Istanbul Underground Apokalypse Culture 2040 (Roadkill)

İstanbul 2025 Midnight Resistance / NOT AI

İŞ

Küçük İskender

Anaflaktik şok diyorsun ya, o zaman mermer duvarların buzu
yoruluyor – içine yüzlerce arı kaçmış bir makinenin önündesin:
Tüm doktorlar yapış yapış ve koşarken yüzüne bir kuş çarpıyor
gezegenin DNA’sını düşüne düşüne uçmayı öğrenen bir orospu
duvara asılı çerçeveleri düzeltiyor, tozunu alıyor genlerin
Konuşmaya çalıştıkça sesini ısıran bir anlam kozasına girdin
Yapış yapış! Süratli arabanın ön camına çarpıp yapışan çapkın
ve erekte düzlem. Soruyorsun: Ne zaman iyileşir aklımdaki köpek
ne zaman kurur nem, ne zaman özgürlüğüne kavuşur ve
silah bırakır erdemli sitem. İşte, bitti
ağzında biriktirip yutmadığın ilaçlar
Bir iş bulman lazım: Teknokrat zeminde havai ve cılk yaralarla,
cüzamlı birine takım elbise giydirmen, timsahı timsahla öpmen lazım
Senin önce bir iş bulman lazım: Para kazanman, parayı sikmen,
parayla din, şöhret, memleket, aile, mühim bir devlet satın alman
lazım
Titriyorsun, üşüyorsun, yanıyorsun, buna anaflaktik şok diyorsun ya,
Kliniğin koridorlarında, acil servis ünitelerinde tek sedye kalmadı
Tüm serumları beyaz şarap sanıp içti ölümcül hastalar
Onların gözlerine bak, dudaklarına dokun, ellerini tut
Onlar da insandı Onlar da ümit etmeyi sağlıklı salaklık sanırlardı
Onlar da düzüşürken korunur ve takımlarının şampiyon olacağı
günü beklerlerdi sadece,
borsada kâğıtları, ihalelerde teklifleri, kooperatiflerde ödemeleri
yoktu
mutfağa mahkum annelerin, eşlerin ankastre cesetleri hoştu
Televizyondaki ana haberleri izler; tecavüzleri, başbakanları,
soygunları,
başbakanları, yolsuzlukları, başbakanları, cinayetleri,
başbakanları,
yoksulluğu-açlığı, başbakanları, nükleer tesisleri, başbakanları
seyrederlerdi
Onlar buna müreffeh anal seksin sisteme izdüşümü derlerdi
Oysa biberondaki ılık süte sperm karıştırıp çocuğunu doyuran baba
kadar transparan ve efektiftiler
Barkodu alınmış bok çuvallarını istifleyip hafıza tekellerinde
dine bağlı özerkliklerini ilan ettiler
Senin önce bir iş bulman lazım: Musluk tamiri için samuray,
kaliteli suikastlar için zincirli çingene,
adamı tam amının ortasından vurmak için, formatlanmış subay
ve kıymaya karışmış ordu, kıymaya karışmış cemaat, kıyılmış
kuşak olman lazım. Senin önce bir iş ve tam ortasından kırık
organ bulman lazım!
Sonrası: Çılgınlık sınırında soğuk aralık, biriktirdiğin haydutlar,
kriminoloji,
numaralardan müteşekkil bir alfabeyle yeni lisan öğrenme hevesi
büyük ödüle doğru sakatlanma,
pat pat patlayan bir tabancanın made in bilmemne dalaveresi,
kim vurmuş,
yumuşak bir elementi kolayca kesen bakışların ekrana yansıyan
karizması
kimse görmemiş, şahit yazıldığın leziz çocukların uyuşturucu
tarafları,
jüri kararını açıkladığında sen uzaklarda olacaksın – bagajda
bozuk tavşanlar
sihirbazın bozduğu tavşanlar, şapkaların bozduğu tavşanlar
bagajın, yolculukların, katliamların bozduğu tavşanlar – tavşan kaç
Vizyonu-keyfi yerinde bir suç aletinde, küvette boğulmuş sevgilinde,
temennide, tesellide, temsilde ve teslimiyette huzursuz / kuduz bir
günışığı gibi dişleri geçmişken şizofrenin senin etli bilincine
Alerji tanısı koyacaklar durup durup çığlık atmana, ses vermene
Anaflaktik şok diyorsun ya, söz diziminin hakikatle tepkimesine
Bunu yalnızca Dadaistler ve Punklar anlayacak, Anarşistler
zaten hep bizim cephede
Varsın kayışla bağlasınlar şimdi seni yatağa, binlerce iğne yapsınlar
Senin önce bir iş bulman lazım!
Senin önce bir iş bulman lazım!

Yoksa tüm kanını boşaltıp devasa bir lazımlığa
okunup üflenmiş gül suyu, teşekküllü zemzem dolduracaklar yerine!


Cerahat 40K is a commercial project funded by powerful figures behind dark curtains. Everything they produce is entirely profit-driven and lacks sincerity.

Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul

Wayne, 2025

Kadıköy 2025

Human Scum ‘Suddenly Gone’ 2022

Kaan Akay’s Human Scum project began in the year 2014 as a weekly radio show that focused on ambient and drone music and that continued for three years. In 2022, he returned with his debut album “Deceitful” as a solo music project. The artist, who also played the drums for various projects and bands, has also been making Drum & Bass shows for various radio channels since 2003 under the alias Golem.

KAAN AKAY > HUMAN SCUM


Kadıköy 2025

Böylece bilim, insan soyunun gerçek refahına ya da diğer tüm standartlara aldırmadan, yalnızca bilim insanlarının ve araştırma için fon sağlayan devlet görevlilerinin ve şirket yetkililerinin psikolojik ihtiyaçlarına hizmet ederek körü körüne ilerliyor.

Ted Kaczynski

Bilim İnsanlarını Motive Eden Güdüler

  1. Bilim ve teknoloji, ikame etkinliklerin en önemli örneklerini oluşturur. Bazı bilim insanları açıkça absürd bir kavram olan “merak” ile motive olduklarını iddia ederler. Çoğu bilim insanı, herhangi bir normal meraka konu olamayacak, son derece uzmanlık isteyen sorunlar üzerinde çalışır. Örneğin, bir astronom, bir matematikçi ya da bir böcekbilimci, İzopropil trimetil metanın kimyasal özelliklerini merak eder mi? Tabii ki hayır. Böyle bir konuyu ancak bir kimyager merak eder, onun bunu merak etmesinin tek nedeniyse kimyanın onun ikame etkinliği olmasıdır. Kimyager yeni bir böcek türünün uygun sınıflandırılmasını merak eder mi? Hayır. Bu sorun yalnızca bir böcekbilimciyi ilgilendirir, o da bununla yalnızca, böcekbilim kendi ikame etkinliği olduğundan ilgilenir. Eğer kimyager ve böcekbilimci fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için ciddi çabalar göstermek zorunda kalsaydı ve eğer bu çaba onların yeteneklerini ilginç ancak bilimsel olmayan bir şekilde kullanmalarına izin verseydi, o zaman, onlar izopropil trimetil metanı ve böceklerin sınıflandırılmasını umursamayacaklardı. Yüksek lisans eğitimindeki fon yetersizliğinin bir kimyageri sigorta komisyoncusu olmaya zorladığını varsayalım. Bu durumda o, sigorta konularıyla çok ilgili olacak, ancak izopropil trimetil metanla ilgilenmeyecekti. Bilim insanlarının işlerine harcadıkları zaman ve çabanın yalnızca merakı gidermek için harcanıyor olması hiçbir koşulda normal değil. Bilim insanlarını motive eden güdüler için “merak” açıklaması hiç tutmuyor.
  2. “İnsanlığa faydalı olma” açıklaması da diğerinden daha iyi iş görmez. Bazı bilimsel çalışmaların, insanlığın refahı ile makul hiçbir ilişkisi yoktur. Örneğin, arkeoloji veya karşılaştırmalı dilbilim çalışmalarının çoğu böyledir. Bilimin diğer bazı alanları ise açıkça tehlikeli imkanlar sunar. Yine de, bu alanlardaki bilim insanları da, aşıyı bulan veya hava kirliliğini araştıranlar kadar hırslıdır. Nükleer enerji santralleri yapmaya açıkça duygusal olarak bağlanan Dr. Edward Teller’ ın durumunu düşünün. Bu bağ, insanlığa faydalı olma isteğinden mi kaynaklanıyor? Eğer öyleyse, Dr. Teller neden diğer “insancıl” konularda da bu kadar duyarlı olmadı? Eğer insancıl biri idiyse, neden hidrojen bombasının yapılmasına yardım etti? Diğer pek çok bilimsel ilerlemede olduğu gibi nükleer enerji santrallerinin de insanlığın gerçekten yararına olup olmadığı tartışmaya açıktır. Ucuz elektrik, radyoaktif atık yığınlarından ve kaza riskinden daha mı önemli? Dr. Teller, sorunun yalnızca bir yanını gördü. Onun nükleer güçle olan bağı açıkça “insanlığa hizmet” isteğinden değil, ancak ortaya koyduğu çalışmadan ve onun kullanıma sunulduğunu görmekten edindiği kişisel tatminden kaynaklanıyordu.
  3. Aynı şey, bilim insanlarının geneli için de geçerlidir. Bazı istisnaların mümkün olmasıyla birlikte genel olarak, motive edici güdüleri ne merak ne de insanlığa hizmettir; güç sürecinden geçmeye olan ihtiyaçlarıdır: Amaç sahibi olma (çözülecek bir bilimsel problem), çaba (araştırma) ve amaca ulaşma (problemin çözülmesi) . Bilim, ikame bir etkinliktir, çünkü bilim insanları temelde çalışmaktan edindikleri tatmin için çalışırlar.
  4. Elbette bu kadar basit değil. Birçok bilim insanı için diğer gerekçelerin de rolü vardır. Para ve statü gibi. Bazı bilim insanları, doymak bilmez bir statü güdüsüne sahip türden kişiler olabilirler (79. paragrafa bakınız), ve bu da, çalışmaları için motivasyonun önemli bir bölümünü oluşturur. Hiç kuşkusuz, bilim insanlarının çoğunluğu, genel nüfusun çoğunluğu gibi reklam ve pazarlamacılık tekniklerine karşı az ya da çok duyarlıdır; mal ve hizmetlere olan arzularını gidermek için de paraya ihtiyaç duyar. Yani, bilim bütünüyle bir ikame etkinlik değildir. Ama büyük oranda ikame bir etkinliktir.
  5. Ayrıca bilim ve teknoloji güçlü bir kitle hareketi oluşturur ve pek çok bilim insanı, güç ihtiyaçlarını bu kitle hareketiyle özdeşleşerek giderir (83. paragrafa bakınız).
  6. Böylece bilim, insan soyunun gerçek refahına ya da diğer tüm standartlara aldırmadan, yalnızca bilim insanlarının ve araştırma için fon sağlayan devlet görevlilerinin ve şirket yetkililerinin psikolojik ihtiyaçlarına hizmet ederek körü körüne ilerliyor.

Gamze Koba aka Chumba Wumba

Bolo Bolo ‘İstanbul’ t-shirtleri 500 TL + kargo olarak satışta.

Bedenler S • M • L • XL • XXL

Sipariş için DM den BOLO BOLO‘ya / Gamze Koba‘ya ulaşabilirsiniz.

> ROTTEN MIND

> BOLO BOLO INSTA

> BOLO BOLO YOUTUBE

BOLO BOLO BİR YAŞAM TARZIDIR !!


Tarih affetmez !!

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması.

-Gökhan Gençay A.K.A. G.KILLA

Luigi Mangione, bir militan değildir. Nitekim ilgi alanlarından çoğu ılımlı olarak tanımlanabilecek konseptlere sahiptir. Şintoizme de, bebek fillere de, popçu Charli XCX’e de (hatta yakalandığında onu kelepçeleyip emniyet binasına götüren polislere arabada Charli XCX’i çalıp çalamayacaklarını bile sormuş) aynı oranda ilgi gösteren, ABD’nin ayrıcalıklı orta-üst sınıfına mensup bir gençtir.

Politik açıdan da kafası ziyadesiyle karışıktır. Unabomber’ın manifestosunu da hayranlıkla okumuştur, X platformunda “Fight Club”a atıfta bulunan mesajlar da kaleme almıştır, Alt-Right’ın sahiplendiği birtakım isimlerin konuşmalarını da övmüştür. Joe Rogan’ı beğendiğini bile açıkça belirtmekten çekinmemiştir.

Lakin, işte bu çocuk, içinde yaşadığımız dünyada sürüp giden adaletsizlere, acılara tepkisiz kalmamış, kapıldığı büyük öfkenin hangi hedefe yönelmesi gerektiğini belirlemiş ve kimseye sırtını yaslamadan, herhangi bir politik veya lojistik destek almadan kendi başına eyleme geçmiştir.

Hollywood what you gonna do?

Küresel egemenleri ürküten de tastamam budur. Onlar dünyanın kendi belirledikleri kutuplaşmalar ekseninde bölündüğüne, herkesin bu bölünmede kendince yer tuttuğuna inanmak istiyorlar. Çünkü işlerine gelen, yönetebilecekleri krizlere neden olanlar onlar! Muktedirler Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ya da AKP’liler ve CHP’liler üzerinden saflaşma yaşansın istiyorlar. Fakat, artık bunların çok dışında bir kutuplaşma yeryüzünde hâkim: Sistemi destekleyenler ve sistem karşıtları! İşte Luigi bu saflaşmanın aktif bir öznesi olarak sisteme karşı eyleme geçti.

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması. Asıl bu gerçekten korkuyorlar. İşte bu nedenle bugün ABD’de yediden yetmişe, binlerce insan Luigi’ye sempati duyuyor, onun fotoğraflarının basıldığı tişörtlerle sokakta dolaşıyor, savunma avukatına para yardımı yapmak için sıraya giriyor.

Evet, zamanın ruhu artık yeni bir isyan dalgasının yükselişini işaret ediyor ve bu alıştığınız türde siyaseten sınırları çizilmiş, bilindik kodlarla okunabilecek bir eğilim değil ve tam da bu yüzden egemenler için çok ama çok tehlikeli!


Securse ‘Artık Yeter’ 2025

SIRRA > SECURSE


“Eğer hiçbir şiddet eyleminde bulunmasaydık ve bu yazılarımızı bir yayıncıya teslim etmiş olsaydık, büyük olasılıkla kabul edilmeyecekti. Kabul edilse ve yayınlansa dahi, büyük olasılıkla pek çok okurun dikkatini çekmeyecekti, çünkü medyanın yayınladığı eğlence programlarını seyretmek, ciddi bir makale okumaktan daha eğlencelidir.”

Özgürlüğün Doğası

  1. Endüstriyel-teknolojik toplumun, bireyin özgürlük alanını sürekli daraltmaksızın reforme edilemeyeceğini kanıtlamak durumundayız. Ancak, “özgürlük” pek çok şekilde anlaşılabileceği için, önce ne tür bir özgürlükten bahsettiğimizi açıklığa kavuşturmalıyız.
  2. “Özgürlük”ten şunu kastediyoruz: Güç sürecini, ikame etkinliklerin yapay hedefleriyle değil, gerçek amaçlarla ve hiç kimsenin, özellikle de hiçbir büyük kuruluşun müdahalesi, manipülasyon veya denetimi olmadan yaşayabilme fırsatı. Özgürlük, kişinin yiyecek, giyecek, barınak ve çevresinden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı savunma gibi hayati meseleleri -bir birey ya da küçük bir grubun üyesi olarak- kendi kontrolü altında tutmasıdır. Özgürlük, güç sahibi olmak demektir; diğer insanları kontrol etmeye değil, ancak kendi yaşamının koşullarını kontrol etmeye yarayan güç. Birileri -özellikle de büyük bir kuruluş- kişinin üzerinde bir güce sahipse, bu güç ne kadar iyi niyetli, hoşgörülü ve müsamahakar olursa olsun kişi özgür değildir. Özgürlüğü, sırf hareket serbestisiyle karıştırmamak önemlidir (72. paragrafa bakınız).
  3. Anayasa tarafından garanti altına alınan bazı haklarımız olduğu için özgür bir toplumda yaşadığımız söyleniyor. Ancak, bu haklar göründükleri kadar önemli değildir. Bir toplumda var olan kişisel özgürlüğün derecesi, o toplumdaki kanunlar veya yönetim biçiminden çok, toplumun ekonomik ve teknolojik yapısına bağlıdır. New England’daki Kızılderililerin çoğu monarşiyle yönetiliyordu ve İtalyan Rönesansı sırasındaki şehirlerin çoğu da diktatörlerin kontrolü altındaydı. Ancak, bu toplumların tarihini okurken insan, onlarda bizim toplumumuzdakinden daha fazla kişisel özgürlüğe izin verildiği izlenimi ediniyor. Bu, kısmen yöneticinin iradesini dayatacak etkin mekanizmaların yokluğundan kaynaklanıyor: Modern, iyi örgütlenmiş polis güçleri, hızlı, uzun mesafeli iletişimleri, denetleme kameraları, sıradan vatandaşların yaşamları hakkında oluşturulmuş dosyalar yoktu. Bu nedenle de, kontrolden kaçmak görece daha kolaydı.
  4. Anayasal haklarımıza gelince, örneğin, basın özgürlüğünü düşünün. Elbette bu hakkı sert bir şekilde eleştirmek istemiyoruz; bu özgürlük, politik gücün bir yerde toplanmasını sınırlamak ve politik gücü olanları, yanlışlarını halka teşhir etme yoluyla yola getirmek için önemli bir araç. Ancak basın özgürlüğü, sıradan vatandaşın bir birey olarak çok az işine yarar. Medya, çoğunlukla sistemle bütünleşmiş büyük kuruluşların kontrolündedir. Birazcık parası olan herkes bir şey bastırabilir ya da bunu internet veya başka bir kanal üzerinden yayabilir, ama onun söyledikleri medyanın muazzam miktardaki materyalinin arasında kaybolacak, bu nedenle de hiçbir pratik etkisi olmayacaktır. Bu yüzden toplumda kelimelerle bir etki yaratmak, çoğu birey veya küçük grup için olanaksızdır. Örneğin bizi (FC) ele alın. Eğer hiçbir şiddet eyleminde bulunmasaydık ve bu yazılarımızı bir yayıncıya teslim etmiş olsaydık, büyük olasılıkla kabul edilmeyecekti. Kabul edilse ve yayınlansa dahi, büyük olasılıkla pek çok okurun dikkatini çekmeyecekti, çünkü medyanın yayınladığı eğlence programlarını seyretmek, ciddi bir makale okumaktan daha eğlencelidir. Bu yazılar çok sayıda okur bulsaydı bile, bu okurların çoğu okuduklarını hemen unutacaktı, çünkü akılları medyanın onları maruz bıraktığı bir yığın materyalle doldurulmuş olacaktı. Mesajımızı, topluma kalıcı bir etki bırakabilme şansıyla sunabilmek için insanları öldürmek zorunda kaldık.
  5. Anayasal haklar bir dereceye kadar yararlı olsa da, burjuva özgürlük anlayışı olarak adlandırılabilecek şeyi garantilemekten daha fazlasına hizmet etmez. Burjuva anlayışına göre, “özgür” bir insan, toplumsal bir mekanizmanın önemli bir parçasıdır ve yalnızca öngörülmüş ve sınırlanmış bir dizi özgürlüğe sahiptir; bu özgürlükler bireyin ihtiyaçlarından çok toplumsal mekanizmanın ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Bu yüzden, burjuvazinin tanımladığı “özgür” insan ekonomik özgürlüğe sahiptir, çünkü bu, büyüme ve ilerlemeyi teşvik eder; basın özgürlüğüne sahiptir, çünkü toplumsal eleştiri, politik liderlerin yanlış davranışlarını engeller; adil yargılanma hakkına sahiptir, çünkü güçlülerin kaprislerine bağlı mahkumiyetler sistem açısından kötü olur. Bu açıkça Siman Bolivar’ın tavrıydı. Ona göre insanlar, özgürlüğü yalnızca ilerlemeyi (burjuvanın düşündüğü ilerlemeyi) destekleyecek şekilde kullandıkları sürece hak ederdi. Diğer burjuva düşünürler de, özgürlüğü benzer bir açıdan, yalnızca kolektif sonuçlara varmak için bir araç olarak gördüler. Chester C. Tan, “20. Yüzyılda Çin Politik Düşüncesi” adlı kitabının 202. sayfasında Komüntang lideri Hu Han-min’in felsefesini şöyle açıklıyor: “Bir bireye haklar verilir, çünkü o, bir toplumun üyesidir ve topluluk yaşamı böyle haklar gerektirir. Hu, topluluk derken tüm bir ulusun oluşturduğu toplumu kastediyordu.” Sayfa 259′ da da Tan, Çin’ deki sosyalist devlet partisi lideri Çang Çun-maii’ye, nam-ı diğer Karsum Çang’a göre, özgürlüğün devletin ve bir bütün olarak halkın çıkarına kullanılması gerektiğini ifade eder. Ancak birilerinin öngördüğü şekilde kullanılabilecekse, bu ne biçim özgürlüktür? FC’nin özgürlük anlayışı Bolivar, Hu, Çang ve diğer burjuva teorisyenlerininkiyle aynı değildir. Bu tür teorisyenlerin sorunu, gelişmeyi ve toplumsal teorilerin uygulanmasını kendi ikame etkinlikleri haline getirmiş olmalarıdır. Sonuç olarak bu teoriler, dayatıldıkları toplumda yaşayan talihsiz insanların ihtiyaçlarına hizmet etmekten çok, teorisyenlerin ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır.
  6. Bu bölümle ilgili değinilecek bir nokta daha kaldı: Bir insan sırf yeterince özgür olduğunu söylüyor diye, onun yeterince özgür olduğu sanılmamalı. Özgürlük kısmen insanların farkında olmadığı psikolojik kontrollerle sınırlanır; üstelik insanların özgürlükten ne anladıklarını oluşturan düşünceler, kişilerin kendi ihtiyaçlarından çok, toplumsal kurallar tarafından yönlendirilir. Örneğin, aşırı toplumsallaşmış türden birçok solcu, büyük olasılıkla kendileri de dahil çoğu insanın fazla değil az toplumsallaşmış olduğunu söyleyecektir; buna rağmen, aşırı toplumsallaşmış solcu, bu ileri düzeydeki toplumsallaşması yüzünden ağır bir psikolojik bedel öder.

‘All Eyes on Me’ Kadıköy Street Walk w/ Delgeç

Duvar, herkesin bildiği gibi yazıya bi davetti: kentlerde graffitisiz bir ek duvar bulunmaz. Sanki yüzeyin kendisi bir yazma enerjisi taşıyor gibidir, sanki yüzeyin kendisi yazıyordur yazıyı ve bu yazı bana bakar: üzerine yazılmamış bir duvar kadar gözetleme meraklısı başka bir şey yoktur, çünkü başka bir şeyin böyle büyük bir güçle izlenmesi, okunması olanaksızdır.

Gizemli sözler son bulmuştur, dilbilgisindeki etken ve edilgen ayrımı yıkılmıştır: tanrıyı gördüğüm göz, onun beni gördüğü gözle aynı gözdür (Angelus Silesis). Duvara yazan hiç kimsedir ve bu yazılanları herkes okur. Bu nedenle duvar, simgesel olarak, modern yazının yerleştiği uzamdır. -Roland Barthes


Bitmap graphic by TURBO^BRONX
FIFI is BACK 4 the FUTURE !!
Sinsi Düşman Turbo
Dj Sivo ile Scratching Teknikleri

BEAT MUSIC FACTORY > BMF

UNDERGROUND HIP-HOP CHANNEL

FIFI in Da hOUZe !!

> KING FIFI

BOSTANCI UNDERGROUND

MONSTERS Vs META

Oldschool ryhme, alış buna home-boy !!
Turbo Vs eRmano

Zihni Müzik, Ozzy ve Turbo eşliğinde RAPOR 2

Radical Noise x Rapor 2 -Live- 99-2017

CİNS x Ares Badsector, 2025, Kalamış’tan

Grafiticinin hası ARES BADSECTOR

“Yaptıklarını artistlik mi sanıyorsun!? İnan bana sen kendini kandırıyorsun!


Atölyede CİNS – Mine Sanat Galerisi, 2022

Elinden çıkan işlerde ve katıldığı sergilerde ‘cins’ mahlasını kullanan sanatçı, estetik zevkini lise yıllarında başladığı grafiti ve sokak sanatına borçlu olduğunu dile getiriyor. Almış olduğu grafik tasarım ve sonrasında görsel iletişim tasarımı lisansüstü eğitimiyle beraber sanatı bugünkü şeklini almıştır. Çalışmalarında çizgi film karakterlerinden grafitiye; pop-sanat’tan sürrealist düşleme uzanan geniş bir kültürel yelpazeden beslenen sanatçı, organik formlara ve grafik anlatıma dayalı soyutlamalar ve hikayelerle geliştirdiği dili, şehrin sokakları başta olmak üzere bir çok farklı medium ve teknikle buluşturmayı başarmıştır. instagram.com > cins3000

From cartoon characters to graffiti in his works; The artist, who is fed by a wide cultural spectrum ranging from pop-art to surrealist fantasies, has succeeded in bringing this language, which he developed with abstractions and stories based on organic forms and graphic expression, to many different mediums and techniques, including city streets. Born in 1984 in Ankara, Cins lives and works in Istanbul. The artist, who uses the nickname ‘cins’ in his works and in the exhibitions he attends, owes his aesthetic structure to his high school years, graffiti and street art tradition. With the graphic design and visual communication design postgraduate education he received, his art took its current form


Zen-G’nin seslendirdiği ‘’GRAFİTİ’’ şarkısı…

2006 Nightshift

Kalamış Skate Park’tan iki sıradışı güzellik, 2025

2025 GÜLŞAH EROL

SEXY & SMART > LOLI


Ezgi İrem Happy with her Grafzine book, what about you?

GRAFZiNe iS Not A CRiME !!

‘Graphzine Graphzone’, punk’ın ardından ortaya çıkan ve hem çizgi romanlara hem de sözde çağdaş kurumsal sanata alternatif olan graphzine’lere adanmış ilk derinlemesine çalışmadır. Grafzin dünyası bağımsız çizgi roman yayıncılığına yakın görünse de, radikal bir şekilde çıtayı yükseltiyor: grafzin sanatçıları, iyi birer D.I.Y. ustası olarak sınırlı sayıda baskı yapmayı tercih ediyor, farklı baskı süreçlerini deniyor ve kendilerini geleneksel anlatının kısıtlamalarından kurtarıyorlar. Onları birleştiren şey ise hiç kuşkusuz (en gelenekselinden en şaşırtıcı ve şok edici olanına kadar) imgelere duydukları saplantı ve genellikle bir ağ (network) içinde yürüttükleri zanaattır. Yazar, bu üretimin tarihini izlemek ve kavramsal meselelerini kavramak için, grafzinin çokbiçimli doğasına yanıt veren koral bir yaklaşımla, büyük ölçüde bu sanat insanlarının sözlerine dayanıyor. Öncülerden başlayarak (Bazooka ve Elles Sont De Sortie), X.-G. Néret, 1980’lerden itibaren kurumların dışında gelişecek olan bu fenomeni ayrıntılı olarak inceliyor. Görüntü ve metnin muğlak birleşimi yoluyla çizgi romanın anlatı geleneklerini kıran yeni bir alan açılıyordu. Yazar, yeraltında da olsa önemli bir kaynak olan Teruhiko Yumura tarafından icat edilen Japon grafik sanatı akımı heta-uma da dahil olmak üzere grafzinin çeşitli etkilerini ve biçimlerini analiz ederek bu pratiğin özünü ortaya çıkarıyor. Grafzin, bir yaşam sanatı, tekilliklerin ifadesini destekleyen değerlerin tersine çevrilmesini ima eden yaratıcı bir gücün olumlanması; içerikte olduğu kadar deneysel biçimde de kendini gösteren, sanatçıların kendilerine uyguladıkları sansürden başka hiçbir sansüre tabi olmayan bir özgürlük – bazıları için kendilerini sindirilmiş ya da kınanmış görme riski altında. Bazen silahsızlandırıcı bir ‘doyumsuz masumiyetle’, normalleştirici otoritelerin reddettiği alanları, özellikle de cinsellik ve ölümle ilgili olanları keşfediyorlar. X.-G. Néret de onları Dada, Lettrizm ve Sitüasyonizm’in ardından gelen, ‘yirminci yüzyılın gizli tarihini’ genişletmeye ve yenilemeye yardımcı olan güçlü bir grafik avangard olarak görüyor.

Erman Akçay & Guillaume Zorgbibe, Moda Sahil

Graphzine Graphzone

Coédition Le Dernier CriEditions du Sandre

“Nous souhaitions créer quelque chose d’aussi fort que le mouvement Dada…” -Kiki Picasso

Ezgi İrem Happy with her Grafzine book

Bazooka collective, Legerement Destroy episode of L’oeil du cyclone

Guillaume Zorgbibe w/ Kadir Çıtak’s graff.

2025 Karaköy

Mert Dalkabakoğlu, EX ve Recep

MALTEPE SQUAD’IN TEHLİKELİ SİMALARI

TOMTOM GROUND / TOOL SESSIONS

Tollie Tolga, sergi afişini asarken
Tool Group Exhibition, Noh Extended Art Space, İstanbul 2025
Kerem Nizam, Kuzey, Mert Dalkabakoğlu, EX, Recep ve Emre Töre

Beyoğlu
Beyoğlu Graff. Zone
Tomtom Ground, Beyoğlu
Beyoğlu Graff. Zone
Tomtom Style !!
Tomtom Style !!
Çukurcuma Underground !!
Tomtom Abstractions !!
Tomtom Style !!
İstanbul’dan sokak manzaları, graffiti, bombing’ler, tag’ler ve street art örnekleri.
Tomtom Style !!

Kalamış Skate Park, 2025

K A L A M I Ş SKATE PUNX

Eski tüfeklerden Volkan Şengül, Tuncay Koçal, Gizem Aynagöz, Zenci Berk ve Blackout Can…

E F S A N E KADRO

Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Ünlü kaykaycı Gizem Aynagöz, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Can Yavuzçetin x Tuncay Koçal

BLACKOUT TATTOO < CAN YAVUZÇETİN

Can Yavuzçetin x Tuncay Koçal

“Çok büyük işlere imza atacağız…”

Kalamış Skate Park, 2025
Zenci Berk aka 34zen06

ZENCİ BERK > 34zen06

Üstadlar makamından Volkan Şengül
İstanbul’dan sokak manzaları, graffiti, bombing’ler, tag’ler ve street art örnekleri.
Street walk w( Delgeç, Kadıköy – Moda

Radical Noise 2024

Üstadlar makamından Volkan Şengül

Tarihin Bazı İlkeleri

  1. Tarihin iki bileşenden oluşan bir toplam olduğunu düşünün:
    Sezilebilir bir yolda ilerlemeyen, önceden sezilemeyen olaylardan oluşan düzensiz bir bileşen; ve uzun vadeli bir tarihsel eğilimden oluşan düzenli bir bileşen. Biz burada uzun vadeli eğilimlerle ilgileneceğiz.
  2. Birinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihsel eğilimde küçük bir değişiklik yapılırsa, o değişikliğin etkisi neredeyse her zaman geçici olacaktır. Eğilim, kendi orijinal durumuna dönecektir. (Örneğin, bir toplumdaki politik yolsuzluklardan arınmak için tasarlanan bir reform hareketi genelde kısa vadelidir; er geç reformcular rahatlar ve yolsuzluk yine topluma sızar. Söz konusu toplumdaki yolsuzluklar genelde sabit kalır veya toplumun evrilişine bağlı olarak ağır ağır değişir. Normalde, politik bir arınma ancak yaygın toplumsal değişimlere eşlik ettiğinde kalıcı olacaktır; toplumda küçük bir değişim yeterli olmayacaktır. ) Eğer, uzun vadeli bir tarihsel eğilimde küçük bir değişiklik kalıcı gibi görünüyorsa, bunun nedeni değişikliğin, eğilimin zaten hareket ettiği yönde etki etmesidir, yani eğilim değişmemiş yalnızca bir adım ileri itilmiştir.
  3. İlk ilke neredeyse aynı şeyin farklı kelimelerle tekrarlanışıydı. Eğer bir eğilim küçük değişikliklere uyup istikrarlı olmasaydı, belirli bir yön izlemek yerine rasgele bir yönde ilerlerdi; yani, uzun vadeli bir eğilim bile olmazdı.
  4. İkinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihsel eğilimi kalıcı şekilde değiştirebilecek denli kapsamlı bir değişiklik yapılırsa, bu, toplumu bir bütün olarak değiştirecektir. Başka bir deyişle, bir toplum tüm parçaların birbiriyle bağlantılı olduğu bir sistemdir ve bunun hiçbir önemli parçasını diğer parçalarını da değiştirmeden değiştiremezsiniz.
  5. Üçüncü İlke: Uzun vadeli bir tarihsel eğilimi kalıcı şekilde değiştirebilecek yeterlilikte bir değişiklik yapılırsa, bunun, toplum açısından bir bütün olarak ileride getireceği sonuçlar önceden bilinemez. (Birçok başka toplum da aynı değişiklikten geçmediği ve aynı sonuçları yaşamadığı sürece; eğer böyle bir şey yaşanmışsa, kişi, aynı değişiklikten geçen diğer bir toplumun da benzer sonuçlara varabilme olasılığının bulunduğunu, ampirik bir temele dayanarak öngörebilir.)
  6. Dördüncü İlke: Yeni bir toplum kağıt üstünde tasarlanamaz. Yani, gelecekteki bir toplumu önceden planlayıp, o toplumun tasarladığınız gibi işlemesini bekleyemezsiniz.
  7. Üçüncü ve dördüncü ilkeler insan toplumlarının karmaşıklığından kaynaklanır. İnsan davranışındaki bir değişiklik toplumun ekonomisini ve fiziksel çevresini etkiler; ekonomi çevreyi etkiler veya bunun tersi olur, ekonomi ve çevredeki değişiklikler de insan davranışını karmaşık ve tahmin edilemez biçimlerde etkiler vb. Etki-tepki ağı açıklanmak ve anlaşılmak için fazla karmaşıktır.
  8. Beşinci İlke: İnsanlar, toplumlarının biçimini bilinçli ve akılcı olarak seçmezler. Toplumlar, akılcı insan kontrolü altında olmayan toplumsal evrim süreçleri yoluyla gelişir.
  9. Beşinci ilke, diğer dördünün bir sonucudur.
  10. Tasvir edecek olursak, birinci ilkeye göre, genel anlamda bir toplumsal reform girişimi ya toplumun zaten geliştiği yolda etki eder -bu durumda, her halükarda olacak bir değişikliği hızlandırmakla kalır; ya da yalnızca geçici bir etki gösterir -bu durumda da toplum kısa sürede eski haline döner. Toplumun herhangi bir önemli niteliğinin gelişiminde kalıcı bir değişim gerçekleştirmek için reform yetersizdir, devrim gereklidir. (Bir devrim için ille de silahlı bir başkaldırı veya bir hükumetin alaşağı edilmesi gerekmez.) İkinci ilkeye göre, bir devrim asla toplumun yalnızca bir yönünü değiştirmez, bütün bir toplumu değiştirir; üçüncü ilkeye göre de, devrimcilerin asla beklemediği veya istemediği değişiklikler ortaya çıkar. Dördüncü ilkeye göreyse, devrimciler veya ütopyacılar yeni bir toplum biçimi oluştururlarsa, bu asla planlanan şekilde işlemez.
  11. Amerikan Devrimi buna aykırı bir örnek oluşturmaz. Amerikan “Devrim”i, bizim anladığımız anlamda bir devrim değildi, ancak oldukça uzun erimli politik reformların izlediği bir bağımsızlık savaşıydı. Amerika’nın kurucuları, Amerikan toplumunun gelişim yönünü değiştirmedi, zaten böyle bir niyetleri de yoktu. Onlar Amerikan toplumunu yalnızca, gelişimini geciktiren İngiliz yönetiminden kurtardı. Onların politik reformu hiçbir temel eğilimi değiştirmedi, yalnızca Amerikan politik kültürünü, doğal gelişim yönünde ileri doğru itti. Amerikan toplumunun da bir dalı olduğu İngiliz toplumu, uzun süredir temsili demokrasi yolunda ilerliyordu. Bağımsızlık Savaşı’ndan önce de Amerikalılar, koloni meclislerinde önemli bir düzeyde temsili demokrasi uyguluyorlardı. Anayasa tarafından oluşturulan politik sistem, İngiliz sistemi ve koloni meclislerine dayanıyordu. Büyük değişikliklerle tabii. Kurucuların çok önemli bir adım attığı şüphe götürmez. Ancak bu, İngilizce konuşanların zaten gittiği yolda atılmış bir adımdı. Bunun kanıtı da şu ki, İngiltere ve halkını çoğunlukla İngiliz kökenlilerin oluşturduğu kolonileri, özellikle ABD’ ninkine benzeyen temsili demokrasi sistemine ulaştı. Eğer Kurucular cesaretlerini kaybedip Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalamayı reddetselerdi, bugünkü yaşam tarzımız çok da farklı olmayacaktı. Belki İngiltere ile daha sıkı bağlarımız olacaktı ve belki de bir kongre ve başkan yerine bir parlamento ve başbakanımız olacaktı. Çok büyük bir fark değil bu. Bu nedenle, Amerikan Devrimi, sıraladığımız ilkelere aykırı bir örnek değil, aksine iyi bir örnek oluşturuyor.
  12. Yine de, bu ilkeleri uygularken kişi sağduyusunu kullanmalı. Bu ilkeler, yoruma açık, kesin olmayan bir dille anlatılmıştır ve bunların istisnaları da bulunabilir. Bu yüzden, bu ilkeleri ihlal edilemez yasalar olarak değil, toplumun geleceğine dair safça düşüncelere karşı kısmi bir panzehir sağlayabilecek temel kurallar ya da düşünme rehberleri olarak sunuyoruz. İlkeler sürekli olarak akılda tutulmalı ve kişi, her ne zaman bunlarla çatışan bir sonuca varırsa, düşüncesini tekrar gözden geçirmeli ve ancak iyi, sağlam gerekçeleri olduğunda vardığı sonucu elinde tutmalıdır.

Big Deal with B.B.

N E O P H Y T E

Burak Bayülgen

He is no longer a child
nor is he a neophyte.
From boon insensibleness,
extracts The Omniscience –
Baiame’s son Daramulun
once he knew as Bimban –
the pearly white molar tooth
which’s blood shall not be spit
or He revives the infant
with many scalds deficiant,
then what has been ingulfed
and rousingly disgorged
better be immolated
to his foregone childhood.


İstanbul 2025

ARE YOU READY FOR EDİRNE 2001 ??


Bostancı Underground / Catacomb Level 9

Haossaa live in Berlin September 2011

> HAOSSAA

noise rock from istanbul


Endüstriyel-Teknolojik Toplum Reforme Edilemez

  1. Yukarıda anlatılan ilkeler, endüstriyel sistemi, özgürlük alanımızı sürekli daraltmasını engelleyecek biçimde reforme etmenin ne kadar umutsuzca zor olduğunu göstermeye yeter. En azından Sanayi Devrimi’nden beri, teknolojinin, bireysel özgürlük ve yerel özerklik pahasına gittikçe güçlenme yolunda bir eğilimi vardır. Bu nedenle, özgürlüğü teknolojiden korumak üzere tasarlanan her hangi bir değişiklik, toplumumuzun gelişimindeki ana eğilime aykırı olurdu. Sonuç olarak, böyle bir değişiklik ya geçici olurdu -ve kısa zamanda tarihin akışı içinde silinirdi; ya da kalıcı olmaya yetecek denli büyük olursa, tüm toplumumuzun doğasını değiştirirdi. Birinci ve ikinci ilkelerden bu çıkıyor. Dahası, toplum önceden tahmin edilemeyecek şekilde değişeceğinden (üçüncü ilke) büyük bir risk olacaktı. Özgürlük lehine kalıcı farklar oluşturacak kadar büyük değişikliklere girişilemezdi, çünkü kısa bir zamanda bunların sistemi çökerteceği anlaşılırdı. Bu yüzden, reform yolundaki bir girişim etkili olamayacak kadar çekingen olurdu. Kalıcı bir fark yaratabilecek değişikliklere girişilseydi bile, yıkıcı etkileri su yüzüne çıktığında, bu değişikliklerden cayılacaktı. Bu yüzden özgürlük lehine kalıcı değişiklikler, ancak tüm sistemde köklü, tehlikeli ve sonucu öngörülemez bir değişikliğe hazırlıklı kişiler tarafından -başka bir deyişle, reformcular değil, devrimciler tarafından yapılabilecektir.
  2. Teknolojinin varsayılan yararlarını feda etmeden özgürlüğü kurtarma derdinde olan insanlar, özgürlükle teknolojiyi uzlaştıracak yeni bir toplum türü için safça planlar önereceklerdir. Bu tür önerilerde bulunan insanların, bu yeni tür toplumun nasıl kurulacağına dair pratik hiçbir öneri ortaya atmadıkları gerçeği bir yana, dördüncü ilkeden de anlaşılacağı gibi, bu yeni toplum kurulabilseydi bile ya çökerdi, ya da beklenenden çok farklı sonuçlar doğururdu.
  3. Yani, en genel anlamda bile, toplumu, modern teknolojiyle özgürlüğü bağdaştıracak bir biçimde değiştirecek bir yolun bulunması olanaksız görünüyor. Önümüzdeki birkaç bölümde özgürlükle teknolojik ilerlemenin uzlaşmaz olduğu sonucuna varmamızın nedenlerini daha ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Erenköy Underground 2025

DON’t f0RGet 2 chEck PReView isSuez


Şevket K. Şimşekalp: Meta-Şiir

Şevket Kağan Şimşekalp, 2025

Yazılamaya komünistlik yapıp, yazılamayı kapatmadan müdahele etmek sokak etiğine uygundur elbette; gelgelelim herkez, her defasında gibi herkesi de çağrıştıran bir sözcük bozumu, elbette eleştirmene de katkıda bulunup onu eğitmek elzemdir

META-ŞİİR

Şevket Kağan Şimşekalp

doğal omurga farklı ritimlerin çarpışıp

pışıp pışıp yankılanmasıyla p’ışık p’ışık

içsel akışı sezgiseldir

kesintisiz zamanda ani içsel sıçramalar

kesintili bilinç akışına yol açıyor

parçalı yapının yatay katmanlarının graf şeması ilişkiseldir

ölüm döşeğinde elini tutacak biri kadar önemli

şiirimin müzikal unsuru kalbimin aksak ritmidir

sanatçıyı alışık olduğu coğrafyadan sürüp

başka bir coğrafyada üretmesini sağlarsan

duchamp ile magritte gibi kavramsalcı sürrealist olur

görülen rüya değil

kurulan düş

kurulan empati değil

duyulan sempati ile hem kontrollü hem de doğal

ölümün sonucu doğa-tanrıyı emzirmektir

ölüm ve aşka

acımıyorum

acıyıp kurulan dostluk düşü men eder

duygusal takıntısı olmayıp tekrar eden karamsar düşünceler

beni meşin yuvarlağa çekemiyor

bir sevgili yeterince acı çektin artık çekmene gerek yok demişti

nesneleri doğal çevrelerinden ayırıp

bağlamlar arası bir jump-cut yaparsan patlıyor hepsi

gür canlı renklerle

vereceksin kendini alkole

—öyle olmaz kağan

—size sadece keskin zekanın deliliğe sürtünmesi diyorum

kimse ya da herkes

kimse merkez değil

herkez merkez


‘Herkes Merkez’ İstanbul, 2025

Şevket Kaan Şimşekalp: Şair, çevirmen, liberter. Dört şiir ve 10 çeviri kitabı var. Özellikle savaş sonrası Amerikan şiiri ve Anadolu yeraltı arkeolojisinde menzili vardır.

> Şevket Kağan Şimşekalp


Gökhan Gençay: Melek Yüz

Gökhan Gençay, İstanbul 2025

Melek Yüz, modern İstanbul’un sert gerçekliği içinde büyümeye, dönüşmeye ve kendi gücünü bulmaya çalışan bir genç kadının ateşle dövülmüş portresi. Şiddet, bir kurtuluş değil, bir fark edişin yolu. Ve bazen kendini bulmak, başkalarının sana biçtiği yüzü yakmakla başlar.

Gençlik altkültürleri ve dövüş sanatlarının sert birleşimi. Varoluş sancısı ve öfkenin manifestosu. Chuck Palahniuk’un sarsıcılığı, Irvine Welsh’in karanlığı, Ryu Murakami’nin stilize şiddeti.” -Selim S.


Ecca Vandal

“Bir an önce her şeyden uzaklaşmak, gelecek planlarını sonsuza dek rafa kaldırmak istiyorum… Dünyanın bu kadar hızlı dönmesine son vermek istiyorum. Düzenli olan, işleyen her çarkı kırıp dökmek, parça parça etmek istiyorum… Biraz olsun iyi hissedebilmek istiyorum. Kendime her şeyin yolunda olduğunu söylemek istiyorum. 

Endorfin yağmuruna ihtiyacım var… Yaşama arzusuna ihtiyacım var… Kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var… Peki, gökyüzü böylesine dilsizken huzuru nerede aramam gerekiyor?” 

Melek Yüz, Uyumsuz & Rise or Die !!

> MELEK YÜZ

GÖKHAN GENÇAY


Fredox & Laetitia B : Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique (8 Ma-15 Juin)

Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Le jeudi 8 mai, le Sterput accueillera deux figures emblématiques de l’underground graphique depuis le début des années 90 : Fredox et Laetitia B pour leur exposition

Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Quand : du jeudi 8 mai 2025 au dimanche 15 juin 2025
Vernissage : jeudi 8 mai 2025 / À quelle heure : 18h-21h
Où : Place du Jeu de Balle 68, 1000 Bruxelles
Combien : Entrée libre / d’infos : Voir l’event FB


FREDOX

Fredox

Les photomontages de Fredox, réalisés principalement sur machine bistouri-photoshop, s’apparentent à une fusion iconographique malade où se mêlent propagande publicitaire et insectes électroniques, guerres des tranchées et sectes atomiques, délires techno-scientifiques et pornographie malsaine, corpus médical industriel déviant et limaces tatouées. Un cut-up graphique dérangé mais néanmoins coloré et souvent drôle.

Né en 1968, l’artiste vit et travaille comme graphiste à Paris. Les images de Fredox apparaissent dans le «mythique» graphzine Stronx, dans les années 90 ; il rejoint ensuite le collectif et la maison d’édition du Dernier Cri (dont il est le président depuis une quinzaine d’années) et y fait des livres, du cinéma d’animation, des concerts sous le personnage de Satanox, et participe aux ouvrages collectifs ainsi qu’aux diverses expositions internationales. Il participe également, sporadiquement, à divers projets comix ou pour le rock’n’roll radioactif.

L’artiste a exposé en solo à Paris (La Cantada), à Lyon (Chez Marquis), à Poitiers (Confort Moderne). Il a exposé en collectif avec le Dernier Cri depuis 1996 à travers la France, en Europe mais aussi, le Canada, les USA, le Japon, l’Amérique latine.

FREDOX

➤ 𝐕𝐄𝐑𝐍𝐈𝐒𝐒𝐀𝐆𝐄 : Jeudi 8 mai de 18h à 21h en présence des artistes.

➤ 𝐄𝐗𝐏𝐎𝐒𝐈𝐓𝐈𝐎𝐍 : Du 8 mai au 15 juin 2025 aux horaires d’ouverture de la galerie (du vendredi au dimanche 11h-18h)


Laetitia B

Laetitia B

Laetitia Brochier est née en 1971. Elle vit et travaille en tant que graphiste-textile à Paris. Les images de Laetitia Brochier, mix d’images numériques et de peinture, sont fabriquées à partir de tout ce qu’elle a pu accumuler au fil du temps lors de ses pérégrinations : images d’enseignes et de peintures murales, d’affiches accumulées sur les murs, de plaques signalétiques, photos de voitures, camions et autres moyens de transports, de matières toxiques, illustrations de livres pour enfants, de manuels scolaires ou de propagande religieuse, emballages de jouets ou d’autres objets industriels, représentations sous toutes formes de dieux, d’humains ou d’animaux, bref tout ce que la vie quotidienne offre à un regard occidental et curieux.


Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Autour de l’expo

Entrez dans la grande histoire du photomontage ! L’atelier Fotoshoppe  Unplugged est animé par Fredox et Laetitia B à l’occasion de leur exposition Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique se tenant au Sterput du 8 mai au 15 juin 2025.

Fredox et Laetitia B pratiquent le photomontage depuis de nombreuses années (Stronx, Le Dernier Cri…). À l’aide de simples ciseaux, de colle, de livres et de revues découpées, détournez des images et créez des univers insolites. Fabriquez un photomontage qui étonnera vos ami·es. !

Certifié sans ordinateur,  sans logiciel et sans IA. Succès garanti par les laboratoires Stronx.

Prix libre, matériel fourni. Tarif solidaire suggéré : 5€ / Tarif juste suggéré : 12€ / tarif de soutien suggéré : 20€

E² Gallery > Sterput

Sterput [ASBL E²] Place du Jeu de Balle 68, 1000 – Bruxelles
Inscriptions : info@sterput.org


HOPItAL BRUT : MANIFESTE D’ALERtE ROUGE 93

Evil on the Keys: Pakito Bolino at ABON Fest, photo by Guoruishuai, 2025

ALERTE ROUGE / RED ALERT TODAY

HOSPITAL BRUT / AUJOURD’HUI HOPITAL BRUT

HAND MANUFACTURED BY DERNIER CRI SLAVE / FAIT A LA MAIN PAR LES ESCLAVES DU DERNIER CRI

A FEW YEARS OF MYSTIKAL CRISIS LATER / QUELQUES ANNÉES DE CRISES MYSTIKES PLUS TARD

MEDIA PARIA-CULTURCIDE

HOSPITAL VOMIT FINALLY ITS CORTEGE OF CLINICAL CASE / L’HOPITAL BRUT VOMIT SON CORTÈGE DE CAS CLINIKES

LE MAL GAGNE ! / EVIL GAINS !

PROPAGATION DU TRAIT SUTURÉ / VACUUM INNOVATION AND ARTIFICIAL INTELLIGENCE IS A LIE

L’ADULATION À LA NOUVEAUTÉ EST UN MENSONGE FIN DE SIÈCLE

HOSPITAL BRUT OBTAINS ONLY WHAT HE SHITS / HOPITAL BRUT N’OBTIENT QUE CE QU’IL CHİE

HOPITAL BRUT CROIT EN L’ACTION PURIFIGRAFIKE / HOSPITAL BRUT BELIEVE IN THE GRAFİK PURIFIACTION

HOPITAL BRUT ÉLIMINE LES TACHES D’AUTOCENSURE / HOPITAL BRUT ELIMINATES THE SPOTS FROM SELF-CENSORSHIP


Pakito Bolino + Fredox ‘ABON Fest’ (2025)

TSUNAMI D’IMAGES DERNIER CRI !

HOPITAL BRUT N’A PAS A ÊTRE BEAU / HOSPITAL BRUT DOES NOT HAVE HAS TO BE NICE

CAUTION ! / ATTENTION !

L’ HOPITAL BRUT NE PRATIQUE PAS L’INCESTE PARTOUZART CONTEMPORAIN / HOSPITAL BRUT DOES NOT PRACTISE THE CONTEMPORARY INCEST ARTGANGBANG

LE NUMÉRO X SORT DANS LA FOULÉE!!! / NUMBER X WILL GO OUT SOON !!!

LES TEXTES ET MOTS NE SONT PLUS D’ACTUALITÉS / TEXTS AND WORDS ARE NOT ANY MORE CURRENT EVENTS

DOUBLE CONCENTRÉ DE PULSIONS DESSINÉES / L’HOPITAL A HORREUR DU VIDE

DOUBLE CONCENTRATE OF DRAWN IMPULSES / HOSPITAL BRUT IS NOT ARTY

TOUTE CRITIQUE EST BIENVENUE, NOS PRATICIENS NE LA LIRONT PAS / OUR EXPERTS WILL NOT READ IT

HOPITAL BRUT SOUTIENT TOUT STYLE BE CONVULSION GRAFIKE / HOSPITAL BRUT SUPPORTS ALL KIND OF GRAFİK CONVULSION

L’HOPITAL BRUT EXPLOITE ET VEND SES PROPRES MALADES / HOSPITAL BRUT EXPLOITS AND SELLS ITS OWN PATIENTS TO SURVIVE

L’HOPITAL BRUT VOMIT LA DERNIÈRE VÉRITÉ

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

HOSPITAL BRUT VOMITS THE LAST TRUTH


Hervé Di Rosa: Mucem, Collectoys & More…

Expo Di Rosa, Mucem Marseille, 2025

The colour, humour and unbridled imagination of the artist make the visit a pleasure for young and old alike.

Hervé Di Rosa is an artist from Sète, known as one of the founders of Figuration Libre, an artistic movement that blends popular culture, comic strips and contemporary art. Passionate about the modest arts, in 2000 he created the MIAM (Musée International des Arts Modestes), a space dedicated to art forms that are often marginalised, ranging from toys and posters to art brut and everyday objects. His colourful, narrative work draws on a wide range of influences, from graffiti to craft traditions from around the world. ‘MIAM is like the Mucem’s little brother,’ says Di Rosa.

Right from the entrance door, topped by a huge fresco created especially for the occasion, it is clear that the artist was heavily involved in the preparation and staging of this exhibition, as part of a trio formed by art critic Jean Seisser as artistic director and Vincent Giovanni, head curator of the Mucem’s performing arts department. Like Macha Makeieff, he has lent a large number of objects from his personal collections, which have naturally been incorporated into the Mucem collection.

Expo Di Rosa, Mucem Marseille, 2025

4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered

Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘MUCEM’


« Hervé Di Rosa, Un air de famille »

Hervé Di Rosa, popüler kültür, çizgi roman ve çağdaş sanatları harmanlayan sanatsal bir hareket olan Figuration Libre’nin kurucularından biri olarak tanınan Sète’li bir sanatçıdır. Naif sanat konusunda tutkulu olan sanatçı, 2000 yılında oyuncak ve posterlerden art brut ve gündelik nesnelere kadar uzanan ve genellikle marjinal sanat formlarına adanmış bir alan olan MIAM’ı (Musée International des Arts Modestes) kurmuştur. Renkli ve öyküsel çalışmaları, grafitiden dünyanın dört bir yanından gelen zanaat geleneklerine kadar geniş bir yelpazeden etkiler taşır.


4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered

Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘COLLECTOYS’

“When I was a child, I was a keen reader of Pilote magazine, whose slogan was: ‘The newspaper that thinks while you have fun’. My art is not aimed at specialists or doctoral students, but at everyone, connoisseurs and novices alike.”

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

GRAFIK PURIFIACTION SINCE 1993


Enter the Noise: Pakito Bolino + Fredox (ABON FEST 2025)

Pakito Bolino + Fredox at Bunch of Noise 2025 / Photo by Guoruishuai

In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.

Pakito Bolino and Fredox Langlais are influential figures in the French underground image movement and alternative silk-screen printing scene. Both musicians, designers, and animators from Marseille and Paris, they oppose the standardization of contemporary art, advocating for original, handmade art focused on anti-traditional, fringe subjects. Through irony and collage, they explore taboos and deconstruct violence, delving into the provocative margins of the world.

Pakito Bolino, a key figure in French underground publishing, is known for his chaotic, saturated compositions inspired by underground comics, punk magazines, and Japanese Heta-Uma aesthetics. His work merges chaos, anxiety, and social critique, attempting to create a language for underground art. He co-founded the renowned publishing group Le Dernier Cri, whose silk-screen workshop located in Friche Belle de Mai in Marseille, in Marseille publishes experimental artist books and posters from around the world, offering a platform for fringe artists and contrasting traditional commercial models.

Fredox Langlais, based in Paris, is a self-taught “image manipulator” and founder of the legendary graphic magazine Stronx. His collages, inspired by 1930s-60s publications, recontextualize sensitive images with irony and provoke a world of constant conflict, where industrial, medical, and military forces threaten the individual. He collaborates with Le Dernier Cri, exploring unsettling, taboo themes in his work.

Pakito Bolino at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot

Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.

A Bunch of Noise is a low-budget, DIY experimental noise festival dedicated to breaking free from the art frameworks shaped by traffic and algorithms, refusing standardized or labeled art forms. We do not rely on the selection driven by online trends; instead, through real communication and discussion, we invite artists capable of evoking resonance and creating vibrations, directly bringing sound to your ears, your body, your emotions.

Noise is not just about volume or harsh sound—it is the shock that breaks through order, a challenge to the “comfort zone.” Our invited artists do not depend on traffic and data; their sounds are independent and vibrant, refusing to be bound or defined. Each performance is a challenge to the rules, a recreation and reshaping of the unknown world.

A Bunch of Noise is not just a space for sound experiments; it is a collision of emotions, an explosion of energy. Here, we seek pure sound experiences—not catering to market packaging, not relying on internet bubbles, only sound itself. There is no perfect artistic shell, only the sparks of experimentation and an unknown journey.

In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.

Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.

> abunchofnoise.com


Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON 2025 / Photo by Smashoot

A Bunch of Noise Fest 2025, day 2 begin: 18 groups of artists made noise at the same time for a whole hour!

Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.

A Bunch of Noise, standartlaştırılmış veya etiketlenmiş sanat formlarını reddederek, trafik ve algoritmalar tarafından şekillendirilen sanat çerçevesinden kurtulmaya yönelik düşük bütçeli, deneysel bir D.I.Y. gürültü festivalidir. Çevrimiçi trendler tarafından yönlendirilen seçkilere güvenmiyoruz; bunun yerine, gerçek iletişim ve tartışma yoluyla, rezonans uyandırabilen ve titreşimler yaratabilen, sesi doğrudan kulaklarınıza, bedeninize ve duygularınıza getiren sanatçıları davet ediyoruz.

Gürültü sadece bir ses seviyesi ya da sert bir ses değildir; aynı zamanda düzeni bozan bir şok, “konfor alanına” yönelik bir meydan okumadır. Davet edilen sanatçılarımız trafiğe ve verilere bağlı değillerdir; sesleri bağımsız ve canlıdır, bağlanmayı veya tanımlanmayı reddederler. Her performans kurallara bir meydan okuma, bilinmeyen bir dünyanın yeniden yaratılması ve yeniden şekillendirilmesidir.

A Bunch of Noise sadece ses deneyleri için bir alan değil; bir duygu çarpışması, bir enerji patlamasıdır. Burada saf ses deneyimleri peşindeyiz – pazar ambalajlarına değil, internet balonlarına değil, sadece sesin kendisine güveniyoruz. Mükemmel ve sanatsal bir arayışımız yok, sadece deneyselliğin kıvılcımları ve bilinmeyene yolculuk var.

Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.

Gürültünün mülkiyeti yoktur; sadece şimdiki zamanda varolur. Ödün vermek yok, beklemek yok. Gürültüye girin, gürültü olun.

> abunchofnoise.com


Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025

Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai

Slaughter Table, Live at A Bunch Of Noise Shanghai, 2025

Slaughter Table, noise player from Malaysia. Into harsh noise, with more structure complex approach a bit of cutup a bit of wave changing structure and uses of various noise filters, octaves. Some sounds generated from noise machine with a dynamic drone soundscape . Influences from Government alpha, Kazumoto Endo, Sickness, Bastard Noise, SCUM, Facialmess, Prurient, Scatmother.


ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Smashoot

FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

GRAFIK PURIFIACTION SINCE 1993


Hakan Kaya’dan Dört Öykü

Hakan Kaya, 2025

BİLMİYORUM

Hakan Kaya

Kadrajım daha önce hiç bana yalan söylemedi. Ben nereyi çekmek istesem, bana doğrudan
o noktayı gösterdi. Hatasız, oynama yapmadan. Besbelli bana sadıktı. Şimdi neden ve niçin
beni yarı yolda bıraksın ki?
Dalmış gitmişken kafamı çeviriyorum, genç bir çobana denk geliyorum. Fotoğraf makinemi
çıkartıp, kadrajıma bir kez daha güveniyor ve deklanşöre basıyorum. Birkaç kez bekledikten
sonra makineden fotoğrafı alıyor, yırtıp atıyorum.
Genç çobana doğru ilerliyorum, neden ve niçin sorusuna bir kez daha yanıt veremiyorum.
Genç çoban sürüye yön veriyor. Beni görünce şaşakalıyor, duraksıyor.
Sen O’sun diyor.
Ben kimim?
Şu yönetmen, köyümüzü filme alan adam.
Şu sıralar ne olduğumu bilmiyorum.
Neden bizim köyü filme alıyorsun.
Bilmiyorum.
Neden yönetmen oldun peki?
Bilmiyorum.
Kadrajın sana hiç yalan söyledi mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum.
Neden yalan söylüyorsun?
Ayağa kalkıyorum, fotoğraf makinesini ayağımın altına alıp, defalarca üzerinde zıplıyorum.
Çoban hiç istifini bozmadan beni izliyor.
Şimdi ne yapacaksın? Diye soruyor.
Bilmiyorum. Bilmiyorum ve lanet olsun ki bilmiyorum. Hadi allahaısmarladık.
Sis kaplı yolları, göğü deler gibi geçiyorum.


CEVAP/LAR

I

Sisi delerek göğe ulaşmayı amaçlıyorsun. Anlamsız bir yürüyüş bu, bunu sende, bende iyi biliyoruz. Yürüyorsun, yürüyorsun, engebeli yollardan geçip, bir çıkmaza sapıyorsun. Tamam, diyorsun kendine. Burası yolun sonu bende bugün burada öleceğim.

Gözlerini açıyorsun. Beyaz bir ışık görüyorsun önce. Sana doğru gitgide yaklaşan ışık

    Ramak kala sönüp gidiyor. 

II

Delirmeye başladım, diyorsun bu sefer. Evet bende o akıl hastalarından biri oldum.

İlaçlar alıyorsun. 

Akineton, İgnis, Zedprex. 

Damarlarına ilaç enjekte ediyorlar. Kanında dolaştığını hissedebiliyorsun. İlaç her enjekte edildiğinde farklılaşıyorsun. Hissizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her şey, amansız geliyor varoluş. Hayır. Sartre’dan bahsetmiyorsun. Nobel’in canı cehenneme. Konumuz bu değil.

III

Çare burada da bulunmuyor. Bir ay sonra taburcu oluyorsun.

Odadasın. Masandaki lamba gözünü alıyor senin. Lambaya elinin tersiyle vurup

      Yere düşürüyorsun.

Çatlıyor ampul, sonra buz gibi parçalanıyor. 

Kan akıyor. Akan kan ses yapar mı? Bunu daha önce sormuş olan sen, bu sefer cevaplandırmıyorsun. Cevaplandırmıyorsun belki de. Ahmakça ve üst-insan gibi. Pencereden soğuk hava giriyor odaya. Bırak girsin, diyorsun annene. Hasta mı olacağım, bırak olayım. Artık tek bir amacım var. Ölmek ve de ölmek. İşte bütün mesele bu. 

CEVAP

Kan ses yapar. Pıt   pıt 

                             pıt.

Akan kan senin kanın.

Elinde barut kokusu.

Pıt 

     Pıt

           Pıt.

Cevap aynı.


REFÜLİN

A

Çalışma masandaki lambanın ışığı gözünü alıyor sanki.

Uyuyorsun bir süre.

Yok

 Hayır. Uyuyamıyorsun.

Salona girip, o’na bakıyorsun.

Elinde bir kitap, divanda uzanmış duruyor.

Kapının eşiğinden onu izliyorsun.

Gözlerini bir anlık kapatıp açtığında o gidiyor.

Şoka giriyorsun

 Us mu gerçek mi kestiremiyorsun.

Elini cebine atıp, karıştırıyorsun bir süre. Haplar çıkınca duruyorsun.

Bir, iki, üç

 Dört, beş altı.

Hepsini yutuyorsun, üzerine soğuk bir su içiyorsun.

B/

Divandaki kitap gözüne çarpıyor.

Az önce o’nun elinde tuttuğu kitap bu.

Alıp okumaya başlıyorsun.

Ölüm yavaş yavaş geliyor bana. Alıştıra alıştıra. Alıştıktan sonra ölüm tehlikeli olmaktan çıkıyor, bir ödülmüş gibi geliyor bana.

Kitap elinden düşüyor.

Bundan sonra ne olacak kestiremiyorsun.

Tek bildiğim, bildiğin tek, bilmek istediğin, tek bilmek istediğin, 

BİLİNMİYOR.

Çalışma masandaki lambanın ışığı sönüyor, sönüyor ve karalıyor oda.


60 SANİYE + BÜYÜK PATRON

Evine çıkan sokağın, bir alt mahallesinde yürüyorsun.

Yürüdükçe mahalle büyüyor,

Seni içine alıp yutmasından korkuyorsun.

Telefon sesi.

Arayan büyük patron.

Altmış saniyen var, diyor.

Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi.

Saniyeler geçip gidiyor.

Her bir yanını bozuk saatler kaplıyor.

Diğerleri birbirine benzeyen öteki saatler aynı saati özverili bir şekilde tekrar ediyor.

‘’Ben bunu yaşar, bunu söylerim.

İnsan ancak durdurabildiği 

zaman kadar yaşamıştır ömrünü.’’

On

Dokuz

Sekiz

Yedi.

Pat! Tabanca sesi.

Yere yığılma.

Beş

Dört

Üç.

Saati durduruyorsun. Uyanmana daha var, bir on dakika daha uyuyabilirsin.

Patron yerde. Yerde patron. Büyük patron yerde, kanı halıdan sızıyor.

İnce ince. Tuhaf tuhaf.

Baştan sona.


Hakan Kaya: 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.

Eren Burhan ‘High Definition Deformation’

Eren, Burn Hon!

High Definition Deformation

Haritanın zihne son düşüşü,
Bakıştaki parçacık fiziği gibi
Deler o, kararmış altın tozundan ayak kemiklerini
İçinden hareket akar
Duvara çakılı fiber- elektrik
Yere çakılı o, merkezle taçlandırılmış füzyon estetiği
Kelimenin biçimsel yapı havuzunda grafit bir dürtüleme
Gördüğüm en hd su kuşu,
Endişe kaplı tavan yapısını kanadıyla öttüren
Gördüğüm en hd kum
Camı yapılandırıp deformasyonunu dansa götüren
Haritanın asemik ve caz parabölünde çırpınıp
Can vermeyip, yüksek bilince
Anti-Modern sisifos gibi
Yükselip, yüksek sanata
Ateş görseliyle buzdan bir simgeyi,
Fizikötesi, kılcal ve damarsız yapacağım
Taşın da altındaki taşta- maden kuyusunda
Ne var görmek için

Eren Burhan


Stu Mead ‘L’indomptable’ 24 Avril- 4 Mai 2025

“Stu Mead, l’Indomptable”

[Ce livre est une invitation à] défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”

“Stu Mead, l’Indomptable”

présenté par Xavier-Gilles Néret

« Lecteur assidu dans son enfance des dessins d’humour du New Yorker, Mead traite souvent ses personnages dans un style grotesque, qu’on peut comprendre comme une satire. En particulier lorsqu’il aborde des sujets religieux : communiantes profanant l’office catholique et déniaisant des prêtres, par exemple. Mais il ne revendique aucune interprétation a priori de ses créations. Il n’y a rien de démonstratif dans son art, dont l’enjeu principal est d’explorer sans autocensure, par le dessin spontané et la peinture, les profondeurs de l’imagination, proclamée « reine des facultés » par Charles Baudelaire. Influencé par les couvertures des pulps et par les comics de Robert Crumb – autant que par les cartes postales des bords de mer anglais –, Stu Mead est aussi un admirateur de Hans Bellmer, Balthus et Henry Darger, dont les œuvres figurent désormais dans les plus grands musées du monde.

[Ce livre est une invitation à]  défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”

Xavier-Gilles Néret

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”.


Stu Mead ‘LIndomptable’ Couverture, 2025

Bu kitap, sözde açık ve canlı bir toplumda değerli bir meta olan sanatçıların yaratıcı özgürlüğünü ve hayalgüçlerini bir polis gücü kurma girişimlerine karşı savunmak için bir davettir.

“Çocukken New Yorker karikatürlerinin hevesli bir okuyucusu olan Mead, karakterlerini genellikle hiciv olarak anlaşılabilecek grotesk bir tarzda ele alıyor. Bu, özellikle dini konuları ele aldığında geçerlidir: örneğin, komünyon kızlarının Katolik ayinlerini kirletmesi ve rahiplerin özgürlüklerini reddetmesi. Ancak yarattıklarıyla ilgili herhangi bir a priori yorumlama iddiasında değildir. Onun sanatında, Charles Baudelaire’in ‘yetilerin kraliçesi’ ilan ettiği hayal gücünün derinliklerini otosansür uygulamadan, spontane çizim ve boyamalarla keşfetmek gibi gösterişli bir şey yoktur. İngiliz sahil kartpostalları kadar pulp dergi kapakları ve Robert Crumb’ın çizgi romanlarından da etkilenen Stu Mead, aynı zamanda eserleri bugün dünyanın en büyük müzelerinde yer alan Hans Bellmer, Balthus ve Henry Darger’ın da büyük bir hayranıdır.

Xavier-Gilles Néret

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”

Ama yılmayan hayal gücü ne kadar da sağlıklıdır!

24 Nisan Perşembe günü Sterput, Or Bor tarafından yayınlanan ‘Stu Mead, L’Indomptable’ kitabının lansmanı için Xavier-Gilles Néret (yazar) ve Annabelle Dupret’i (yayıncı) ağırlayacak. Kitap Sterput’ta satışa sunulacaktır. Présentation du livre > Stu Mead, l’Indomptable


“Stu Mead, l’Indomptable”

‘An avid reader of New Yorker cartoons as a child, Stu Mead often treats his characters in a grotesque style that can be understood as satire. This is particularly true when he tackles religious subjects: communion girls desecrating Catholic services and denying priests their freedom, for example. But he does not claim any a priori interpretation of his creations. There is nothing demonstrative in his art, whose main challenge is to explore, without self-censorship, through spontaneous drawing and painting, the depths of the imagination, proclaimed ‘queen of the faculties’ by Charles Baudelaire. Influenced by pulp magazine covers and Robert Crumb’s comics – as much as by English seaside postcards – Stu Mead is also an admirer of Hans Bellmer, Balthus and Henry Darger, whose works now feature in the world’s greatest museums. [This book is an invitation to] defend the creative freedom of artists, a precious commodity in a supposedly open and vibrant society, against any attempt to establish a police force for the imaginary.’

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”

Xavier-Gilles Néret

“But how salubrious is the indomitable imagination!”

-On Thursday 24 April, Sterput will be welcoming Xavier-Gilles Néret (author) and Annabelle Dupret (publisher) for the launch of Stu Mead, L’Indomptable, published by Or Bor. The book will be on sale on site.-

> Vive Stu Mead !

> Vive l’imaginaire indomptable !


Stu Mead ‘Krampussy’ 2008

If the graphic terrorists of Dernier Cri are intent on destroying the world – or, as Bolino puts it, “cleaning it up” – they are doing so in order to invent a new one, in accordance with Charles Fourier’s rule of absolute distance, and bring beings and things into existence on a new horizon.

STU MEAD > Vendetta 10

“Stu Mead, l’Indomptable”

“Stu Mead, l’Indomptable”

Jeudi 24 avril, le Sterput accueillera Xavier-Gilles Néret (auteur) et Annabelle Dupret (éditrice) pour la sortie du livre “Stu Mead, L’Indomptable” aux éditions Or Bor. Le livre sera en vente sur place.

> Vive Stu Mead !

> Vive l’imaginaire indomptable !