Enter the Noise: Pakito Bolino + Fredox (ABON FEST 2025)

Pakito Bolino + Fredox at Bunch of Noise 2025 / Photo by Guoruishuai

In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.

Pakito Bolino and Fredox Langlais are influential figures in the French underground image movement and alternative silk-screen printing scene. Both musicians, designers, and animators from Marseille and Paris, they oppose the standardization of contemporary art, advocating for original, handmade art focused on anti-traditional, fringe subjects. Through irony and collage, they explore taboos and deconstruct violence, delving into the provocative margins of the world.

Pakito Bolino, a key figure in French underground publishing, is known for his chaotic, saturated compositions inspired by underground comics, punk magazines, and Japanese Heta-Uma aesthetics. His work merges chaos, anxiety, and social critique, attempting to create a language for underground art. He co-founded the renowned publishing group Le Dernier Cri, whose silk-screen workshop located in Friche Belle de Mai in Marseille, in Marseille publishes experimental artist books and posters from around the world, offering a platform for fringe artists and contrasting traditional commercial models.

Fredox Langlais, based in Paris, is a self-taught “image manipulator” and founder of the legendary graphic magazine Stronx. His collages, inspired by 1930s-60s publications, recontextualize sensitive images with irony and provoke a world of constant conflict, where industrial, medical, and military forces threaten the individual. He collaborates with Le Dernier Cri, exploring unsettling, taboo themes in his work.

Pakito Bolino at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025
ABON Fest 2025, photo by Smashoot

Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.

A Bunch of Noise is a low-budget, DIY experimental noise festival dedicated to breaking free from the art frameworks shaped by traffic and algorithms, refusing standardized or labeled art forms. We do not rely on the selection driven by online trends; instead, through real communication and discussion, we invite artists capable of evoking resonance and creating vibrations, directly bringing sound to your ears, your body, your emotions.

Noise is not just about volume or harsh sound—it is the shock that breaks through order, a challenge to the “comfort zone.” Our invited artists do not depend on traffic and data; their sounds are independent and vibrant, refusing to be bound or defined. Each performance is a challenge to the rules, a recreation and reshaping of the unknown world.

A Bunch of Noise is not just a space for sound experiments; it is a collision of emotions, an explosion of energy. Here, we seek pure sound experiences—not catering to market packaging, not relying on internet bubbles, only sound itself. There is no perfect artistic shell, only the sparks of experimentation and an unknown journey.

In this era of fragmented and commodified information, we offer an alternative choice for those who long to find unshaped real sound, who desire true face-to-face resonance. Here, noise is everywhere, and sound does not need to be acceptable—it only needs to exist.

Noise has no ownership; it only exists in the present. No compromises, no waiting. Enter the noise, become the noise.

> abunchofnoise.com


Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON 2025 / Photo by Smashoot

A Bunch of Noise Fest 2025, day 2 begin: 18 groups of artists made noise at the same time for a whole hour!

Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.

A Bunch of Noise, standartlaştırılmış veya etiketlenmiş sanat formlarını reddederek, trafik ve algoritmalar tarafından şekillendirilen sanat çerçevesinden kurtulmaya yönelik düşük bütçeli, deneysel bir D.I.Y. gürültü festivalidir. Çevrimiçi trendler tarafından yönlendirilen seçkilere güvenmiyoruz; bunun yerine, gerçek iletişim ve tartışma yoluyla, rezonans uyandırabilen ve titreşimler yaratabilen, sesi doğrudan kulaklarınıza, bedeninize ve duygularınıza getiren sanatçıları davet ediyoruz.

Gürültü sadece bir ses seviyesi ya da sert bir ses değildir; aynı zamanda düzeni bozan bir şok, “konfor alanına” yönelik bir meydan okumadır. Davet edilen sanatçılarımız trafiğe ve verilere bağlı değillerdir; sesleri bağımsız ve canlıdır, bağlanmayı veya tanımlanmayı reddederler. Her performans kurallara bir meydan okuma, bilinmeyen bir dünyanın yeniden yaratılması ve yeniden şekillendirilmesidir.

A Bunch of Noise sadece ses deneyleri için bir alan değil; bir duygu çarpışması, bir enerji patlamasıdır. Burada saf ses deneyimleri peşindeyiz – pazar ambalajlarına değil, internet balonlarına değil, sadece sesin kendisine güveniyoruz. Mükemmel ve sanatsal bir arayışımız yok, sadece deneyselliğin kıvılcımları ve bilinmeyene yolculuk var.

Bu parçalanmış ve metalaşmış bilgi çağında, şekillendirilmemiş gerçek sesi bulmayı arzulayanlar, gerçek yüz yüze rezonans isteyenler için alternatif bir seçenek sunuyoruz. Burada gürültü her yerde ve sesin makul olması gerekmiyor – sadece var olması gerekiyor.

Gürültünün mülkiyeti yoktur; sadece şimdiki zamanda varolur. Ödün vermek yok, beklemek yok. Gürültüye girin, gürültü olun.

> abunchofnoise.com


Pakito Bolino + Fredox w/ DaFa at ABON Fest 2025

Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Guoruishuai

Slaughter Table, Live at A Bunch Of Noise Shanghai, 2025

Slaughter Table, noise player from Malaysia. Into harsh noise, with more structure complex approach a bit of cutup a bit of wave changing structure and uses of various noise filters, octaves. Some sounds generated from noise machine with a dynamic drone soundscape . Influences from Government alpha, Kazumoto Endo, Sickness, Bastard Noise, SCUM, Facialmess, Prurient, Scatmother.


ABON Fest 2025, photo by Smashoot
Fredox at ‘A Bunch of Noise 2025’ photo by Smashoot

FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)
Live from LDC Workshops, 2023
FREDOX – 5 em colonne vertébrale (tribute to valium)

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

GRAFIK PURIFIACTION SINCE 1993


Hakan Kaya’dan Dört Öykü

Hakan Kaya, 2025

BİLMİYORUM

Hakan Kaya

Kadrajım daha önce hiç bana yalan söylemedi. Ben nereyi çekmek istesem, bana doğrudan
o noktayı gösterdi. Hatasız, oynama yapmadan. Besbelli bana sadıktı. Şimdi neden ve niçin
beni yarı yolda bıraksın ki?
Dalmış gitmişken kafamı çeviriyorum, genç bir çobana denk geliyorum. Fotoğraf makinemi
çıkartıp, kadrajıma bir kez daha güveniyor ve deklanşöre basıyorum. Birkaç kez bekledikten
sonra makineden fotoğrafı alıyor, yırtıp atıyorum.
Genç çobana doğru ilerliyorum, neden ve niçin sorusuna bir kez daha yanıt veremiyorum.
Genç çoban sürüye yön veriyor. Beni görünce şaşakalıyor, duraksıyor.
Sen O’sun diyor.
Ben kimim?
Şu yönetmen, köyümüzü filme alan adam.
Şu sıralar ne olduğumu bilmiyorum.
Neden bizim köyü filme alıyorsun.
Bilmiyorum.
Neden yönetmen oldun peki?
Bilmiyorum.
Kadrajın sana hiç yalan söyledi mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum.
Neden yalan söylüyorsun?
Ayağa kalkıyorum, fotoğraf makinesini ayağımın altına alıp, defalarca üzerinde zıplıyorum.
Çoban hiç istifini bozmadan beni izliyor.
Şimdi ne yapacaksın? Diye soruyor.
Bilmiyorum. Bilmiyorum ve lanet olsun ki bilmiyorum. Hadi allahaısmarladık.
Sis kaplı yolları, göğü deler gibi geçiyorum.


CEVAP/LAR

I

Sisi delerek göğe ulaşmayı amaçlıyorsun. Anlamsız bir yürüyüş bu, bunu sende, bende iyi biliyoruz. Yürüyorsun, yürüyorsun, engebeli yollardan geçip, bir çıkmaza sapıyorsun. Tamam, diyorsun kendine. Burası yolun sonu bende bugün burada öleceğim.

Gözlerini açıyorsun. Beyaz bir ışık görüyorsun önce. Sana doğru gitgide yaklaşan ışık

    Ramak kala sönüp gidiyor. 

II

Delirmeye başladım, diyorsun bu sefer. Evet bende o akıl hastalarından biri oldum.

İlaçlar alıyorsun. 

Akineton, İgnis, Zedprex. 

Damarlarına ilaç enjekte ediyorlar. Kanında dolaştığını hissedebiliyorsun. İlaç her enjekte edildiğinde farklılaşıyorsun. Hissizleşiyorsun. Anlamsızlaşıyor her şey, amansız geliyor varoluş. Hayır. Sartre’dan bahsetmiyorsun. Nobel’in canı cehenneme. Konumuz bu değil.

III

Çare burada da bulunmuyor. Bir ay sonra taburcu oluyorsun.

Odadasın. Masandaki lamba gözünü alıyor senin. Lambaya elinin tersiyle vurup

      Yere düşürüyorsun.

Çatlıyor ampul, sonra buz gibi parçalanıyor. 

Kan akıyor. Akan kan ses yapar mı? Bunu daha önce sormuş olan sen, bu sefer cevaplandırmıyorsun. Cevaplandırmıyorsun belki de. Ahmakça ve üst-insan gibi. Pencereden soğuk hava giriyor odaya. Bırak girsin, diyorsun annene. Hasta mı olacağım, bırak olayım. Artık tek bir amacım var. Ölmek ve de ölmek. İşte bütün mesele bu. 

CEVAP

Kan ses yapar. Pıt   pıt 

                             pıt.

Akan kan senin kanın.

Elinde barut kokusu.

Pıt 

     Pıt

           Pıt.

Cevap aynı.


REFÜLİN

A

Çalışma masandaki lambanın ışığı gözünü alıyor sanki.

Uyuyorsun bir süre.

Yok

 Hayır. Uyuyamıyorsun.

Salona girip, o’na bakıyorsun.

Elinde bir kitap, divanda uzanmış duruyor.

Kapının eşiğinden onu izliyorsun.

Gözlerini bir anlık kapatıp açtığında o gidiyor.

Şoka giriyorsun

 Us mu gerçek mi kestiremiyorsun.

Elini cebine atıp, karıştırıyorsun bir süre. Haplar çıkınca duruyorsun.

Bir, iki, üç

 Dört, beş altı.

Hepsini yutuyorsun, üzerine soğuk bir su içiyorsun.

B/

Divandaki kitap gözüne çarpıyor.

Az önce o’nun elinde tuttuğu kitap bu.

Alıp okumaya başlıyorsun.

Ölüm yavaş yavaş geliyor bana. Alıştıra alıştıra. Alıştıktan sonra ölüm tehlikeli olmaktan çıkıyor, bir ödülmüş gibi geliyor bana.

Kitap elinden düşüyor.

Bundan sonra ne olacak kestiremiyorsun.

Tek bildiğim, bildiğin tek, bilmek istediğin, tek bilmek istediğin, 

BİLİNMİYOR.

Çalışma masandaki lambanın ışığı sönüyor, sönüyor ve karalıyor oda.


60 SANİYE + BÜYÜK PATRON

Evine çıkan sokağın, bir alt mahallesinde yürüyorsun.

Yürüdükçe mahalle büyüyor,

Seni içine alıp yutmasından korkuyorsun.

Telefon sesi.

Arayan büyük patron.

Altmış saniyen var, diyor.

Elli dokuz, elli sekiz, elli yedi.

Saniyeler geçip gidiyor.

Her bir yanını bozuk saatler kaplıyor.

Diğerleri birbirine benzeyen öteki saatler aynı saati özverili bir şekilde tekrar ediyor.

‘’Ben bunu yaşar, bunu söylerim.

İnsan ancak durdurabildiği 

zaman kadar yaşamıştır ömrünü.’’

On

Dokuz

Sekiz

Yedi.

Pat! Tabanca sesi.

Yere yığılma.

Beş

Dört

Üç.

Saati durduruyorsun. Uyanmana daha var, bir on dakika daha uyuyabilirsin.

Patron yerde. Yerde patron. Büyük patron yerde, kanı halıdan sızıyor.

İnce ince. Tuhaf tuhaf.

Baştan sona.


Hakan Kaya: 2000, Mersin. Öyküleri; Barbarları Beklerken, Kısa ve Öykü, Prolog, Pandabiyat, İlkyaz, Poesis, Lacivert, Karnaval gibi dergi, fanzin ve çeşitli sitelerde yayınlandı. Üç öyküsü Farsça’ya çevrilmiştir. Görsel tasarım alanında çalışmalar yapmaya devam ediyor.

Eren Burhan ‘High Definition Deformation’

Eren, Burn Hon!

High Definition Deformation

Haritanın zihne son düşüşü,
Bakıştaki parçacık fiziği gibi
Deler o, kararmış altın tozundan ayak kemiklerini
İçinden hareket akar
Duvara çakılı fiber- elektrik
Yere çakılı o, merkezle taçlandırılmış füzyon estetiği
Kelimenin biçimsel yapı havuzunda grafit bir dürtüleme
Gördüğüm en hd su kuşu,
Endişe kaplı tavan yapısını kanadıyla öttüren
Gördüğüm en hd kum
Camı yapılandırıp deformasyonunu dansa götüren
Haritanın asemik ve caz parabölünde çırpınıp
Can vermeyip, yüksek bilince
Anti-Modern sisifos gibi
Yükselip, yüksek sanata
Ateş görseliyle buzdan bir simgeyi,
Fizikötesi, kılcal ve damarsız yapacağım
Taşın da altındaki taşta- maden kuyusunda
Ne var görmek için

Eren Burhan


Stu Mead ‘L’indomptable’ 24 Avril- 4 Mai 2025

“Stu Mead, l’Indomptable”

[Ce livre est une invitation à] défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”

“Stu Mead, l’Indomptable”

présenté par Xavier-Gilles Néret

« Lecteur assidu dans son enfance des dessins d’humour du New Yorker, Mead traite souvent ses personnages dans un style grotesque, qu’on peut comprendre comme une satire. En particulier lorsqu’il aborde des sujets religieux : communiantes profanant l’office catholique et déniaisant des prêtres, par exemple. Mais il ne revendique aucune interprétation a priori de ses créations. Il n’y a rien de démonstratif dans son art, dont l’enjeu principal est d’explorer sans autocensure, par le dessin spontané et la peinture, les profondeurs de l’imagination, proclamée « reine des facultés » par Charles Baudelaire. Influencé par les couvertures des pulps et par les comics de Robert Crumb – autant que par les cartes postales des bords de mer anglais –, Stu Mead est aussi un admirateur de Hans Bellmer, Balthus et Henry Darger, dont les œuvres figurent désormais dans les plus grands musées du monde.

[Ce livre est une invitation à]  défendre la liberté de création des artistes, précieuse dans une société prétendument ouverte et vivante, contre toute tentative d’instauration d’une police de l’imaginaire.”

Xavier-Gilles Néret

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”.


Stu Mead ‘LIndomptable’ Couverture, 2025

Bu kitap, sözde açık ve canlı bir toplumda değerli bir meta olan sanatçıların yaratıcı özgürlüğünü ve hayalgüçlerini bir polis gücü kurma girişimlerine karşı savunmak için bir davettir.

“Çocukken New Yorker karikatürlerinin hevesli bir okuyucusu olan Mead, karakterlerini genellikle hiciv olarak anlaşılabilecek grotesk bir tarzda ele alıyor. Bu, özellikle dini konuları ele aldığında geçerlidir: örneğin, komünyon kızlarının Katolik ayinlerini kirletmesi ve rahiplerin özgürlüklerini reddetmesi. Ancak yarattıklarıyla ilgili herhangi bir a priori yorumlama iddiasında değildir. Onun sanatında, Charles Baudelaire’in ‘yetilerin kraliçesi’ ilan ettiği hayal gücünün derinliklerini otosansür uygulamadan, spontane çizim ve boyamalarla keşfetmek gibi gösterişli bir şey yoktur. İngiliz sahil kartpostalları kadar pulp dergi kapakları ve Robert Crumb’ın çizgi romanlarından da etkilenen Stu Mead, aynı zamanda eserleri bugün dünyanın en büyük müzelerinde yer alan Hans Bellmer, Balthus ve Henry Darger’ın da büyük bir hayranıdır.

Xavier-Gilles Néret

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”

Ama yılmayan hayal gücü ne kadar da sağlıklıdır!

24 Nisan Perşembe günü Sterput, Or Bor tarafından yayınlanan ‘Stu Mead, L’Indomptable’ kitabının lansmanı için Xavier-Gilles Néret (yazar) ve Annabelle Dupret’i (yayıncı) ağırlayacak. Kitap Sterput’ta satışa sunulacaktır. Présentation du livre > Stu Mead, l’Indomptable


“Stu Mead, l’Indomptable”

‘An avid reader of New Yorker cartoons as a child, Stu Mead often treats his characters in a grotesque style that can be understood as satire. This is particularly true when he tackles religious subjects: communion girls desecrating Catholic services and denying priests their freedom, for example. But he does not claim any a priori interpretation of his creations. There is nothing demonstrative in his art, whose main challenge is to explore, without self-censorship, through spontaneous drawing and painting, the depths of the imagination, proclaimed ‘queen of the faculties’ by Charles Baudelaire. Influenced by pulp magazine covers and Robert Crumb’s comics – as much as by English seaside postcards – Stu Mead is also an admirer of Hans Bellmer, Balthus and Henry Darger, whose works now feature in the world’s greatest museums. [This book is an invitation to] defend the creative freedom of artists, a precious commodity in a supposedly open and vibrant society, against any attempt to establish a police force for the imaginary.’

“Mais que salubre est l’imaginaire indomptable !”

Xavier-Gilles Néret

“But how salubrious is the indomitable imagination!”

-On Thursday 24 April, Sterput will be welcoming Xavier-Gilles Néret (author) and Annabelle Dupret (publisher) for the launch of Stu Mead, L’Indomptable, published by Or Bor. The book will be on sale on site.-

> Vive Stu Mead !

> Vive l’imaginaire indomptable !


Stu Mead ‘Krampussy’ 2008

If the graphic terrorists of Dernier Cri are intent on destroying the world – or, as Bolino puts it, “cleaning it up” – they are doing so in order to invent a new one, in accordance with Charles Fourier’s rule of absolute distance, and bring beings and things into existence on a new horizon.

STU MEAD > Vendetta 10

“Stu Mead, l’Indomptable”

“Stu Mead, l’Indomptable”

Jeudi 24 avril, le Sterput accueillera Xavier-Gilles Néret (auteur) et Annabelle Dupret (éditrice) pour la sortie du livre “Stu Mead, L’Indomptable” aux éditions Or Bor. Le livre sera en vente sur place.

> Vive Stu Mead !

> Vive l’imaginaire indomptable !


LUIGI’YE ÖZGÜRLÜK !!

Luigi’ye Özgürlük !!

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması.

-Gökhan Gençay A.K.A. ‘G.Killa’

Luigi Mangione, bir militan değildir. Nitekim ilgi alanlarından çoğu ılımlı olarak tanımlanabilecek konseptlere sahiptir. Şintoizme de, bebek fillere de, popçu Charli XCX’e de (hatta yakalandığında onu kelepçeleyip emniyet binasına götüren polislere arabada Charli XCX’i çalıp çalamayacaklarını bile sormuş) aynı oranda ilgi gösteren, ABD’nin ayrıcalıklı orta-üst sınıfına mensup bir gençtir.

Politik açıdan da kafası ziyadesiyle karışıktır. Unabomber’ın manifestosunu da hayranlıkla okumuştur, X platformunda “Fight Club”a atıfta bulunan mesajlar da kaleme almıştır, Alt-Right’ın sahiplendiği birtakım isimlerin konuşmalarını da övmüştür. Joe Rogan’ı beğendiğini bile açıkça belirtmekten çekinmemiştir.

Lakin, işte bu çocuk, içinde yaşadığımız dünyada sürüp giden adaletsizlere, acılara tepkisiz kalmamış, kapıldığı büyük öfkenin hangi hedefe yönelmesi gerektiğini belirlemiş ve kimseye sırtını yaslamadan, herhangi bir politik veya lojistik destek almadan kendi başına eyleme geçmiştir.

Hollywood what you gonna do?

Küresel egemenleri ürküten de tastamam budur. Onlar dünyanın kendi belirledikleri kutuplaşmalar ekseninde bölündüğüne, herkesin bu bölünmede kendince yer tuttuğuna inanmak istiyorlar. Çünkü işlerine gelen, yönetebilecekleri krizlere neden olanlar onlar! Muktedirler Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ya da AKP’liler ve CHP’liler üzerinden saflaşma yaşansın istiyorlar. Fakat, artık bunların çok dışında bir kutuplaşma yeryüzünde hâkim: Sistemi destekleyenler ve sistem karşıtları! İşte Luigi bu saflaşmanın aktif bir öznesi olarak sisteme karşı eyleme geçti.

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması. Asıl bu gerçekten korkuyorlar. İşte bu nedenle bugün ABD’de yediden yetmişe, binlerce insan Luigi’ye sempati duyuyor, onun fotoğraflarının basıldığı tişörtlerle sokakta dolaşıyor, savunma avukatına para yardımı yapmak için sıraya giriyor.

Evet, zamanın ruhu artık yeni bir isyan dalgasının yükselişini işaret ediyor ve bu alıştığınız türde siyaseten sınırları çizilmiş, bilindik kodlarla okunabilecek bir eğilim değil ve tam da bu yüzden egemenler için çok ama çok tehlikeli!


Bahadır Baruter ve ‘RUHALTI’

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024

“Her sanatçı az çok sapkındır. Az ya da çok, örtük ya da görünür bir sapkınlığın kaçınılmaz ve verimli olduğuna inanırım. Tonları, miktarları, çeşitleri olan türlü türlü çizgi dışı eğilimin beslediği “kirli” bir su akıyor benim de içimde ve bununla yüzleşmekten korkmuyorum.”

Karikatürist, ressam, heykeltıraş Bahadır Baruter’in Ruhaltı dizisi, bir kuşağın “ruh” dünyasını derinden etkilemiştir. Kimilerinin editörü de olduğu dergilerde yayımlanmış karikatürlerinde bir kara mizah üslubu geliştiren, yeraltından bakan, tabulara dokunan sanatçı, benzer dönemlerde başlayıp sürdürdüğü Ruhaltı dizisinde çok daha karmaşık taramalar ve incelikle tasarlanıp işlenmiş metamorfoz kompozisyonlarıyla dergi ciltlerinde özerk bir alan açmıştır. Ruhaltı, tekstüel bir eşlik gerektirmeyen, özel bir grafik okuma ve bu okumayı olanaklı kılan özel bir hafıza talep eden yapısıyla zaman içinde içinde yer aldığı dergilerden ayrılıp kült statüsü kazanmış ve kitaplaşmıştır.

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024

Atölye Ziyaretleri: Bahadır Baruter, 2022

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024

Ruhaltı saf sürrealizmi ve poetik “karanlığı” ile Franz Kafka’nın devamı gibidir.

Baruter’in Ruhaltı ile açtığı hat, her şeyden önce “dönüşmekte” olan bir evrene bizatihi bu dönüşüme, başkalaşmaya katılarak “içeriden” bir bakış atma cesareti açısından, öncüdür. Çoğu Ruhaltı “macerasının” kahramanı ya dergi okuyan ve dönüşümler tetikleyen bir Okur figürü ya da bizzat sanatçının kendisidir. Merkezdeki kahraman kim ya da ne olursa olsun bir Ruhaltı epizodu, her panelinde tekinsizlik, düzensiz gibi görünen ama kendi estetik/etik tutarlılığı içinde metamorfoza uğrayan, başka imgeler ve şeylerle birleşip ayrılan, ortaya çıkan ya da kaybolan sayısız temsil içerir. Ruhaltı saf sürrealizmi ile Salvador Dali’nin, bembeyaz fonlarda cereyan eden olayları resmetse bile mutlak poetik “karanlığı” ile Franz Kafka’nın devamı gibidir. Sanatçının kendisini içinde resmettiği durumlardaki biçim değişiklikleri sanatını ve yaratıp yok ettiği tarzların işleyiş biçimlerini de, eserin kendisi ile deşifre etmektedir sanki. Sadece Türkiye resim sanatında değil, Ruhaltı, bu özelliğiyle dünya çapındadır: Aynı anda hem kendisi olan hem de -bir aracı elitler ordusuna gereksinim duymaksızın- kendisinin deşifresini yapan eser. 1990’ların ortalarından 2000’lerin sonlarına dek süren bu sürrealist macera, ilk Ruhaltı sayfasının yayımlanmasının neredeyse 30. yılında, standart edisyonunun yanında numaralandırılmış limitli bir edisyonuyla da, Flaneur Books etiketiyle raflardaki yerini şimdiden aldı.

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024

Ruhaltı > Standart Edisyon

Ruhaltı > Limitli Edisyon


Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur Books, 2024

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
Baruter, resimlerinde lanetli tapınaklar olarak gördüğü evlerin derinlerine tekinsiz bir yolculuk yapıyor.
Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024
Bahadır Baruter’in ‘Evim Evim Güzel Evim’ resim sergisinin tanıtım videosu. Galeri X-ist, Mayıs 2014
Baruter ‘Mukadderat’ 2015, Silikon heykel, 130×35 cm / Photo by Yamanlıca, Bodrum Inspera 2024

“Tanrıyı bilirim, ama inanmam.”

Baruter ‘Mukadderat’ 2015, Silikon heykel, 130×35 cm / Photo by Yamanlıca, Bodrum Inspera 2024

Kötü kalpli sanatçı yoktur; varsa da şayet mutlaka sanatçı görünümlü bir tüccar, politikacı ya da züppenin tekidir ve dikkatli bakarsan kendini hemen eleverir.

Baruter ‘Ruhaltı’ Flaneur 2024

“İyi sanat ne meşrulaştırır, ne de özendirir; sadece kırarak yansıtır, teşhir eder ve buradan suç çıkmaz. Ancak banal sanat suçlu pozisyona düşer, iyi sanat her zaman masumdur.”

Pi Arte Tv > Bahadır Baruter ile karikatür, çizgi roman ve sanat


Flaneur Kitabevi, Kadıköy
Flaneur Books, Yeldeğirmeni 2024
Flaneur Brotherz: Türker İnandı & Servet İnandı, İstanbul

> FLANEUR BOOKS


Bağcılar’dan Üsküdar’a: JAH ve YAKU

JAHTHAFARI
YAKU aka KELEPC33

Kendimizi kimseye yakın görmüyoruz. Yakın gördüklerimizin de kimseye bir faydası olmuyor, ya da işi bitene kadar herkese iyi görünüp sonra yok olup gidiyorlar.

Rap yapmaya ne zaman başladınız? Şu ana kadar ne tip çalışmalar yaptınız?

YAKU: Yaklaşık 8-9 yıldır müzikle uğraşıyorum. Aynı şekilde Jah’ı da uzun zamandır tanıyorum, liseden beri arkadaşız. Amatör kayıtlar harici yayınladığımız çalışmalar east coast/sac town beatleri üzerineydi. Bu çalışmalardan öncesinde necrotrap, operplugg, hoodtrap gibi genre’lerle uğraşıyordum. Jah da amatör olarak detroit, trap vb. çalışmalarda yer aldı.

Kreuzberg’de başlayan Türkçe Rap macerasına daha çok Kadıköy’den çıkan mc’lerle aşina olduk; 90’ların sonu ve 2000’lerin başında Ceza, Dr. Fuchs, sonrasında gelen Sansar Salvo gibi isimler o dönem için ciddi ataklarda bulundu ve Türkçe Rap adına önemli bir dinleyici kitlesi yarattılar. O günlerin bazı iddialı rapçilerini artık sahnede göremesek de Istanbul Trip, Tahribat’ı İsyan gibi bu işle uğraşan pek çok yeni genç sahneye çıktı. Bazılarına Arabesk Rap dendi, Heijan gibi amatör girişimler bile zamanla ilginç sonuçlar verdi; nihayetinde Canbay, Wolker, Uzi ve benzeri gençlerin Bağcılar, Ulus, Esenyurt gibi bölgelerden farklı bir nefesle işe koyulduklarını gördük.


Gecenin dostları: Can Yavuzçetin, Kadir Ceylan, Jah ve Sena, Taksim 2025
Jah 342 ‘Stay High’
Jah, Can Yavuzçetin, Kadir Ceylan ve Sena, Taksim 2025

JAH > Handicup


Tüm bunları göz önünde tutarsak, sen kendini sürecin neresinde görüyorsun?

Sürece baktığımızda Kendimizi kimseye yakın görmüyoruz. Yakın gördüklerimizin de kimseye bir faydası olmuyor, ya da işi bitene kadar herkese iyi görünüp sonra yok olup gidiyorlar. Bireysel olarak ben daha geyik işler peşindeyim ama Jah’ı daha ciddi işlerde görebilirsiniz.

Kadir Ceylan, Can Yavuzçetin ve Sena, Taksim 2025

Welcome 2 Bağcılar > Mixtape


Bağcılar Ganistan albümünü Türkçe Rap özelinde hangi ekole daha yakın görüyorsunuz?

Türkçe Rap ekolünde çok fazla verilecek örnek yok. En yakını şudur diyecek olursam da çok alakasız olur. İçerisinde bu kadar çeşitli genre’lar bulunduran bir albüm veya mixtape’i ben görmedim. Dünya genelinde ise cloud rap ve bay area dersek tüm şarkıları tek bir çatı altında toplayabiliriz herhalde.

Albüm için kimlerle birlikte nasıl bir çalışma sürecine giriştin, sonuçtan memnun musunuz?

Albümde sadece ben ve Yaku var. Bunlar haricinde prodüktör olarak yine Yaku ve arkadaşları bulunmakta. Sonuçtan da oldukça memnunuz.

Canlı sahne almayı düşünüyor musunuz?

Ben sahne almayı düşünmüyorum, Jah ise şimdilik kararsız ama sanırım yakında alırız.

Yakın dönem planlarınız varsa öğrenebilir miyiz?

Bu röportaj albümden ne kadar önce veya sonra çıkar bilmiyorum. Siz daha önce yayımlarsanız albüm sonra çıkarsa tekli işler yakında diyebiliriz.

Silence of Jah, Taxim 2025

Born to say Bye

^-^

Forced to say Allah’a emanet !!


KAOS ASLA ÖLMEDİ

Beril ACAR, 2025 İstanbul (Graff by UXFX)

K A O S

‘Tarihin tüm aldatıcı gerçekleri ve tereddütlerini aydınlığa çıkarmak için efsanevi bir Taş Devri ekonomisi gerekiyor — rahipler yerine şamanlar, lordlar yerine ozanlar, polis yerine avcılar…’

Hakim Bey ‘Ontolojik Anarşizm Nüshaları’ndan Türkçeleştiren İmam Mayıs Aru

KAOS ASLA ÖLMEDİ. Başlangıçta var olan yekpare kütle, tapılacak biricik canavar, durağan ve kendiliğinden, herhangi bir mitolojiden daha kızılötesi (Babil’in önündeki gölgeler gibi), varlığın özgün, ayrımlaşmamış birliği, hâlâ daha sükûnetle ışın saçıyor Suikastçıların kara sancakları gibi, gelişigüzel ve ebediyen sarhoş.

Kaos, tüm düzen ve entropi ilkelerinden önce gelir, o ne bir tanrıdır ne de bir sinek kurdu, onun ahmakça tutkuları olası her koreografiyi kuşatıp tanımlar, manasız tüm eterleri ve filojistonları1: maskeleri kendi çehresizliğinin kristalleşmeleridir, tıpkı bulutlar gibi.

Doğadaki her şey mükemmel bir biçimde gerçektir bilinç de dahil, kesinlikle dert edecek hiçbir şey yok. Yasanın boyunduruğu kırılmakla kalmadı, asla var olmadı da; iblisler asla yıldızlara bekçilik etmedi, İmparatorluk hiç başlamadı, Eros asla sakal bırakmadı.

Yo, dinle, gerçekte olan şuydu: sana yalan söylediler, iyi ve kötüye dair fikirlerini sana yutturdular, bedeninden şüphe etmeni ve kaos peygamberliğinden utanç duymanı sağladılar, moleküler aşkın için tiksindirici sözcükler icat edip, seni ihmalle afsunladılar, uygarlık ve onun tefeci duygularıyla içini sıktılar.

Oluş diye bir şey yok, ne de devrim, mücadele ya da yol; hâlihazırda sen kendi teninin şahısın –çiğnenmesi mümkün olmayan özgürlüğün tamamlanmak için yalnızca diğer şahların sevgisini bekliyor: bir rüya politikası, göğün maviliği kadar ivedi.

Tarihin tüm aldatıcı gerçekleri ve tereddütlerini aydınlığa çıkarmak için efsanevi bir Taş Devri ekonomisi gerekiyor — rahipler yerine şamanlar, lordlar yerine ozanlar, polis yerine avcılar, yontma taş devri miskinliğinin toplayıcıları, kan gibi zarif, bir alamet peşinde anadan üryan yahut kuşlar gibi boyalı, dengelenmiş aşikâr varlığın dalgası üstünde, saatsiz an-ı daimde.

Kaosun temsilcileri içinde bulundukları hale, lux et voluptas2 ateşlerine tanıklık etmeye muktedir her şeye ve herkese yakıcı bakışlar atarlar. Ancak terör noktasına varana dek sevdiğim ve arzuladığım şeylerle ayığım – geri kalan her ne varsa kefenli mobilyalardır, gündelik anestezidir, beynin bokudur, totaliter rejimlerin alt-sürüngen can sıkıntısıdır, basmakalıp sansür ve beyhude acıdır.

Kaosun avatarları tıpkı casuslar, sabotajcılar, amor fou3 suçluları gibi hareket ederler, ne kendilerini düşünmeden ne de kendi çıkarlarına; çocuk gibi kandırılabilir, barbarlar gibi terbiyesiz, takıntılarla yaralanmış, işsiz, duygusal açıdan dengesiz, kurtmelekler, tefekkür aynaları, gözleri çiçekler gibi, tüm alamet ve manaların korsanları.

İşte burada emekliyoruz kilisenin, devletin, okulun ve fabrikanın, tüm paranoyak yekpare taş duvarları arasındaki çatlaklarda. Yabanıl hasretle kabileden bağlarımız kesilmiş, kayıp sözcüklerin, farazi bombaların peşinde tünel kazıyoruz.

Olası son amel bizleri bağlayan görünmez altın bir sicim olan algının kendisini tanımlayandır: adliye koridorlarında gayrı-meşru bir dans. Şuracıkta seni öpecek olsaydım buna terör eylemi derlerdi – öyleyse altıpatlarlarımızı yatağımıza alalım ve bir vaveylayla kaos tadının mesajını kutlayan sarhoş haydutlar gibi gece yarısı şehri uyandıralım.

  1. filojiston: Yunanca tutuşkan anlamında, simya ilmine göre maddelerin yanmasına neden olan ilke ↩︎
  2. lux et voluptas: Latince “ışık ve haz” ↩︎
  3. amor fou: Fransızca “kara sevda” ↩︎

Peter Lamborn Wilson, nam-ı diğer Hakim Bey’in Ontolojik Anarşizm Nüshalarından Türkçeleştiren İmam Mayıs Aru > Nedircik Yayınları

Bir Albüm, Bir Konser: Selin Baycan ‘Aşina’

Selin Baycan ‘Aşina’

Bağımsız müziğin güçlü seslerinden Selin Baycan, ilk albümü “Aşina” ile 19 Mart’ta Babylon’da.

Gönlümüzde derin sızılar bırakan şarkılarıyla tanıdığımız Selin Baycan, 2019 yılından beri yayımladığı kayıtlarını nihayet ‘Aşina’ isimli albümünde bir araya getirdi. 19 Mart’ta düzenlenecek olan albüm lansman gecesinde Kalben, Yasemin Mori, Brek gibi sevilen müzisyenler de sanatçıya eşlik edecekler.

Avcumdaki çizgiler
Silinirse ne farkeder
Aynalara çarpa çarpa
Büyütür bu sır beni

Aşinayım ezelden
Aşinayım ezelden
Aşinayım ezelden
Bu acıya


Selin Baycan ‘Aşina’ 2025

> BILETIX ve PASSO

Biletler


Selin Baycan ‘Kaybolan Ne Var’ 2023

Yönetmenliğini Elif Tekneci’nin, sanat yönetmenliğini Nur Şevval Yılmaz’ın üstlendiği videoda ayrılık ânının ve henüz yanıtlanmamış soruların kederiyle baş başa kalıyoruz. Renkler kaybolmuş, sesler susmuş, bir devir kapanmış. Artık aynaya, kendimize bakıyoruz. “Kaybolan Ne Var”ı şimdiden loop’a aldık bile; özlemle beklediğimiz sonbaharımıza arkadaş olacak gibi görünüyor.

NO TURN BACK !

Selin Baycan

> Spotify > Youtube


Sexy & Smart: LOLI ‘Sacred Heart’

Gülşah Erol a.k.a. LOLI

Çellist ve besteci Gülşah Erol‘un projesi Loli, yapay zekâ teknolojilerini kullanarak ürettiği ‘Electric Love‘ adlı yeni eserini müzikseverlerle buluşturdu.

Klasik müzikten rock’a, cazdan deneysel performansa ve film müziğine uzanan geniş yelpazedeki çalışmalarıyla tanınan sanatçı, bu kez elektronik müzik alanında yenilikçi bir projeye imza attı.

Abletonlive ve çeşitli AI yazılımlarının harmonik birlikteliğiyle ortaya çıkan eser, dijital çağın müzik üretimindeki etkisini yansıtıyor. İstanbul Jazz Festival, Sundance Film Festivali gibi prestijli platformlarda yer alan ve Peter Brötzmann, Joe McPhee gibi önemli müzisyenlerle çalışan Gülşah Erol, farklı üretim teknikleriyle bu projede dikkat çekiyor.


Electric Love · Loli Sacred Heart / 2025 Gülşah Erol

“Müzik ve teknolojinin kesişiminde yeni deneyimler yaratmak beni heyecanlandırıyor” açıklamasında bulunan sanatçı, gelecek projelerinde de yapay zekâ ve müzik entegrasyonunu sürdürmeyi hedefliyor. Gülşah Erol’un bu yaklaşımı, müzik endüstrisinde yapay zekâ kullanımının yaratıcı potansiyelini ortaya koyarken, diğer sanatçılara da ilham kaynağı olmayı amaçlıyor. (Kaynak: habereguven.com)

İlk Yerli Siborg-Müzisyen

Siberfeminist Bir Deney Olarak

LOLI’ye kulak verin !!

Albüm çıktı !! –


Gülşah Erol / Mutrib Session, 2013
MUTRİB ‘Dünyam’ / Live at ODTU MT Rock Festival 2013
Gülşah Erol / Mutrib Session, 2013

Gülşah Erol / Mutrib Session, 2013

LOLI As A Cyberfeminist Experiment

Sexy & Smart

Cellist and composer Gülşah Erol’s project Loli brought her new work ‘Electric Love’, produced using artificial intelligence technologies, to music lovers.

Known for her works ranging from classical music to rock, jazz, experimental performance and film music, this time she has realized an innovative project in the field of electronic music.

The work, created with the harmonic combination of Abletonlive and various AI software, reflects the impact of the digital age on music production. Gülşah Erol, who has participated in prestigious platforms such as Istanbul Jazz Festival, Sundance Film Festival and worked with important musicians such as Peter Brötzmann and Joe McPhee, draws attention with different production techniques in this project.

“Creating new experiences at the intersection of music and technology excites me,” says the artist, who aims to continue the integration of artificial intelligence and music in her future projects. Gülşah Erol’s approach reveals the creative potential of using artificial intelligence in the music industry and aims to inspire other artists.

By Cellist Gülşah Erol > LOLI

The First Turkish Cyborg-Musician


Gülşah Erol a.k.a. LOLİ

Aimer, Lire & Vivre

Le projet Loli de la violoncelliste et compositrice Gülşah Erol a présenté aux mélomanes sa nouvelle œuvre « Electric Love », produite à l’aide de technologies d’intelligence artificielle.

Connue pour ses œuvres allant de la musique classique au rock, en passant par le jazz, la performance expérimentale et la musique de film, elle a cette fois-ci réalisé un projet innovant dans le domaine de la musique électronique.

L’œuvre, créée par la combinaison harmonieuse d’Abletonlive et de divers logiciels d’intelligence artificielle, reflète l’impact de l’ère numérique sur la production musicale. Gülşah Erol, qui a participé à des plateformes prestigieuses telles que le festival de jazz d’Istanbul, le festival du film de Sundance et a travaillé avec des musiciens importants tels que Peter Brötzmann et Joe McPhee, attire l’attention avec différentes techniques de production dans ce projet.

« Créer de nouvelles expériences à l’intersection de la musique et de la technologie me passionne », déclare l’artiste, qui souhaite poursuivre l’intégration de l’intelligence artificielle et de la musique dans ses futurs projets. L’approche de Gülşah Erol révèle le potentiel créatif de l’utilisation de l’intelligence artificielle dans l’industrie musicale et vise à inspirer d’autres artistes.

G.X.E.

Par le violoncelliste Gülşah Erol > LOLI

SEXY & SMART