FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”
We have a real shockumentary book collecting together 14 artists from Japanese Underground to LDC militants comes from different disciplines: Vero, Yvang, Fredox, Pakito Bolino, Sekitani, Dave 2000, Kosuke Kawamura, Henriette Valium, Winston Smith, Jean Kristau, LB, Andy Bolus and also some collaborative works of Leo + Fredox. Nice to see all these artists together in an orgasmic battlefield suchlike that, also it’s very surprising to see Samplerman’s psychedelia near to Fredox’s pornography. Jean Kristau’s surrealist novel we’ve known from ‘STANDKORB’ and DAVE2000’s 3D madness are also continues on the pages with Sekitani’s pathologic inferno.
FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”
As readers, we encounter with a high level transgressive energy at first sight, crimes of future meets with pop-art on the pages, on the other hand ‘Fotoshok’ is taking the lead from our dark emotions, touching our intellect and waking somethings up in our minds: Commodification of woman body in 21th century and dead generations of techno-industrial civilisation are laying in front of our eyes with all ugly. Unfortunately Comics don’t look like they were in the 1960s anymore, genetically modified children has been hyperactive under the influence of digital media are starting to be zombified page by page and we’re beginning to ask ourselves: Where the hell are we going to !? LE DERNIER CRI
Dossiers Noirs de l’histoire: FREDOX
Post-apokaliptik brutal dadaizm ve patolojik imaj kreasyon. Eserleri anti-militarist, anti-nazi çağrışımlara açık olsa da gözden ziyade mideye oynayan bir sanatçı Fredox. İzleyicinin retinasından midesine yol alan, yemek salonumuza pek de asmak istemeyeceğimiz türden resimler bunlar. Peki ya bunlar resim mi!? Maalesef. İnsanın insana yüzyıllar boyunca savaşlar ve soykırımlarla tattırdığı sınırsız acının ve katliamın manzaraları, insanın hayvanlığı ve tarihin karanlık dosyaları. Bakmaya çekindiğimiz, uzağımızda, televizyonda, madalyonun öteki yüzündeki cinayetlerin, soy kırımın, yıkımın ve tecavüzün estetik bilinci.
Sanatçının ileri düzey bir teknikle işlediği kolajlardan meydana gelen bu 135 sayfalık ‘dossiers noirs de l’histoire’ başlıklı eser, meşhur Fransız grafik manyakları Le Dernier Cri’den yayımlanmış. Kitabın giriş kısmında anksiyete, görme bozukluğu ve çeşitli nevrotik durumlara karşı bir uyarı yeralıyor, şaka değil; kitaptan vahşet fışkırıyor, fotografik öğelerle yoğun bir şekilde konsantre edilmiş şiddet ve katliam, yüzeyi son raddesine kadar zorlayarak izleyiciye nefes aldırtmıyor, her sayfada anksiyete, korku ve mide bulantısını tetikliyor. Bu işkenceye daha fazla dayanamayıp kitabı bir an önce elimizden fırlatarak çığlık çığlığa sokaklarda koşturmamız işten bile değil.
Çalışma sürecin ve yaptıklarına ilişkin bizleri biraz aydınlatabilir misin?
Çizgi roman yapıyorum, çizimler ve foto-manipülasyonlar. Yaptığım işin niteliği, harcadığım zamana ve moduma göre değişiyor. Çoğu zaman çizimleri ve tüm yüzeyi renklendiriyorum. Bazen de yüzeye farklı bir sayfadan kopardığım kağıt parçalarını yapıştırarak katmanlar yaratıyorum veya daha çok fotografik çalışmalarımda olduğu gibi farklı bir çizimden kestiğim parçalarla montajlıyorum. Bu çok katmanlı dokular şans eseri keşfettiğim bir teknik ama oldukça hoşuma gidiyor : Kaba ve çirkin. Sonra geriye tarama ve belki biraz da temizleme işlemi kalıyor.
Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?
Özel bir şey yok. Sadece çizmeyi ve birşeyler yapmayı seviyorum. En son Witchcraft Hardware için bir t-shirt ve skateboard tasarladım, gayet memnunum.
Bu karakterler nerden ilham alıyor?
Heavy Metal albüm kapakları ve GG Allin’ın dövmelerinden.
Daniel Cantrell ‘Black Goo’ (2012)
Bizlere biraz fanzin kültürü ve senin bu işlere nasıl bulaştığından bahsedebilir misin?
Fanzin yapmaya Hiromi Nakajima ile Good vs Evil temasına yönelik ortak çizimler yaparak başladım. Başlık hoşuma gitti ve diğer sanatçıların da bu konsepte katılmalarını ve fanzin olarak yayımlamayı teklif ettim. Bu noktadan sonra diğer sanatçıları ve yayımcıları tanımaya başladım. Fanzinleri ne kadar kaba ve çiğ olurlarsa o kadar çok seviyorum.
Çalışmalarını hangi seviyede görmeyi umuyorsun?
Sanırım Le Dernier Cri çizimlerimden oluşan özel bir kitap yayımlayacak ayrıca 3D kitapları için de bir kapak çizimi yaptım. Onların yaptığı her şeyi seviyorum, teklifleri benim için gurur verici. Ayrıca son zamanlarda Star Wars kartları yaptım ki gayet güzeller.
Çocukken hangi çizgi romanları okurdun?
Asterix, Viz magazine, 2000AD, Beano and Dandy.
Çalışmalarına yönelik ne tip reaksiyonlar alıyorsun?
Sanırım ufak da olsa bazı insanların hoşuna gidiyor. Çoğunluk, büyük olasılıkla boktan olduğunu düşünüyorlar.
Can you explain to us a little about your work process and what you do?
I make comics, drawings and photo mess-ups. What I make depends on how much time I have, or my mood. I usually paint all the lines, and colour with ink. Sometimes I add new layers of paper on top of another with white paper tape, or rip a section of another drawing and stick it on, then rip it off again – you can see that more with my photo stuff. This multi-layering was something I discovered by chance, but I really like the aesthetic of it: rough and ugly. I then scan and maybe add a bit of photoshop to clean it up.
What are you working on at the moment?
Nothing special. I just love to draw and make stuff. I recently designed a shirt and skateboard for Witchcraft Hardware that I’m pretty happy about.
What inspires the characters in your work?
Heavy metal album covers, tattoos of GG Allin.
Can you tell us about zine culture and how you got involved?
I started making zines when I made some collab drawings with Hiromi Nakajima on the theme Good vs Evil. I liked the name, so I asked other artists to get involved and printed it as a zine. From there, I got to know other artists, publishers, etc. I like zines as they are rough and raw, how good art should be.
Daniel Cantrell
What’s been the high point of your career so far?
Maybe Le Dernier Cri putting out a silkscreen book of my work, or being on the cover of their 3D book. I love everything they put out, so was a great honor to be asked. Also, I did some Star Wars sketch cards which was pretty cool.
What comics did you read growing up and how did they influence you in your work now?
Asterix, Viz magazine, 200AD, Beano and Dandy.
What sort of reaction do you normally get from your work?
I think some people like it, a small niche. Others probably just think it’s shit.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
1963 doğumlu Ichiba, çokça ürettiği çizimler ve yayınladığı kitapçıklarla tanınan bir sanatçı. Özel yerlerde sergilenen çalışmaları ise bir çok Japon hayranı beraberinde getirmiş.
Aurélien Estager, 2007 / Türkçesi: Erman Akçay
Bilindiği üzere manga ve animasyon kültürü Japonya haricindeki ülkeler için de her zaman ilgi çekici olmuştur. Ve bu ‘Otaku’ kültürü, bir çok genç Japon sanatçıyı da doğal olarak etkilemiş; Ichiba da hiç şüphesiz bu kültürel iklimde büyüyenler arasında ve artistik açıdan çizimlerinde bunu yakalamak hiç de zor değil; fakat hakkını vermek gerekir ki Ichiba‘nın sergilediği bu mutasyon, tekniğin de yeteneğin de ötelerinden derin ve karanlık bir tutkudan, bir arayıştan kaynaklanıyor gibi.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen küçük yaşlardan itibaren çizgi romanlar yapmaya başlar. İlkokul sıralarındayken bile dönemin popüler çizgi romanlarından esinlenerek arkadaşlarının karikatürlerini çizip dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Sonrasında ergenliğin de verdiği enerjiyle çizimi bir kenara bırakır ve kısa ömürlü de olsa bir funk müzik grubu kurmayı başarır; onu heyecanlandıran müzikten ziyade sahnede seyircilerin karşısında olmaktır. Grubun dağılmasıyla birlikte Ichiba kendine döner ve yeniden bir şeyler karalamaya başlar. Saplantılarla yaralanmış zihninin toplumla olan çekişmesi ve yarattığı kaos, Ichiba‘nın karanlığını durmadan besler ve kadın figürünü merkeze alan çizgilerinde sekiz yaşında kaybettiği annesini arayan bir kırılganlık vardır.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
George Akiyama‘dan etkilenen Ichiba, Dadaesk kolajlar, desenler ve abartılı hikayeleriyle mutant kurbağalardan göl kenarlarına, iblislere şarkı söyleyen tek kollu sakat kızlara kadar seks ve vahşetin çarpıcı sahnelerini tuhaf bir mizah duygusuyla gözlerimizin önüne seriyor ve bizleri absürd diyaloglara, karabasanlarına ortak ediyor.
Ichiba, sanatı için şöyle diyor:
“Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, içimizde çürüyen bir şeyler her zaman var. Yaşadığımız dünyanın büyüleyici güzellikteki manzaralarına paralel berbat manzaraların olması gibi. Elbette ki bunlar hastalıklı ve negatif, fakat böyle olmaları onları görmezden geleceğimiz anlamına da gelmiyor. Güzele doğru eğildiğim her sayfada tuhaf unsurların, grotesk elementlerin dengeyi sağlamak adına yükselen, karşı konulmaz dürtüsüne yenik düşüyorum; buna rağmen çoğu izleyici farkında olmasa da resimlerimde her zaman kendime has bir denge kurmayı başarmışımdır.”
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ fotoğraf
– ENGLISH –
Ichiba’s Intricate Drawings Interweave The Disturbing And The Grotesque
by Leslie Tane
Life is an inextricable combination of beauty and awfulness, good and evil, and Japanese artist Daisuke Ichiba captures these dichotomies in his highly detailed, densely populated drawings. Drawing is just one of the media that Ichiba has mastered — he is also a painter, filmmaker, and photographer. No matter the form, though, his content grapples with the reality of life and its grotesqueries.
“Choosing to create work that is only beautiful feels artificial. Thus I paint both. You cannot sever the two. The expression that results is a natural chaos. In my work I project chaos, anarchy, anxiety, the grotesque, the absurd, and the irrational. By doing so I attain harmony. This is my art. Put simply, I paint humanity (the spirit).”
At first glance it’s possible to miss the disturbing elements of Ichiba’s work. The Indian ink compositions are dense and unusual for Japanese art, which tends toward clean lines and minimalism, although they do include Japanese iconography such as the schoolgirl and cherry blossoms. Influenced by his early admiration of comic book art and manga as well as the loss of his mother at age 8, his works fuse vile, often many-eyed, monsters into domestic scenes. Figures are missing features—an eye here, a mouth there—and the occasional introduction of color feels threatening, reminiscent of spreading blood.
He meditates on sexuality and death and the intangible cord that ties them together. Ichiba’s haunting tableaus are a type of contemporary shunga (Edo-period erotic scrolls), in which beauty navigates chaos with one eye closed. (Source)
The impassivity of the deformed figures is striking in the work. Both human and monster accept their fates. The faceless children and severed heads represent the darkness in all of us, ubiquitous and unquestioned.
Elif Varol Ergen ‘You Can’t Run’ digital painting, 80x120cm, 2011
“…Karabasanlarımda kırmızı egemen. Kırmızı tutkunun, neşenin rengi. Kırmızı içsel yolculukların rengi, insanın gizli doğasının, bilinçsizliğin girinti ve çıkıntılarının rengi. Her şeyden çok kırmızı öfkenin ve şiddetin rengi…”
Kathy Acker, ‘Annem: İçimdeki Şeytan’
“Incognito”, gizlenen kimlik anlamına geliyor. Hemen her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz şiddet ve cinsel istismar mağduru küçük çocukların isimlerini gizleme meselesine bir gönderme niteliği taşıyor. Hepimizin şu ya da bu şekilde farkında/ haberdar olduğu, oldukça ağır psikodinamiklere sahip ve farklı bilim dallarının araştırma konusu olan bir kavram çocuk istismarı. Plastik sanatlara baktığımızda ise çocukluk dönemlerine ilişkin travmalarını, cinsel kimliklerinin oluşumundaki arızaları/ kafa karışıklıklarını konu edinen, “confessional” kategorisinde değerlendirebileceğimiz sanatçılar bir yana, genelde “üç maymun”un oynandığı “çocuk istismarı” meselesi ve ardından yaşanan trajedilere el atan sanatçıların sayısı gerçekten çok az. Bu bağlamda Elif Varol Ergen’in çalışmaları plastik unsurlarının yetkinliğinin yanı sıra, içerdiği sosyal/ psikolojik alt metinler yönünden ve konuyu ele alışındaki mesafeli, izleyiciyi semboller üzerinden düşünmeye çağıran ve “istismar üzerinden istismar” yapmayan tavrıyla öne çıkıyor.
Elif Varol Ergen ‘Observers’
Çocuk istismarı, özellikle de cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmakta ve vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmekte (1). İstismarı gerçekleştirenler ise çoğunlukla, çocuğun birinci dereceden yakını, ona bakım vermekle yükümlü olan ve/ veya bağlanma nesnesi olan kişiler. Söz konusu vakaların büyük bir kısmında ya annenin fiziksel istismarı, ya da yakınındaki bir erkeğin cinsel istismarına uğrayan çocuğun başına gelenler karşısında sessiz kalmayı tercih eden bir anne figürü karşımıza çıkıyor. Bazı vakalarda ise durumdan haberdar, fakat müdahalede bulunmayan kişilerin birden fazla olduğu gerçeği durumun vahametini bir kez daha ortaya koyuyor. Elif Varol Ergen’in çalışmalarında sıklıkla değindiği süreçlerden birisi de bu sessiz/ pasif kalma, hatta bir voyeur konumunda çocuğun başına gelenleri gizil/ hastalıklı bir hazla izleyen gözlerin varlığı. “Gözlem” başlıklı işinde ilk bakışta sembolik bir unsur gibi görünen “gözler”in küçük kız çocuğuna attığı bakışların hiç masum olmadığını anlıyoruz, bu gözler kösnüyle çarpılmış, olan biteni izlemekten haz alan gözler. Kuyu’nun dibinde dahi olsa henüz tebessüm edecek kadar başına gelenlerin ayırdında olmayan “Prenses”, “Kırmızı”da sapkın gözleri şaşırtarak beklenmedik bir hamle yapacak hale getiriliyor. Konuşma ve kendini savunma hakkı tanınmayan, söz almak istediğinde izin verilmeyen (sanatçının işlerinde kesik parmaklarla imlenen) çocuk eline silahı alıveriyor. Cinsel/ fiziksel istismara uğrayan ve canına tak ettiğinde işi cinayetle ve/ veya intiharla sonlandıran çocukların sayısı, medya aracılığıyla çok sık yansıtılmasa da, azımsanamayacak kadar fazla. Sanatçıya göre: “Yetişkinlerin travmatik ve acımasız dünyalarının, çocuk bedeni ve ruhu üzerindeki şiddetli yansımaları, yaşayan ama yaşamın farkında olmayan, acı çekip bunu sadece düş kırıklığı sanan ve cinsiyetinden utanan çocuk karakterler üretiyor.” Çocuğun mutlu anları ise çok uzaklardan ona el sallayan üçbeş silik imaj olarak iz bırakıyor hayatının geri kalanında. Elif Varol Ergen katran, silahlar ve kesikler gibi oldukça şiddetli elemanlarla tezat olarak duygusal ve geçmişe dönük olarak bellekte bir mutluluk arayışının izlerini sürüyor çalışmalarında.
Elif Varol Ergen ‘Daikon’ digital painting, 48x68cm, 2010
“…My nightmares are based on red. Red’s the color of passion, of joy. Red’s the color of all the journeys which are interior, the color of hidden flesh, of the depths and recesses of the unconscious. Above all, red is the color of rage and violence…”
Kathy Acker, “My mother: Demonology”
“Incognito” means hidden identity. It qualifies a reference to the problem of hiding the names of the little children, victims of violence and sexual abuse, that we see on the third pages of newspapers almost everyday. Child abuse is a concept that all of us are somehow aware / cognizant of; it has rather slow psychodynamics and it is studied by different branches of science. When we take a look at plastic arts, except the artists taking, as a subject, their traumas related to their childhood periods, the failures / confusions during the formation of their sexual identities and whom we could consider under the “confessional” category, the number of artists who lay their hands on the problem of “child abuse” (when usually “three monkeys” is played) and ensuing tragedies is really very low. In this context, in addition to the competency of their plastic constituents, Elif Varol Ergen’s works become prominent with the social / psychological subtexts they contain and the manner in which she takes the subject matter; reservedly, inviting the viewer to think through symbols and restraining from “abusing over abuse”.
Elif Varol Ergen ‘Gun’ digital painting, 48x68cm, 2010
Although child abuse, particularly sexual abuse is a common situation generally lasting for years, it often remains hidden and it is believed that only 15 percent of the cases is reported (1). The abusers are mostly first degree relatives of the children who are responsible for their cares and / or have attachment objects. In the majority of the mentioned cases, we are confronted with a mother figure choosing to remain quiet on what the child experiences when physically abused by the mother or when sexually abused by a man nearby. The fact that, in some cases, more than one person are aware of the situation, yet they do not intervene illustrates the gravity of the situation once more. One of the processes Elif Varol Ergen frequently deals with in her works is this remaining silent / passive, or even the existence of eyes watching, in a voyeur condition, the overtakings of the child with a secret / sick pleasure. In her work titled “Gözlem (Observation)”, we discover that the “eyes”, appearing as a symbolic element at first glance, do not look at the little girl innocently at all; these eyes have been distorted by lust, they take pleasure from watching the goings-on. “Prenses (The Princess)”, so unaware of what lies ahead that she smiles naively although she’s at the bottom of The Pit, is transformed to surprise the perverted eyes in “Kırmızı (The Red)” and to be about to make an unexpected move. The child, devoid of the right to speak and to defend herself / himself, denied when she / he asks for permission to speak (implied by cut fingers in the artist’s works), takes the gun into her / his hand. The number of children who are sexually / physically abused and who, when sick / tired of it, end it with murder and / or suicide is too many to ignore although not so frequently reflected by the media. According to the artist: “The severe reflections of the traumatic and merciless worlds of adults on the bodies and souls of children raise child characters, living, but not being aware of it; suffering, yet mistaking it as disappointment and embarassed about their genders.” The happy moments of the child leave traces as three to five obscure images waving hands from afar, in the remainder of her / his life. In her works, contrasting with extremely severe elements like pitch, guns and cuts, Elif Varol Ergen follows the traces of an emotional, retrospective search for happiness in memories.
Elif Varol Ergen ‘I remember’ digital painting, 70x90cm, 2013
Öte yandan Varol Ergen’in işlerine bakarken Freud’un ortaya attığı “tekinsiz” (unheimlich/uncanny) ve Julia Kristeva‘nın rezil, berbat, zillet, atık sözcükleriyle açıklayabileceğimiz “abject” kavramlarını göz önünde bulundurmanın faydalı olacağını düşünüyorum (2). Zira her sanat izleyicisinin kolaylıkla hazmedemeyeceği sert ve metaforik unsurlar var sanatçının çalışmalarında. Zaman-uzam algısının bulanıklaştığı resim mekanlarındaki bazı motifler istikrarlı bir biçimde karşımıza çıkıyor ve “tekinsizlik” duygusunu pekiştiriyor. Groteskleştirilmiş, deforme edilen, sarkan ve eriyen formlar, kesik ve tanım ötesi biçimlere dönüşen uzuvlar, yoğun kırmızı ve siyah kontrastlarla tam da “abject”e işaret edecek biçimde bir araya geliyor. Ancak Kristeva’nın da vurguladığı gibi “iğrenç kılan, kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir… iğrenç, sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir…arada, muğlak ve karışmış olandır…hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcüdür…” (3). Dolayısıyla sanatçı, asıl “iğrenç” olanın ne/ kim olduğu üzerine bir zihin jimnastiğine davet ediyor bizi.
Sanatçının akademik geçmişinin de çalışmalarını beslediği, zenginleştirdiği göze çarpan noktalardan. Yüksek lisans tezinin başlığı “Uzakdoğu Kültüründe ‘Japonya Örneğinde› Çizgi Roman Sanatının Gelişimi” olan Varol Ergen’in çalışmalarına manga/ anime’lerin görsel dünyasını duyumsatan ancak daha içe dönük ve sembolik bir kavrayışın hakim olduğunu görüyoruz. Doktora tezini ise “Resimli Çocuk Kitapları” üzerine yapan sanatçının, özellikle “İncognito” serisinde çocuk kitaplarının illüstratif dilini yapıbozuma uğratan ve söz konusu dili kullanarak “büyüklere” (aslında) kurmaca olmayan öyküler anlatan bir görselliğe ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu noktada uzakdoğu ve batı kültürlerinde, Varol Ergen ile benzer bir görsel ve tematik evreni paylaşan Toshio Saeki ve Trevor Brown geliyor akla. Toshio Saeki lokal/ folklorik, uzakdoğu’nun gelenekleriyle hesaplaşan ve aykırı cinsellikler/ amorf biçimler içeren çalışmalara imza atan bir isim. Ergen ise yaşadığı ülkenin karanlık ve örtbas edilen gerçeklerini büyük ölçüde coğrafyasızlaştırarak, nihayetinde konvansiyonel bir dile ulaşarak aktarıyor. Trevor Brown da yine çocuk istismarını oldukça sert bir dille fakat fetişleştirerek ele alan işler üretiyor. Elif Varol Ergen ise çocukların savunmasız konumlarından faydalanmadan, onları cicili/ bicili, şeker öğeler gibi göstermiyor, daha acımasız bir gerçeklik düzeyinde, lafı dolandırmadan, gerektiğinde deforme edip “çirkinleştirerek” işlerine taşıyor.
Zira Ergen’in çocukları yetişkinliğin karanlık dünyasına olması gerekenden çok daha erken intikal etmiş çocuklar, elbiselerinin kirli, kanlı, vücutlarının metamorfoza uğramış olması bizi şaşırtmıyor. Ergen önce çocukluğun “basit mutluluk an”larına, sonra da lekeli, geri döndürülemez, burkulan/ incinen anlarına götürüyor bizi. Evet, tebessüm ediyoruz belki kuyunun dibindeki “Prenses” ile birlikte, ama çok geçmeden yüzlerimize acı bir gülüş, dilimize “kırmızı”nın kekremsi tadı yerleşiyor.
On the other hand, while viewing Elif Varol Ergen’s works, I think it would be useful to consider the “uncanny” (unheimlich / tekinsiz) concept proposed by Freud and the “abject” concept of Julia Kristeva which we could describe with the words vile, wretched, despicable, waste (2). Because, there are hard and metaphorical elements in the artist’s works that not all art viewers could easily digest. In the painting spaces where the space – time perception becomes blurred, some patterns consistently emerge and reinforce the feeling of “uncanniness”. Forms; that have been rendered grotesque, deformed, sagging and melting; limbs; cut and disfigured into shapes beyond recognition, come together, with intensive red and blacks contrasts to point right at “abject”. But, as Kristeva has also emphasized, “It is not impurity or disease that renders abject; it is the one disturbing an identity, a system, an order… abject is something disrespecting boundaries, locations and rules… it is, betwixt, obscure and deranged… it is a scoundrel, liar, a criminal lacking a prick of conscience, a rapist without a sense of shame…” (3). Hence, the artist invites us to a mind exercise on who / what is really “abject”.
An issue that leaps out is that the academic background of the artist feeds and enriches her works. The title of her master thesis being “Development of Comics in Japan and Fareastern Cultures”, we observe that her works, while making you sense the visual world of mangas / animes, are more introverted and governed by a symbolic conception. Having carried out her PhD thesis on “Illustrated Children Books”, we could easily say that especially in the “Incognito” series, the artist has jigsawed (deconstructed) the illustrative language of the children books and has reached a level of visuality that tells “adults” (not so) non-fictional stories.
Elif Varol Ergen ‘Forget it’ digital painting, 70x90cm, 2013
At this point, two names, sharing a similar visual and thematic universe in fareastern and western cultures, with Varol Ergen emerge: Toshio Saeki and Trevor Brown. Toshio Saeki has achieved local / folkloric works, settling up with fareastern traditions and including anomalous sexualities / amorphous figures. Ergen, on the other hand, strips, the dark and suppressed truths of the country she lives in, of geography and finally narrates, having reached a conventional language. Trevor Brown also produces works handling child abuse, with a very hard language, but by fetishizing it. Elif Varol Ergen, on the other hand, does not benefit from the defenceless state of the children, does not show them as chocolate boxes, lollipops; she transforms them to her works on a more merciless level of reality, without equivocations, deforming and “making ugly” when required. Because, Ergen’s children have devolved far earlier than required into the dark world of adulthood; their dirty, bloody clothes; their bodies having gone through metamorphosis do not surprise us. Ergen takes us first into the “simple happiness moment”s of childhood, then into the irreversible, twisted / hurt moments. Yes, maybe we are smiling together with “The Princess” at the bottom of the pit, but soon a bitter smile on our faces and the acrid taste of “red” on our tongues settle down.
Bora Gürdaş
Elif Varol Ergen ‘Interrupted’ digital painting, 80x120cm, 2010
Dipnotlar / End Notes * Acker, Kathy. “Annem : İçimdeki Şeytan”, İstanbul, Güncel Yayıncılık, 1996 : 9. 1. Yates A. “Sexual abuse of children”. Textbook of child adolescent psychiatry.(ed. Wiener JM). Washington : American Psychiatric Press, 1997; 699-709. 2. www-rohan.sdsu.edu/~amtower/uncanny.html 3. Kristeva, Julia. “Korkunun Güçleri, İğrençlik Üzerine Deneme”, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 2004 :17.
Bu metin 03 Şubat-03 Mart 2012 tarihleri arasında CDA-Projects tarafından düzenlenen Elif varol Ergen’in incognito adlı sergisi için kaleme alınmıştır.
This article is written for Elif Varol Ergen’s exhibition entitled incognito organized by CDA-Projects on February 03rd-March 03rd, 2012.