The Form of Time: SUPREME MYSTIC ‘Kala Rupa’

Shred Master Flex OG: Guitar & Back up Vocals / Luis Ulloa: Keys / Chino Noir: Vocals & Bass / Shank Nasty on Drums

Sanskritçe’de “zamanın biçimi” anlamına gelen “Kala Rupa”, bir albümden çok daha fazlasıdır. Yaşam, ölüm, karma, illüzyon ve içsel devrim için verilen mücadeleyi doğrudan yansıtan bir aynadır. Her şarkı, onlarca yıllık yaşam deneyimlerinden damıtılmış destansı bir yolculuğun parçasıdır.

Detroit, Michigan merkezli stoner/grunge/post-hardcore grubu Supreme Mystic, 3 Ekim 2025’te MahaVishnu Records / Third House Communications tarafından yayınlanan ilk albümleri “Kala Rupa”yla müzik dünyasına sağlam bir adım attı. Bojan Bidovc / doomed-nation.com

C Squared Music’in izniyle:

Makine gürültülerinin ve isyan ateşinin dinmediği Detroit’in kalbinden yeni bir ses yükseliyor. Bu can alıcı, ham ve yakıcı ses, hiç şüphesiz grubun müzikal öfkesinden çok daha eski ve daha güçlü bir şeyin alameti. Bu ses Supreme Mystic’e ait ve grubun ilk albümü “Kala Rupa”, adeta benlik, amaç ve dönüşüme adanmış bir deklarasyon niteliğinde.

Grup, underground hardcore sahnesinin tanınmış isimlerinde Mike Couls a.k.a. Chino Noir tarafından kuruluyor. On üç yaşında kulüplerde çalmaya başlayan Couls, yirmili yaşlarına geldiğinde büyük plak şirketleriyle anlaşmalar imzalıyor ve bas gitarıyla sahnede unutulmaz izler bırakan varlığıyla zamanla bu kaosun içinden kendi yolunu çizmeye başlıyor. Couls, hardcore müzik dünyasının her zaman ünlü ve saygı duyulan gruplarının bir parçasıydı. Cold As Life, Sworn Enemy, Merauder, Terror ve Cro-Mags ile dünya turnelerine çıktı, efsanelerle aynı sahneyi paylaştı ve sahne içinde ve dışındaki mücadelelerden her seferinde galip çıkmayı başardı. Ancak bu grupların hiçbiri, Supreme Mystic’in şu an yaptığı gibi onun sesini taşıyamadı.

During the filming of Supreme Mystic’s “Halo of Vultures” music video
Supreme Mystic “Halo of Vultures” 2025 / Directed by Aaron Lumsden, Akuro Productions
A scene from the music video for Supreme Mystic’s “Halo of Vultures”

»Kala Rupa«, meaning “the form of time” in Sanskrit, is more than a record. It is a mirror. It looks directly into life, death, karma, illusion, and the struggle for inner evolution. Each song is a piece of a larger journey, built on decades of lived experience.

Sanskritçe’de “zamanın biçimi” anlamına gelen “Kala Rupa”, bir albümden çok daha fazlasıdır. Yaşam, ölüm, karma, illüzyon ve içsel devrim için verilen mücadeleyi doğrudan yansıtan bir aynadır. Her şarkı, onlarca yıllık yaşam deneyimlerinden damıtılmış destansı bir yolculuğun parçasıdır. Bu yeni bir müzik tarzı denemek için girişilen bir iş veya yan proje değil; Couls, Supreme Mystic ile sadece bir müzisyen olarak değil, bir elçi olarak da ilk kez tam anlamıyla kendini öne çıkarmıştır.

Albüm, stoner rock, post-hardcore, sludge, grunge ve doom türlerinden esintiler taşıyor, ancak kategorize etmek bu kadar basit değil. Ağırlığı çoğu zaman acımasızca, ancak bir güç gösterisi değil bu ağırlık. Distorsiyon katmanlarının altında, müzikleri ruhsallığa, felsefeye, ve hatta eski Vedik bilgeliğine kadar uzanıyor. Bunlar, zor kazanılmış içgörüler ve materyalist dünyanın tuzaklarının üstesinden gelme içgüdüsüyle yazılmış kavgacı ve aşkınlık dolu şarkılar.

Şekilciliğin acizliğini besleyen bir dünyada ihaneti ve kıskançlığı anlatan “Stealing Beauty” şarkısıyla başlayan albüm, geneline yayılan dürüstlük ve meydan okumacı temalarıyla dikkat çekiyor. “Halo Of Vultures” kötü niyetle etrafta dolaşanları hedef alırken, “Colorblind” cehaletin bir silah olarak kullanılmasını ve parçalara ayrılmış bir dünyanın ruhsal hastalığını anlatıyor. “Transmigration of the Soul” ve albüme ismini veren şarkıs “Kala Rupa”, dinleyiciyi metafizik bir dünyaya davet ediyor, benliğin görünmeyen yolculuğunu ve ‘zaman’ın düşman değil, bir öğretmen olduğu gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor.


Supreme Mystic “Stealing Beauty”

Bu müzik, sınırları görmüş, hayatta kalmayı başarmış ve dönüşümünü becerebilmiş olanlar içindir.

Couls’a, Detroit’in deneyimli müzisyenleri ve enerjisi eşlik ediyor. Davulcu Jeff Shankin, Universal Stomp ve Earthmover gibi Detroit’in önemli gruplarında çaldığı onlarca yıllık ağır groove ve gürültülü ritimleri albüme taşıyor. Berklee’de eğitim almış, teknik becerisi ve mistik performansıyla Detroit’te tanınan gitarist Alfredo Riojas, hassas ve etkileyici bir ses, black metal ve spiritüel müziğe derin bir ilgi besleyen Honduraslı genç klavyeci Luis Ulloa ise albüme armonik renklerle farklı bir atmosfer katıyor. Birlikte, koca bir salonu yerle bir edebilecek veya dinleyicileri başka bir dünyaya taşıyabilecek güçlü bir ses yüzeyi oluşturuyorlar.

Mike Couls a.k.a. Chino Noir on stage (2024)

This is music for those who have seen the edge, survived, and returned changed.

Supreme Mystic ‘Kala Rupa’ X25

» ORDER

KALA RUPA ON 12″ VINLY


Photo by Mikel Pfeiffer^Digital Racket

Supreme Mystic’i diğerlerinden ayıran şey niyetleridir. Bu grup nostalji peşindeki bir kitleye hitap etmiyor, tamamen Krishna Bilinci’ne dayanıyor, A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada’nın öğretileriyle şekillenmiş sözleriyle Sanskrit mantralar ve kutsal metinlere doğrudan atıflarla birlikte çalıyor. Bu, bir trend ya da nefret dolu bir heavy-metal değil; bu, içsel bir silah olarak müziktir ve amaçları yıkıcılıktan ziyade kurtuluştur.

Elbetteki bu durum hiçbir şeyin yumuşak ya da steril olduğu anlamına da gelmiyor. Supreme Mystic, Detroit’in sertliğinden doğuyor ve yörenin tarihsel ağırlığını da taşıyor. Buna, Couls’un hayatını şekillendiren trajediler, kavgalar ve direnişin kendisi de dahildir. Kötü şöhretli Rouge Rampage olayında babasını kaybetmesi, Cold As Life’ın orijinal solistinin ölümü, Cro-Mags olayından kaynaklanan yaralar ve iyileşmeye giden uzun ve acılarla dolu bir yol, yeni projede silinmiş değil; aksine içselleştirilmiş. Geçmiş unutulmamış, adeta bir yakıta dönüştürülmüş.

Fakat en zor zamanlarda bile, “Kala Rupa” umut duygusunu elden bırakmıyor. Dinleyicileri yalnızca azdırmaya değil, uyandırmaya da çalışıyor. Bu müzik, sınırları görmüş, hayatta kalmayı başarmış ve dönüşümünü becerebilmiş olanlar içindir.Bu acıdan kaçmak değil, uyanmış gözler ve açık bir kalple hayata yeniden yönelmekle ilgilidir. Bu albüm, yaralar, inanç, ritim ve kararlılık üzerine inşa edilmiştir.

Resource: Bojan Bidovc / doomed-nation.com


Alfredo Riojas: Guitars & back up vocals / Luis Ulloa: Keys / Chino Noir: Vocals & Bass / Jeff Shankin: Drums

DETROIT HARDCORE

Yoğunluk ve kararlılığın eşit ölçüde birleştiği Supreme Mystic, sıradan bir metal grubunun ötesinde ses ve ruhun hareketidir.

Chino Noir Vocals, Bass
Alfredo Riojas Guitar
Jeff Shankin Drums
Luis Ulloa Keyboards
Aaron Starzec Guitar


KALA RUPA !!

Listen to “Kala Rupa” on all major digital platforms!

MahaVishnu Records / Third House Communications

Supreme Mystic, Michigan, Detroit’ten gelen, hardcore ve metalin sertliğini Vedik felsefenin derinliğiyle birleştiren, ruhani bir modern rock grubudur. 2023 yılında solist ve basçı Chino Noir (Cold As Life, Sworn Enemy, Merauder ve Cro-Mags ile yaptığı çalışmalarla tanınan Mike Couls’un evrimleşmiş takma adı) tarafından kurulan grup, bir ömür boyu süren müzikal savaşlardan ve kişisel dönüşümlerden ilham almaktadır. Mo-Metal ve DefRoc olarak tanımlanan müzikleri, post-hardcore, stoner rock, grunge, doom ve groove metal unsurlarını, ruhsal gelişim, ezoterik temalar ve içsel devrimden kaynaklanan mesajlarla bir araya getirir.

suprememysticepk.com «

The Core of the Eye

Erdem Çılgın ve Gökten Gelen Kukuletalı Leviathanlar

Erdem Çılgın ‘Armağan’

Leviathan için hala konsept çalışmalar yapıyorum, ileride resimli novele dönüştürme gibi bir hayalim var; henüz yazı aşamasını kağıda dökmedim. Gökten gelen kukuletalı Leviathanlar ve değiştirdikleri dünyalar ile ilgili bir proje.

Taylan Onur: Naber Erdem, ne zamandır çiziyorsun, çizginde neleri bulup kaybettiğini düşünüyorsun, sence de biraz karanlık değil mi?

Erdem Çılgın: Selamlar, elim kalem tutmaya başladığından beri çizim yapmaktayım aslında. Bu işe herkes gibi merakla, gördüğümü çizmekle başladım. Ama sanırım çizimlerimin değiştiği ve şekillendiği an 2016’da üniversiteye başladığım zaman oldu. O zamana kadar yine bu karanlık tonu elbette kullanıyordum, sadece çizimlerimin belli bir yönü yoktu. Üniversitede Siyasi Tarih dersinde Thomas Hobbes’un Leviathan eserini görmemle birlikte yönümü konseptsel anlamda tamamiyle değiştirdim. Leviathan’ın kapağında Abraham Bosse’nin bir gravürü var; Taç giymiş kral ve kralı var eden bir halk. Yüzleri krala dönük şekilde hepsi bedeninin bir parçasını oluşturuyor. İçinde daha bir sürü sembolik detaylar ve yerleştirmeler var. Bu kapağı gördüğümde bende kendi Leviathan’ımı yaratmak istedim. Bunu en iyi nasıl sembolize edebilirim diye düşünürken aklıma mor bir küreyle bunu vermek geldi, Çizgimi bulduğum en parlak an bu diyebilirim.

Erdem Çılgın ‘Legion’ Leviathan Serisi 2025

İkonik bir tarz var be bu fırça darbelerinin sendeki evrimi nasıl oldu?

Bu tarzımı yaratmada babamın çok payı olduğunu söyleyebilirim, karakalem çizim yapmayı hiçbir zaman tam olarak sevemediğim zamanlarda yağlı boya çizimler yapmaya başladım. Babam ben çocukken değişik boyutlarda çeşit çeşit tuvaller çalışırdı. İlk defa onun fırçaları ve boyalarıyla yağlı boya tuval çalıştım. Yağlı boyanın oluşturduğu desenleri çok sevdim ve bunu dijital çizimlere aktarmak için fırçalar aradım, yumuşak ve desen belirtmeyen fırçalarla çalışınca bir şeyler hep eksik duruyordu çünkü. Dijital çizimin en özgür yanı ben ne kadar desen ve eskimişlik eklersem tuvalin bunu kaldırabiliyor oluşuydu. Resimlerde onun için hep bir gürültü var ve bu şekilde devam ediyor.

Son işlerin neler ve gelecekte yapmak istediğin ne kaldı?

Şu anda Leviathan için hala konsept çalışmalar yapıyorum, ileride resimli novele dönüştürme gibi bir hayalim var; henüz yazı aşamasını kağıda dökmedim. Gökten gelen kukuletalı Leviathanlar ve değiştirdikleri dünyalar ile ilgili bir proje. Onun dışında Taylan Onur ile yapmayı düşündüğümüz Sıradan Günahlar Cehennemi için ikinci kitap projesi var. Başka projeler de kafamızda yavaş yavaş şekilleniyor. Kim bilir, belki gelecekte okurlarla buluşur. 

Erdem Çılgın ‘Mühendisler’ Leviathan Serisi 2025

Krita İnsanı Erdem Çılgın


King of Death Rap: NECRO ‘Tales from a Jewish Gangster’

Necro Live in Adelaide, Australia (2019)

İnsanlar yorumlarda saçmalıyorlar ama yüzüme karşı farklılar çünkü dayak yiyeceklerini biliyorlar. Ve evet aşırılığı severim, beni tahrik eden şey de bu! Grindcore’dan bile daha acımasızım, ne söylediğimi vokallerden anlayabilirsiniz.

NECRO, piyasadaki en tuhaf ve deneysel sanatçılardan biridir. Rapçi olmasına rağmen, tanınmış Metal sanatçılarıyla gerçek bir işbirliği yapma cesareti ve yeteneği olduğu için (Rap ile Metal’i mükemmel bir şekilde birleştirdiklerini düşünen birçok grubun aksine) onun çalışmalarının çoğunu seviyorum. NECRO, röportaj için biraz zaman ayırıp sorularımı sakin, sinirli ve dürüst bir tonla cevaplama nezaketini gösterdi. Hip hop’un metal ile hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorsanız, burada zamanınızı boşa harcamayın. Geri kalanlarınız, bu adamı dinleyin ve şimdiye kadarki en çılgın hip hop türünü keşfedin!

By Yiannis Dafopoulos / March 2008 / metal-temple.com

NECRO LIVE 24

Evet, 12 yaşındayken Death Metal gitaristiydim, Sepultura, Obituary, Biohazard gibi grupların ön grubu olarak sahneye çıkıyorduk ve müzik dünyasında değer görmek isteyen çok hırslı bir çocuktum. Her zaman kendini dışavurmaya meraklı bir tiptim. New York, Brooklyn sosyal konutlarında büyüdüm, bu yüzden beynim bu sokaklardaki kültürün tamamından etkilenmiştir ve sevdiğim tarz metal müzikte olduğu gibi, hip hop’ta da söz ve müzik açısından sert bir şeyler yapmak istiyordum.


Necro “Push It to the Limit” ft. Jamey Jasta of Hatebreed

Ben sadece özgün olmaya çalışıyorum ve dinlemek istediğim albümleri yapıyorum. Başka sanatçılarda bulamadığım acımasız, agresif eroin albümleri.

Hip hop’a yönelmeye nasıl karar verdin?

Hip hop beni hep çekiyordu; o zamanlar en çok ilgimi çeken sanatsal hareketti. Metal de harikaydı, ama bir grupta solist olamazdım; arkada kalıyordum ve dikkat çekmek istiyordum. Eğer bir MC isen tüm kontrol sendedir. Parlamak ve herkese ne kadar iyi olduğunu göstermek için eşsiz bir fırsat. Babam, kardeşim, hatta mahalledekiler bile sürekli canımı sıkıyorlardı, her şey çok olumsuzdu, bu yüzden mikrofon başında iyi olmak benim için kaçınılmaz bir hale geldi, çünkü rapçiler hayattan büyüktür. Her şeyi yönetiyorlardı, tüm saygıyı, kızları, şöhreti elde ediyorlardı; böyle olması bir çocuğun ilgisini çeken bir durumdu.

Yeni albümün Death Rap, kendi şirketin Psycho+Logical Records tarafından yayınlandı fakat Candlelight Records tarafından dağıtılıyor. Albümün dağıtımını bir metal şirketine emanet etmeye nasıl karar verdin?

Bu işi menejerim ayarladı ve eski menajerim Ferret Management. Bu yüzden onlara güvendim ve bunun harika bir fırsat olduğunu düşündüm. İngiltere’de hiç iyi bir dağıtım şirketi bulamamıştım. Birçok kişi Necro’yu görmezden geliyordu, bu yüzden sonunda orada işlerimi yürütecek saygın bir şirket bulmak çok iyi geldi.


Necro ‘Take Hiphop Back’ ft. Vinnie Paz & Immortal Technique (2015)

‘You Already Know’ by Necro, Freddy Madball & Danny Diablo

‘You Already Know’ by Necro, Freddy Madball & Danny Diablo
NECRO

> DEATH RAP

Stories from a Jewish Gangsta

> All Real All Truthful

Necro’s Stories & Adventures in the Shady Music Busines


Sanırım hem Hip Hop hem de Metal sahnesinden hayranlarınız var. Rapçi hayranlarınız kadar Metalci hayranlarınız da konserlerinize geliyor mu?

Evet, Metal ve Hip Hop sahnesinden farklı hayranlarım var. Tabii ki, sadece Hip Hop sevenler ve belki de sadece Metal sevenler de vardır, ama diğer türlerin kitlelerine kıyasla daha açık fikirli dinleyicileri çekiyorum. En sevdiğim kitle ise neye ilgi duyduklarına bakılmaksızın Necro’yu sevenlerdir.

Hatebreed’den Jasta, Obituary’den Tardy, Nuclear Assault’tan Lilker ve daha birçok tanınmış metalciyle işbirliği yaptınız. Bunu nasıl başardınız, bu müzisyenleri tanıyor musunuz yoksa plak şirketi aracılığıyla mı gerçekleşti kayıtlar?

Jamey ile Lord Ezec aracılığıyla tanıştık ve iyi anlaştık ve birlikte çalışmaya başladık. Gerçek, gerçeği çeker. Tardy, Bury You With Satan’ı dinledikten sonra Trevor aracılığıyla bize katıldı. Bu çok iyi bir parça olmamasına rağmen bir şekilde onun ilgisini çekti. Dan Lilker ise rap’ten nefret eder, ama aynı zamanda sahte metalden de nefret eder. O tamamen gerçek brutal müziği sever. Şarkı sözlerimi dinledi ve sert olduklarını söyledi. Bu, onun için gruba katılmak için yeterliydi, ayrıca o da bu kabilenin bir parçası, nasıl karşı çıkabilirdi ki? Bahsettiğin tüm bu adamlar harika insanlardır ve sevdiğim arkadaşlarımdır.


Necro in France (2018)
NECRO “Suffocated to Death by God’s Shadow”

> DEATH RAP

I think what I did on Suffocated To Death By God’s Shadow is some of the sickest Metal out today.

Only for the sickos!

Necro in France (2018)

Necro “Empowered” feat. Dan Lilker, John Tardy & Trevor Peres (2020)

METAL HIPHOP PERSONIFIED

“The time I flew out Dan Lilker of Nuclear Assault & John Tardy & Trevor Peres of Obituary to shoot the video for EMPOWERED off The Pre-Fix For Death Album in NYC – was a trip because as a kid I went to Zig Zag Records in Brooklyn to a Nuclear Assault instore with their poster in hand to get it autographed with long hair down to my ass looking like a young James Hetfield – and when I was like 11 years old my band Injustice opened for Obituary in New Jersey and I walked up to Trevor Peres and gave him our band T-Shirt and he ended up wearing it on stage – so to be in the studio with these guys as a hardcore grown man rapper now it was unreal.” –NECRO


NEKRO & HIS ONLY ONE RIVAL COOKIE MONSTER

Sadece manyaklar için!

İlk göz ağrısı heavy-metal müzikten büyük ölçüde etkilenmiş olan Necro, seks, şiddet ve ölüm temalarına odaklanan karanlık ve oldukça kışkırtıcı tarzıyla tanınır. Bu müziğe ‘Death Rap’ adını veren de kendisidir, ve çok geçmeden kendi plak şirketi olan Psycho+Logical Records’u kurar.

Şimdiye kadar en sevdiğin konuk sanatçı kimdi ve neden?

En sevdiğimi seçemem, benim için hepsi özel ama Suffocation’dan Mike ile yaptığımız yeni şarkı en sevdiğim şarkılardan biri diyebilirim. Grind üzerine rap yapmak muazzamdı! İnsanlar uyuduğu için bu tarzım hak ettiği ilgiyi göremedi, ama bence o parçada benzersiz bir şey yaptım ve çok sert, çok şiddetli. Sadece manyaklar için!

Bağımsız bir film yapım şirketiniz var. Şimdiye kadar neler çektiniz?

Bir porno film ve kendim için birkaç video çektim, üniversitedeyken iki düşük bütçeli film ve bir de DVD’im var, ama henüz uzun metrajlı bir film çekmedim. Yakında…

Canlı performans sırasında başına gelen en çılgın şey neydi? Sanırım birçok tuhaf durumla karşılaşmışsındır.

Sadece saygısızlık, ben ve Hyde o herifi fena halde dövmüştük, çünkü karı-memesi göstermek şok edici bir şey değil, gayet normal; bu yüzden o günkü kavga bize karşı yapılan saygısızlığa karşı bir şiddetten başka bir şey değildi. Gösterime bana hakaret etmek için değil, destek olmak için gelin!


Hip-Hop Lessons by NECRO (2024)

Live on stage in Moscow, Russia

Şu anki planların neler? Yanılmıyorsam Ekim sonuna kadar turneye çıkacaksın.

Death Rap için turneye çıkacağım ve tüm gücümle çalışacağım. 100 bin satmak istiyorum! Şu anda ICP ile turnedeyim. Turne yarın gece Detroit’te, Cadılar Bayramı’nda sona erecek. Sonra Kasım ayı boyunca Avrupa’da olacağım. Sonra geri dönüp dinleneceğim ve ayın sonunda Hatebreed ile turneye çıkacağım. Ocak ayında ise çılgın bir turne paketi ile tüm Kanada’yı sallayacağım. Sonra 2008 sonbaharına kadar başka işlerim var. Turneye hazırlanırken dokuzuncu NECRO albümüm üzerinde çalışmaya başladım bile. Elbette çılgın bir albüm olacak, bu yüzden şimdilik albüm üzerinde çalışırken aynı zamanda kendimi Death Rap için deli bir turneye çıkmaya da hazırlıyorum!!

Necro’nun bir sonraki albümünden ne beklemeliyiz?

Dünyanın en çılgın ritimleri, en ateşli parçaları, en manyak sözleri, daha fazla gangster havası ve yeni bir porno havası! Bir sonraki albümde hepsini karıştırıyorum! Sadece Death Rap değil, Necro’nun tüm tarzları tek bir albümde olacak!

By Yiannis Dafopoulos / March 2008 / metal-temple.com

‘You Already Know’

NECRO SUPER STORE

DEATH RAP ROCKS

> NECROFFICIAL


İpek Görgün: Aphelion, Ecce Homo & Perfect Lung

İpek Görgün ‘Red Bull Music Academy Tokyo’ 2017

En önemli kıstas müziğinizle beraber samimiyetiniz. Ne kadar iyi müzik yapsanız da öncelikle samimi olduğunuzu, kendiniz olduğunuzu hissettirmeniz gerekiyor. Bu nedenle kendiniz olun ve olduğunuz şeyden taviz vermeyin.

Red Bull Music Academy’ye dahil olmanın faydaları var evet; ama bu faydalara odaklanmaktan ziyade önceliği gerçekten işin mutfağını öğrenmeye ve iyi vakit geçirmeye verin. Oraya dünyanın dört bir yanından bir sürü müzisyen, yapımcı, medya ekibi, teknik ekip ve sanatçı geliyor. Böyle bir ortamda ‘önce kariyer’ derseniz oradaki asıl güzelliği kaçırırsınız. İnsanlara ‘bağlantı’ gözüyle bakmayın, arkadaşlık diye bir şey var, öğrenmeye ve paylaşmaya odaklanın.


İpek Görgün ‘Martyrs’ Aphelion / 2017 Touch Music

İstanbul’lu deneysel elektro-simyacı İpek Görgün’ün “Aphelion” adlı albümünden “Kairos” isimli parça, bizleri seslerin iç uzayında keşfedilmemiş bölgelerde bulunan, izole ve genellikle yalnız tonları inceleyen enfes bir keşif yolculuğuna çıkarıyor. Astral Social Club ve genç Pimmon hayranlarının aşina olduğu bir işitsel yörüngede seyreden Görgün, bu albümde drone, noise ve glitch unsurlarını bir araya getirerek, hem ürkütücü hem de çekici bir uzama erişen psikotropik bir mutant süit yaratıyor. Burada kristal tınılar ve glitch kabarcıkların vızıldayan ışıltısı uzanıyor ve oluşturduğu zıtlıkla salınan metalik mırıldanmalar, titrek gümüş rengi hayaletimsi yeraltı uzay manzarasını şekillendiriyor. the sunday experience


İpek Görgün ‘Seneca’  Ecce Homo / 2018 Touch Music

Touch Music tarafından yayınlanan Ecce Homo ile Görgün, güzellik ve bozunma, ilerleme ve gerileme, iyilik ve kötülük arasında gidip gelen insan tabiatından yola çıkarak, ruhun farklı yönlerini, insan davranışlarını ve varoluşu üzerine kendini sorguluyor.

2014 Red Bull Music Academy sonrası prodüktörlüğünü kendi üstlendiği albümü Aphelion’u (2016) yayımlayan müzisyen ve fotoğrafçı İpek Görgün, daha sonra Egyptrixx olarak bilinen Kanadalı sanatçı Ceramic TL ile işbirliği yaptı, ve onun yüksek çözünürlüklü elektronik müziğine uygun ses tasarımlarıyla dikkat çekti. Sonuç, Perfect Lung albümündeki sekiz parçayla takdire sunuldu. Albüm, ismindeki keskin, acı ironiden yola çıkarak ekolojik-kaygı ve son yılların sanatsal üretimlerinde iyice içselleştirilen distopyalara kadar köklü anlatılarla birlikte çağdaş temaları da ele alıyor.

Bugün, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Ses Sanatları alanında doktora eğitimini tamamlayan Görgün, kavramsal odağını Perfect Lung’da ortaya koyduğu ekopolitik yansımaya paralel farklı bir soruyla yeniden karşımıza çıkıyor, ve bu sefer ontolojik nitelikte bir soruyla. Yine Touch Music tarafından yayınlanan Ecce Homo ile Görgün, güzellik ve bozunma, ilerleme ve gerileme, iyilik ve kötülük arasında gidip gelen insan tabiatından yola çıkarak, ruhun farklı yönlerini, insan davranışlarını ve varoluşu üzerine kendini sorguluyor. Bu kavramsal evren, Ecce Homo’yu tamamıen ele geçiriyor ve onu rahatsız edici, dolaşık, zehirli sarmaşıklar (“Afterburner”, “Tserin Dopchut,” “Knightscope K5”), huzursuzlukla dolu bir çoraklık (“Neroli,” “Seneca”) ve deforme kayıtlar (Le Sacre’nin sahnesinde saldırıya uğrayan cıvıltılar veya komplo teorisyeni Alex Jones’un sesini bozan Bohemian Grove’un ses memesi) arasında gidip gelen, rahatsız edici, tuhaf, hareketli ama huzuru kaçmış bir evrene dönüştürüyor. Özellikle, bileşenleri birbirine bağlayan ve ayıran bir drone olan kapanış parçası “To Cross Great Rivers” ise ayrı bir parantezi hakediyor; ama aynı zamanda bu albüm, sanatçının Fact dergisine verdiği röportajda da belirttiği üzere, dünyayı kontrol etme, anlama ve şekil verme konusundaki bitimsiz insan hülyasına bir övgü niteliğindedir.

Bazen somut müzik deneyi gibi soyut, bazen ayrıntılı olarak tanımlanmış, sanki günümüz yüksek teknolojili elektroniklerinin bir varyasyonuymuş gibi yarı saydam olan Ecce Homo, o kadar dağınık ve kafa karıştırıcı bir albüm ki, sanatçının son çalışmasında, yukarıda anlatılan çeşitli kutuplar arasında aşırı bir belirsizlik olduğunu görmek de mümkün. Elbette, bu albümün lehine bir nokta olsun ya da olmasın, Touch Music markalı albümlerin alışılageldiği türden bir albüm olmadığının da altını çizmekte fayda var. Davide Ingrosso / The New Noise


Görgün 2017

İPEK GÖRGÜN

SİMYACI


Ekim Benzetsel: Liberatuar

İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel

Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.

Ekim Benzetsel

Dünyanın dört bir yanında, konservatuarlarda 10 yıllık bir eğitimin ardından çoğu öğrenci hiç sanat eseri üretmeden mezun oluyor. Sanat eseri deyince genelde aklımıza iki saatlik senfoniler geliyor ama basit bir melodinin etrafında doğaçlanan birkaç dakikalık bir çeşitleme de pekala sanat eseri olabilir.

Çoğu konservatuar, enstrümanına oldukça hakim olmasına rağmen onunla hiç müzik üretmemiş, sadece uzun zaman önce yaşamış bestecilerin eserlerini çalmayı bilen müzisyenler yetiştiriyor. Böyle olması tesadüf değil elbette; kelime kökeni bile “konserve” etmek yani muhafaza etmekten gelen “konservatuar”lar, çoğu zaman 17 ila 19. yüzyıl Avrupasında ortaya çıkmış bir müzik geleneğini muhafaza etmek için faaliyet gösteriyor. Ben de onlarca yıldır müziğe hevesli çocukların yaratıcılığını öldüren bu kurumun aksine, 10 yılda değil 10 dakikada katılanların yaratıcılığını alevlendirebileceğine inandığım, Liberatuar adını verdiğim bir oluşum kuruyorum.


İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel

Enstrüman

Sana ödev verilen klasik bir eseri synthesizer ile kaydedip yayınla.

Liberatuar, eserle ilişkinin seyirci olarak değil, katılımcı olarak kurulmasını hedefleyen interaktif bir doğaçlama performans. Eserin ana aksını oluşturan enstrüman; birinde sadece beyaz, diğerinde ise sadece siyah tuşların aktif olduğu iki klavyeye atanan 25 farklı sentetik nota dizisi çiftinden meydana geliyor. Bu dizi çiftleri, katılımcıların doğru sesi çıkarma kaygısı gütmeden, ama müziğin doğaçlarken gözetmemiz gereken diğer tüm ögelerini de —ritim, dinamik, doku vs. gibi— kontrol ederek, teknik engellere takılmadan özgürce doğaçlayabilecekleri bir alan yaratacak.

Dizi çiftlerini kendim oluşturdum ve çiftlerin birbirleriyle ilişkilerini araştırarak en ilginç bulduklarımı enstrümana ekledim. Her dizi çifti ayrı bir armonik uzay oluşturacak ve bu uzayın oluşabilmesi için dizinin kök notası otomatik olarak hep çalacak—bir nevi “dem tutacak.” Basılan her nota bu armonik uzayın içerisinde bulunacak. Bazı dizi çiftleri diğerlerinden daha uyumlu, bazıları da oldukça uyumsuz gelebilir. Uyumsuzluğu komple ortadan kaldırıp katılımcıların ifade dünyasını daraltmak yerine, o an içinde bulundukları armonik uzayı sevmeyenlerin, enstrümanın üzerinde bulunan “Reroll” ve “Insane Mode” adlı tuşlar sayesinde bu armonik uzayı her zaman değiştirebilecekleri bir sistem kurdum.

Bence doğaçlama müzik yapmanın en keyifli hatta spiritüel yanlarından biri, birlikte çalma durumu. O anda ortaya çıkan kolektif bir yaratıcı eylem ile karşılaşma anı, çalanları da, dinleyenleri de derin bir “biraradalık” haline sokabiliyor. Birlikte müzik yaptığımız kişileri cankulağıyla dinlemek ise, adeta bu halin oluşumunun önkoşulu gibigörünüyor. Bana kalırsa bu performansla ilgili belki de en zor ama başarabilirsek en güzel şeylerden biri, birbirimizi dinlemek olacak.


Selected moments from the performance of “Liberatoire,” which took place on December 30, 2023, in Alan Kadıköy. Five out of six participants who is playing the instrument in this video, have never played an instrument before.

İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel

Ödevler

Sana ödev verilen bir eserde hoşuna giden müzikal ögeleri kullanarak popüler bir parça yap.

Liberatuar, sahnelendiği zaman ve mekanın ötesinde varlığını sürdürsün istiyorum. Bunun için katılanlara küçük sabotaj ödevleri vereceğim. Sahnede ödevler şans kurabiyelerinden çıkıyor. Aşağıda ödevlerin tamamını görebilirsiniz. Ödevlerin büyük çoğunluğu müzik ekseninde, ama müzikle ilgilenmeyenlerin de bu ödevlerin kendi hayatlarındaki karşılığı neyse onu yapmasını rica edeceğim. Ödevleri, birebir uygulanmasından ziyade üzerinde oynanabilen bir fikir oluşturması için yazdım. Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.

  1. Bir konservatuarda protesto örgütle. Herkes enstrümanıyla -ya da herhangi bir nesneyi enstrüman olarak kullanarak- özgürce doğaçlasın.
  2. Sana ödev verilen klasik bir eseri synthesizer ile kaydedip yayınla.
  3. Sana ödev verilen bir eserde hoşuna giden müzikal ögeleri kullanarak popüler bir parça yap.
  4. Her yıl aranızda en çok çalışan -hocaların deyimiyle “en ilerde” olan- kişinin yıl sonu konserini trolleyin.
  5. Bir resitale normalde çaldığından daha küçük ölçüde bir enstrümanla çık. Ör. 3/4 keman ile
  6. Yapay zeka yardımıyla, Bach’ın stilinde bir eser yaz. Hocanı bu eserin gerçekten Bach’a ait olduğuna ikna et ve eseri sınavda çal.
  7. Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziği, gerçekten de onun eseriymiş gibi Spotify’a yükle.
  8. Gerçek olmayan bir ressam uydur ve onun adına bir web sitesi yap. Ressamı önemli biri gibi göster. Yapay zeka ile yaptığın resimleri, uydurduğun ressamın resimleriymiş gibi siteye koy.
  9. Yapay zeka ile tanınmış bir bestecinin stilinde ürettiğin bir müziğin notasını, gerçekten de o besteciye aitmiş gibi konservatuar kütüphanelerine bağışla.
  10. Koro dersinde bir ölçü geriden söyle.

Kaynak: İnteraktif Doğaçlama Performans ‘Liberatuar’ Ekim Benzetsel, 2023


Tamar Records – TMR 063

TAMAR RECORDS TMR 063


Ekim Benzetsel + Kazım Müftüoğlu = MDF

Piyanist/besteci Ekim Benzetsel ve davulcu/besteci Ahmet Kazım Müftüoğlu’nun işbirliğiyle İstanbul’da kurulan MDF, 20. yüzyıl klasik müziği ve çağdaş cazın etkisinde müzik besteliyor.

instagram.com/mdf.duo


Saltuk Erginer ile dün, bugün ve yarın

Saltuk Erginer, 2500-3000 mt. civarı And Dağları, Tulcán, Frontera Nariño, Ekvador, 17 temmuz 2019

Erginer’in müziği, gösterişli olmayan ama derinlikli bir anlatım diliyle öne çıkıyor. “Oyun Bu” sade ama etkileyici düzenlemesiyle, dinleyiciyi kendi iç sesini duymaya davet ediyor.

Geceden doğan şarkı

Suzan Somalı Sönmez / Milliyet Sanat

Saltuk Erginer, 2009 yılında yayımladığı ilk albümü “Sisifos Hikayeleri” ile dikkatleri üzerine çekti. Albüm, mitolojik göndermeleri, şiirsel dili ve akustik tınılarıyla alternatif müzik sahnesinde kendine özgü bir yer edindi. Ancak bu çıkışın ardından Erginer, uzun süre sessizliğe gömüldü. Yıllar sonra “Geç Kalan Şarkılar” adını verdiği yeni albüm projesiyle geri dönen sanatçı, bu albümden ilk olarak “Kırmızı” adlı teklisini yayımladı. “Oyun Bu” ise bu albümün ikinci teklisi olarak dinleyiciyle buluştu. Albümdeki birçok parça, Erginer’in uzun yıllardır tanıdığı ancak son birkaç yıldır birlikte üretmeye başladığı Filiz Babalık Aytar ile ortak imzalar taşıyor.

2017’nin bir gecesi… Akustik gitar, mikrofon ve eski bir bilgisayar… Saltuk Erginer çalıp söylüyor, arka vokalde cırcır böcekleri ona eşlik ediyor. İstanbul’un ağırlığından uzaklaşmak için çıktığı bir yolculukta, doğanın ortasında, ay ışığı altında yazılan bu şarkı, yıllar sonra “doğru zamanı” bulmuş… Erginer’in deyimiyle, bu parça “Geç Kalan Şarkılar”dan biri. Sözleri Filiz Babalık Aytar’a, müziği ise Erginer’in kendisine ait olan “Oyun Bu”, içsel bir huzurla varoluşsal bir hüznün arasında gidip geliyor. Dinleyeni, yapraktan yuvarlanan bir damla gibi, başka zamanlara ve duygulara taşıyor.


Saltuk Erginer ‘Oyun Bu’ 2025

Uzun bir aradan sonra müziğe yeniden ses veren Saltuk Erginer, yeni teklisi “Oyun Bu” ile dinleyicilerini geçmişin izleriyle örülü bir iç yolculuğa davet ediyor.

Müzikal kadro ve prodüksiyon

25 Mayıs itibariyle tüm dijital platformlarda yayımlanan parça, sanatçının yıllar süren sessizliğini bozan ikinci tekli olma özelliğini taşıyor. “Oyun Bu”, güçlü bir müzikal kadroyla hayat buluyor. Davul’da Cengiz Baysal, basta Alper Yılmaz, çelloda Barış Güvenenler, alto saksafon, klavye, efektler ve prodüksiyonda Serhan Erkol imzası bulunan çalışmanın kapak fotoğrafı Dilek Yaman, yapım ve tasarım ise Saltuk Erginer elinden çıkmış. Bağımsız olarak yayımlanan şarkının tüm kayıt, düzenleme, mix ve mastering süreçlerinde ise Serhan Erkol’un ustalığı var.


Saltuk Erginer & Burcu Erdoğan ‘Son Tren’ Sisifos Hikayeleri

Saltuk Erginer’in 2009’da kaydettiği ve Karga ekibi tarafından imece usulü yayımlanan Sisifos Hikayeleri, 11 yılın ardından nihayet dijital mecralarda. Erginer’in bir bilgisayar başında evde kaydettiği 13 parçalık albüm; dinleyiciyi yer yer iç hesaplaşmalara, yer yer de ferahlatıcı dehlizlerde savrulmaya itiyor. Türler arasında süzülen, bunu yaparken de tazeliğinden hiçbir şey yitirmeden yıllara meydan okuyan Sisifos Hikayeleri, yerli bağımsız müzik sahnesinin kıymetli hazinelerinden. -Bant mag.


ERGİNER

iletişim ve işbirliği için:

instagram.com/saltukerginer

SALTUK ERGİNER SİSİFOS HİKAYELERİ


Sauvage, Horreur et Herbier : Brouette Hurlante

Brouette Hurlante, 2024

Ce n’est pas parce que je suis une femme que je dois me sentir obligée, surtout par le regard des autres, à m’engager dans des BD forcément féministes. Je ne veux qu’on me limite à : c’est une autrice qui parle des femmes.

De par son pseudonyme (oui ce n’est pas son vrai nom!), Brouette Hurlante surprend son monde. De par son style qui accapare l’étrange, Brouette Hurlante façonne un univers personnel. De par ses histoires, Brouette Hurlante narre le présent et ses failles. Le rire se mêle au macabre, l’exercice de style côtoie le dessin classique.

Depuis plusieurs numéros, Brouette Hurlante s’installe dans les pages de Métal Hurlant. Ce qui se ressemble s’assemble…

En échangeant, Brouette Hurlante parle de sa passion pour le cinéma, les écrits de Lovecraft et les illustrations bizarres du couple noir Jean-Michel Nicollet et Kelleck.

Brouette Hurlante, 2024

Entretien avec la dessinatrice Brouette Hurlante

leparatonnerre.fr

Êtes-vous donc condamnée à une certaine fantaisie ?

Cela sonne comme une tragédie grecque ! Mais je n’ai rien à voir avec Prométhée ou Sisyphe (rires). Mais oui, il y a de la fantaisie et aussi une mise à distance. Une brouette, ça ne représente personne et ça n’appartient à aucun genre. Je ne souhaite pas être assignée à des thématiques que je n’aborde pas nécessairement ou alors de manière liminaire. Ce n’est pas parce que je suis une femme que je dois me sentir obligée, surtout par le regard des autres, à m’engager dans des BD forcément féministes. Je ne veux qu’on me limite à : c’est une autrice qui parle des femmes. C’est très restrictif ! Bien sûr que j’en parle, mais ça ne viendrait pas à l’idée que les gens ramènent systématiquement un auteur homme à ses personnages hommes. Être femme traverse mes BD, tout autant que le fait d’être simplement une humaine. On a souvent tendance à lier le genre de l’artiste au contenu de sa BD, c’est un automatisme qui me dérange. Mon pseudo m’épargne, entre autres, ce genre de considération. Même si paradoxalement, je l’explique souvent, alors je me piège à mon propre jeu peut-être !

Vous êtes une passionnée de cinéma. Il y a de la mise en scène dans vos dessins tout comme des hommages au 7ème art. Les films vous transportent-ils plus que la bande dessinée ?

Pas du tout. J’aime le cinéma car c’est un art très complet entre l’image en mouvement, la narration, le son, le montage, etc. J’adore l’enseigner d’ailleurs. Cependant, il y a de véritables différences entre le cinéma et la bande dessinée. Et le premier est pour moi plutôt un complément nutritif. La BD, l’illustration, le dessin, c’est l’art que j’aime pratiquer, en plus de le dévorer.

Brouette Hurlante, 2024
Les Humanoïdes Associés – Humanoids

Créé en 1974 par Moebius, Druillet et Dionnet, Métal Hurlant est de retour sous la forme d’un mook de presque 300 pages. À la fois panorama de l’imaginaire et terrain de jeu pour les auteurs, Métal Hurlant, aussi éclectique qu’inventif, vous emmène vers d’étranges horizons.

Disponible en kiosque, librairie et par abonnement su >> abonnement

Brouette Hurlante, 2024

Métal Hurlant a-t-il toujours été une référence ?

Être publiée chez Métal c’est pour moi le top et en même temps un rêve de gamine qui se réalise. Le rédacteur-en-chef actuel Jerry Frissen avec toute l’équipe des rédacteurs et des éditeurs réalisent un excellent travail. Ils ont la volonté et la capacité d’ouvrir de grands champs et les portes du magazine à de nouveaux artistes. Ce n’est pas un exercice facile dans le monde de la bande dessinée où la production est massive, la pression des éditeurs, les nouveaux formats, genre Web Toons etc. L’équipe de Métal arrive à alimenter cette nouvelle âme de Métal Hurlant et lui insuffler une identité propre.

Dans le numéro sur les Monstres, vous avez écrit « Trophées ». Vous avez aimé l’exercice ?

J’ai adoré, en particulier parce que je suis une grande fan du film « Massacre à la tronçonneuse » (1974) et parce que c’était une carte blanche.

J’ai toujours eu l’habitude d’écrire même si je n’ai pas le réflexe de publier forcément. J’aime également l’illustration car c’est aussi une forme de narration. Selon moi, l’écriture c’est ce premier processus de la bande dessinée, qui se fait à la fois en images et en mots, c’est quelque chose de fascinant et merveilleux je trouve.

Comment les idées vous viennent ?

Pour trouver la bonne histoire, il faut accepter que le bon moment de création s’inscrive dans un processus parfois fulgurant et parfois très lent. J’ai toujours un carnet avec moi afin de noter les idées qui me viennent subitement. Puis je laisse murir les projets (une semaine voire une année). Il me faut du temps et heureusement Métal Hurlant et mon éditrice Cécile Chabraud sont patients.  

Je ne suis jamais seule dans le processus de création.

Brouette Hurlante, 2024

Au même titre que « Massacre à la tronçonneuse » où l’absurde est omniprésent, la vie repose également sous des situations extrêmes ou impossibles, avec des glissements qui mènent l’humain à l’indicible ou l’intolérable.

Les animaux sont-ils une vraie inspiration ?

Oui. Des thèmes comme le sauvage ou le domestique me passionnent. Finalement, je ne ramasse que ce que le réel apporte.

« Minou Minou » votre histoire dans le hors-série Métal Hurlant spécial chats est-elle une autobiographie ?

Pas du tout. Je l’ai dédicacée à ma cousine qui travaille dans une association qui accompagne la réinsertion d’hommes condamnés pour des violences conjugales. Je respecte infiniment toutes ces femmes invisibilisées, parfois elles-mêmes résilientes, justes et droites, qui travaillent à pardonner, à intégrer et respecter la justice. Quand j’écoute les histoires de travailleurs sociaux, leur quotidien, je trouve leur foi en l’humanité admirable. Cela m’a inspiré une partie de l’histoire de « Minou Minou », mais j’ai eu envie d’ajouter de l’impartialité et de l’injustice. D’aller quelque part totalement à contresens de tout ça et basculer dans le body horror, l’instinct de survie frappe tôt ou tard, de manière très radicale. Au même titre que « Massacre à la tronçonneuse » où l’absurde est omniprésent, la vie repose également sous des situations extrêmes ou impossibles, avec des glissements qui mènent l’humain à l’indicible ou l’intolérable.

Les grands auteurs de bande dessinée tels que Philippe Druillet, dont je suis une très grande fan, ont su traiter ces aspects.


Trina Robbins

Cette artiste majeure n’a pas eu (et n’a toujours pas) la reconnaissance qu’elle mérite. Évidement je vous conseille de lire Last Girl Standing en écoutant Joni Mitchell ou Doja Cat, de feuilleter ses BD et voir à quel point elle influence encore des artistes de tous poils.

Trina Robbins n’est plus de ce monde, celui de chair et de poils, de body Lycra et de lovejuice, de perruques et de fluides en tous genres. Un monde grouillant joyeusement (ou pas) de personnages interlopes et autres trucbidules en -lopes. Car Trina n’avait pas la langue dans sa poche et visiblement, elle aimait résolument (et gouluement) les humain.e.s avec leurs travers, leurs vices et vertus.

Mais Trina Robbins reste éternellement dans un monde de papiers, celui dont on se lèche la pulpe du doigt pour le feuilleter, celui dans lequel on taille à grands coups de ciseaux des robes, des bikinis ou des armures à des paper-dolls. Un monde où cohabitent des humains de tous genres, au sens propre comme au sens figuré.


Brouette Hurlante, tribute to Trina Robbins, 2024

Comment avez-vous imaginé l’enquête des lectrices d’Ah ! Nana – hommage à la dessinatrice Trina Robbins aujourd’hui disparue ?

Je crains, vu le peu d’hommages qui lui ont été rendus, que sa disparition ne lui donne pas la visibilité qu’elle mérite, en France en tout cas. A travers cette illustration, je voulais mettre en avant cette merveilleuse artiste. Elle est intrépide dans son traits, ses sujets, sa manière de poser le quotidien de personnages que la société veut rendre invisible, et en faire des personnages forts et attachants. Quand on regarde une BD comme « Hedy la pute », republiée dans le Métal Hurlant spécial Ah !Nana, c’est incroyablement contemporain, piquant, drôle et touchant. Mais si peu de gens la connaissent. Trina Robbins a pourtant fait partie des autrices (tout comme Nicole Claveloux ou Julie Doucet) qui même si elles ont été invisibilisées sont les fondations du « matrimoine » de la BD et du Fanzine et continuent a influencer de nombreux artistes.

J’ai été de plus ravie de participer à cet hors-série car un hommage a aussi été rendu à une artiste que j’aime beaucoup : Keleck. Elle a d’ailleurs réalisé une couverture de Métal que j’adore. Cette femme au sourire étrange et carnassier donne envie de se faire croquer par elle. Voilà encore une grande artiste dont on ne parle pas assez.


 MÉTAL HURLANT 12

Want Metal Hurlant beamed directly to your brain on a quarterly basis? Check out our exclusive subscription offers.


LOVE AND CRAFT de Brouette Hurlante est à lire dans MH•12 disponible en kiosque, librairie et par abonnement !

Lorsqu’on illustre H.P. Lovecraft, y’a-t-il des limites ?

Son écriture est difficile car très nébuleuse et paradoxalement sa lecture nous donne des images très nettes, parfois même olfactives ou sonores ! Pourtant Lovecraft ne décrit rien précisément. Seule l’ambiance, l’ensemble de la narration attise l’imagination du lecteur. Par conséquent, il est vraiment difficile de représenter en images les histoires de Lovecraft, car chacun y projette sa propre vision ou vérité. 

Pour le Pop Icons sur Lovecraft, j’ai choisi d’illustrer en noir et blanc la nouvelle « La Couleur tombée du ciel » (1927) car c’est pour moi l’un des plus beaux textes de science-fiction qui, à un moment dans le récit, met en scène une couleur impossible à représenter et pourtant qu’on est tous capables d’imaginer. J’ai aimé cette ambiance crépusculaire et bucolique, l’Horreur qui nait dans les entrailles de la ruralité, je trouve ça génial. 

L’autre nouvelle est « Horreur à Red Hook » (1927) probablement l’un des textes le plus ouvertement xénophobe de Lovecraft. Il y a une vraie question actuellement sur le rapport entre l’œuvre et l’artiste, c’est aussi passionnant que complexe et délicat comme sujet. C’était donc compliqué, car j’ai dû dessiner cette ambiance tordue et imprégnée par la peur poisseuse de l’auteur, une peur panique et déraisonnée tournée vers l’autre, sans adhérer à ce biais.

Le Temple interdit, 2023

“Le Temple interdit- Le Porno dont vous êtes le héros” a-t-il été un exercice sérieux ou un certain jeu (ré)créatif avec Shadow?

Totalement récréatif ! Mais quand on fait des projets de fanzine et donc de l’auto-édition, ça ne veut pas dire qu’on n’est pas exigeant ! Surtout pour l’érotisme, qui est un objet vraiment délicat. J’adore l’illustration érotique, même si ça manque encore de femmes. Je parle d’artistes…pas de modèles ou de personnages ! Pour ce projet, on s’est dit qu’on allait fabriquer quelque chose qui puisse se lire/jouer seul.e ou à deux, en moins d’une heure. On voulait quelque chose qui puisse être drôle sans être vulgaire, un imaginaire qui titille avec légèreté, tout en faisant référence aux livres cultes : le livre dont vous êtes le héros. On est très fans tous les deux des « BD cul » édités par les Requins Marteaux, cette collection est fabuleuse, je ne me lasse pas de les relire. Je suis aussi une inconditionnelle de la collection « Patte de Mouche » de l’Association. L’objectif c’était d’être dans l’esprit de l’un et le format de l’autre, on est très ambitieux ! Finalement, ce fanzine est un peu plus grand que prévu, mais on a essayé de garder un récit assez serré. C’est un projet récréatif mais finalement très exigeant. On travaille sur le prochain, j’espère qu’on va arriver à le mener à terme…car le précédent ne s’est pas fait sans étincelles ! J’adorerais inviter des auteurices pour faire une petite collection, alors l’idée est là, tapie dans l’ombre dans un coin de ma tête, je ne doute pas qu’elle saura ressurgir à un moment ou ce sera possible de lui donner une plus grande ampleur.

Brouette Hurlante ‘Flotter’ 15 x 24 cm

Brouette Hurlante >> Illustration originale

achetez de l’art


Le projet de l’Herbier

Qu’est-ce qu’un herbier des douleurs ?

C’est quelque chose de plus personnel que je développe pour un projet de livre avec Ben Sanair, un artiste sérigraphe. Je souffre de maladies chroniques. Afin de rendre la douleur moins insupportable, sur les conseils d’un soignant, j’ai pris la décision de l’illustrer formellement, d’en suivre les contours, les couleurs. Ainsi je rationnalise mes maux. J’ai souhaité que ça prenne la forme d’un herbier, qui est un objet qui m’intéresse beaucoup. Je voulais aussi que ça se rapproche des dessins d’observation botanique que l’on retrouve aussi bien en occident qu’en extrême orient. 

Même si je ne suis jamais allée au Japon – c’est un pays qui m’inspire beaucoup graphiquement. Enfin, j’y suis beaucoup allée avec les livres ! Les artistes du XIXème siècle comme Tsukioka Yoshitoshi, tout autant que Junji Ito à notre époque ont le don de rendre beau des aspects horrifiques voire répugnants tels que la mort et la guerre, la douleur aussi.

Bureau de Brouette Hurlante

Quels sont vos projets ?

J’espère que Métal Hurlant va continuer à me faire confiance (rires) pour publier encore longtemps chez eux.

Je continue aussi de travailler avec la Septième obsession, Pop Icons. J’essaye de toujours laisser de la place au fanzine, mais ça demande beaucoup de travail…et avec les humains, le collectif est chronophage !

On verra bien, mais tant que je me sens libre d’explorer des idées ou des formes graphiques, de faire des expériences et de continuer à rencontrer des artistes avec qui échanger, tout ira bien !

Resource: leparatonnerre.fr

Une signature

>> Brouette Hurlante


Şevket K. Şimşekalp: Meta-Şiir

Şevket Kağan Şimşekalp, 2025

Yazılamaya komünistlik yapıp, yazılamayı kapatmadan müdahele etmek sokak etiğine uygundur elbette; gelgelelim herkez, her defasında gibi herkesi de çağrıştıran bir sözcük bozumu, elbette eleştirmene de katkıda bulunup onu eğitmek elzemdir

META-ŞİİR

Şevket Kağan Şimşekalp

doğal omurga farklı ritimlerin çarpışıp

pışıp pışıp yankılanmasıyla p’ışık p’ışık

içsel akışı sezgiseldir

kesintisiz zamanda ani içsel sıçramalar

kesintili bilinç akışına yol açıyor

parçalı yapının yatay katmanlarının graf şeması ilişkiseldir

ölüm döşeğinde elini tutacak biri kadar önemli

şiirimin müzikal unsuru kalbimin aksak ritmidir

sanatçıyı alışık olduğu coğrafyadan sürüp

başka bir coğrafyada üretmesini sağlarsan

duchamp ile magritte gibi kavramsalcı sürrealist olur

görülen rüya değil

kurulan düş

kurulan empati değil

duyulan sempati ile hem kontrollü hem de doğal

ölümün sonucu doğa-tanrıyı emzirmektir

ölüm ve aşka

acımıyorum

acıyıp kurulan dostluk düşü men eder

duygusal takıntısı olmayıp tekrar eden karamsar düşünceler

beni meşin yuvarlağa çekemiyor

bir sevgili yeterince acı çektin artık çekmene gerek yok demişti

nesneleri doğal çevrelerinden ayırıp

bağlamlar arası bir jump-cut yaparsan patlıyor hepsi

gür canlı renklerle

vereceksin kendini alkole

—öyle olmaz kağan

—size sadece keskin zekanın deliliğe sürtünmesi diyorum

kimse ya da herkes

kimse merkez değil

herkez merkez


‘Herkes Merkez’ İstanbul, 2025

Şevket Kaan Şimşekalp: Şair, çevirmen, liberter. Dört şiir ve 10 çeviri kitabı var. Özellikle savaş sonrası Amerikan şiiri ve Anadolu yeraltı arkeolojisinde menzili vardır.

> Şevket Kağan Şimşekalp


Hakan Kaya’dan Dört Öykü

Hakan Kaya, 2025

BİLMİYORUM

Hakan Kaya

Kadrajım daha önce hiç bana yalan söylemedi. Ben nereyi çekmek istesem, bana doğrudan
o noktayı gösterdi. Hatasız, oynama yapmadan. Besbelli bana sadıktı. Şimdi neden ve niçin
beni yarı yolda bıraksın ki?
Dalmış gitmişken kafamı çeviriyorum, genç bir çobana denk geliyorum. Fotoğraf makinemi
çıkartıp, kadrajıma bir kez daha güveniyor ve deklanşöre basıyorum. Birkaç kez bekledikten
sonra makineden fotoğrafı alıyor, yırtıp atıyorum.
Genç çobana doğru ilerliyorum, neden ve niçin sorusuna bir kez daha yanıt veremiyorum.
Genç çoban sürüye yön veriyor. Beni görünce şaşakalıyor, duraksıyor.
Sen O’sun diyor.
Ben kimim?
Şu yönetmen, köyümüzü filme alan adam.
Şu sıralar ne olduğumu bilmiyorum.
Neden bizim köyü filme alıyorsun.
Bilmiyorum.
Neden yönetmen oldun peki?
Bilmiyorum.
Kadrajın sana hiç yalan söyledi mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum.
Neden yalan söylüyorsun?
Ayağa kalkıyorum, fotoğraf makinesini ayağımın altına alıp, defalarca üzerinde zıplıyorum.
Çoban hiç istifini bozmadan beni izliyor.
Şimdi ne yapacaksın? Diye soruyor.
Bilmiyorum. Bilmiyorum ve lanet olsun ki bilmiyorum. Hadi allahaısmarladık.
Sis kaplı yolları, göğü deler gibi geçiyorum.


CEVAP/LAR

I

Sisi delerek göğe ulaşmayı amaçlıyorsun. Anlamsız bir yürüyüş bu, bunu sende, bende iyi biliyoruz. Yürüyorsun, yürüyorsun, engebeli yollardan geçip, bir çıkmaza sapıyorsun. Tamam, diyorsun kendine. Burası yolun sonu bende bugün burada öleceğim.

Gözlerini açıyorsun. Beyaz bir ışık görüyorsun önce. Sana doğru gitgide yaklaşan ışık

    Ramak kala sönüp gidiyor. 

II

Delirmeye başladım, diyorsun bu sefer. Evet bende o akıl hastalarından biri oldum.

İlaçlar alıyorsun. 

Akineton, İgnis, Zedprex. 

Damarlarına ilaç enjekte ediyorlar. Kanında dolaştığını hissedebiliyorsun. İlaç her enjekte edildiğinde farklılaşıyorsun. Hissizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her şey, amansız geliyor varoluş. Hayır. Sartre’dan bahsetmiyorsun. Nobel’in canı cehenneme. Konumuz bu değil.

III

Çare burada da bulunmuyor. Bir ay sonra taburcu oluyorsun.

Odadasın. Masandaki lamba gözünü alıyor senin. Lambaya elinin tersiyle vurup

      Yere düşürüyorsun.

Çatlıyor ampul, sonra buz gibi parçalanıyor. 

Kan akıyor. Akan kan ses yapar mı? Bunu daha önce sormuş olan sen, bu sefer cevaplandırmıyorsun. Cevaplandırmıyorsun belki de. Ahmakça ve üst-insan gibi. Pencereden soğuk hava giriyor odaya. Bırak girsin, diyorsun annene. Hasta mı olacağım, bırak olayım. Artık tek bir amacım var. Ölmek ve de ölmek. İşte bütün mesele bu. 

CEVAP

Kan ses yapar. Pıt   pıt 

                             pıt.

Akan kan senin kanın.

Elinde barut kokusu.

Pıt 

     Pıt

           Pıt.

Cevap aynı.


REFÜLİN

A

Çalışma masandaki lambanın ışığı gözünü alıyor sanki.

Uyuyorsun bir süre.

Yok

 Hayır. Uyuyamıyorsun.

Salona girip, o’na bakıyorsun.

Elinde bir kitap, divanda uzanmış duruyor.

Kapının eşiğinden onu izliyorsun.

Gözlerini bir anlık kapatıp açtığında o gidiyor.

Şoka giriyorsun

 Us mu gerçek mi kestiremiyorsun.

Elini cebine atıp, karıştırıyorsun bir süre. Haplar çıkınca duruyorsun.

Bir, iki, üç

 Dört, beş altı.

Hepsini yutuyorsun, üzerine soğuk bir su içiyorsun.

B/

Divandaki kitap gözüne çarpıyor.

Az önce o’nun elinde tuttuğu kitap bu.

Alıp okumaya başlıyorsun.

Ölüm yavaş yavaş geliyor bana. Alıştıra alıştıra. Alıştıktan sonra ölüm tehlikeli olmaktan çıkıyor, bir ödülmüş gibi geliyor bana.

Kitap elinden düşüyor.

Bundan sonra ne olacak kestiremiyorsun.

Tek bildiğim, bildiğin tek, bilmek istediğin, tek bilmek istediğin, 

BİLİNMİYOR.

Çalışma masandaki lambanın ışığı sönüyor, sönüyor ve karalıyor oda.


60 SANİYE + BÜYÜK PATRON

Evine çıkan sokağın, bir alt mahallesinde yürüyorsun.

Yürüdükçe mahalle büyüyor,

Seni içine alıp yutmasından korkuyorsun.

Telefon sesi.

Arayan büyük patron.

Altmış saniyen var, diyor.

Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi.

Saniyeler geçip gidiyor.

Her bir yanını bozuk saatler kaplıyor.

Diğerleri birbirine benzeyen öteki saatler aynı saati özverili bir şekilde tekrar ediyor.

‘’Ben bunu yaşar, bunu söylerim.

İnsan ancak durdurabildiği 

zaman kadar yaşamıştır ömrünü.’’

On

Dokuz

Sekiz

Yedi.

Pat! Tabanca sesi.

Yere yığılma.

Beş

Dört

Üç.

Saati durduruyorsun. Uyanmana daha var, bir on dakika daha uyuyabilirsin.

Patron yerde. Yerde patron. Büyük patron yerde, kanı halıdan sızıyor.

İnce ince. Tuhaf tuhaf.

Baştan sona.


Hakan Kaya: 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.

Bağcılar’dan Üsküdar’a: JAH ve YAKU

JAHTHAFARI
YAKU aka KELEPC33

Kendimizi kimseye yakın görmüyoruz. Yakın gördüklerimizin de kimseye bir faydası olmuyor, ya da işi bitene kadar herkese iyi görünüp sonra yok olup gidiyorlar.

Rap yapmaya ne zaman başladınız? Şu ana kadar ne tip çalışmalar yaptınız?

YAKU: Yaklaşık 8-9 yıldır müzikle uğraşıyorum. Aynı şekilde Jah’ı da uzun zamandır tanıyorum, liseden beri arkadaşız. Amatör kayıtlar harici yayınladığımız çalışmalar east coast/sac town beatleri üzerineydi. Bu çalışmalardan öncesinde necrotrap, operplugg, hoodtrap gibi genre’lerle uğraşıyordum. Jah da amatör olarak detroit, trap vb. çalışmalarda yer aldı.

Kreuzberg’de başlayan Türkçe Rap macerasına daha çok Kadıköy’den çıkan mc’lerle aşina olduk; 90’ların sonu ve 2000’lerin başında Ceza, Dr. Fuchs, sonrasında gelen Sansar Salvo gibi isimler o dönem için ciddi ataklarda bulundu ve Türkçe Rap adına önemli bir dinleyici kitlesi yarattılar. O günlerin bazı iddialı rapçilerini artık sahnede göremesek de Istanbul Trip, Tahribat’ı İsyan gibi bu işle uğraşan pek çok yeni genç sahneye çıktı. Bazılarına Arabesk Rap dendi, Heijan gibi amatör girişimler bile zamanla ilginç sonuçlar verdi; nihayetinde Canbay, Wolker, Uzi ve benzeri gençlerin Bağcılar, Ulus, Esenyurt gibi bölgelerden farklı bir nefesle işe koyulduklarını gördük.


Gecenin dostları: Can Yavuzçetin, Kadir Ceylan, Jah ve Sena, Taksim 2025
Jah 342 ‘Stay High’
Jah, Can Yavuzçetin, Kadir Ceylan ve Sena, Taksim 2025

JAH > Handicup


Tüm bunları göz önünde tutarsak, sen kendini sürecin neresinde görüyorsun?

Sürece baktığımızda Kendimizi kimseye yakın görmüyoruz. Yakın gördüklerimizin de kimseye bir faydası olmuyor, ya da işi bitene kadar herkese iyi görünüp sonra yok olup gidiyorlar. Bireysel olarak ben daha geyik işler peşindeyim ama Jah’ı daha ciddi işlerde görebilirsiniz.

Kadir Ceylan, Can Yavuzçetin ve Sena, Taksim 2025

Welcome 2 Bağcılar > Mixtape


Bağcılar Ganistan albümünü Türkçe Rap özelinde hangi ekole daha yakın görüyorsunuz?

Türkçe Rap ekolünde çok fazla verilecek örnek yok. En yakını şudur diyecek olursam da çok alakasız olur. İçerisinde bu kadar çeşitli genre’lar bulunduran bir albüm veya mixtape’i ben görmedim. Dünya genelinde ise cloud rap ve bay area dersek tüm şarkıları tek bir çatı altında toplayabiliriz herhalde.

Albüm için kimlerle birlikte nasıl bir çalışma sürecine giriştin, sonuçtan memnun musunuz?

Albümde sadece ben ve Yaku var. Bunlar haricinde prodüktör olarak yine Yaku ve arkadaşları bulunmakta. Sonuçtan da oldukça memnunuz.

Canlı sahne almayı düşünüyor musunuz?

Ben sahne almayı düşünmüyorum, Jah ise şimdilik kararsız ama sanırım yakında alırız.

Yakın dönem planlarınız varsa öğrenebilir miyiz?

Bu röportaj albümden ne kadar önce veya sonra çıkar bilmiyorum. Siz daha önce yayımlarsanız albüm sonra çıkarsa tekli işler yakında diyebiliriz.

Silence of Jah, Taxim 2025

Born to say Bye

^-^

Forced to say Allah’a emanet !!