Gün geçtikçe canımıza okuyan gösterinin hızı, renklere ve ışığa karşı bizleri öylesine duyarsızlaştırdı ki çoğumuz için renk, neredeyse artık donuk bir anlam taşımaya başladı. Karanlık bir depresyonun içine sıkışmış doyumsuzlar gibi hiç bitmeyecek bir kabusun içindeyiz adeta. Bu modern sefalet içerisinde gösterinin yol açtığı ileti bombardımanı da maalesef gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Belki de bu tekno-endüstriyel gösterinin kaosundan kurtulmanın tek yolu seçilen malzemede farklılaşmaktan geçiyor. İnsan dışkısına yerleştirilmiş bir silikon mesela, balmumu bir ağda ya da kalem veya fosfor. Akıllı telefonlardan, internet başta olmak üzere her türlü dijital mecradan maruz bırakıldığımız bu enformasyon bombardımanı; zihnimizdeki içeriği her an güncellemekte, bazen de bizleri yalnızlıktan kurtarmakta ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlamakta.
İşte Seishiro Matsuyama‘nın sanatı, bizlere saldıran renklere ve enformasyona karşı verilen mücadelenin bir manifestosudur. Starwows Koleksiyon’unda obje olarak seçtiği atlar, bademler, gamalı haçlar, güleryüzler – neden ve neye gülmektedirler? -, telefon aramaları, çiçekler, dişler, yeme eylemi, gülmek hep bu bilgi ve renk karmaşasına göndermeler yapmakta; renkle, enerjiyle, mutlulukla, bedenin doğal olarak verdiği her tepkinin manifestosunu çizmekteler. Tüm bu semboller; Seishiro‘nun dehası Starwows, Capital Starwows’un sayfaları arasına gizlenmiştir.
Seishiro Matsuyama
– ENGLISH –
Manic vibrancy pulsates in us everyday. We are saturated in light and colour so much so that it causes some people to become over saturated and subsequently die or even worse! imprisoned in a sea of grey misery (depression). It is a struggle, a constant war. Colour poses a risk as do the continual bombardment of information we face on most part of our daily routine in contemporary squalor. With an array of materials, from high end products of oil and silicone to human excrement, crayon wax and markers we choose materials and their instruments that leads to the exorcism of these bombardments we face in a techno-gizmotronic society. One by one the information is stored in log books, on sheets of paper or paradoxically on the screen of a computer laptop or hand held smartphone device via cloud storing technology to be contextualised for ourselves and for the enjoyment and the wellbeing of other humans.
The Art of Seishiro Matsuyama is a manifestation of the war we face with both colour and information. This frenetic struggle and subsequent balance between the two becomes evident in the collection ‘Starwows’ filled with horses, almonds, smiling faces (why are they smiling?) swastikas, phonecalls, flowers, teeth, eating, bambies, smiling (still smiling) all infused with colour, energy, anger, happiness, saturation expression where the body is engulfed towards the point of pure unadulteration. Seishiro’s artwork is unadulterated spelled with a capital that is contained and deeply imbedded to the pages of Starwows, Capital Starwow.
Seishiro Matsuyama ‘Remix of Honeymoon’
Seishiro‘nun facebook sayfasındaki ‘Art Work Moon’ isimli çalışması ise nispeten daha az kaotik, daha çağdaş ve klasik çizgilerde olmasına rağmen tanımlanması zor ve özgün bir tekniğin ürünüdür. Kırmızı çorapları ve kocaman kafaları tuhaf gülüşleri ile karakterler, bizi bu dünyaya ait olmayan turistik ve gerçeküstücü bir safariye davet ederler. Servis tabağındaki yumurta ve deforme olmuş et, krema ve ahududu arka planda çiçeklerle örülü bir dağ.
Seishiro Matsuyama
Kainatta pişen bir yumurta için bir domuzu kesip ortadan ikiye ayırmak, öte yanda sohbet eden iki iş adamı ve iç çamaşırıyla sigara içen domuz adama saldırmak üzere olan tavuk adam. İlk bakışta absürt gelseler de gündelik hayatımızda bizi insanlıktan çıkaran bir hızla çalıştığımız mesai biçimleri düşünüldüğünde pek de absürt sayılmazlar.
İletişim araçları zamanla değişirken, yeni diller ve anlatımlar; mutsuzluk, aşk, eğlence ve gizem gibi insani duyguları ifade etmenin sembolik işaretleri de her gün biçim değiştiriyor. İletişimin en popüler biçimleri, akıllı telefonlarımızın üzerindeki Emoticon ve Stickerlar aracılığıyla her geçen gün hayatımıza ekleniyorlar. Seishiro kendine has görsel bir dünya yaratırken, yarattığı karakterleri Sticker diline özgü olarak da bir araya getiriyor. ‘Kemono My House’ isimli seride, 40 farklı karakterden oluşan bir sticker koleksiyonu, görsellerle bir araya getirilmiş kelimelerle birleşiyor ve her ne kadar Seishiro‘nun kendine özgü zekice stilini yansıtsa da aşık olduğumuz birine o esnada ne yapıyor olursa olsun gönderebileceğiniz kadar da masum görünüyorlar.
Seishiro Matsuyama
– ENGLISH –
The work album ‘Art Work Moon’ found on Seishiro’s facebook.com album is less chaotic and show’s more of the composed stylings of contemporary classical collaged pastes and unidentifiable technique on the surface. Beautifully strange touristic imagery brings us on a safari filled with large headed smiling people being nice to fleshy limbed creatures whilst they wear red socks. Eggs on platters and deformed meat piles with cream and raspberries all set in the foreground of a lush calming floral field with mountainy backdrop.
You crack open a pig to get an egg to cook in the cosmos whilst two business men converse in the canteen but deep down inside a chicken man is paired up to fight a pig man smoking a cigarette in his underwear. Might sound absurd but it is no more absurd than the day to day trot-toils we are faced with in our everyday human lives.
Seishiro Matsuyama ‘Stickers’
Forms of communication change over time, new forms of language spread into the vox populi of human engagement where new means of symbolic gestures take form to express human emotions such as sadness, love, joy and misery. A popular form of communication now takes the form of emoticons or stickers used on smartphone technological handheld devices. Seishiro has gone about incorporating his characters into his own visual language through sticker language. The series ‘Kemono My House!’ is a collection of 40 stickers like combinations of arranged letters (words) communicate emotions albeit in Seishiro’s uniquely idiosyncratic way they are filled with much of his unique witty droplets that you can send to loved one’s at home or while their out driving their car.
Liza Kaka ‘untitled’ ‘dessin au crayon sur papier’ (2019)
‘Les objets domestique et intimes sont mon champ de recherche pour trouver l’inspiration – les objets qui sont les temoines du passé, qui sont toujours des histoires a nous raconter. Sauvant je trouve ces objects pour une projets dans une seule endroit. J’analyse, je documente et je crée des histoire – en coupand, dessiand, peindrand, modeland ect. essaie-je de poser des marceaux trouvé ensemble comme une puzzle.
Specialement interessant pour moi c’est la question comment nous on se crée, comment on se forme notre vision du monde entrain de grandir dans tout ces objetcs. Cette son des question sur l’agrandir, infantin, sur enfance, sur les partentes, la morale, la norme, les relationes, les hierarchies, le vrai et le faut. Ansi je transforme le vrai en faut, le bien dans le mauvais, le beau dans le laid pour fair visible les histoires qui se m’impose.’
Liza merhaba, seni tanımayan okuyucular için kendinden bahsetmek ister misin?
Aslında kendimden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Sanırım resimlerim, kendim hakkımda dile getireceklerimden beni daha iyi anlatıyorlar (Bu yüzden annem yaptıklarımdan nefret ediyor). Çocukluğumdan beri doğaya ve mitolojiye, yaratmaya ve yıkmaya, yemeye ve yenmeye karşı büyük ilgim var. “Neden küçük tavşan derisini yüzdüğümüz zaman artık sekmiyor?” Gökkuşağının renklerine bürünmüş dağları izleyerek geçirdiğim tren yolculuklarım bitmek bilmezdi ve manzarayı izlerken kendimi metal iskeleti meydana çıkmış moloz yığınları içindeki yıkık binaların etrafında mastürbasyon yaparken hayal ederdim. Hafriyat, burada tekrardan değer kazanmıştı. Sonra kafamıza plastik çiçekler takıp, kahkahalar içinde komşumuzun kapısının önüne sıçtık.
Rahatsız edici, gerçeküstücü kompozisyonlar resmediyorsun; bilhassa tuhaf organik uzuvlarla yabancılaşmış bedenler ve tüm bu patoloji bizlere ne anlatıyor?
Ben, çıplak bedenleri kullanıyorum. Ancak bunun tam olarak cinsellikle ilgili olduğu söylenemez. Bazen büsbütün farklı bir şeyi anlatmaya çalışırken bu ‘araca’ tesadüfen denk geliyorum. İçsel çatışmalarla çok uğraşıyorum ve işlerimde bunları da kullanıyorum. Burada aslolan bireyin, dışarıdan yapılan sosyal ve ahlâki baskıyla arasındaki çatışma. Bununla birlikte, içsel ‘canavar’ımız ehlileşiyor ve sonunda yaratıcı, ilginç insanlar bile osuran figürlere dönüşüyor. Sonuçta kimseye resimlerimi nasıl algılaması gerektiğini söyleyemem. Yeni yorumlar almak ve insanlarda neleri tetiklediğimi, onlarda neyi kışkırttığımı duymak daha heyecan verici.
Liza Kaka ‘Anniversaire’ collage, 21x29cm (2017)
Warum hüpft der kleine Hase nicht mehr, wenn wir ihm das Fell über die Ohren gezogen haben?
Würdest du bevor dem Interview, etwas über dich erzählen, für unsere Leser die dich nicht kennen?
Eigentlich rede ich ungerne über mich. Ich glaube, besser als ich mich erklären könnten, können es meine Bilder (darum hasst meine Mutter auch was ich tue). Seit meiner Kindheit habe ich ein großes Interesse an Natur und Mythos, Kreation und Destruktion, fressen und gefressen werden. „Warum hüpft der kleine Hase nicht mehr, wenn wir ihm das Fell über die Ohren gezogen haben?“ Lange waren die Zugfahrten durch die regenbogen-farbenen Berge und aus dem Fenster sah ich mich neben einem eingestürzten Neubauten masturbieren aus dem sich Metallgerippe stützten. Hier erlangte Schrott neuen Wert. So steckten wir uns Plastikblumen in die Haare und kackten unserem Nachbarn mit lautem Gelächter vor die Tür.
Du malst nervig, und surrealist Kompositionen; entfremdeten Körper mit bizarre organische Organe und diese Pathologie was sagt es uns?
Ich benutze zufällig nackte Köper. Das hat aber nicht viel mit Sexualität in dem Sinne zu tun. Vielmehr stolpere ich zufällig über dieses ‚Mittel’ bei dem Versuch etwas anderes auszudrücken. Ich beschäftige mich viel mit inneren Konflikten. Hauptsächlich dabei ist der zwischen dem Einzelnen und dem moralischen, sozialen Druck von außen. Wobei unser inneres „Monster“ verkrüppelt und so selbst kreative und interessante Menschen und zu furzenden Fleischklopsen werden. Man muss sich schon anpassen. Und was nicht passt wird passend gemacht. Im Endeffekt möchte ich niemandem sagen wie er meine Bilder zu nehmen hat. Ich finde es spannender, neue Interpretationen zu hören und zu sehn was es in den Menschen auslöst.
Fransa’da birçok sanatçının, tasarımcının olduğu bir ortamdasın. Bu senin için besleyici oluyor mu?
Çevremde birçok yaratıcı insan var, evet, ancak bunların çoğu, kendini asla bir sanatçı olarak nitelendirmiyor. Çoğu müzik, edebiyat ya da görsel sanatlarla uğraşıyor, ama bundan daha önemlisi; sıradan, günlük aktivitelerdeki şeffaf, özgür ve maddi beklentisi olmayan yaratıcı alış veriş. Hayalgücü her şeyi oyuna çevirip, gündelik hayatı bir maceraya dönüştürebilir. Yaratıcı insanlarla bilinmeyen gerçekliklere, imkânlara dalmak ve bunları aramızda ilişkilendiriyor olmak benim için büyük bir ilham kaynağı.
In Frankreich, befindest du dich in ein Milieu, wo viele Künstler und Designer sind. Ist das reichhaltig für dich? Kannst du Deutschland in Bezug auf Grafikdesign vergleichen?
Es gibt viele kreative Menschen um mich herum, jedoch würden sich die meisten davon selbst nicht als Künstler bezeichnen. Viele beschäftigen sich mit Musik, Literatur oder visuellen Ausdruck, aber wichtiger ist ein offener, kreativer Austausch in alltäglich normalen Handlungen, die sich nicht um ein materielles Resultat drehen. Phantasie kann alles zum Spiel machen und Alltag in ein einzigartiges Abenteuer verwandeln. Es ist eine große Inspiration für mich mit kreativen Leuten in unbekannte Realitäten und Möglichkeiten einzutauchen und diese unter uns zu verbinden.
‘Au centre de cette travaille est une serie de collage qui sont fundamental contruit avec des marceaux des magazine de tricot et de la couture des années 60 et des livre d’anatomie. Accompagnement donne les petites formes geometriques de tricot j’ai fabriqué á parti des example des magasins de tricot et des plastiques en Keramiplast et Aluminium, qui sont influencé par des organes et des jouetes d’enfant.
L’analase par a la destruction: des coups precis d’une chirugien sociale rendre l’interieure de ces figure vers le visible surface. Des geste, des forme precis, des posture parlent du jugenment entre bien et mauvais, beau et laide. La reflexcion sur l’importance de la norme en pensent a la fragilité de etre s’exrirme par des forme de tricot et des plastiques creé en suivent les instruction des magasine.’
Daha çok hangi teknikle çalışmaktan zevk alıyorsun?
Farklı teknikler deneyerek keşifler yapıyorum. Kolaj, oyma baskı, resim, beden boyama, farklı materyallerden kostüm tasarlama (materyallerin çoğunu çöplerden topluyorum) ve kısa bir süredir de dövme ile ilgileniyorum. Bunlara hem araştırma, hem de oyun diyebilirim. Benim için önemli olan fikirlerimi ve ifade şeklimi her anlamda geliştirmek. Her teknik farklı bir biçim ve anlatı içeriyor. Örneğin, kolajlar yaratılışlarında tahrip edicidir ve voodoo’yu hatırlatırlar. Buna karşın kestiğim parçalar, onlara yapacağım bütün terbiyesizliklere karşı çaresizce elime düşmüş durumdadırlar. Yani kullandığım tüm tekniklerin kendine özgü, beni geliştiren, aynı zamanda birbirleriyle sentezlenen yönleri var.
Edebiyatta, müzikte veya görsel sanatlarda olsun, sanatçıların kimseyle paylaşmadığı, kalabalıklardan sakladığı yönleriyle iç dünyamızın derinliklerine dalmaları ilgimi çekiyor. Ya da farklı bakış açıları ve farklı dünyalar vasıtasıyla bizleri sorguya çekip kafamızı karıştırmaları.
Mit welcher Technik arbeitest du am liebsten? Du bevorzugst klassische Technik wie Collage, Muster, Farbe, obwohl der Siebdruck zur Zeit Populaer ist.
Ich probiere mich in verschiedenen Techniken aus. Von Collagen, Gravur, Malerei, Bodypainting, Kostüme aus verschiedenen Materialien (meisten aus Dingen, die ich im Müll fand) und seit kurzen auch Tätowierungen. All das ist Forschung oder Spiel. Mir geht es darum meine Ideen und den Ausdruck im gesamten zu entwickeln und nicht vordergründig ums einzelne Resultat. Man entwickelt zu jedem Material eine andere Beziehung und Geschichte. Collagen z.B. sind in ihrer Entstehung destruktiv und erinnern an Voodoo. Dabei sind mir die Figuren, die ich ausgeschnitten habe machtlos gegen all die Schandtaten, die ich ihnen antun werde, ausgeliefert. So hat jede Technik ihre Eigenarten, die sich auch unter sich vermischen und mich voran treiben.
Ob in Literatur, Musik, im visuellen Ausdruck wird es für mich interessant, wenn jemand versucht in unsere inneren Abgründe einzutauchen, die vor der Gesellschaft und oft auch vor uns selbst versteckt sind. Oder die versuchen unseren Verstand zu verwirren und uns alles in Frage stellen lassen, in dem sie andere Perspektiven und Realitäten eröffnen.
Liza Kaka ‘untitled’ ‘dessin au crayon sur papier’ (2019)
‘Le spectateur est confronté à des images de livres des années 60 jusqu’au 80 principalement avec des contenus médecinal, erotique, publicité alimentaire, conseille familial et des livres d‘enfants. Aussi des peluches, des installation de lumière, des poupées et autres jouets trouvent leur place dans cette accrochage. On dirat ce pourrait etre une ensemble des chose oublié deriere une placard ou ensous d’un lit.
Collagé les images ordinaire transmettent ces images plutot motivantes dans quelque chose d’angoissante. A la fin le collage est une mojenne de rendre des suptilités dans chaque image plus visible.
Une partie de l’installation est sur le sol. Grace à des installations motorisées certaines peluches sont en mouvement et bougent en boucle sur place. L‘animation des objets crée une ambiance fantomatique qui rend plus vivants ce qui ne semble être que des vieux souvenirs.’
Erkek egemen bir dünyada kadın sanatçıların yaşadığı zorluklar var mı, varsa sence neler?
Cinsiyet ayrımı olmaksızın tüm sanatçıların muzdarip olduğu problemin –buna problem demekten çekinmiyorum– ‘sansür’ olduğunu düşünüyorum. Sansür bence sözde liberal kültürlerin arkasına saklandıkları dini, cinsel ya da ahlâki sınırlar çektikleri ve yanlış, sahte hukuklarını ve artan cehaletlerini büyük kelimeler olan ‘hak’ ve ‘hukuk’ kelimeleriyle ağızlarından düşürmedikleri bir riyakârlıktan ibaret.
Die Zahl der männlichen Künstler ist bemerkenswert mehr als Frauen Künstler, was denkst du darüber? Warum sind Frauen mehr im Hintergrund bei Produktion trotz ihrer Interesse an Kunst? Was ist deine Meinung?
Das ist kein Thema für mich, da ich einerseits nicht in solche Situationen kam, aber auch andererseits nicht unbedingt in solchen (Gender-)Mustern agiere, denke oder lebe.
Nelerden ilham alırsın?
Mağara resimlerinden Orta Çağa, günümüze kadar her şeyden biraz biraz. Yalnızca belli sanatçılara odaklanmıyorum, aynı zamanda farklı konular, dönemler üzerine de yoğunlaşıyorum. Bu resimler arasındaki farkları, benzerlikleri araştırırken kayboluyor ve bir anda kendimi Ernst Haeckel’in derin su mikro-organizmalarının gelişimi üzerine kaleme aldığı bir makalenin içinde bulabiliyorum. René Laloux’in “La planete sauvage”ı ile Hieronymous Bosch’un resimleri arasında tuhaf bağlantılar kuruyorum. Bunların dışında dadaizm, sürrealizm ve sitüasyonist geleneğin de takipçisiyim.
Welche Schwierigkeiten gibt es für die Künstlerinnen in patriarchalischer Welt?
Ich denke, was für viele Künstler egal welchen Geschlechts, eine Schwierigkeit darstellt und ich bin nett es eine Schwierigkeit zu nennen, ist die ZENSUR. Es ist die Heuchelei einer sogenannten liberalen Kultur, die ihre religiösen, sexuellen oder moralischen Barrieren hinter einer falschen, leeren Politik verstecken, und mit erhobenen empörten Zeigefinger große Wörter wie „Recht“ und „Legalität“ in den Mund nimmt.
Gibt es Künstler die für dich wichtig und einflussreich sind?
Visuelle Einflüsse sammle ich an von den ersten Höhlenmalereien, übers Mittelalter bis heute. Dabei aber nicht nur spezielle Künstler sondern auch speziell Themen, verschiedene Epochen, suche deren Unterschiede und Gemeinsamkeiten, gehe total verloren und finde mich wieder in einem Buch über den Aufbau von Kleinstlebewesen aus der Tiefsee von Ernst Haeckel. Ich stelle bizarre Verbindungen her zwischen „La planete sauvage“ von René Laloux und den Werken von Hieronymus Bosch. Vor allem bin ich Fan der Dadaistischen, Surrealistischen und Situationistischen Strömungen.
Şu an üzerinde çalıştığın herhangi bir seri veya proje var mı?
Çalışma şeklim bu soruyu cevaplamamı zorlaştırıyor. Herhangi bir spesifik şey üzerinde çalışmıyorum. Her zamanki gibi: Kolajla birleşmeyi bekleyen bir yığın kağıt kırpıntısı, tamamlanmayı bekleyen linol baskılar ve tuvaller var. Sanırım bu aralar beni takip etmenin en kolay yolu arada bir Facebook veya Tumblr sayfalarıma göz atmak.
Hast du ein Projekt oder eine Serie auf dem du jetzt arbeitest? Kannst du ein Hinweis für deineAnhänger geben?
Die Art und Weise in der ich arbeite, macht die Frage etwas schwierig zu beantworten. Ich arbeite an nichts speziellen. Es ist wie immer: Ein Haufen Papierschnipsel, der zu Collagen verarbeitet werden will, halbfertige Linolschnitte und Leinwände wollen bearbeitet werden. Ich denke das einfachste, um auf dem Laufenden zu bleiben ist, von Zeit zu Zeit ein Blick auf meine Facebook-Seite oder Tumblr-Seite zu werfen.
FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”
We have a real shockumentary book collecting together 14 artists from Japanese Underground to LDC militants comes from different disciplines: Vero, Yvang, Fredox, Pakito Bolino, Sekitani, Dave 2000, Kosuke Kawamura, Henriette Valium, Winston Smith, Jean Kristau, LB, Andy Bolus and also some collaborative works of Leo + Fredox. Nice to see all these artists together in an orgasmic battlefield suchlike that, also it’s very surprising to see Samplerman’s psychedelia near to Fredox’s pornography. Jean Kristau’s surrealist novel we’ve known from ‘STANDKORB’ and DAVE2000’s 3D madness are also continues on the pages with Sekitani’s pathologic inferno.
FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”FOTOSHOCK – Catalog of the exhibition “Fotoshock: Master of collages”
As readers, we encounter with a high level transgressive energy at first sight, crimes of future meets with pop-art on the pages, on the other hand ‘Fotoshok’ is taking the lead from our dark emotions, touching our intellect and waking somethings up in our minds: Commodification of woman body in 21th century and dead generations of techno-industrial civilisation are laying in front of our eyes with all ugly. Unfortunately Comics don’t look like they were in the 1960s anymore, genetically modified children has been hyperactive under the influence of digital media are starting to be zombified page by page and we’re beginning to ask ourselves: Where the hell are we going to !? LE DERNIER CRI
Dossiers Noirs de l’histoire: FREDOX
Post-apokaliptik brutal dadaizm ve patolojik imaj kreasyon. Eserleri anti-militarist, anti-nazi çağrışımlara açık olsa da gözden ziyade mideye oynayan bir sanatçı Fredox. İzleyicinin retinasından midesine yol alan, yemek salonumuza pek de asmak istemeyeceğimiz türden resimler bunlar. Peki ya bunlar resim mi!? Maalesef. İnsanın insana yüzyıllar boyunca savaşlar ve soykırımlarla tattırdığı sınırsız acının ve katliamın manzaraları, insanın hayvanlığı ve tarihin karanlık dosyaları. Bakmaya çekindiğimiz, uzağımızda, televizyonda, madalyonun öteki yüzündeki cinayetlerin, soy kırımın, yıkımın ve tecavüzün estetik bilinci.
Sanatçının ileri düzey bir teknikle işlediği kolajlardan meydana gelen bu 135 sayfalık ‘dossiers noirs de l’histoire’ başlıklı eser, meşhur Fransız grafik manyakları Le Dernier Cri’den yayımlanmış. Kitabın giriş kısmında anksiyete, görme bozukluğu ve çeşitli nevrotik durumlara karşı bir uyarı yeralıyor, şaka değil; kitaptan vahşet fışkırıyor, fotografik öğelerle yoğun bir şekilde konsantre edilmiş şiddet ve katliam, yüzeyi son raddesine kadar zorlayarak izleyiciye nefes aldırtmıyor, her sayfada anksiyete, korku ve mide bulantısını tetikliyor. Bu işkenceye daha fazla dayanamayıp kitabı bir an önce elimizden fırlatarak çığlık çığlığa sokaklarda koşturmamız işten bile değil.
Çalışma sürecin ve yaptıklarına ilişkin bizleri biraz aydınlatabilir misin?
Çizgi roman yapıyorum, çizimler ve foto-manipülasyonlar. Yaptığım işin niteliği, harcadığım zamana ve moduma göre değişiyor. Çoğu zaman çizimleri ve tüm yüzeyi renklendiriyorum. Bazen de yüzeye farklı bir sayfadan kopardığım kağıt parçalarını yapıştırarak katmanlar yaratıyorum veya daha çok fotografik çalışmalarımda olduğu gibi farklı bir çizimden kestiğim parçalarla montajlıyorum. Bu çok katmanlı dokular şans eseri keşfettiğim bir teknik ama oldukça hoşuma gidiyor : Kaba ve çirkin. Sonra geriye tarama ve belki biraz da temizleme işlemi kalıyor.
Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?
Özel bir şey yok. Sadece çizmeyi ve birşeyler yapmayı seviyorum. En son Witchcraft Hardware için bir t-shirt ve skateboard tasarladım, gayet memnunum.
Bu karakterler nerden ilham alıyor?
Heavy Metal albüm kapakları ve GG Allin’ın dövmelerinden.
Daniel Cantrell ‘Black Goo’ (2012)
Bizlere biraz fanzin kültürü ve senin bu işlere nasıl bulaştığından bahsedebilir misin?
Fanzin yapmaya Hiromi Nakajima ile Good vs Evil temasına yönelik ortak çizimler yaparak başladım. Başlık hoşuma gitti ve diğer sanatçıların da bu konsepte katılmalarını ve fanzin olarak yayımlamayı teklif ettim. Bu noktadan sonra diğer sanatçıları ve yayımcıları tanımaya başladım. Fanzinleri ne kadar kaba ve çiğ olurlarsa o kadar çok seviyorum.
Çalışmalarını hangi seviyede görmeyi umuyorsun?
Sanırım Le Dernier Cri çizimlerimden oluşan özel bir kitap yayımlayacak ayrıca 3D kitapları için de bir kapak çizimi yaptım. Onların yaptığı her şeyi seviyorum, teklifleri benim için gurur verici. Ayrıca son zamanlarda Star Wars kartları yaptım ki gayet güzeller.
Çocukken hangi çizgi romanları okurdun?
Asterix, Viz magazine, 2000AD, Beano and Dandy.
Çalışmalarına yönelik ne tip reaksiyonlar alıyorsun?
Sanırım ufak da olsa bazı insanların hoşuna gidiyor. Çoğunluk, büyük olasılıkla boktan olduğunu düşünüyorlar.
Can you explain to us a little about your work process and what you do?
I make comics, drawings and photo mess-ups. What I make depends on how much time I have, or my mood. I usually paint all the lines, and colour with ink. Sometimes I add new layers of paper on top of another with white paper tape, or rip a section of another drawing and stick it on, then rip it off again – you can see that more with my photo stuff. This multi-layering was something I discovered by chance, but I really like the aesthetic of it: rough and ugly. I then scan and maybe add a bit of photoshop to clean it up.
What are you working on at the moment?
Nothing special. I just love to draw and make stuff. I recently designed a shirt and skateboard for Witchcraft Hardware that I’m pretty happy about.
What inspires the characters in your work?
Heavy metal album covers, tattoos of GG Allin.
Can you tell us about zine culture and how you got involved?
I started making zines when I made some collab drawings with Hiromi Nakajima on the theme Good vs Evil. I liked the name, so I asked other artists to get involved and printed it as a zine. From there, I got to know other artists, publishers, etc. I like zines as they are rough and raw, how good art should be.
Daniel Cantrell
What’s been the high point of your career so far?
Maybe Le Dernier Cri putting out a silkscreen book of my work, or being on the cover of their 3D book. I love everything they put out, so was a great honor to be asked. Also, I did some Star Wars sketch cards which was pretty cool.
What comics did you read growing up and how did they influence you in your work now?
Asterix, Viz magazine, 200AD, Beano and Dandy.
What sort of reaction do you normally get from your work?
I think some people like it, a small niche. Others probably just think it’s shit.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
1963 doğumlu Ichiba, çokça ürettiği çizimler ve yayınladığı kitapçıklarla tanınan bir sanatçı. Özel yerlerde sergilenen çalışmaları ise bir çok Japon hayranı beraberinde getirmiş.
Aurélien Estager, 2007 / Türkçesi: Erman Akçay
Bilindiği üzere manga ve animasyon kültürü Japonya haricindeki ülkeler için de her zaman ilgi çekici olmuştur. Ve bu ‘Otaku’ kültürü, bir çok genç Japon sanatçıyı da doğal olarak etkilemiş; Ichiba da hiç şüphesiz bu kültürel iklimde büyüyenler arasında ve artistik açıdan çizimlerinde bunu yakalamak hiç de zor değil; fakat hakkını vermek gerekir ki Ichiba‘nın sergilediği bu mutasyon, tekniğin de yeteneğin de ötelerinden derin ve karanlık bir tutkudan, bir arayıştan kaynaklanıyor gibi.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen küçük yaşlardan itibaren çizgi romanlar yapmaya başlar. İlkokul sıralarındayken bile dönemin popüler çizgi romanlarından esinlenerek arkadaşlarının karikatürlerini çizip dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır. Sonrasında ergenliğin de verdiği enerjiyle çizimi bir kenara bırakır ve kısa ömürlü de olsa bir funk müzik grubu kurmayı başarır; onu heyecanlandıran müzikten ziyade sahnede seyircilerin karşısında olmaktır. Grubun dağılmasıyla birlikte Ichiba kendine döner ve yeniden bir şeyler karalamaya başlar. Saplantılarla yaralanmış zihninin toplumla olan çekişmesi ve yarattığı kaos, Ichiba‘nın karanlığını durmadan besler ve kadın figürünü merkeze alan çizgilerinde sekiz yaşında kaybettiği annesini arayan bir kırılganlık vardır.
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ desen, kağıt üzerine mürekkep
George Akiyama‘dan etkilenen Ichiba, Dadaesk kolajlar, desenler ve abartılı hikayeleriyle mutant kurbağalardan göl kenarlarına, iblislere şarkı söyleyen tek kollu sakat kızlara kadar seks ve vahşetin çarpıcı sahnelerini tuhaf bir mizah duygusuyla gözlerimizin önüne seriyor ve bizleri absürd diyaloglara, karabasanlarına ortak ediyor.
Ichiba, sanatı için şöyle diyor:
“Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, içimizde çürüyen bir şeyler her zaman var. Yaşadığımız dünyanın büyüleyici güzellikteki manzaralarına paralel berbat manzaraların olması gibi. Elbette ki bunlar hastalıklı ve negatif, fakat böyle olmaları onları görmezden geleceğimiz anlamına da gelmiyor. Güzele doğru eğildiğim her sayfada tuhaf unsurların, grotesk elementlerin dengeyi sağlamak adına yükselen, karşı konulmaz dürtüsüne yenik düşüyorum; buna rağmen çoğu izleyici farkında olmasa da resimlerimde her zaman kendime has bir denge kurmayı başarmışımdır.”
Daisuke Ichiba ‘isimsiz’ fotoğraf
– ENGLISH –
Ichiba’s Intricate Drawings Interweave The Disturbing And The Grotesque
by Leslie Tane
Life is an inextricable combination of beauty and awfulness, good and evil, and Japanese artist Daisuke Ichiba captures these dichotomies in his highly detailed, densely populated drawings. Drawing is just one of the media that Ichiba has mastered — he is also a painter, filmmaker, and photographer. No matter the form, though, his content grapples with the reality of life and its grotesqueries.
“Choosing to create work that is only beautiful feels artificial. Thus I paint both. You cannot sever the two. The expression that results is a natural chaos. In my work I project chaos, anarchy, anxiety, the grotesque, the absurd, and the irrational. By doing so I attain harmony. This is my art. Put simply, I paint humanity (the spirit).”
At first glance it’s possible to miss the disturbing elements of Ichiba’s work. The Indian ink compositions are dense and unusual for Japanese art, which tends toward clean lines and minimalism, although they do include Japanese iconography such as the schoolgirl and cherry blossoms. Influenced by his early admiration of comic book art and manga as well as the loss of his mother at age 8, his works fuse vile, often many-eyed, monsters into domestic scenes. Figures are missing features—an eye here, a mouth there—and the occasional introduction of color feels threatening, reminiscent of spreading blood.
He meditates on sexuality and death and the intangible cord that ties them together. Ichiba’s haunting tableaus are a type of contemporary shunga (Edo-period erotic scrolls), in which beauty navigates chaos with one eye closed. (Source)
The impassivity of the deformed figures is striking in the work. Both human and monster accept their fates. The faceless children and severed heads represent the darkness in all of us, ubiquitous and unquestioned.
Elif Varol Ergen ‘You Can’t Run’ digital painting, 80x120cm, 2011
“…Karabasanlarımda kırmızı egemen. Kırmızı tutkunun, neşenin rengi. Kırmızı içsel yolculukların rengi, insanın gizli doğasının, bilinçsizliğin girinti ve çıkıntılarının rengi. Her şeyden çok kırmızı öfkenin ve şiddetin rengi…”
Kathy Acker, ‘Annem: İçimdeki Şeytan’
“Incognito”, gizlenen kimlik anlamına geliyor. Hemen her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz şiddet ve cinsel istismar mağduru küçük çocukların isimlerini gizleme meselesine bir gönderme niteliği taşıyor. Hepimizin şu ya da bu şekilde farkında/ haberdar olduğu, oldukça ağır psikodinamiklere sahip ve farklı bilim dallarının araştırma konusu olan bir kavram çocuk istismarı. Plastik sanatlara baktığımızda ise çocukluk dönemlerine ilişkin travmalarını, cinsel kimliklerinin oluşumundaki arızaları/ kafa karışıklıklarını konu edinen, “confessional” kategorisinde değerlendirebileceğimiz sanatçılar bir yana, genelde “üç maymun”un oynandığı “çocuk istismarı” meselesi ve ardından yaşanan trajedilere el atan sanatçıların sayısı gerçekten çok az. Bu bağlamda Elif Varol Ergen’in çalışmaları plastik unsurlarının yetkinliğinin yanı sıra, içerdiği sosyal/ psikolojik alt metinler yönünden ve konuyu ele alışındaki mesafeli, izleyiciyi semboller üzerinden düşünmeye çağıran ve “istismar üzerinden istismar” yapmayan tavrıyla öne çıkıyor.
Elif Varol Ergen ‘Observers’
Çocuk istismarı, özellikle de cinsel istismar sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmakta ve vakaların yalnızca %15’inin bildirildiği düşünülmekte (1). İstismarı gerçekleştirenler ise çoğunlukla, çocuğun birinci dereceden yakını, ona bakım vermekle yükümlü olan ve/ veya bağlanma nesnesi olan kişiler. Söz konusu vakaların büyük bir kısmında ya annenin fiziksel istismarı, ya da yakınındaki bir erkeğin cinsel istismarına uğrayan çocuğun başına gelenler karşısında sessiz kalmayı tercih eden bir anne figürü karşımıza çıkıyor. Bazı vakalarda ise durumdan haberdar, fakat müdahalede bulunmayan kişilerin birden fazla olduğu gerçeği durumun vahametini bir kez daha ortaya koyuyor. Elif Varol Ergen’in çalışmalarında sıklıkla değindiği süreçlerden birisi de bu sessiz/ pasif kalma, hatta bir voyeur konumunda çocuğun başına gelenleri gizil/ hastalıklı bir hazla izleyen gözlerin varlığı. “Gözlem” başlıklı işinde ilk bakışta sembolik bir unsur gibi görünen “gözler”in küçük kız çocuğuna attığı bakışların hiç masum olmadığını anlıyoruz, bu gözler kösnüyle çarpılmış, olan biteni izlemekten haz alan gözler. Kuyu’nun dibinde dahi olsa henüz tebessüm edecek kadar başına gelenlerin ayırdında olmayan “Prenses”, “Kırmızı”da sapkın gözleri şaşırtarak beklenmedik bir hamle yapacak hale getiriliyor. Konuşma ve kendini savunma hakkı tanınmayan, söz almak istediğinde izin verilmeyen (sanatçının işlerinde kesik parmaklarla imlenen) çocuk eline silahı alıveriyor. Cinsel/ fiziksel istismara uğrayan ve canına tak ettiğinde işi cinayetle ve/ veya intiharla sonlandıran çocukların sayısı, medya aracılığıyla çok sık yansıtılmasa da, azımsanamayacak kadar fazla. Sanatçıya göre: “Yetişkinlerin travmatik ve acımasız dünyalarının, çocuk bedeni ve ruhu üzerindeki şiddetli yansımaları, yaşayan ama yaşamın farkında olmayan, acı çekip bunu sadece düş kırıklığı sanan ve cinsiyetinden utanan çocuk karakterler üretiyor.” Çocuğun mutlu anları ise çok uzaklardan ona el sallayan üçbeş silik imaj olarak iz bırakıyor hayatının geri kalanında. Elif Varol Ergen katran, silahlar ve kesikler gibi oldukça şiddetli elemanlarla tezat olarak duygusal ve geçmişe dönük olarak bellekte bir mutluluk arayışının izlerini sürüyor çalışmalarında.
Elif Varol Ergen ‘Daikon’ digital painting, 48x68cm, 2010
“…My nightmares are based on red. Red’s the color of passion, of joy. Red’s the color of all the journeys which are interior, the color of hidden flesh, of the depths and recesses of the unconscious. Above all, red is the color of rage and violence…”
Kathy Acker, “My mother: Demonology”
“Incognito” means hidden identity. It qualifies a reference to the problem of hiding the names of the little children, victims of violence and sexual abuse, that we see on the third pages of newspapers almost everyday. Child abuse is a concept that all of us are somehow aware / cognizant of; it has rather slow psychodynamics and it is studied by different branches of science. When we take a look at plastic arts, except the artists taking, as a subject, their traumas related to their childhood periods, the failures / confusions during the formation of their sexual identities and whom we could consider under the “confessional” category, the number of artists who lay their hands on the problem of “child abuse” (when usually “three monkeys” is played) and ensuing tragedies is really very low. In this context, in addition to the competency of their plastic constituents, Elif Varol Ergen’s works become prominent with the social / psychological subtexts they contain and the manner in which she takes the subject matter; reservedly, inviting the viewer to think through symbols and restraining from “abusing over abuse”.
Elif Varol Ergen ‘Gun’ digital painting, 48x68cm, 2010
Although child abuse, particularly sexual abuse is a common situation generally lasting for years, it often remains hidden and it is believed that only 15 percent of the cases is reported (1). The abusers are mostly first degree relatives of the children who are responsible for their cares and / or have attachment objects. In the majority of the mentioned cases, we are confronted with a mother figure choosing to remain quiet on what the child experiences when physically abused by the mother or when sexually abused by a man nearby. The fact that, in some cases, more than one person are aware of the situation, yet they do not intervene illustrates the gravity of the situation once more. One of the processes Elif Varol Ergen frequently deals with in her works is this remaining silent / passive, or even the existence of eyes watching, in a voyeur condition, the overtakings of the child with a secret / sick pleasure. In her work titled “Gözlem (Observation)”, we discover that the “eyes”, appearing as a symbolic element at first glance, do not look at the little girl innocently at all; these eyes have been distorted by lust, they take pleasure from watching the goings-on. “Prenses (The Princess)”, so unaware of what lies ahead that she smiles naively although she’s at the bottom of The Pit, is transformed to surprise the perverted eyes in “Kırmızı (The Red)” and to be about to make an unexpected move. The child, devoid of the right to speak and to defend herself / himself, denied when she / he asks for permission to speak (implied by cut fingers in the artist’s works), takes the gun into her / his hand. The number of children who are sexually / physically abused and who, when sick / tired of it, end it with murder and / or suicide is too many to ignore although not so frequently reflected by the media. According to the artist: “The severe reflections of the traumatic and merciless worlds of adults on the bodies and souls of children raise child characters, living, but not being aware of it; suffering, yet mistaking it as disappointment and embarassed about their genders.” The happy moments of the child leave traces as three to five obscure images waving hands from afar, in the remainder of her / his life. In her works, contrasting with extremely severe elements like pitch, guns and cuts, Elif Varol Ergen follows the traces of an emotional, retrospective search for happiness in memories.
Elif Varol Ergen ‘I remember’ digital painting, 70x90cm, 2013
Öte yandan Varol Ergen’in işlerine bakarken Freud’un ortaya attığı “tekinsiz” (unheimlich/uncanny) ve Julia Kristeva‘nın rezil, berbat, zillet, atık sözcükleriyle açıklayabileceğimiz “abject” kavramlarını göz önünde bulundurmanın faydalı olacağını düşünüyorum (2). Zira her sanat izleyicisinin kolaylıkla hazmedemeyeceği sert ve metaforik unsurlar var sanatçının çalışmalarında. Zaman-uzam algısının bulanıklaştığı resim mekanlarındaki bazı motifler istikrarlı bir biçimde karşımıza çıkıyor ve “tekinsizlik” duygusunu pekiştiriyor. Groteskleştirilmiş, deforme edilen, sarkan ve eriyen formlar, kesik ve tanım ötesi biçimlere dönüşen uzuvlar, yoğun kırmızı ve siyah kontrastlarla tam da “abject”e işaret edecek biçimde bir araya geliyor. Ancak Kristeva’nın da vurguladığı gibi “iğrenç kılan, kirlilik ya da hastalık değil, bir kimliği, bir sistemi, bir düzeni rahatsız edendir… iğrenç, sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir…arada, muğlak ve karışmış olandır…hain, yalancı, vicdan azabı duymayan suçlu, utanma duygusu olmayan tecavüzcüdür…” (3). Dolayısıyla sanatçı, asıl “iğrenç” olanın ne/ kim olduğu üzerine bir zihin jimnastiğine davet ediyor bizi.
Sanatçının akademik geçmişinin de çalışmalarını beslediği, zenginleştirdiği göze çarpan noktalardan. Yüksek lisans tezinin başlığı “Uzakdoğu Kültüründe ‘Japonya Örneğinde› Çizgi Roman Sanatının Gelişimi” olan Varol Ergen’in çalışmalarına manga/ anime’lerin görsel dünyasını duyumsatan ancak daha içe dönük ve sembolik bir kavrayışın hakim olduğunu görüyoruz. Doktora tezini ise “Resimli Çocuk Kitapları” üzerine yapan sanatçının, özellikle “İncognito” serisinde çocuk kitaplarının illüstratif dilini yapıbozuma uğratan ve söz konusu dili kullanarak “büyüklere” (aslında) kurmaca olmayan öyküler anlatan bir görselliğe ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu noktada uzakdoğu ve batı kültürlerinde, Varol Ergen ile benzer bir görsel ve tematik evreni paylaşan Toshio Saeki ve Trevor Brown geliyor akla. Toshio Saeki lokal/ folklorik, uzakdoğu’nun gelenekleriyle hesaplaşan ve aykırı cinsellikler/ amorf biçimler içeren çalışmalara imza atan bir isim. Ergen ise yaşadığı ülkenin karanlık ve örtbas edilen gerçeklerini büyük ölçüde coğrafyasızlaştırarak, nihayetinde konvansiyonel bir dile ulaşarak aktarıyor. Trevor Brown da yine çocuk istismarını oldukça sert bir dille fakat fetişleştirerek ele alan işler üretiyor. Elif Varol Ergen ise çocukların savunmasız konumlarından faydalanmadan, onları cicili/ bicili, şeker öğeler gibi göstermiyor, daha acımasız bir gerçeklik düzeyinde, lafı dolandırmadan, gerektiğinde deforme edip “çirkinleştirerek” işlerine taşıyor.
Zira Ergen’in çocukları yetişkinliğin karanlık dünyasına olması gerekenden çok daha erken intikal etmiş çocuklar, elbiselerinin kirli, kanlı, vücutlarının metamorfoza uğramış olması bizi şaşırtmıyor. Ergen önce çocukluğun “basit mutluluk an”larına, sonra da lekeli, geri döndürülemez, burkulan/ incinen anlarına götürüyor bizi. Evet, tebessüm ediyoruz belki kuyunun dibindeki “Prenses” ile birlikte, ama çok geçmeden yüzlerimize acı bir gülüş, dilimize “kırmızı”nın kekremsi tadı yerleşiyor.
On the other hand, while viewing Elif Varol Ergen’s works, I think it would be useful to consider the “uncanny” (unheimlich / tekinsiz) concept proposed by Freud and the “abject” concept of Julia Kristeva which we could describe with the words vile, wretched, despicable, waste (2). Because, there are hard and metaphorical elements in the artist’s works that not all art viewers could easily digest. In the painting spaces where the space – time perception becomes blurred, some patterns consistently emerge and reinforce the feeling of “uncanniness”. Forms; that have been rendered grotesque, deformed, sagging and melting; limbs; cut and disfigured into shapes beyond recognition, come together, with intensive red and blacks contrasts to point right at “abject”. But, as Kristeva has also emphasized, “It is not impurity or disease that renders abject; it is the one disturbing an identity, a system, an order… abject is something disrespecting boundaries, locations and rules… it is, betwixt, obscure and deranged… it is a scoundrel, liar, a criminal lacking a prick of conscience, a rapist without a sense of shame…” (3). Hence, the artist invites us to a mind exercise on who / what is really “abject”.
An issue that leaps out is that the academic background of the artist feeds and enriches her works. The title of her master thesis being “Development of Comics in Japan and Fareastern Cultures”, we observe that her works, while making you sense the visual world of mangas / animes, are more introverted and governed by a symbolic conception. Having carried out her PhD thesis on “Illustrated Children Books”, we could easily say that especially in the “Incognito” series, the artist has jigsawed (deconstructed) the illustrative language of the children books and has reached a level of visuality that tells “adults” (not so) non-fictional stories.
Elif Varol Ergen ‘Forget it’ digital painting, 70x90cm, 2013
At this point, two names, sharing a similar visual and thematic universe in fareastern and western cultures, with Varol Ergen emerge: Toshio Saeki and Trevor Brown. Toshio Saeki has achieved local / folkloric works, settling up with fareastern traditions and including anomalous sexualities / amorphous figures. Ergen, on the other hand, strips, the dark and suppressed truths of the country she lives in, of geography and finally narrates, having reached a conventional language. Trevor Brown also produces works handling child abuse, with a very hard language, but by fetishizing it. Elif Varol Ergen, on the other hand, does not benefit from the defenceless state of the children, does not show them as chocolate boxes, lollipops; she transforms them to her works on a more merciless level of reality, without equivocations, deforming and “making ugly” when required. Because, Ergen’s children have devolved far earlier than required into the dark world of adulthood; their dirty, bloody clothes; their bodies having gone through metamorphosis do not surprise us. Ergen takes us first into the “simple happiness moment”s of childhood, then into the irreversible, twisted / hurt moments. Yes, maybe we are smiling together with “The Princess” at the bottom of the pit, but soon a bitter smile on our faces and the acrid taste of “red” on our tongues settle down.
Bora Gürdaş
Elif Varol Ergen ‘Interrupted’ digital painting, 80x120cm, 2010
Dipnotlar / End Notes * Acker, Kathy. “Annem : İçimdeki Şeytan”, İstanbul, Güncel Yayıncılık, 1996 : 9. 1. Yates A. “Sexual abuse of children”. Textbook of child adolescent psychiatry.(ed. Wiener JM). Washington : American Psychiatric Press, 1997; 699-709. 2. www-rohan.sdsu.edu/~amtower/uncanny.html 3. Kristeva, Julia. “Korkunun Güçleri, İğrençlik Üzerine Deneme”, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 2004 :17.
Bu metin 03 Şubat-03 Mart 2012 tarihleri arasında CDA-Projects tarafından düzenlenen Elif varol Ergen’in incognito adlı sergisi için kaleme alınmıştır.
This article is written for Elif Varol Ergen’s exhibition entitled incognito organized by CDA-Projects on February 03rd-March 03rd, 2012.