekete geçiren, makineleri zevkli ve ıslak kılan, küfürlü tekno-porno kodunu serbest bırakan kolektif bir memetik zihin virüsü idi… Feminist isyanın “temiz ve düzgün” bedenlere kirli bir şekilde dönüşmesini izlerken, cyborg feminist neslin zaman ve mekanı büküşünü hissediyorum.”

Yakın zamanda, hatta seneye, VNS Matrix’in 21.Yüzyıl Siberfeminist Manifestosu Forever Now isimli bir sanat projesi için uzaya gönderilecek.

Dünyaya geri dönmemiz gerekirse… Kadınlar, cinsiyet, güç ve teknoloji hakkında internette esaslı tartışmalar dönüyor. Fakat tartışma platformları Siberfeministlerin tahmin ettiğinden farklı. CD’ler aracılığıyla farkındalık yaratmıyoruz, Amazon kılığına girmiyoruz ya da hiper-romanlar yazmıyoruz. Bunlar yerine, Facebook gruplarında fikir paylaşıyor, online dergiler çıkarıyor ve sorunlara ışık tutmak için hashtagler oluşturuyoruz. 

Daha az karşıkültür, daha çok alıcı. Jian Ghameshi tacizi, Gamergate, Ray Rice’ın eşini yumruklaması gibi korkunç mihenk taşlarına rağmen, gelen ilgiyle bir şeyler yapmaya çalışıyoruz: Konuşmak, eğitmek, sinirlenmek gibi.

Gamergate’in kültürel sonuçlarından sonra, Siberfeminizm’e ve meyvelerine daha makul bir paralel evren totemi olarak tutunuyorum. Teknoloji her zaman cinsiyetçi olsa da, her zaman başka ihtimaller de olduğunu bilmek beni rahatlatıyor. Teknolojik araçları var olan gerçekliğimizin bir devamı olarak kullanmak yerine, hayallerimizi düzenlemek için kullanabiliriz. Hiçbir şey için geç değil. Geçmişin başarısız ütopik fikirleri ne olabileceğini gösterirken, aynı zamanda hala neler yapabileceğimizi de gösteriyor.

“Matriks hizmetçiler video oyununda pis işler çeviriyor” Avustralyalı gazete The Age’in VNS Matrix başlığı, 1995.

Birinci dalga internet siberkültürünün aktivistlerinden, entelektüellerinden, peygamberleri ve ucubelerinden ne öğrenebiliriz? Stewart Brand, Lawrence Lessig ve daha nicelerinin ününe katkı sağlıyor olsak da, sonradan demode kalan tavırlar takınanları, yanlış tahminlerde bulunanları, internette karşılık bulamayan sesleri unutmuş gibiyiz.

Siberfeminizmi unutmamalıyız. VNS Matrix’i derinlerden çıkarıp damarlarımıza bir parça enjekte etmeliyiz. İyi gelecektir. Bu kadınların sesleri –kimi tuhaf, kimi sinirli, kimi komik ama kesinlikle Big Daddy Mainframe karşıtı- günümüzün online feminizm üzerine olan tartışmalarından oldukça uzak kaldı. Her “oyun gazeteciliği ahlakı” tartışmasında, kadınların oyunlarda temsil edilişi ve online yorumlardaki tutumlara haklı karşı çıkışları görmezden gelindiğinde, her online ölüm tehdidinde ya da ifşa girişiminde, Geleceğin Amcıkları’nın gelip sunuculara bir tutam mantık katmasını özlemle bekliyorum.


Bu yazı, internetteki feminist tarihi inceleyen bir serinin bir parçasıdır.

İkinci kısım: “İlk Siberfeministlerin Sözlü Tarihi”.

‘We Are the Future Cunt’: CyberFeminism in 90s / Claire L. Evans, Vice Media, 2014

VNS Matrix

Çeviren: Öykü Kaptan
oykukaptann @ outlook.com


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s