Valerie Solanas : bütün talihsizliklere maruz kalan kız

Valerie Solanas, 9 nisan 1936’da, new jersey’de, louis ve dorothy bondo’nun kızı olarak dünyaya gelmiş, talihsiz bir çocukmuş, çok küçükken babasının cinsel tacizine uğramış, annesiyle babası 1940’lı yıllarda tam olarak bilinmeyen bir tarihte boşanmışlar, valerie annesiyle birlikte washington’a taşınmış, annesi 1949’da red moran’la evlenmiş, valerie, katolik okuluna gönderilmiş ancak buraya devam etmek istememiş, isyanı ve itaatsizliği yüzünden dedesi onu kırbaçlamış.

1951’de, henüz 15 yaşındayken, evden kaçmış, bir denizciden hamile kalmış, bu çocuğun bir kız olarak doğduğu biliniyor, bütün bunlara rağmen valerie 1954’de liseyi bitirmeyi başarmış ve üniversiteye girmiş; college park’taki maryland üniversitesi’nde psikoloji okumaya başlamış.

valerie’nin üniversitede çok parlak bir öğrenci olduğu biliniyor, bu yıllarda geçinmek için bir hayvan laboratuvarının psikoloji bölümünde çalışmış, daha sonra minnesota üniversitesinde yine psikoloji üzerine bir yıla yakın çalışmış.

laboratuvarda çalışırken biyolojiye büyük ilgi duyduğu da biliniyor, nitekim, scum
manifesto‘da bu ilginin izlerini görmek mümkün.

okulu bitirdikten sonra fahişelik yaparak ve dilenerek hayatını sürdürmeye başlamış, bu sırada sokakta yaşıyormuş, onu o döneminde tanıyan fahişeler, emektar daktilosuyla damlarda uyuduğunu anlatıyorlar, bir yandan da yazdığı oyunları arkadaşlarıyla kahvelerde oynuyormuş. bunlar, sanatta yeni yeni ortaya çıkan çeşitli modern eğilimleri yansıtan oyunlarmış, bu arada da a.b.d.’yi dolaşıyormuş. 1966 yılında greenwich’te kıçınıza girsin adlı oyununu yazmış, oyun, kendi ifadesiyle, “erkek-düşmanı bir fahişe ve dilencinin yaşadıklarını” anlatıyor, “bir versiyonunda, kadın adamı öldürür, bir diğer versiyonunda anne oğlunu boğazlar.”

1967 yılında valerie ünlü ressam andy warhol’un fabrika adını verdiği stüdyosuna
gitmiş, andy warhol’un ünlendiğiyıllar fabrika‘da bir sürü sanatçının oyunları sergileniyor, filmleri çekiliyor, burada warhol’un kendisi de bazı filmler çekiyormuş.
valerie, warhol’un kıçınıza girsin‘le ilgileneceğini düşünmüş. warhol ilgilenmiş de. daha sonra gazeteci gretchen berg’e bu konuda şöyle söylemiş; “oyunun adının harika olduğunu düşündüm ve zaten arkadaş canlısı olduğum için davet ettim onu. ama o kadar edepsiz bir dille yazılmıştı ki acaba kadın, polis olabilir mi diye düşündüm. Böyle bir şeyin warhol’a uyacağını düşünmüş olmalı.”

kendisi anmıyor ama bu polis olma meselesini valerie’ye açmış, valerie, başka bir
kaynakta, andy warhol’un kendisine, “sen polis misin?” dediğini, kendisinin de, “evet, polisim, bak bu da rozetim,” deyip cinsel organını göstermek üzere pantalonunun fermuarını açtığını anlatıyor! besbelli, sert bir kız valerie. 1967’nin ilk aylarında valerie scum manifesto‘yu yazar. scum, erkek doğrama cemiyeti (society for cutting-up men)’nin başharflerinden oluşur ama aynı zamanda kaynayan etsuyunun ya da yemeğin üzerinde oluşan kirli köpük anlamına da gelir.

valerie bir yandan fahişelik yapıp dilenirken, bir yandan da scum manifesto‘nun el yazması kopyalarını satıyormuş. bu sırada, olimpia press‘in yayıncısı maurice girodias’la tanışmış, girodias ona scum manifesto‘ya dayanan bir roman yazması için avans vermiş, valerie de bu 600 dolarla san fransisco’ya gitmiş.

daha sonra, 1967 mayısı’nda, valerie warhol’dan kıçınıza girsin‘in metnini geri vermesini istemiş, ama warhol fabrika‘nın dağınıklığı içinde metni kaybettiğini bildirmiş, yani tek kopyayı! zaten kıçınıza girsin‘i ne oyun ne de film olarak yapmak gibi bir niyeti varmış, bu durum valerie’yi çılgına çevirmiş, sürekli olarak warhol’a telefon edip oyunu için kendisine para vermesi gerektiğini söylemiş. 1967 temmuzu’nda “ben, bir erkek” adlı filminde oynadığı için warhol valerie’ye 25 dolar vermiş, valerie daha önce de başka bir warhol filminde, “bisikletçi çocuk” ta repliksiz bir rolü oynamış.

warhol’un valerie’yle ilgili bir başka hatırası daha var; aynı yılın sonbaharında new york’ta bir kahvede rastlıyor ona ve warhol’un yanındaki viva, “pis zürefa! iğrençsin!” diyor valerie’ye. valerie de, buna cevaben çocukluğunda babasının kendisini taciz ettiğini anlatıyor. ve viva, nasırlı bir ses tonuyla, “lezbiyen olmana şaşırmamak lazım,” diyor.

belli ki, kolay kolay merhamet uyandırmayan sert kızlardan valerie. valerie’in
bir döneminde warhol’a çok güvendiğine tanıklık edenler var; hatta onu, manifesto‘da bahsettiği erkek yan örgütünün başına geçirmek istediğini de söylüyorlar.

valerie’nin ünlü olmasını, 3 haziran 1968’de andy warhol’u vurması sağlamış.

o gün, öğleye doğru warhol’u görmek üzere fabrika‘ya gitmiş, onu orada gören paul morrissey, ne aradığını sormuş, valerie de, para almak için andy’yi beklediğini söylemiş,
morrissey, valerie’den kurtulmak için warhol’un o gün gelmeyeceğini söylemiş, valerie, “önemli değil, ben beklerim,” diye cevap vermiş, öğle saat iki sularında, asansörle stüdyoya girmiş, morrissey bir kere daha ona warhol’un o gün gelmeyeceğini söylemiş, valerie yine gitmiş ve yedinci defa asansörden çıktığında, saat dördü çeyrek geçerken, andy warhol’u görmüş, valerie’nin üzerinde siyah balıkçı yaka bir kazak ve yağmurluk varmış, saçları yapılı, yüzü de boyalıymış; dudaklarına dikkat çekici bir ruj sürülüymüş. elindeki kesekağıdının içinde bir 6.35’lik tabanca olduğu sonradan belli olmuş, hatta andy warhol onu görünce, “valerie ne güzel olmuş, değil mi?” demiş, o sırada orada olan paul morrisey, “valerie, işimiz var, eğer buradan gitmezsen seni eşek sudan gelene kadar döver dışarı atarım,” demiş, tam o sırada telefon çalmış, arayan viva’ymış. warhol telefonla konuşurken morrissey banyoya gitmiş ve valerie silahını çekip andy vvarhol’a üç el ateş etmiş, birinci ve ikinci el ateş arasında warhol, “bunu yapma, valerie,’ demiş. üçüncü kurşun, warhol’un sol akciğerinden girip, midesine ve karaciğerine zarar vererek sağ akciğerinden çıkmış, valerie daha sonra silahını, orada bulunan sanat eleştirmeni ve küratör mario almaya’ya çevirip onu sağ kalçasından vurmuş, sonra tabancasını warhol’un menajeri fred hughes’un başına dayamış ancak ateş etmesine rağmen silah tutukluk yapmış, tam o sırada asansör gelmiş, hughes, “bak asansör geldi valerie. binsene,”demiş, valerie de, “iyi fikir,” deyip asansöre binmiş ve oradan gitmiş.

warhol’un hayatı, beş doktorun beş saat ameliyat etmesiyle kurtulmuş, valerie, yıllar sonra howard smith adlı gazeteciyle telefonda yaptığı bir görüşmede, “ben cinayeti ahlaki bir hareket olarak görüyorum, ve becerememiş olmamı gayrı ahlaki buluyorum, bu işe girişmeden önce atış talimi yapmalıydım,” demiş, o akşam saat sekizde valerie, bir trafik polisine teslim olmuş ve andy warhol’u vurduğunu söylemiş, gerekçe olarak da, “hayatım üzerinde çok fazla denetimi vardı,” demiş.

andy warhol o yıllarda, bir ressam gibi değil bir sinema oyuncusu ya da şarkıcı gibi ünlü, dolayısıyla karakola varır varmaz valerie solanas’ın etrafını bir gazeteci, fotoğrafçı sürüsü sarmış, valerie onlara, “onu vurmak için bir çok sebebim var. manifestomu okuyun, kim olduğumu anlarsınız,” diye cevap vermiş.

o gece çıkarıldığı mahkemede ceza hakimi david getzoff’a, “sık sık adam vurmam, bunu sebepsiz yapmış değilim, warhol elimi kolumu bağladı, beni mahvedecek bir şey yapmak üzereydi,” demiş, hakim, avukat tutacak parası olup olmadığını sorunca da, parası olmadığını ama kendi savunmasını kendisinin yapacağını söyledikten sonra, “haklıydım! pişman olacak bir şey yapmadım!” diye konuşmuş, hakim herhalde ona yardım etmek için olacak, bu yorumları mahkeme kayıtlarından çıkarmış ve solanas bellevue hastanesinin psikiyatri servisine muayene edilmek üzere gönderilmiş.

13 haziran 1968’de mahkemeye çıkarıldığında, radikal feminist avukat florynce
kennedy tarafından temsil edilmekteymiş, kennedy, valerie’den, “feminist hareketin en önemli sözcülerinden birisi,” olarak bahsetmiş ve solanas bir psikiyatri koğuşunda kanunsuz bir biçimde gözaltında tutulduğu için tekrar yargılanmak talebinde bulunmuş ama hakim bu talebi reddetmiş ve solanas’ı bellevue hastanesine geri göndermiş, ulusal kadın örgütü now‘un new york bölümü başkanı, zamanın ünlü feministi ti-grace atkinson, solanas’ın mahkemesine katılmış ve valerie’nin “kadın haklarının öne çıkmış ilk savunucusu,” olduğunu söylemiş, valerie, 28 haziran’daki mahkemede saldırı, taammüden adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan hüküm giymiş ancak cezai ehliyetinin olmadığına karar verilerek ward island hospital’a gönderilmiş.

1968 ağustosu’nda, olympia press, scum mauifesto‘yu, maurice girodias ve paul krassner’in bazı makaleleriyle birlikte basmış, ancak yıllar sonra, 1977’de verdiği bir beyanatta valerie, bu baskının kasıtlı yanlışlarla dolu olduğunu, bazı bölümlerin, iç bağlantıları bozacak şekilde çıkarıldığını söylemiş.

1969 yılının haziran ayında suçlu bulunan valerie solanas üç yıl hapse mahkum olmuş, mahkemesini beklerken psikiyatri kliniğinde geçirdiği bir yıl da cezasından düşülmüş, warhol’un şikayetçi olmamasının düşük ceza almasında etkili olduğu söyleniyor.

valerie, 1971 eylülünde salınmış, aynı yılın kasım ayında aralarında andy warhol’un da bulunduğu bazı kişilere tehdit mektupları gönderdiği için yeniden tutuklanmış, sonraki yıllarını, akıl hastalığıyla kâh barışıp kâh boğuşarak akıl hastanelerine girip çıkarak geçirmiş. 1977 yılında howard smith’in kendisiyle yaptığı uzun mülakattan sonra sesini soluğunu duyan olmamış, o yıllarda uyuşturucu bağımlısı olduğu ve hem geçinmek hem de ihtiyacı olan maddeyi satın alabilmek için fahişelik yaptığı biliniyor, judith coburn’un kaynakları, kafasının içindeki seslerden dolayı ilaç almadan yazamadığını aktarıyor, madde de kendi kendine bulabildiği bir “ilaç” olmuş denildiğine göre, kendisini o yıllardan tanıyan fahişeler incecik, şık ve hoş olduğunu ve sokakta işe çıkarken lame bir elbise ve yüksek bağcıklı çizmeler giydiğini anlatıyor. ama daha iyi zamanlarında valerie ile bir feminist komünde kalmış olan kadınlarla görüşmeler yapan yazar judith coburn, bu kadınların, lame elbisenin hiç de valerie’nin tarzı olmadığını söylediklerini aktarıyor. çünkü valerie, fahişelik yaparken bile geleneksel olanın dışında davranırmış. 74’lerde, çizme, kot pantolon giyip, bir erkek kasketi ve kemik çerçeveli gözlük takan ve çok açık sarı saçlarını kıvırmayan bir seks işçisi hatırlayanlar da var.

ve 26 nisan 1988 günü, san francisco’da çok ucuz bir otel odasında, valerie parasız ve kimsesiz, amfizem ve zatüreeden ölmüş, virginia’da annesinin evinin yanına gömülmüş, judith coburn, annesinin öldükten sonra, valerie’nin bütün özel eşyalarını yaktığını söylüyor. yirmi yılda yazdıkları da böylece yok olmuş. 1990’da annesi dorothy moran, kendisiyle görüşen gazeteci rowan gaither’a, valerie’nin hayatıyla ilgili başka şeyler anlatıyor, ona göre solanas, yetmişli yılları new york’ta, daha sonraki yılları ise phoenix ve san francisco’da huzur içinde geçirmiş, moran, valerie’nin akıl hastanesine girip çıktığını da kabul etmiyor ve dünyayı kendisinden önce terketmiş bulunan kızıyla ilgili şunları söylüyor; “Yazıyordu. Kendisini bir yazar olarak görüyordu, sanırım bir miktar yeteneği de vardı. Uzun yıllar boyunca bir adamla yaşadı hatta… Müthiş bir mizah gücü vardı.”

Portrait Of Valerie Solanas
Valerie Solanas, New York (1967)

valerie solanas gerçekten talihsiz bir kızmış. valerie solanas’ın yazdığı her şey ve onunla ilgili anlatılanlarda, lafını esirgemeyen, kendini asla sansürlemeyen, çok sert bir kadın tipi çiziliyor, bu sertliğin, çok fazla kırılmış ve aslında kırılgan olanlara mahsus bir savunma güdüsünden kaynaklandığını düşünüyorum. yumuşak olmak ancak çok güçlü olanların lüksü, bir yandan da, delilikle dehanın birbirine yakın olduğu üzerine bütün klişeleri doğrulayan bir kadın valerie solanas. eğitim hayatında çok çok başarılıymış, üstelik de bir yandan çalışmasına rağmen, ayrıca, hakkında okuduğum her şey, ondan, varlığından ve kişiliğinden etkilenmemenin mümkün olmadığını gösteriyor, ama o da her insan gibi sevilmeyi istiyormuş besbelli.

“Boşlukla bağlantılanmaya çalıştım ama olmuyor. O geri bağlantılanmıyor.” valerie solanas, yukarıdaki cümleyi, kıçınıza girsin‘de kendisini temsil eden karaktere söyletmiş, oyun, 1999 yılında, yani onun ölümünden onbir yıl sonra sahnelenmiş. oyunculardan birisi, rol aldıkları hiçbir oyunun kendilerini bu kadar etkilemediğini söylüyor, sahnede canlandırdıkları şiddeti kendilerinin de yaşadığını çünkü valerie’nin bütün bunları yani tacizi yaşadığını bildiklerini ve bunun, oyuncuları esas zorlayan şey olduğunu anlatıyor, ama gerek oyuncular, gerekse izleyiciler, yazarın acı mizahı karşısında duydukları hayranlığı dile getiriyor.

“şiddet” “baskı”nın karşısında ortaya çıktığında, kurumsallaşmış şiddetin bir reddidir. Böyle eylemler kahramanlıktır…

ti-grace atkinson

valerie, politika ya da eylem içinde bir kadın değil, onun üretimi sanat alanında, kendisinden bugüne çok az şey kalmış, bunlardan en önemlisi olan scum manifesto‘yu politik bir metin olarak değil bir sanat eseri, o yılların amerikan toplumunun ve kültürünün acımasız bir eleştirisi olarak okumak gerekir bence, nitekim, valerie, manifestoyla ilgili olarak, onun bir hipotez bile olmayıp edebi bir araç olduğunu söylemiş.

ama scum manifesto‘nun politik bir anlamı da var. aslında erkek doğrama cemiyeti diye bir örgüt yok tabii ki. kendisi de, bir mülakatta, “SCUM sizden başkası değil ki,” diyen bir gazeteciye, “Hayır, SCUM ben bile değilim. O bir ruh hali, başka bir deyişle, belirli bir biçimde düşünen kadınlar SCUM. Belirli bir biçimde düşünen erkekler de SCUM’ın Yan Örgütü,” demiş, valerie, scum manifesto‘yu, feminist hareketin ikinci dalgasının yükselmesinden hemen önce yazmış, hatta televizyonda ilk kadın eylemlerini gördüğünde, “bir dakika, benim de orada olmam gerekiyor,” dediği anlatılıyor. dolayısıyla, feminist hareketliliğin bir tür teorize edilmesi olarak görmek mümkün değil scum manifesto‘yu. ancak manifesto’nun feminist yazına mahsus bazı özellikler taşıdığı muhakkak, bunların başında öznel olanın politikleştirilmesi gerekiyor, manifesto’da valerie, küçüklüğünden itibaren patriyarka karşısında yaşadığı her şeyden politik sonuçlar çıkartmış ve bunları manifesto’da ifade etmiş, aile, baba, akıl hastalığı ve cinsellikle ile ilgili yazdıklarında bu açıkça görülüyor.

scum manifesto‘nun cesareti yalnızca bununla sınırlı değil, o dönemin özgürlükçü, ilerici olarak tariflenen bütün eğilim, akım ve klişelerine tek başına ve kalkansız saldırıyor valerie; hippie’ler, büyük sanat ve yine cinsellikle ilgili söyledikleri, libidoyu serbest bırakmanın en büyük özgürlük olarak vaz edildiği 1967 abd’sinde, “Cinsellik kafasızların sığınağıdır,” diye kim yazabilir? bunun da kendi öznelliğiyle bağlantısını görmek gerek; yine bir mülakatta, eskiden lezbiyen olduğunu ama daha sonra herhangi bir biçimde cinselliğin ilgisini çekmediğini anlatıyor; “Hiç uğraşamam!” aseksüelliğiyle ünlü andy warhol’a ilk duyduğu yakınlığın da bununla bağlantılı olduğu söyleniyor.

scum manifesto‘nun bir başka yanına daha dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum, bu da bütünlüklü, yeni bir toplum projesi sunması, bu projesini hayata geçirme konusundaki önerileri itibarıyla epeyce “jakoben”. bu pozisyonu zamanının değilse bile zamanımızın en az makbul fikri… valerie solanas’ın komünizm üzerine okuduğunu sanmıyorum ancak yeni toplum projesinin komünizmle benzerliği, paralellikleri dikkate değer.

scum manifesto, kadınlık ve erkekliğin toplumsal kategoriler olduğunu savunan ikinci dalga feminizmin aksine, esasen biyolojik determinizme dayanıyor. solanas’ın erkek ve kadın yerine eril ve dişi tanımlamalarını kullanması bu yüzden.

biyolojik determinizm, yani başka bir deyişle kadınların yaradılıştan noksan, zayıf ve aşağı oldukları asırlardır iddia edilir, valerie, bunu eğlenceli bir biçimde ters yüz etmiş ve doğal, bilimsel, politik sonuçlarına götürmüş; eğer bir cins eksikse, bu eril olandır ve öyleyse onların bertaraf edilmeleri gerekir, tarih boyunca biyolojik özellikleri sebebiyle sömürü, baskı ve ayrımcılığa uğrayan ne çok topluluk için önerilmiş bir şey. erkeklerle ilgili olarak söylendiğinde, mizah olduğu aşikâr bile olsa, kıyamet kopuyor! öte yandan, valerie’nin bu biyolojik durumu dayandırdığı erkeklerin genetik eksikliğiyle ilgili tezi bundan on yıl kadar önce genetik “bilim”i tarafından doğrulandı, şahsen, bundan politik ya da toplumsal bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum ama erkeklerin kendilerini üstün ırk sanmalarına bir son verdiği için bu ispatı hayırlı buluyorum. ancak valerie’nin bunu o kadar zaman önce yazması zekasıyla ilgili bir fikir verebilir bize.

“Erkekler her gün kadınları satıyor, kullanıyor, dövüyorlar. Erkekler sürekli olarak kadınların cinsel organlarını kesiyoı; o kadar ki bu haberden bile sayılmıyor. Örneğin, Tuhaf haberler programı, erkeklerin kadınların cinsel organlarını kuvvetli bir yapıştırıcıyla yapıştırmasını “haber” saymıyor çünkü bu çok sık olan bir şey. Ama bir kadın bir erkeğin penisini keserse bu uluslararası haber oluyor.

Daha fazla kadının erkek şiddetine, baskıya ve toplumun patriyarkal denetimine karşı mücadele etmesi gerekiyor. Lorena Bobbit ve Aileen Wuornos’un eylemlerinden ve Valerie Solanas’ın sözlerinden öğreneceklerimiz var. Eğer daha fazla kadın kendilerine zarar veren erkeklere karşı veya Valerie Solanas’ın durumunda olduğu gibi patriyarkanın kendisine karşı mücadele etselerdi erkekler kadınları düzenli bir biçimde dövmeden, onlara tecavüz etmeden ve onları öldürmeden önce bir defa daha düşünürlerdi.

Bütün erkeklerin öldürülmesini hoş görmüyoruz ancak Solanas’ın haklı olduğu bir çok nokta olduğuna da inanıyoruz. Birçok kişi Valerie Solanas’ın zihinsel sağlığıyla ilgili sorunlar olduğunu düşünüyor. Buna katılıyoruz, bizce de patriyarka onu deli etti ama manifestosunu yazdığı 1967’de buna öfkelenecek kadar aklı yerindeydi.

Bu manifestonun, “kadın erkek çoğumuzun, kadın kalbinde yattığına inanmak istemediğimiz bir intikam ateşini dillendirdiği” söylenir. Katılıyoruz.”

bu satırları, geçtiğimiz yıllarda amerikalı bir feminist grup kaleme almış, grubun adı fear us feminists earning a reputation, united states; türkçe karşılığı ün kazanan feministler, birleşik devletler, ancak baş harflerin biraraya gelmesiyle oluşan kısaltması, bizden korkun. yazdıklarını okumak, valerie’nin bu kadınlara nasıl haklı bir güç ve ilham verdiğini ortaya koyuyor, çünkü valerie kadınların en az bildikleri şeyi yapmış, öfkelenmiş, bunu öğrenmeye ne çok ihtiyacımız var; kendimizden utanmadan, öfkemizi karşılayacaklardan korkmadan, çıplak, derin ve ateşli bir öfkeyle sarsılmak, bize ve başkalarına haksızlık edenlere karşı, bizi ve başkalarını incitenlere karşı sadece sabırla değil öfkeyle de karşı durmak, valerie solanas, kırık kalbi, örselenmiş bedeni, incinmiş ruhu, ışıl ışıl zekâsı ve benliğini zapteden delilikle, bu çok zor yolun sonuna kadar gitmiş; hayatı paylaştığımız söylenen ama hayatı ve dünyayı bize dar edenlere, erkeklere karşı, yani tarihin gördüğü bütün sömürücü ve baskıcı sınıflar içinde nefret etme hakkına en az sahip olduklarımıza karşı öfke duymuş. çünkü hatırlamak ve öfkelenmek; bütün devrimlerin anası, scum manifesto‘yu kadın erkek hepimizin hak ettiği bu öfkeyi severek okumanızı rica ediyorum.

ayşe düzkan

2 thoughts on “Valerie Solanas : bütün talihsizliklere maruz kalan kız

  1. Dikkatle okudum, çok teşekkürler, hakkında çok zor kaynak bulduğumuz bir ismi yazmışssınız. Ben daha önce Warhol’u anlatırken kısaca yazmıştım.
    sevgiler

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s