Melis Yelman’dan Aşka Davet

Melis Yelman

İlk albümü Yankı’yı 2022’de bağımsız olarak yayınlayan Melis Yelman, Bu işin sonu delilik, Nergis, Harbin anlamı yok gibi dans-pop ve melankolinin sınırlarında gezinen şarkıların yanı sıra Sezen Aksu’ya ait hit parça “Kibir”e getirdiği yeni yorumla da çok sevildi.

Yaratıcı sözleriyle, imgelerle örülü şarkı metinleriyle ve mitolojik ögelerle bezeli eserleriyle farkını ortaya koyan sanatçı, Canozan, Ufuk Kevser, Cone & Cones, TERSKELEPÇE, Nurettin Çolak, YGA, Orçun Ayata gibi sanatçı ve prodüktörlerle ortak işlerde yer aldı. Yeni EP’sinden çıkan ve 2000’ler ruhunu yansıtan “Harbin Anlamı Yok” şarkısı ise büyük ilgi topladı.

Live at BLIND 2025

Yelman Style !!

İki yıldır müzikal yolculuğunu takip ettiğim bir isim Melis Yelman… Elektronik altyapılarla Türkçe şarkıları başarıyla buluşturuyor, üstüne şarkı yazarlığı yönünü de geliştiriyor. Söylemiş olayım; Melis Yelman hem sesi hem duruşuyla gümbür gümbür geliyor…

Tolga Akyıldız

Üniversitede okuduğu yıllardan beri çoksesli müziğe ilgi duyan, korolarda yer alıp yurtdışı festivallerde deneyim kazanan, sonrasında bir dönem caz vokal üzerine çalışıp kendini geliştiren genç bir sanatçı Melis Yelman. Hem sesi hem duruşuyla ‘Gümbür gümbür geliyorum’ diyen şarkıcının radarıma girme nedenleri şöyle: Öncelikle dans/elektronik altyapılarla Türkçe sözlü şarkı yazarlığı becerisini tertemiz bir paydada buluşturuyor. Ayrıca iddialı bir şarkıcı olma hedefiyle yetinmeyip, genç yaşta söz yazarlığı yönünü geliştirmeyi hedefleyip bunu yavaş yavaş başarıyor.

İki yıllık yolculuğunu adım adım takip ettiğim Melis Yelman’ın bu yıl nisanda yayımladığı ‘Kibir’i tanışma niyetiyle dinlemenizi öneririm. Parçanın orijinali Hande Yener’in büyük bir hit’i (Yanmam Lazım) biliyorsunuz. Dinleyin ve Yener versiyonuyla kıyaslayarak Yelman’ın müziğe yaklaşımını, sound’unu anlayın önce…

Melis Yelman ‘Nergis’ 2022

Akabinde geçen günlerde yayımlanan ‘Nergis’e odaklanın. Bu şarkı ilk albümün haberci teklisi. Görsel konsepti yaratan Burçin Kaygısız ve düzenlemenin altındaki imza Görkem Arslan’la güzel bir ekip işi olmuş. Fikri altyapısı ve samimiyetiyle gönüllere taht kurmuş, bağımsız yapım şirketi Bir Baba Indie (BBI Music) yolunu bulmuş, güzel bir yere gidiyor Melis Yelman’la… / Hürriyet 2021


Selin Baycan x Melis Yelman, Blind Session
Melis Yelman ‘Semazen’ Live at Blind, Istanbul 2025
Melis Yelman -Live at Blind- İstanbul 2025

Melis Yelman, yeni şarkısı Şahmeran ile dinleyicileri Kız Kulesi’nin efsanesinden ilham alarak tasarlanmış etkileyici bir hikâyenin içine çekiyor. Şahmeran, tutkunun ve aşkın yıkıcı gücünü, sade ama çarpıcı bir düzenlemeyle ele alıyor. Nahif isyanı ve derin duygusallığıyla dikkat çeken bu şarkı, zengin gitar melodileri ve uçuşan vokalleriyle eski yaraları tazeliyor.

Melis Yelman; Canozan, Ufuk Kevser, Cone & Cones ve TERSKELEPÇE gibi isimlerle gerçekleştirdiği iş birlikleriyle adından söz ettirirken, şarkı sözlerinde imgeler ve mitolojik unsurlar kullanarak dinleyicilerini hikâyelerle buluşturuyor. Geçtiğimiz Ekim ayında yeni EP’sinden ilk teklisini yayınlayan Melis Yelman, kendine özgü tarzını derinleştirmeye devam ediyor. / efsanetan.com


ROXY 2025

BİLETLER !!

>> MELİS YELMAN ROXY


YELMAN !!

MELİS YELMAN > YANKI

For information & contact:

> Melis Yelman

> MELOTUBE

Kafka Artık Tek Düşmanım

Rakunart

KAFKA ARTIK TEK DÜŞMANIM

Hakan Kaya

Franz Kafka’ya ithafen…

Günlerin hep aynı geçiyor, dedi kızım.
Durdum, durdum ve uzunca bir süre konuşamadım.
Galiba haklısın kızım, dedim.
O kapıdan çıkıp giderken onu izledim.
Başaramadım.
O da mı sıkılmıştı bu rutinden?
Her gün aynı kitapları, aynı raflara koymaktan insan sıkılır mıydı?
Kafka’nın kanon olması, onun da mı canını sıkmıştı?
Sıkılmıştı besbelli.

Yeni gelen kitapları yerlerine yerleştirip, stoklarını girdim.
Ama aklımda halen o sözler vardı. Ağlamamak için direndim. Ama yenik düştüm.
Birkaç müşteri girdi.
Onlarda pes peşe terk ettiler dükkânı.
Ağlayan birini görmek uğursuzluk getirmezdi oysa.
Getirse getirse hüzün getirirdi.


Hakan Kaya’dan

Şimdi aynalara bakmaya korkar oldum. İhtiyarlamıştım. Kadın
beni yatağına almak bile istemiyordu. Kendimden tiksindiğim zamanlar olmuştu
yaşam boyunca. Bu farklıydı. Farklı. Artık kitap okumuyorum. Tüm ömür bir kitapçı
duvarları arasında geçerken, insan en sevdiği şeyden korkar olurmuş. Kendi suretinden korkan, ondan doğan birinden nefret edebilir miydi? Gölge gölgeye benzerse, gölge rengini kaybedebilir miydi?
Kaybeden gölge, bir silüet mi olurdu,
Yoksa sadece bir renk mi?
Bilmiyorum.

Sabah dükkânın kepenklerini açtım. İçeriden bir ışık hüzmesi geliyordu.
İçeri girdim. Işığın geldiği yeri bulduğumda, bir mektupla karşılaştım.
Titrek eller ile mektubu açıp baktım. Kızımın el yazısıydı.


Topyekün bir kafa genç yaratıcı kimlik Hakan Kaya konuğumuzdu…

Sürekli aynı rutin absürt bir duruma dönüştü baba. Ben bu rutine sıkışmayacağım. Kafka’nın
Kanon olmasını kaldıramıyorum. Belki dünyanın başka bir yerinde
Kafka hala kafkadır. Öyleyse onu bulmam gerek.
Elveda.

Sonunda bu da olmuştu. Mektubu masaya bıraktım. Kafka bunu da yapmıştı. Dolabı açtım. Anımsadım, ağlamaya başladım. Bunu aldığım günü düşündüm. Kim korkar ki bir kitapçının silahından? Tüfeği aldığım gibi koşmaya başladım. Yolum uzun, amacım kesindi.

Kafkayı vurmak amacıyla Prag’a kadar koşmayı ümit ettim. Birinin onu uyarması gerekiyordu çünkü.


Bunu Çoktan Haketmiştik: MORDİ

MORDİ, 2022, LeMan Kültür, İstanbul

Kimi zaman nefretle, kimi zaman da motivasyon yanılsamasıyla…

Mordi’nin hikâyesi, ortaokul yıllarında Deniz Demirbaş ve Emre Durgun’un okuldan stüdyoya kaçma rutinleriyle başladı ve bu erken dönem birliktelik, ilerleyen yıllarda Yasin Taş’ın da katılımıyla nihai formuna kavuştu. Post punk, grunge ve noise rock ekseninde gezinen, radyo dostu akılda kalıcı melodileri, adeta bu yaklaşıma karşı çıkarcasına mekanik ve gürültülü paternlerle sunmayı tercih eden Mordi, dinleyicisini zihin kurcalayan ama yoğun hissettiren bir işitsel yolculuğa davet ediyor. Üçlünün müziğine, toplumsal ve bireysel defoların oluşturduğu açık yaraları pis ellerle kurcalayan şarkı sözleri eşlik ediyor. Kimi zaman nefretle, kimi zaman da motivasyon yanılsamasıyla güdümlenen bu parçalar, grubun sahneye taşıdığı yüksek enerjili ve kan-ter içinde kalan performanslarının da temelini oluşturuyor.


Mordi ‘Utanıyorum’ 2024

At times driven by hatred, at other times by the illusion of motivation

Mordi’s story began in the middle school years with Deniz Demirbaş and Emre Durgun’s routines of escaping from school to the studio, and this early collaboration took its final form with the participation of Yasin Taş in the following years. Travelling on the axis of post punk, grunge and noise rock, Mordi prefers to present radio-friendly catchy melodies with mechanical and noisy patterns, as if in opposition to this approach, and invites the listener to a mind-bending but intense aural journey. The trio’s music is accompanied by lyrics that poke open wounds caused by social and individual defects with dirty hands. At times driven by hatred, at other times by the illusion of motivation, these tracks form the basis of the band’s high-energy and blood-sweat-soaked performances on stage.


Şubat 2022, the Wall konserinden / Foto: Mehmet Taylaner
Mordi ‘Sar Başa’ Ben Hak Ettim
Şubat 2022, the Wall konserinden / Foto: Mehmet Taylaner

Ben Hak Ettim > MORDİ

Youtube’da MORDİ > Her Yerde MORDİ !!


Kerem Onan ile Kadıköy Hardcore Punk imecesinin son örneği SECURSE üzerine

SECURSE ‘665’ Tam Kadro

Müzik, rakınrıolun bir selebriti şovu olduğu anlık bir olay değil artık…”

Hardcore punk all-star emektarlarımızın 2021 yılında bir araya gelmesiyle İstanbul’da kurulan SECURSE, şu anki kadrosuyla davulda Ali Can Şalt, gitarda Onur İlhan, bass gitarda Sinan Ermiş, ikinci gitarda Canberk Behramoğlu ve vokalde Kerem Onan’dan oluşuyor.

Kerem Abi, merhaba. Öncelikle söyleşi için çok teşekkürler. Her ne kadar mütevazi kişiliğinle tanınıyor olsan da lisede hazırladığım meşhur grindcore fanzini Shotgun Suicide’dan yıllar sonra yeni bir fanzinde, seninle yeniden buluşmak benim için anlamlı.

Merhaba gözüm, yıllar sonra yeniden fancin röportajlarına cevap veren tarafa dönmek de benim için çok anlamlı. Sağol röportaj için.

Radical Noise’den ayrılmanla birlikte Securse isimli yeni bir projeyle müzik hayatına tam gaz devam ediyorsun. Grubun nasıl şekillendiğinden bahsetmek ister misin, yoksa dinleyiciler zaten, yeteri kadar biliyor mudur?

Açıkçası benim Securse’e katılmam biraz tesadüfle oldu. Grup aslında Poster-İti’nde beraber bir kimya yakalayan Ali Can ile Onur’un çaldıkça daha da uç müziklere doğru koşan besteleri ile şekillenmişti bile. Bundan iki yıl kadar önce bir gün Onur ile aynı binada çalıştığımızı tesadüfen fark edip öğle yemeklerine çıkmaya başladık ve kaydı bana dinletti. Ali Can Standback ve Tozlu Kaset’den; Onur da Sakatat kayıtlarından beri tüm projelerini takip ettiğim bir gitaristti. Öldü İnsanlık’taki neocrust rifini duyunca gruba ne yapıp edip girmeyi aklıma sokmuştum zaten. Biz gaza gelip şarkıların vokalli halini hazırlarken aramıza çok sevdiğim Lecture ve Lifelock’da çalmış elemanlar olan Can ve Sinan katıldı. Sonrası “665”!


SECURSE ‘FIRTINA’ 665

“Geçmişi önüne kızak yaparsan yol alırsın, sırtına yük yaparsan olduğun yerde kalırsın.”

Yerli hardcore/ punk ve metal sahnemizin, teknik-ses stüdyo imkanları eskiye nazaran çok daha gelişmiş olsa da içerik ve duygu açısından zayıfladığını dile getiren bir kesim var. Bu durumu nasıl değerlendirirsin?

Bence Türkiye’de bu türün olgunlaştığı kıvamını bulduğu nesil 00’ler nesli. Ben o nesli dinlemeye başlayınca dergi yazarlığım boyunca kendime bir ilke edindim, çalınan müzikte ruh gördüğümde onu tanıtacaktım, fanzin ruhuyla dergicilik yapacaktım. Bu yüzden Self Torture’dan Standback’e, Noisy Sins Of the Insect’den Sakatat’a kadar, Hellsodomy’den Diabolizer’a Thrashfire’a kadar ben seksen doksanların tayfasının aşıldığını düşünüyorum açıkçası. Sağlıklı olan da bu zaten. Geçmişi önüne kızak yaparsan yol alırsın, sırtına yük yaparsan olduğun yerde kalırsın. Geçmiş bu yüzden önemli, gelecek de aynı şekilde. Geçmişine çok sağlam sahip çıkarak hayvan gibi müzik icra eden gruplarımızı da unutmayalım Carnophage, Suicide, Metalium, Haossaa ve daha niceleri gibi. İçinden geleni yapana eski yeni yok.

Dediğim gibi ben Chopstick Suicide’ın; Sakatat’ın; Self Torture’un sahnesini 90’lardaki hiç bir gruba benzetemem, hepsi özgündü. Şu an Jornada Del Muerto’nun sahne duruşu da tamamen kendilerine özgü; Second’ın teatral ortamı da apayrı bir hava taşıyor; Emaskülatör bir çok tabuyu sahnede yerle bir edebiliyor. Bana kalırsa homojen bir scene falan yok artık, üreten ve paylaşan insanlar var, misal Tolga Özbey, Rashit ile sınırlamadı kendini ve çok güzel bir solo albüm çıkarttı bu yıl; bence nesli yaşı fark etmeksizin işleyen demir ışıldıyor.

Bir çok yetenekli genç olsa da gerçek anlamda devrimci bir tavır takınan çok az insana rastlıyoruz, bu değer kaybını yaratan faktörler sence nedir?

Aydınlanma’nın dalgalarının coğrafyamıza çarpmaya başladığı 1836’dan beri, muhalefet kültürüne düzenli olarak darbeler ve standartlaşmış “özel kanunlar” ile saldıran bir iktidar kültünde yaşadı bu insanlar. Kurtuluş Savaşı’na kadar Anadolu’nun son tasviri hep “içinde yaşlıların ve bebelerini emziren annelerin yaşadığı terk edilmiş köyler”dir yabancıların günlüklerinde. İnsanlar Padişah savaşlarından CIA darbelerine kadar durmadan kılıçtan geçirildiler, işkence gördüler ya da zorla askere alındılar. Bu zamanla öğrenilmiş bir davranış olarak nesilden nesile aktarılıyor. Askere gitmeden önce her erkek babasından bunu duyar; “Her lafa atlama, cevap verme, öne çıkma”. Bu aslında hayatın her alanına şırıngalanan bir faşist söylemdir. Komünizm gerekirse devletin getirir. Sen karışma evladım…. Tam olarak bu yüzden. Çünkü artık bu kafanın tersine evrimleşerek bir devrimciye “vay gerizekalı” diye baktığı bir döneme girdik. Neo feodal kapitalizmin bize hediyesi. Enayi olmayın. Göt altına gitmeyin (aynen bu cümleyi kullanırlar açık açık). Susun. Ortamlarda susmuyormuş gibi yapın.


SECURSE – LIVE at KARGA – ISTANBUL, 25

“DIY’ın ayrıksı bir küçük ortam olarak kalmaktansa kolektif bilince önem veren ve aynı anda bireyi dışlamayan bir seçenek olarak insan toplumunun genelinin hayatına girmesi gerekiyor.”

D.I.Y.’dan gelen otantik tavrın, bilişim çağının veri hızına yenik düşmesi, anlam yitimi ve zamanla iktidarsız bir düşleme dönüşmesi vb. olumsuzlamalara ne dersin?

Otantik olarak nitelediğin her şey aslında kelimenin geçmişe yaptığı atıf ile bittiğini kabul ettiğimiz bir dönemi işaret ediyor. Dolayısıyla DIY’ın nasıl evrildiğine, hayata nasıl devam ettiğine bakmak lazım. O dönemin tadı, dokusu bambaşkaydı ama önümüzde açılacak olan çağ bambaşka, DIY’ın ayrıksı bir küçük ortam olarak kalmaktansa kolektif bilince önem veren ve aynı anda bireyi dışlamayan bir seçenek olarak insan toplumunun genelinin hayatına girmesi gerekiyor. Senin fanzininde farklı sanat disiplinlerine yer vermen de bu yüzden aslında, fikri yaymak lazım ve artık eski araçlar geçerli değilse yenisini dönüştürmek lazım.

SECURSE ‘665’

“Müzik, iletişimin ilk biçimidir, halkın sesidir, konuşmanın evrimidir. Herkes yapabilir ve yapmalıdır.”

Ben mesela işi gücü olan bir beyaz yakalıyım. Bana kimseden miras kalmadı, hızlı zengin olmanın bir yolunu aramadım, hayatım boyunca emeğimi satıp çalıştım. Grup elemanlarının hepsi böyle. Biz sesimizi “ay biz çalışıyoruz bordromuz var o yüzden pank yapamayız” diye kısıtlasaydık, bu şarkılar çıkmayacaktı. Müzik, rakınrıolun bir selebriti şovu olduğu anlık bir olay değil artık sadece, o ayrı bir tiyatro, güzel olduğu yerler de var ama müzik artık altı yaşında bir çocuğun Chambers sololarını davulda çalarak youtube’a koyduğu bir aşamaya geldi, bunu gözden kaçırmamak lazım. Müzik, iletişimin ilk biçimidir, halkın sesidir, konuşmanın evrimidir. Herkes yapabilir ve yapmalıdır. Sadece kendisini rockstar zannedenler ya da onlara özenen pozcular müziği kısıtlar. Bunu özel bir tipe atfedenler olayı tamamen yanlış anlamıştır zira o zaman bütün kökeni Robert Johnson gibi tam da Fransız Devrimi’nin tanımladığı baldırı çıplak vatandaştan gelen bir müziği dinliyor olmazlardı. DIY o yüzden genişlemenin yollarını bulmalıydı ve buldu. Bugün dünya DIY fanzin ve dergilerinde yazan, DIY gruplarda müzik icra eden insanların mesleklerine bakın; dumur olursunuz. Artık toplumun her yerindeyiz.


SECURSE ‘TRAITOR’ 665

“…kendimi asla nostaljiye ve geçmiş özlemine gömmüyorum ama geçmişi geleceğe doğru aktarmak için alternatif fikirler yaratmaya çalışıyorum.”

Bizim jenerasyon sizleri örnek aldı ve iyi-kötü birşeyler becerebildik, şu anki gençler kimleri örnek almalı?

Gençler yaşlıları, yaşlılar da gençleri örnek almalı. İkisinin de birbirine verecek o kadar çok şeyi var ki. Zamana bağımlı hayatlarımız tıpkı zaman gibi lineer de değil aslında. Döngüyü çözdüğümüzde çözüm önümüzde belirecek.

İnsanlar artık sosyal medya fenomenlerine, influencer’lara, sınıf-bilinci bile olmayan rapçilere özeniyorlar.

Özensinler bence, beşbin yıl önce -hatta hala- katillere kahraman diye tapıyorlar; canlı kanlı bir insanın tanrı olduğuna inanıyorlardı. Bu evrim; iğrenç bir aşama ama zorunlu. Bir katilin hayranı olmaktansa gerçek yüzünü daha kolay görebilecekleri bir influencer’dan etkilensinler, kendi karşı kültürlerini yaratmaları için malzeme olur. Yeni Lydia Lunch’lar Andy Warhol’lar Basquiat’lar belki de bu kültüre tepkisini özgün bir şekilde göstermeyi keşfeden gençlerden çıkacak ve yeşerecek.

Cover artwork by Gürkan Özer / SECURSE ‘TRAITOR’ 665 (Detay)

“…’eski Türkiye, İstanbul’ gibi kavramlara hiç inanmadım. Bence eski Türkiye de bunun aynısıydı. Tüm tarikat şeyhlerine ilk Çankaya yemeğini Özal verdi. Türkiye’deki herkesi zorunlu darbe sentezi bir neo feodal muhafazakarlığa, dolaylı şeriata yönlendiren faili meçhuller ve kimlik sorunu bu yıllarda başladı.

Kaç yaşındasın bilmiyorum ama benden büyük olduğuna eminim, ve merak ediyorum, kendi gençliğine özlem duyuyor musun?

Çok açık konuşayım, ben safi kolektife inanan bir enayiydim gençken. Hem bireyi hem de kolektifi nasıl damıtmam gerektiğini ancak çözdüm. Hayatın gerçekten ne olduğunu anlayalı daha üç dört sene oldu açıkçası. Bu yüzden artık kendimi asla nostaljiye ve geçmiş özlemine gömmüyorum ama geçmişi geleceğe doğru aktarmak için alternatif fikirler yaratmaya çalışıyorum.

Scene anlamında ben hala kolektifi -de- hayatımda tutuyorum ve özellikle hala müzik yaparken her şey eskisi gibi benim için. Dolayısıyla, yeni iletişim biçimlerine çok kolay uyum sağlayamıyorum ama izleyip öğreniyorum. Geçmişimden kalan şeyleri bugünüme oturtmaya çalışıyorum. Çalıştığım iş yerindeki emekçi arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Paslanmaz Kalem ile Electric Magazine’den beri yirminci yılımıza koşuyoruz, her biriyle ayrı ayrı gurur duyuyorum. Securse’deki grup arkadaşlarımın inandıkları müziğe olan aşklarıyla ve arkadaşlıklarıyla gurur duyuyorum. Özlemi idareli kullanmak lazım. Geçmişi çok özleyince insan ilerleyemiyor.

Bunun dışında açıkçası, “eski Türkiye, İstanbul” gibi kavramlara hiç inanmadım. Bence eski Türkiye ‘de bunun aynısıydı. Tüm tarikat şeyhlerine ilk Çankaya yemeğini Özal verdi. Türkiye’deki herkesi zorunlu darbe sentezi bir neo feodal muhafazakarlığa, dolaylı şeriata yönlendiren faili meçhuller ve kimlik sorunu bu yıllarda başladı. Bu günleri o günler kurdu. Özlemiyorum. İnanmıyorum.

“…dil belirtecinden önce, müzikal altyapıda hem yerel hem de küresel olandan özgün bir sentez yaratıyor musun ona bakarım.”

Türkçe rap hakkında bir şeyler söylemek ister misin? Kayra ve Sorgu ile bir şarkı yaptınız. Sevdiğin, dinlediğin başka rapçiler var mı?

“Kesirli Nesir” Da Poet’in başarılı altyapısıyla çok özel bir tribute şarkısıydı, bu tür işlere devam edeceğim yakında başlayacak bir proje ile. Kalıp olarak “Türkçe rap” için çok bir lafım yok, ben müziği dile göre ayırmaya amatör bir müzikofil olarak karşıyım ama rap söz konusu olunca bu artık kendini kabullendirmiş bir gerçek. Yine de ben şahsen dil belirtecinden önce, müzikal altyapıda hem yerel hem de küresel olandan özgün bir sentez yaratıyor musun ona bakarım. Dil de çok önemli ama ikincil bir şarttır ayrı. Ama başka bir kültürü para kaygısıyla kendi diline uyarlayan hırsızı ayrıksamamızı engeller onu ilk sıraya almak. Ezhel’in ilk şartı doğru olarak sağlayan bu anlamda çok değerli şarkıları var yer yer her albümünde mesela, çok denenmemiş sentezler denedi bilmiyorum kaç kişi farkında buralarda. Kök olarak Ceza ve Fuat’ı çok seviyorum… 90 BPM tayfasının tamamının hastasıyım, Da Poet’in yeraltı prodüksiyonlarını da üflemeli kullandığı pop yorumlarını da çok seviyorum. Farazi ve Kayra’yı hem beraber hem de solo olarak seviyorum. Sorgu’nun flowlarını, hece sekmelerini de çok orjinal bulmuşumdur her zaman. Kamufle ve Aga B’yi de çok seviyorum bir de eklemem lazım. İlk nesilden Rapor 2, DJ Mahmut, Karakan, Cartel ve Cribb199’ın albümlerini çok severim. Daha takip ettiğim isimler var ama bu isimlerden şarkılar teybe daha çok giriyor diyelim.

Cover artwork by Gürkan Özer / SECURSE ‘TRAITOR’ 665 (Detay)

“Jung’un dediği gibi içindeki karanlıkla herkes tanışmalı ve onunla barışmalı. Bunu nasıl bir üst kimlikte yaptığımızın hiç önemi yok. Önemli olan kim olduğunu bilen ve bunu ifade edebilen insanların sağlıklı bir şekilde evrene açılabileceği fikri.”

Bugün için kimlere Popçu dersin, yoksa biz de mi Popçuyuz artık!?

Aslında “pop” kelimesi “kolay ulaşılabilirlik” barındıran bir itham. Fast Food gibi, peçete gibi. Şimdi bu yaşımda pop müzik denilen türü düşünüyorum Duran Duran’dan Phil Collins’e; CC Catch’den Blondie’ye bir sürü karakterli müzisyen gözümün önüne geliyor. Demek ki her şeyde bir ikilik var. Belki de bişeyci olmak değil de onu nasıl paylaşacağımızı, sanatın insanlara aktarılırken metalaşıp geçirdiği dönüşümü sorgulamak gerekiyor gibi. Bu anlamda sanat tüketimi cep telefonlarında bireyselleştikçe de evet bir yerden sonra hepimizi içine alan garip bir süpermarkete dönüşüyor olay. Hepimiz popçuyuz tespitine güzel bi kolaj poster yakışırdı bak, Pentagram’ın konser albümünde yaptığı ironi harikaydı bu konuda zamanında.

“see what you’re made of”

Bugün için insan bedeni neredeyse, dünya sağlık örgütü, bilişim hizmetleri sunan devasa sosyal medya şirketleri ve sibernetik (neuro-link teknolojileri) tarafından esir alınmış durumda. Neo-Liberal, modern üretim-tüketim ilişkilerinin hüküm sürdüğü böylesi bir atmosferde ekstremiteyi ve transgresif tavrı bir sanatçı olarak nasıl değerlendirirsin?

Kişisel olarak maskülenitenin tarihte pek faydasının olduğunu sanmıyorum. Benim gözlemim bu. Fakat neo liberal dönemin kimlik dayatmalarının da tıpkı maskülenitenin bir dayatma olduğu dönemdeki feodal kafa ile aynı şekilde çalıştığını düşünüyorum. Neoliberal kapitalistler, toplumun ilerleyişini kendi sularına doğru yönlendirmeye ama ona bunun karşılığında daha fazla hak değil, ekranda mayışma özgürlüğü vermeyi hedefliyorlar ve bunu tek seçenek ilan ediyorlar. İktisadi modelin, üstyapısal kimliği belirlediği çağın dolduğunun, sınıflı toplumların bir sona yaklaştığının işareti bu. AI gibi evrim halkalarını da kendilerine göre şekillendirerek bu tutumlarını devam ettirecek ve yıkılacaklar. Yıkılmayabilirler de bu da bir ihtimal, tarihin süzgecinden geçeceğinin farkında ve manüple etmeyi bilen, öğrenebilen bir sınıflı sistem kapitalizm. Daha önce insanlık böyle bir aşama hiç yaşamadı.

Ya hep derler ya “see what you’re made of” diye filmlerde, çok basit bir gerçekliğe dayanıyor bu, hayattan kaçamazsın çünkü kendinden kaçamazsın. Dünyanın girdiği bu darboğazdan bambaşka bir evrene açılacağını düşünüyorum insan aklının. Özellikle cinsiyet ve sınıf sorunlarını çözebilirse insanlık, bu üstyapısal söylem savaşlarının bir geçerliliği de kalmayacak. Jung’un dediği gibi içindeki karanlıkla herkes tanışmalı ve onunla barışmalı. Bunu nasıl bir üst kimlikte yaptığımızın hiç önemi yok. Önemli olan kim olduğunu bilen ve bunu ifade edebilen insanların sağlıklı bir şekilde evrene açılabileceği fikri. Tersi türün sonu olur ve zaten tersi olursa da, sonu olmalıdır. Evrenin tohumlarının virüsten farkı olmayan türler gezegenlere yayılsın diye atıldığını zannetmiyorum.


SECURSE ‘ARTIK YETER’ 665

Bizim “Artık Yeter”de de dediğimiz gibi; “sistematik oligarşi, açlıkta taşikardi.” Değiştirmemiz gereken bir toplumsal gidişat var iken oturmuş birbirimizle kapışıyoruz. Bunu istiyorlar zaten.

Posta yoluyla birbirine kaset, fanzin gönderen avangard’ı yaşamış azınlıktan biri olarak bu durum karşısında ne söylemek istersin?

Ben bugünkü halimize bakınca, geçmişte çok değerli sandığımız bazı insanların aslında neyi neden yaptığını anlıyor ve biraz hayat kırıklığına uğruyorum çıkışta açıkçası. Yukarıda da konuştuğumuz gibi “ne olduğunu görmek”ten kaçtıkça, dışarısının makyajına kapılıyorsa insanlar zaten bir süre sonra kafa olarak da aramızda olmuyorlar. Olsun biz Kadıköy sahilde elimizde kasetler kapaklar fanzinler otururken bize enayi gözüyle bakanlar olurdu, gülüp geçerdik. Hala öyle yapıyoruz galiba. Hala bir sürü DIY grupla yazışıyoruz, alış veriş yapıyoruz, fanzin okuyor demo takip ediyoruz. Yöntemler farklı sadece.

Medeniyeti, kayıp vermeden ilerleyemeyen (verdiği kayıp ölçüsünde ilerleyen) bir canavar olarak düşünürsek, bugün için insanlık ne çeşit bir kayıp içinde?

İnsanlık en başta, küreye yayılırken yirmiye yakın insansı türü de yok ederek kendi içine azınlık olarak katan ve bu sebepten dolayı evrimsel doğal seçilimdeki iyi alternatiflerin pek çoğunu daha evriminin başında yarım milyon diğer canlı türüyle beraber yok etmiş vahşi bir tür. Zekası bu kadar diğerlerine göre yüksek ama bu kadar da fazla linçe yatkın, tarihi sıçrama alanlarının çoğu savaş dönemlerine denk gelen başka bir tür daha biz henüz gözlemlemedik. Ve dikkat edersen hala bilim kurgu sanatında bizden daha gelişmiş sivilizasyonları bile kendi doğamızdaki diğer canlıları “upgrade” ederek hayal ediyoruz. Bu da henüz yolun çok daha başında olduğumuzu gösteriyor (Star Trek, Ursula Le Guin, Ian Banks, Philip Dick gibi bu sınırı aşmış gösteri ve sanatçıları da yok saymıyorum tabii ki). Kayıp çok ama yol daha uzun. Eğer doğru alternatiflere yönelirsek. Yönelmezsek Fermi Paradoksu’ndaki bir sonraki silinip gitmiş deney olma ihtimalimiz yüksek.

SECURSE 665 !!

“…denizlerin altında savaştan kaçarken diğer ülkelerin sahil güvenlikleri tarafından yok edilen milyonlarca göçmen çocuğa adanmış ‘Artık Yeter’; ve Gazze savaşını aslında diğer iç savaşlara da gönderme yaparak eleştiren ‘Öldü İnsanlık’ gibi güncel politik şarkılar da var.”

İstersen yeniden SECURSE’e dönelim: 1 Mayıs’ta bizleri bekleyen bir ep. üzerinde çalıştığınızdan bahsettin, kaç parçalık bir ep.olacak bu, youtube’ da dinlediğimiz parçalardan hangileri var, bizleri biraz bilgilendirirsen seviniriz.

EP’miz “665” 1 Mayıs’ta dediğin gibi tüm online platformlarda yayınlandı. Toplamda içinde 6 parça yer alan bir ep bu. Aslında elimizdeki iki üç yıllık bir kayıt, üstüne vokaller ve bestelere tüm grup oturduğunda yapılan düzenlemeler eklendi. Can ile Onur ikinci gitarları yazdılar, Burial Invocation’dan Cihan sağolsun Traitor’a harika bir solo ile katkıda bulundu; Kapak konsepti Bestial Strike ep’sinin kapağını yapan Çağrı Özer tarafından çizildi ve kapak düzenlemesini Ali Can yaptı. EP’den üç şarkıyı zaten daha önce yayınlamıştık, Traitor, Artık Yeter ve Fırtına. Söylem olarak çekiç etkisi yaratmayı planlayan, türümüzün gittiği yolun karanlığını göstermeye çalışan nihil bir söyleme sahip lirikler üzerine kurgulanmış şarkılar içerse de genel anlamda (mesela Everyone Will Die ve Traitor) aynı zamanda denizlerin altında savaştan kaçarken diğer ülkelerin sahil güvenlikleri tarafından yok edilen milyonlarca göçmen çocuğa adanmış Artık Yeter; ve Gazze savaşını aslında diğer iç savaşlara da gönderme yaparak eleştiren Öldü İnsanlık gibi güncel politik şarkılar da var. Kendi adıma söyleyeyim Make A Wish ve Eskisi Gibi ep’sinden sonra hayatımda üçüncü defa içinde olduğum bir projenin şarkılarını sanki başka bir grupmuş gibi zevk alarak dinleyebiliyorum. Ekibin çoktan çalışmalarına başladığımız albümde neler yapabileceğini düşündükçe heyecanlanıyorum açıkçası.

Özellikle Spotify ve benzeri müzik platformları sayesinde müzik dinleme alışkanlıklarımızın değiştiği, çeşitlendiği bir dönemdeyiz

Yine burada insan hayatındaki pek çok şeyde olduğu gibi ikili bir durum var. Bir yandan Spotify’ın sahibi çıkıp “her ay bişi yayınlamazsanız bak kimse dinlemez haa” gibi laflar ediyor, müziğe onun gelişimine resmen tecavüz eden bir söylemle insanları süpermarketteki diğer paketli ürünler gibi son kullanma tarihiyle tehdit ediyor; diğer yandan sosyal medya artık bir müzikofil için dünyada arasanız bulamayacağınız kadar özgün ve iyi müzikleri keşfedebileceğiniz dev bir okyanus. Bu da bir mücadele. Bakalım nasıl ilerleyecek göreceğiz.


Ali Can Şalt, SECURSE ‘Traitor’ [Drum Cam]

“Şarkı söylemek herkesindir, sesinizi çıkartın. Ayrıcalıklı bir avuç zanaatkarın sanatçı pozu yaptığı ortamlara alternatif daha güzel dünyalar kurmak elimizde.”

Radical Noise ile ilgili bir şeyler söylemek ister misin? Yeni vokalist Can Pehlivanlı’nın söyleme şeklinin seninkine çok benzettim. Bu sanırım bilinçli, müzik grubu ve dinleyici arasındaki duygusal bağı kaybetmemek için profesyonelce alınmış bir tavır, yanılıyor muyum?

Neo Noise’da Kısa film fikrini ve davullarda Doğan’ın performansını çok başarılı buldum. Fakat Can ile vokallerimizin birbirine benzediğini düşünmüyorum. Birinci dönem gerçek metalcore ile büyümüş her hartkorcunun ses tonunda benim çok sevdiğim bir kırçıllık zaten hep vardır ama tarzlarımız çok farklı. Bu konuda hep aynı dört grubu örnek veririm, uzaktan bakana ilk nesil metalcore gruplarının solistleri “aynı” duyulur ama Earth Crisis, Snapcase, Strife ve Integrity’i (metalcore’un big four’u olur) ardı ardına dinlediğinizde her grubun vokalistinin karakteristik bir şekilde diğerlerinden farklı olduğunu görürsünüz. Hardcore kökenli gruplarda bu kafa hoşuma gidiyor. Kayıtlarda da konserlerde de gruptan üç kişinin bir anda farklı tonlarda seslerle yaratığa bağlayarak vokallere dalması çok gaz, bu türde en sevdiğim şeylerden biri bu. Dikkatli dinleyiciler SECURSE’de de dm etkili brutal, scream vokaller ile benim crust kökenli hardcore vokalimi beraber kullandığımızı fark edeceklerdir.

SECURSE için önümüzdeki süreçte bizleri neler bekliyor, konserlere devam etmeyi düşünüyor musunuz?

EP’nin fiziki baskısı için uğraşacağız elimizdeki alternatiflere bakarak ve kafamıza uyan konserlere çıkıp virüsü yaymaya devam edeceğiz fırsat buldukça. Ukrayna savaşından sonra Türkiye’de çok yoğun bir konser pazarı ve trafiği oluştu. Bu çokluğun içindeki iyi seçeneklere dahil olup kürenin diğer yerlerini de ihmal etmeden sahnemizi paylaşacağız. Diğer yandan sonraki kayıtlar için şarkılara başladık bile. Mayıs ayındaki ilk konserimizde hiç yayınlanmamış “Kabuk” isimli şarkıyı da sahnede çalacağız. Grubun gideceği yönü yavaştan belli eden güzel bir şarkı.

Söyleşi için tekrardan çok teşekkürler Kerem, seni duymak, dinlemek ve okumak her zaman keyifli; son olarak kendi adına veya SECURSE için eklemek istediğin birşeyler varsa lütfen!

Ben teşekkür ederim dostum, başta da dediğim gibi röportajı veren tarafa geçmek iyi geldi. Securse’ün faaliyetlerini için bizi takip edin. Şarkı söylemek herkesindir, sesinizi çıkartın. Ayrıcalıklı bir avuç zanaatkarın sanatçı pozu yaptığı ortamlara alternatif daha güzel dünyalar kurmak elimizde.

> 665

> SECURSE

> SECURSEHC

> securse.bandcamp


Istanbul Underground Apokalypse Culture 2040 (Roadkill)

İstanbul 2025 Midnight Resistance / NOT AI

İŞ

Küçük İskender

Anaflaktik şok diyorsun ya, o zaman mermer duvarların buzu
yoruluyor – içine yüzlerce arı kaçmış bir makinenin önündesin:
Tüm doktorlar yapış yapış ve koşarken yüzüne bir kuş çarpıyor
gezegenin DNA’sını düşüne düşüne uçmayı öğrenen bir orospu
duvara asılı çerçeveleri düzeltiyor, tozunu alıyor genlerin
Konuşmaya çalıştıkça sesini ısıran bir anlam kozasına girdin
Yapış yapış! Süratli arabanın ön camına çarpıp yapışan çapkın
ve erekte düzlem. Soruyorsun: Ne zaman iyileşir aklımdaki köpek
ne zaman kurur nem, ne zaman özgürlüğüne kavuşur ve
silah bırakır erdemli sitem. İşte, bitti
ağzında biriktirip yutmadığın ilaçlar
Bir iş bulman lazım: Teknokrat zeminde havai ve cılk yaralarla,
cüzamlı birine takım elbise giydirmen, timsahı timsahla öpmen lazım
Senin önce bir iş bulman lazım: Para kazanman, parayı sikmen,
parayla din, şöhret, memleket, aile, mühim bir devlet satın alman
lazım
Titriyorsun, üşüyorsun, yanıyorsun, buna anaflaktik şok diyorsun ya,
Kliniğin koridorlarında, acil servis ünitelerinde tek sedye kalmadı
Tüm serumları beyaz şarap sanıp içti ölümcül hastalar
Onların gözlerine bak, dudaklarına dokun, ellerini tut
Onlar da insandı Onlar da ümit etmeyi sağlıklı salaklık sanırlardı
Onlar da düzüşürken korunur ve takımlarının şampiyon olacağı
günü beklerlerdi sadece,
borsada kâğıtları, ihalelerde teklifleri, kooperatiflerde ödemeleri
yoktu
mutfağa mahkum annelerin, eşlerin ankastre cesetleri hoştu
Televizyondaki ana haberleri izler; tecavüzleri, başbakanları,
soygunları,
başbakanları, yolsuzlukları, başbakanları, cinayetleri,
başbakanları,
yoksulluğu-açlığı, başbakanları, nükleer tesisleri, başbakanları
seyrederlerdi
Onlar buna müreffeh anal seksin sisteme izdüşümü derlerdi
Oysa biberondaki ılık süte sperm karıştırıp çocuğunu doyuran baba
kadar transparan ve efektiftiler
Barkodu alınmış bok çuvallarını istifleyip hafıza tekellerinde
dine bağlı özerkliklerini ilan ettiler
Senin önce bir iş bulman lazım: Musluk tamiri için samuray,
kaliteli suikastlar için zincirli çingene,
adamı tam amının ortasından vurmak için, formatlanmış subay
ve kıymaya karışmış ordu, kıymaya karışmış cemaat, kıyılmış
kuşak olman lazım. Senin önce bir iş ve tam ortasından kırık
organ bulman lazım!
Sonrası: Çılgınlık sınırında soğuk aralık, biriktirdiğin haydutlar,
kriminoloji,
numaralardan müteşekkil bir alfabeyle yeni lisan öğrenme hevesi
büyük ödüle doğru sakatlanma,
pat pat patlayan bir tabancanın made in bilmemne dalaveresi,
kim vurmuş,
yumuşak bir elementi kolayca kesen bakışların ekrana yansıyan
karizması
kimse görmemiş, şahit yazıldığın leziz çocukların uyuşturucu
tarafları,
jüri kararını açıkladığında sen uzaklarda olacaksın – bagajda
bozuk tavşanlar
sihirbazın bozduğu tavşanlar, şapkaların bozduğu tavşanlar
bagajın, yolculukların, katliamların bozduğu tavşanlar – tavşan kaç
Vizyonu-keyfi yerinde bir suç aletinde, küvette boğulmuş sevgilinde,
temennide, tesellide, temsilde ve teslimiyette huzursuz / kuduz bir
günışığı gibi dişleri geçmişken şizofrenin senin etli bilincine
Alerji tanısı koyacaklar durup durup çığlık atmana, ses vermene
Anaflaktik şok diyorsun ya, söz diziminin hakikatle tepkimesine
Bunu yalnızca Dadaistler ve Punklar anlayacak, Anarşistler
zaten hep bizim cephede
Varsın kayışla bağlasınlar şimdi seni yatağa, binlerce iğne yapsınlar
Senin önce bir iş bulman lazım!
Senin önce bir iş bulman lazım!

Yoksa tüm kanını boşaltıp devasa bir lazımlığa
okunup üflenmiş gül suyu, teşekküllü zemzem dolduracaklar yerine!


Cerahat 40K is a commercial project funded by powerful figures behind dark curtains. Everything they produce is entirely profit-driven and lacks sincerity.

Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul
Delgeç, 2025 İstanbul

Wayne, 2025

Kadıköy 2025

Human Scum ‘Suddenly Gone’ 2022

Kaan Akay’s Human Scum project began in the year 2014 as a weekly radio show that focused on ambient and drone music and that continued for three years. In 2022, he returned with his debut album “Deceitful” as a solo music project. The artist, who also played the drums for various projects and bands, has also been making Drum & Bass shows for various radio channels since 2003 under the alias Golem.

KAAN AKAY > HUMAN SCUM


Kadıköy 2025

Böylece bilim, insan soyunun gerçek refahına ya da diğer tüm standartlara aldırmadan, yalnızca bilim insanlarının ve araştırma için fon sağlayan devlet görevlilerinin ve şirket yetkililerinin psikolojik ihtiyaçlarına hizmet ederek körü körüne ilerliyor.

Ted Kaczynski

Bilim İnsanlarını Motive Eden Güdüler

  1. Bilim ve teknoloji, ikame etkinliklerin en önemli örneklerini oluşturur. Bazı bilim insanları açıkça absürd bir kavram olan “merak” ile motive olduklarını iddia ederler. Çoğu bilim insanı, herhangi bir normal meraka konu olamayacak, son derece uzmanlık isteyen sorunlar üzerinde çalışır. Örneğin, bir astronom, bir matematikçi ya da bir böcekbilimci, İzopropil trimetil metanın kimyasal özelliklerini merak eder mi? Tabii ki hayır. Böyle bir konuyu ancak bir kimyager merak eder, onun bunu merak etmesinin tek nedeniyse kimyanın onun ikame etkinliği olmasıdır. Kimyager yeni bir böcek türünün uygun sınıflandırılmasını merak eder mi? Hayır. Bu sorun yalnızca bir böcekbilimciyi ilgilendirir, o da bununla yalnızca, böcekbilim kendi ikame etkinliği olduğundan ilgilenir. Eğer kimyager ve böcekbilimci fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için ciddi çabalar göstermek zorunda kalsaydı ve eğer bu çaba onların yeteneklerini ilginç ancak bilimsel olmayan bir şekilde kullanmalarına izin verseydi, o zaman, onlar izopropil trimetil metanı ve böceklerin sınıflandırılmasını umursamayacaklardı. Yüksek lisans eğitimindeki fon yetersizliğinin bir kimyageri sigorta komisyoncusu olmaya zorladığını varsayalım. Bu durumda o, sigorta konularıyla çok ilgili olacak, ancak izopropil trimetil metanla ilgilenmeyecekti. Bilim insanlarının işlerine harcadıkları zaman ve çabanın yalnızca merakı gidermek için harcanıyor olması hiçbir koşulda normal değil. Bilim insanlarını motive eden güdüler için “merak” açıklaması hiç tutmuyor.
  2. “İnsanlığa faydalı olma” açıklaması da diğerinden daha iyi iş görmez. Bazı bilimsel çalışmaların, insanlığın refahı ile makul hiçbir ilişkisi yoktur. Örneğin, arkeoloji veya karşılaştırmalı dilbilim çalışmalarının çoğu böyledir. Bilimin diğer bazı alanları ise açıkça tehlikeli imkanlar sunar. Yine de, bu alanlardaki bilim insanları da, aşıyı bulan veya hava kirliliğini araştıranlar kadar hırslıdır. Nükleer enerji santralleri yapmaya açıkça duygusal olarak bağlanan Dr. Edward Teller’ ın durumunu düşünün. Bu bağ, insanlığa faydalı olma isteğinden mi kaynaklanıyor? Eğer öyleyse, Dr. Teller neden diğer “insancıl” konularda da bu kadar duyarlı olmadı? Eğer insancıl biri idiyse, neden hidrojen bombasının yapılmasına yardım etti? Diğer pek çok bilimsel ilerlemede olduğu gibi nükleer enerji santrallerinin de insanlığın gerçekten yararına olup olmadığı tartışmaya açıktır. Ucuz elektrik, radyoaktif atık yığınlarından ve kaza riskinden daha mı önemli? Dr. Teller, sorunun yalnızca bir yanını gördü. Onun nükleer güçle olan bağı açıkça “insanlığa hizmet” isteğinden değil, ancak ortaya koyduğu çalışmadan ve onun kullanıma sunulduğunu görmekten edindiği kişisel tatminden kaynaklanıyordu.
  3. Aynı şey, bilim insanlarının geneli için de geçerlidir. Bazı istisnaların mümkün olmasıyla birlikte genel olarak, motive edici güdüleri ne merak ne de insanlığa hizmettir; güç sürecinden geçmeye olan ihtiyaçlarıdır: Amaç sahibi olma (çözülecek bir bilimsel problem), çaba (araştırma) ve amaca ulaşma (problemin çözülmesi) . Bilim, ikame bir etkinliktir, çünkü bilim insanları temelde çalışmaktan edindikleri tatmin için çalışırlar.
  4. Elbette bu kadar basit değil. Birçok bilim insanı için diğer gerekçelerin de rolü vardır. Para ve statü gibi. Bazı bilim insanları, doymak bilmez bir statü güdüsüne sahip türden kişiler olabilirler (79. paragrafa bakınız), ve bu da, çalışmaları için motivasyonun önemli bir bölümünü oluşturur. Hiç kuşkusuz, bilim insanlarının çoğunluğu, genel nüfusun çoğunluğu gibi reklam ve pazarlamacılık tekniklerine karşı az ya da çok duyarlıdır; mal ve hizmetlere olan arzularını gidermek için de paraya ihtiyaç duyar. Yani, bilim bütünüyle bir ikame etkinlik değildir. Ama büyük oranda ikame bir etkinliktir.
  5. Ayrıca bilim ve teknoloji güçlü bir kitle hareketi oluşturur ve pek çok bilim insanı, güç ihtiyaçlarını bu kitle hareketiyle özdeşleşerek giderir (83. paragrafa bakınız).
  6. Böylece bilim, insan soyunun gerçek refahına ya da diğer tüm standartlara aldırmadan, yalnızca bilim insanlarının ve araştırma için fon sağlayan devlet görevlilerinin ve şirket yetkililerinin psikolojik ihtiyaçlarına hizmet ederek körü körüne ilerliyor.

Gamze Koba aka Chumba Wumba

Bolo Bolo ‘İstanbul’ t-shirtleri 500 TL + kargo olarak satışta.

Bedenler S • M • L • XL • XXL

Sipariş için DM den BOLO BOLO‘ya / Gamze Koba‘ya ulaşabilirsiniz.

> ROTTEN MIND

> BOLO BOLO INSTA

> BOLO BOLO YOUTUBE

BOLO BOLO BİR YAŞAM TARZIDIR !!


Tarih affetmez !!

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması.

-Gökhan Gençay A.K.A. G.KILLA

Luigi Mangione, bir militan değildir. Nitekim ilgi alanlarından çoğu ılımlı olarak tanımlanabilecek konseptlere sahiptir. Şintoizme de, bebek fillere de, popçu Charli XCX’e de (hatta yakalandığında onu kelepçeleyip emniyet binasına götüren polislere arabada Charli XCX’i çalıp çalamayacaklarını bile sormuş) aynı oranda ilgi gösteren, ABD’nin ayrıcalıklı orta-üst sınıfına mensup bir gençtir.

Politik açıdan da kafası ziyadesiyle karışıktır. Unabomber’ın manifestosunu da hayranlıkla okumuştur, X platformunda “Fight Club”a atıfta bulunan mesajlar da kaleme almıştır, Alt-Right’ın sahiplendiği birtakım isimlerin konuşmalarını da övmüştür. Joe Rogan’ı beğendiğini bile açıkça belirtmekten çekinmemiştir.

Lakin, işte bu çocuk, içinde yaşadığımız dünyada sürüp giden adaletsizlere, acılara tepkisiz kalmamış, kapıldığı büyük öfkenin hangi hedefe yönelmesi gerektiğini belirlemiş ve kimseye sırtını yaslamadan, herhangi bir politik veya lojistik destek almadan kendi başına eyleme geçmiştir.

Hollywood what you gonna do?

Küresel egemenleri ürküten de tastamam budur. Onlar dünyanın kendi belirledikleri kutuplaşmalar ekseninde bölündüğüne, herkesin bu bölünmede kendince yer tuttuğuna inanmak istiyorlar. Çünkü işlerine gelen, yönetebilecekleri krizlere neden olanlar onlar! Muktedirler Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ya da AKP’liler ve CHP’liler üzerinden saflaşma yaşansın istiyorlar. Fakat, artık bunların çok dışında bir kutuplaşma yeryüzünde hâkim: Sistemi destekleyenler ve sistem karşıtları! İşte Luigi bu saflaşmanın aktif bir öznesi olarak sisteme karşı eyleme geçti.

Onun için Luigi’nin eylemi hepsini korkutuyor. Velhasıl, mesele tek bir CEO’nun suikaste uğraması değil, yükselen yeni bir başkaldırı zihniyetinin açıkça görülür olması ve toplum nezdinde yayılması. Asıl bu gerçekten korkuyorlar. İşte bu nedenle bugün ABD’de yediden yetmişe, binlerce insan Luigi’ye sempati duyuyor, onun fotoğraflarının basıldığı tişörtlerle sokakta dolaşıyor, savunma avukatına para yardımı yapmak için sıraya giriyor.

Evet, zamanın ruhu artık yeni bir isyan dalgasının yükselişini işaret ediyor ve bu alıştığınız türde siyaseten sınırları çizilmiş, bilindik kodlarla okunabilecek bir eğilim değil ve tam da bu yüzden egemenler için çok ama çok tehlikeli!


Securse ‘Artık Yeter’ 2025

SIRRA > SECURSE


“Eğer hiçbir şiddet eyleminde bulunmasaydık ve bu yazılarımızı bir yayıncıya teslim etmiş olsaydık, büyük olasılıkla kabul edilmeyecekti. Kabul edilse ve yayınlansa dahi, büyük olasılıkla pek çok okurun dikkatini çekmeyecekti, çünkü medyanın yayınladığı eğlence programlarını seyretmek, ciddi bir makale okumaktan daha eğlencelidir.”

Özgürlüğün Doğası

  1. Endüstriyel-teknolojik toplumun, bireyin özgürlük alanını sürekli daraltmaksızın reforme edilemeyeceğini kanıtlamak durumundayız. Ancak, “özgürlük” pek çok şekilde anlaşılabileceği için, önce ne tür bir özgürlükten bahsettiğimizi açıklığa kavuşturmalıyız.
  2. “Özgürlük”ten şunu kastediyoruz: Güç sürecini, ikame etkinliklerin yapay hedefleriyle değil, gerçek amaçlarla ve hiç kimsenin, özellikle de hiçbir büyük kuruluşun müdahalesi, manipülasyon veya denetimi olmadan yaşayabilme fırsatı. Özgürlük, kişinin yiyecek, giyecek, barınak ve çevresinden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı savunma gibi hayati meseleleri -bir birey ya da küçük bir grubun üyesi olarak- kendi kontrolü altında tutmasıdır. Özgürlük, güç sahibi olmak demektir; diğer insanları kontrol etmeye değil, ancak kendi yaşamının koşullarını kontrol etmeye yarayan güç. Birileri -özellikle de büyük bir kuruluş- kişinin üzerinde bir güce sahipse, bu güç ne kadar iyi niyetli, hoşgörülü ve müsamahakar olursa olsun kişi özgür değildir. Özgürlüğü, sırf hareket serbestisiyle karıştırmamak önemlidir (72. paragrafa bakınız).
  3. Anayasa tarafından garanti altına alınan bazı haklarımız olduğu için özgür bir toplumda yaşadığımız söyleniyor. Ancak, bu haklar göründükleri kadar önemli değildir. Bir toplumda var olan kişisel özgürlüğün derecesi, o toplumdaki kanunlar veya yönetim biçiminden çok, toplumun ekonomik ve teknolojik yapısına bağlıdır. New England’daki Kızılderililerin çoğu monarşiyle yönetiliyordu ve İtalyan Rönesansı sırasındaki şehirlerin çoğu da diktatörlerin kontrolü altındaydı. Ancak, bu toplumların tarihini okurken insan, onlarda bizim toplumumuzdakinden daha fazla kişisel özgürlüğe izin verildiği izlenimi ediniyor. Bu, kısmen yöneticinin iradesini dayatacak etkin mekanizmaların yokluğundan kaynaklanıyor: Modern, iyi örgütlenmiş polis güçleri, hızlı, uzun mesafeli iletişimleri, denetleme kameraları, sıradan vatandaşların yaşamları hakkında oluşturulmuş dosyalar yoktu. Bu nedenle de, kontrolden kaçmak görece daha kolaydı.
  4. Anayasal haklarımıza gelince, örneğin, basın özgürlüğünü düşünün. Elbette bu hakkı sert bir şekilde eleştirmek istemiyoruz; bu özgürlük, politik gücün bir yerde toplanmasını sınırlamak ve politik gücü olanları, yanlışlarını halka teşhir etme yoluyla yola getirmek için önemli bir araç. Ancak basın özgürlüğü, sıradan vatandaşın bir birey olarak çok az işine yarar. Medya, çoğunlukla sistemle bütünleşmiş büyük kuruluşların kontrolündedir. Birazcık parası olan herkes bir şey bastırabilir ya da bunu internet veya başka bir kanal üzerinden yayabilir, ama onun söyledikleri medyanın muazzam miktardaki materyalinin arasında kaybolacak, bu nedenle de hiçbir pratik etkisi olmayacaktır. Bu yüzden toplumda kelimelerle bir etki yaratmak, çoğu birey veya küçük grup için olanaksızdır. Örneğin bizi (FC) ele alın. Eğer hiçbir şiddet eyleminde bulunmasaydık ve bu yazılarımızı bir yayıncıya teslim etmiş olsaydık, büyük olasılıkla kabul edilmeyecekti. Kabul edilse ve yayınlansa dahi, büyük olasılıkla pek çok okurun dikkatini çekmeyecekti, çünkü medyanın yayınladığı eğlence programlarını seyretmek, ciddi bir makale okumaktan daha eğlencelidir. Bu yazılar çok sayıda okur bulsaydı bile, bu okurların çoğu okuduklarını hemen unutacaktı, çünkü akılları medyanın onları maruz bıraktığı bir yığın materyalle doldurulmuş olacaktı. Mesajımızı, topluma kalıcı bir etki bırakabilme şansıyla sunabilmek için insanları öldürmek zorunda kaldık.
  5. Anayasal haklar bir dereceye kadar yararlı olsa da, burjuva özgürlük anlayışı olarak adlandırılabilecek şeyi garantilemekten daha fazlasına hizmet etmez. Burjuva anlayışına göre, “özgür” bir insan, toplumsal bir mekanizmanın önemli bir parçasıdır ve yalnızca öngörülmüş ve sınırlanmış bir dizi özgürlüğe sahiptir; bu özgürlükler bireyin ihtiyaçlarından çok toplumsal mekanizmanın ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Bu yüzden, burjuvazinin tanımladığı “özgür” insan ekonomik özgürlüğe sahiptir, çünkü bu, büyüme ve ilerlemeyi teşvik eder; basın özgürlüğüne sahiptir, çünkü toplumsal eleştiri, politik liderlerin yanlış davranışlarını engeller; adil yargılanma hakkına sahiptir, çünkü güçlülerin kaprislerine bağlı mahkumiyetler sistem açısından kötü olur. Bu açıkça Siman Bolivar’ın tavrıydı. Ona göre insanlar, özgürlüğü yalnızca ilerlemeyi (burjuvanın düşündüğü ilerlemeyi) destekleyecek şekilde kullandıkları sürece hak ederdi. Diğer burjuva düşünürler de, özgürlüğü benzer bir açıdan, yalnızca kolektif sonuçlara varmak için bir araç olarak gördüler. Chester C. Tan, “20. Yüzyılda Çin Politik Düşüncesi” adlı kitabının 202. sayfasında Komüntang lideri Hu Han-min’in felsefesini şöyle açıklıyor: “Bir bireye haklar verilir, çünkü o, bir toplumun üyesidir ve topluluk yaşamı böyle haklar gerektirir. Hu, topluluk derken tüm bir ulusun oluşturduğu toplumu kastediyordu.” Sayfa 259′ da da Tan, Çin’ deki sosyalist devlet partisi lideri Çang Çun-maii’ye, nam-ı diğer Karsum Çang’a göre, özgürlüğün devletin ve bir bütün olarak halkın çıkarına kullanılması gerektiğini ifade eder. Ancak birilerinin öngördüğü şekilde kullanılabilecekse, bu ne biçim özgürlüktür? FC’nin özgürlük anlayışı Bolivar, Hu, Çang ve diğer burjuva teorisyenlerininkiyle aynı değildir. Bu tür teorisyenlerin sorunu, gelişmeyi ve toplumsal teorilerin uygulanmasını kendi ikame etkinlikleri haline getirmiş olmalarıdır. Sonuç olarak bu teoriler, dayatıldıkları toplumda yaşayan talihsiz insanların ihtiyaçlarına hizmet etmekten çok, teorisyenlerin ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır.
  6. Bu bölümle ilgili değinilecek bir nokta daha kaldı: Bir insan sırf yeterince özgür olduğunu söylüyor diye, onun yeterince özgür olduğu sanılmamalı. Özgürlük kısmen insanların farkında olmadığı psikolojik kontrollerle sınırlanır; üstelik insanların özgürlükten ne anladıklarını oluşturan düşünceler, kişilerin kendi ihtiyaçlarından çok, toplumsal kurallar tarafından yönlendirilir. Örneğin, aşırı toplumsallaşmış türden birçok solcu, büyük olasılıkla kendileri de dahil çoğu insanın fazla değil az toplumsallaşmış olduğunu söyleyecektir; buna rağmen, aşırı toplumsallaşmış solcu, bu ileri düzeydeki toplumsallaşması yüzünden ağır bir psikolojik bedel öder.

‘All Eyes on Me’ Kadıköy Street Walk w/ Delgeç

Duvar, herkesin bildiği gibi yazıya bi davetti: kentlerde graffitisiz bir ek duvar bulunmaz. Sanki yüzeyin kendisi bir yazma enerjisi taşıyor gibidir, sanki yüzeyin kendisi yazıyordur yazıyı ve bu yazı bana bakar: üzerine yazılmamış bir duvar kadar gözetleme meraklısı başka bir şey yoktur, çünkü başka bir şeyin böyle büyük bir güçle izlenmesi, okunması olanaksızdır.

Gizemli sözler son bulmuştur, dilbilgisindeki etken ve edilgen ayrımı yıkılmıştır: tanrıyı gördüğüm göz, onun beni gördüğü gözle aynı gözdür (Angelus Silesis). Duvara yazan hiç kimsedir ve bu yazılanları herkes okur. Bu nedenle duvar, simgesel olarak, modern yazının yerleştiği uzamdır. -Roland Barthes


Bitmap graphic by TURBO^BRONX
FIFI is BACK 4 the FUTURE !!
Sinsi Düşman Turbo
Dj Sivo ile Scratching Teknikleri

BEAT MUSIC FACTORY > BMF

UNDERGROUND HIP-HOP CHANNEL

FIFI in Da hOUZe !!

> KING FIFI

BOSTANCI UNDERGROUND

MONSTERS Vs META

Oldschool ryhme, alış buna home-boy !!
Turbo Vs eRmano

Zihni Müzik, Ozzy ve Turbo eşliğinde RAPOR 2

Radical Noise x Rapor 2 -Live- 99-2017

CİNS x Ares Badsector, 2025, Kalamış’tan

Grafiticinin hası ARES BADSECTOR

“Yaptıklarını artistlik mi sanıyorsun!? İnan bana sen kendini kandırıyorsun!


Atölyede CİNS – Mine Sanat Galerisi, 2022

Elinden çıkan işlerde ve katıldığı sergilerde ‘cins’ mahlasını kullanan sanatçı, estetik zevkini lise yıllarında başladığı grafiti ve sokak sanatına borçlu olduğunu dile getiriyor. Almış olduğu grafik tasarım ve sonrasında görsel iletişim tasarımı lisansüstü eğitimiyle beraber sanatı bugünkü şeklini almıştır. Çalışmalarında çizgi film karakterlerinden grafitiye; pop-sanat’tan sürrealist düşleme uzanan geniş bir kültürel yelpazeden beslenen sanatçı, organik formlara ve grafik anlatıma dayalı soyutlamalar ve hikayelerle geliştirdiği dili, şehrin sokakları başta olmak üzere bir çok farklı medium ve teknikle buluşturmayı başarmıştır. instagram.com > cins3000

From cartoon characters to graffiti in his works; The artist, who is fed by a wide cultural spectrum ranging from pop-art to surrealist fantasies, has succeeded in bringing this language, which he developed with abstractions and stories based on organic forms and graphic expression, to many different mediums and techniques, including city streets. Born in 1984 in Ankara, Cins lives and works in Istanbul. The artist, who uses the nickname ‘cins’ in his works and in the exhibitions he attends, owes his aesthetic structure to his high school years, graffiti and street art tradition. With the graphic design and visual communication design postgraduate education he received, his art took its current form


Zen-G’nin seslendirdiği ‘’GRAFİTİ’’ şarkısı…

2006 Nightshift

Kalamış Skate Park’tan iki sıradışı güzellik, 2025

2025 GÜLŞAH EROL

SEXY & SMART > LOLI


Ezgi İrem Happy with her Grafzine book, what about you?

GRAFZiNe iS Not A CRiME !!

‘Graphzine Graphzone’, punk’ın ardından ortaya çıkan ve hem çizgi romanlara hem de sözde çağdaş kurumsal sanata alternatif olan graphzine’lere adanmış ilk derinlemesine çalışmadır. Grafzin dünyası bağımsız çizgi roman yayıncılığına yakın görünse de, radikal bir şekilde çıtayı yükseltiyor: grafzin sanatçıları, iyi birer D.I.Y. ustası olarak sınırlı sayıda baskı yapmayı tercih ediyor, farklı baskı süreçlerini deniyor ve kendilerini geleneksel anlatının kısıtlamalarından kurtarıyorlar. Onları birleştiren şey ise hiç kuşkusuz (en gelenekselinden en şaşırtıcı ve şok edici olanına kadar) imgelere duydukları saplantı ve genellikle bir ağ (network) içinde yürüttükleri zanaattır. Yazar, bu üretimin tarihini izlemek ve kavramsal meselelerini kavramak için, grafzinin çokbiçimli doğasına yanıt veren koral bir yaklaşımla, büyük ölçüde bu sanat insanlarının sözlerine dayanıyor. Öncülerden başlayarak (Bazooka ve Elles Sont De Sortie), X.-G. Néret, 1980’lerden itibaren kurumların dışında gelişecek olan bu fenomeni ayrıntılı olarak inceliyor. Görüntü ve metnin muğlak birleşimi yoluyla çizgi romanın anlatı geleneklerini kıran yeni bir alan açılıyordu. Yazar, yeraltında da olsa önemli bir kaynak olan Teruhiko Yumura tarafından icat edilen Japon grafik sanatı akımı heta-uma da dahil olmak üzere grafzinin çeşitli etkilerini ve biçimlerini analiz ederek bu pratiğin özünü ortaya çıkarıyor. Grafzin, bir yaşam sanatı, tekilliklerin ifadesini destekleyen değerlerin tersine çevrilmesini ima eden yaratıcı bir gücün olumlanması; içerikte olduğu kadar deneysel biçimde de kendini gösteren, sanatçıların kendilerine uyguladıkları sansürden başka hiçbir sansüre tabi olmayan bir özgürlük – bazıları için kendilerini sindirilmiş ya da kınanmış görme riski altında. Bazen silahsızlandırıcı bir ‘doyumsuz masumiyetle’, normalleştirici otoritelerin reddettiği alanları, özellikle de cinsellik ve ölümle ilgili olanları keşfediyorlar. X.-G. Néret de onları Dada, Lettrizm ve Sitüasyonizm’in ardından gelen, ‘yirminci yüzyılın gizli tarihini’ genişletmeye ve yenilemeye yardımcı olan güçlü bir grafik avangard olarak görüyor.

Erman Akçay & Guillaume Zorgbibe, Moda Sahil

Graphzine Graphzone

Coédition Le Dernier CriEditions du Sandre

“Nous souhaitions créer quelque chose d’aussi fort que le mouvement Dada…” -Kiki Picasso

Ezgi İrem Happy with her Grafzine book

Bazooka collective, Legerement Destroy episode of L’oeil du cyclone

Guillaume Zorgbibe w/ Kadir Çıtak’s graff.

2025 Karaköy

Mert Dalkabakoğlu, EX ve Recep

MALTEPE SQUAD’IN TEHLİKELİ SİMALARI

TOMTOM GROUND / TOOL SESSIONS

Tollie Tolga, sergi afişini asarken
Tool Group Exhibition, Noh Extended Art Space, İstanbul 2025
Kerem Nizam, Kuzey, Mert Dalkabakoğlu, EX, Recep ve Emre Töre

Beyoğlu
Beyoğlu Graff. Zone
Tomtom Ground, Beyoğlu
Beyoğlu Graff. Zone
Tomtom Style !!
Tomtom Style !!
Çukurcuma Underground !!
Tomtom Abstractions !!
Tomtom Style !!
İstanbul’dan sokak manzaları, graffiti, bombing’ler, tag’ler ve street art örnekleri.
Tomtom Style !!

Kalamış Skate Park, 2025

K A L A M I Ş SKATE PUNX

Eski tüfeklerden Volkan Şengül, Tuncay Koçal, Gizem Aynagöz, Zenci Berk ve Blackout Can…

E F S A N E KADRO

Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Ünlü kaykaycı Gizem Aynagöz, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Kalamış Skate Park, 2025
Can Yavuzçetin x Tuncay Koçal

BLACKOUT TATTOO < CAN YAVUZÇETİN

Can Yavuzçetin x Tuncay Koçal

“Çok büyük işlere imza atacağız…”

Kalamış Skate Park, 2025
Zenci Berk aka 34zen06

ZENCİ BERK > 34zen06

Üstadlar makamından Volkan Şengül
İstanbul’dan sokak manzaları, graffiti, bombing’ler, tag’ler ve street art örnekleri.
Street walk w( Delgeç, Kadıköy – Moda

Radical Noise 2024

Üstadlar makamından Volkan Şengül

Tarihin Bazı İlkeleri

  1. Tarihin iki bileşenden oluşan bir toplam olduğunu düşünün:
    Sezilebilir bir yolda ilerlemeyen, önceden sezilemeyen olaylardan oluşan düzensiz bir bileşen; ve uzun vadeli bir tarihsel eğilimden oluşan düzenli bir bileşen. Biz burada uzun vadeli eğilimlerle ilgileneceğiz.
  2. Birinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihsel eğilimde küçük bir değişiklik yapılırsa, o değişikliğin etkisi neredeyse her zaman geçici olacaktır. Eğilim, kendi orijinal durumuna dönecektir. (Örneğin, bir toplumdaki politik yolsuzluklardan arınmak için tasarlanan bir reform hareketi genelde kısa vadelidir; er geç reformcular rahatlar ve yolsuzluk yine topluma sızar. Söz konusu toplumdaki yolsuzluklar genelde sabit kalır veya toplumun evrilişine bağlı olarak ağır ağır değişir. Normalde, politik bir arınma ancak yaygın toplumsal değişimlere eşlik ettiğinde kalıcı olacaktır; toplumda küçük bir değişim yeterli olmayacaktır. ) Eğer, uzun vadeli bir tarihsel eğilimde küçük bir değişiklik kalıcı gibi görünüyorsa, bunun nedeni değişikliğin, eğilimin zaten hareket ettiği yönde etki etmesidir, yani eğilim değişmemiş yalnızca bir adım ileri itilmiştir.
  3. İlk ilke neredeyse aynı şeyin farklı kelimelerle tekrarlanışıydı. Eğer bir eğilim küçük değişikliklere uyup istikrarlı olmasaydı, belirli bir yön izlemek yerine rasgele bir yönde ilerlerdi; yani, uzun vadeli bir eğilim bile olmazdı.
  4. İkinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihsel eğilimi kalıcı şekilde değiştirebilecek denli kapsamlı bir değişiklik yapılırsa, bu, toplumu bir bütün olarak değiştirecektir. Başka bir deyişle, bir toplum tüm parçaların birbiriyle bağlantılı olduğu bir sistemdir ve bunun hiçbir önemli parçasını diğer parçalarını da değiştirmeden değiştiremezsiniz.
  5. Üçüncü İlke: Uzun vadeli bir tarihsel eğilimi kalıcı şekilde değiştirebilecek yeterlilikte bir değişiklik yapılırsa, bunun, toplum açısından bir bütün olarak ileride getireceği sonuçlar önceden bilinemez. (Birçok başka toplum da aynı değişiklikten geçmediği ve aynı sonuçları yaşamadığı sürece; eğer böyle bir şey yaşanmışsa, kişi, aynı değişiklikten geçen diğer bir toplumun da benzer sonuçlara varabilme olasılığının bulunduğunu, ampirik bir temele dayanarak öngörebilir.)
  6. Dördüncü İlke: Yeni bir toplum kağıt üstünde tasarlanamaz. Yani, gelecekteki bir toplumu önceden planlayıp, o toplumun tasarladığınız gibi işlemesini bekleyemezsiniz.
  7. Üçüncü ve dördüncü ilkeler insan toplumlarının karmaşıklığından kaynaklanır. İnsan davranışındaki bir değişiklik toplumun ekonomisini ve fiziksel çevresini etkiler; ekonomi çevreyi etkiler veya bunun tersi olur, ekonomi ve çevredeki değişiklikler de insan davranışını karmaşık ve tahmin edilemez biçimlerde etkiler vb. Etki-tepki ağı açıklanmak ve anlaşılmak için fazla karmaşıktır.
  8. Beşinci İlke: İnsanlar, toplumlarının biçimini bilinçli ve akılcı olarak seçmezler. Toplumlar, akılcı insan kontrolü altında olmayan toplumsal evrim süreçleri yoluyla gelişir.
  9. Beşinci ilke, diğer dördünün bir sonucudur.
  10. Tasvir edecek olursak, birinci ilkeye göre, genel anlamda bir toplumsal reform girişimi ya toplumun zaten geliştiği yolda etki eder -bu durumda, her halükarda olacak bir değişikliği hızlandırmakla kalır; ya da yalnızca geçici bir etki gösterir -bu durumda da toplum kısa sürede eski haline döner. Toplumun herhangi bir önemli niteliğinin gelişiminde kalıcı bir değişim gerçekleştirmek için reform yetersizdir, devrim gereklidir. (Bir devrim için ille de silahlı bir başkaldırı veya bir hükumetin alaşağı edilmesi gerekmez.) İkinci ilkeye göre, bir devrim asla toplumun yalnızca bir yönünü değiştirmez, bütün bir toplumu değiştirir; üçüncü ilkeye göre de, devrimcilerin asla beklemediği veya istemediği değişiklikler ortaya çıkar. Dördüncü ilkeye göreyse, devrimciler veya ütopyacılar yeni bir toplum biçimi oluştururlarsa, bu asla planlanan şekilde işlemez.
  11. Amerikan Devrimi buna aykırı bir örnek oluşturmaz. Amerikan “Devrim”i, bizim anladığımız anlamda bir devrim değildi, ancak oldukça uzun erimli politik reformların izlediği bir bağımsızlık savaşıydı. Amerika’nın kurucuları, Amerikan toplumunun gelişim yönünü değiştirmedi, zaten böyle bir niyetleri de yoktu. Onlar Amerikan toplumunu yalnızca, gelişimini geciktiren İngiliz yönetiminden kurtardı. Onların politik reformu hiçbir temel eğilimi değiştirmedi, yalnızca Amerikan politik kültürünü, doğal gelişim yönünde ileri doğru itti. Amerikan toplumunun da bir dalı olduğu İngiliz toplumu, uzun süredir temsili demokrasi yolunda ilerliyordu. Bağımsızlık Savaşı’ndan önce de Amerikalılar, koloni meclislerinde önemli bir düzeyde temsili demokrasi uyguluyorlardı. Anayasa tarafından oluşturulan politik sistem, İngiliz sistemi ve koloni meclislerine dayanıyordu. Büyük değişikliklerle tabii. Kurucuların çok önemli bir adım attığı şüphe götürmez. Ancak bu, İngilizce konuşanların zaten gittiği yolda atılmış bir adımdı. Bunun kanıtı da şu ki, İngiltere ve halkını çoğunlukla İngiliz kökenlilerin oluşturduğu kolonileri, özellikle ABD’ ninkine benzeyen temsili demokrasi sistemine ulaştı. Eğer Kurucular cesaretlerini kaybedip Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalamayı reddetselerdi, bugünkü yaşam tarzımız çok da farklı olmayacaktı. Belki İngiltere ile daha sıkı bağlarımız olacaktı ve belki de bir kongre ve başkan yerine bir parlamento ve başbakanımız olacaktı. Çok büyük bir fark değil bu. Bu nedenle, Amerikan Devrimi, sıraladığımız ilkelere aykırı bir örnek değil, aksine iyi bir örnek oluşturuyor.
  12. Yine de, bu ilkeleri uygularken kişi sağduyusunu kullanmalı. Bu ilkeler, yoruma açık, kesin olmayan bir dille anlatılmıştır ve bunların istisnaları da bulunabilir. Bu yüzden, bu ilkeleri ihlal edilemez yasalar olarak değil, toplumun geleceğine dair safça düşüncelere karşı kısmi bir panzehir sağlayabilecek temel kurallar ya da düşünme rehberleri olarak sunuyoruz. İlkeler sürekli olarak akılda tutulmalı ve kişi, her ne zaman bunlarla çatışan bir sonuca varırsa, düşüncesini tekrar gözden geçirmeli ve ancak iyi, sağlam gerekçeleri olduğunda vardığı sonucu elinde tutmalıdır.

Big Deal with B.B.

N E O P H Y T E

Burak Bayülgen

He is no longer a child
nor is he a neophyte.
From boon insensibleness,
extracts The Omniscience –
Baiame’s son Daramulun
once he knew as Bimban –
the pearly white molar tooth
which’s blood shall not be spit
or He revives the infant
with many scalds deficiant,
then what has been ingulfed
and rousingly disgorged
better be immolated
to his foregone childhood.


İstanbul 2025

ARE YOU READY FOR EDİRNE 2001 ??


Bostancı Underground / Catacomb Level 9

Haossaa live in Berlin September 2011

> HAOSSAA

noise rock from istanbul


Endüstriyel-Teknolojik Toplum Reforme Edilemez

  1. Yukarıda anlatılan ilkeler, endüstriyel sistemi, özgürlük alanımızı sürekli daraltmasını engelleyecek biçimde reforme etmenin ne kadar umutsuzca zor olduğunu göstermeye yeter. En azından Sanayi Devrimi’nden beri, teknolojinin, bireysel özgürlük ve yerel özerklik pahasına gittikçe güçlenme yolunda bir eğilimi vardır. Bu nedenle, özgürlüğü teknolojiden korumak üzere tasarlanan her hangi bir değişiklik, toplumumuzun gelişimindeki ana eğilime aykırı olurdu. Sonuç olarak, böyle bir değişiklik ya geçici olurdu -ve kısa zamanda tarihin akışı içinde silinirdi; ya da kalıcı olmaya yetecek denli büyük olursa, tüm toplumumuzun doğasını değiştirirdi. Birinci ve ikinci ilkelerden bu çıkıyor. Dahası, toplum önceden tahmin edilemeyecek şekilde değişeceğinden (üçüncü ilke) büyük bir risk olacaktı. Özgürlük lehine kalıcı farklar oluşturacak kadar büyük değişikliklere girişilemezdi, çünkü kısa bir zamanda bunların sistemi çökerteceği anlaşılırdı. Bu yüzden, reform yolundaki bir girişim etkili olamayacak kadar çekingen olurdu. Kalıcı bir fark yaratabilecek değişikliklere girişilseydi bile, yıkıcı etkileri su yüzüne çıktığında, bu değişikliklerden cayılacaktı. Bu yüzden özgürlük lehine kalıcı değişiklikler, ancak tüm sistemde köklü, tehlikeli ve sonucu öngörülemez bir değişikliğe hazırlıklı kişiler tarafından -başka bir deyişle, reformcular değil, devrimciler tarafından yapılabilecektir.
  2. Teknolojinin varsayılan yararlarını feda etmeden özgürlüğü kurtarma derdinde olan insanlar, özgürlükle teknolojiyi uzlaştıracak yeni bir toplum türü için safça planlar önereceklerdir. Bu tür önerilerde bulunan insanların, bu yeni tür toplumun nasıl kurulacağına dair pratik hiçbir öneri ortaya atmadıkları gerçeği bir yana, dördüncü ilkeden de anlaşılacağı gibi, bu yeni toplum kurulabilseydi bile ya çökerdi, ya da beklenenden çok farklı sonuçlar doğururdu.
  3. Yani, en genel anlamda bile, toplumu, modern teknolojiyle özgürlüğü bağdaştıracak bir biçimde değiştirecek bir yolun bulunması olanaksız görünüyor. Önümüzdeki birkaç bölümde özgürlükle teknolojik ilerlemenin uzlaşmaz olduğu sonucuna varmamızın nedenlerini daha ayrıntılı olarak açıklayacağız.

Erenköy Underground 2025

DON’t f0RGet 2 chEck PReView isSuez


Şevket K. Şimşekalp: Meta-Şiir

Şevket Kağan Şimşekalp, 2025

Yazılamaya komünistlik yapıp, yazılamayı kapatmadan müdahele etmek sokak etiğine uygundur elbette; gelgelelim herkez, her defasında gibi herkesi de çağrıştıran bir sözcük bozumu, elbette eleştirmene de katkıda bulunup onu eğitmek elzemdir

META-ŞİİR

Şevket Kağan Şimşekalp

doğal omurga farklı ritimlerin çarpışıp

pışıp pışıp yankılanmasıyla p’ışık p’ışık

içsel akışı sezgiseldir

kesintisiz zamanda ani içsel sıçramalar

kesintili bilinç akışına yol açıyor

parçalı yapının yatay katmanlarının graf şeması ilişkiseldir

ölüm döşeğinde elini tutacak biri kadar önemli

şiirimin müzikal unsuru kalbimin aksak ritmidir

sanatçıyı alışık olduğu coğrafyadan sürüp

başka bir coğrafyada üretmesini sağlarsan

duchamp ile magritte gibi kavramsalcı sürrealist olur

görülen rüya değil

kurulan düş

kurulan empati değil

duyulan sempati ile hem kontrollü hem de doğal

ölümün sonucu doğa-tanrıyı emzirmektir

ölüm ve aşka

acımıyorum

acıyıp kurulan dostluk düşü men eder

duygusal takıntısı olmayıp tekrar eden karamsar düşünceler

beni meşin yuvarlağa çekemiyor

bir sevgili yeterince acı çektin artık çekmene gerek yok demişti

nesneleri doğal çevrelerinden ayırıp

bağlamlar arası bir jump-cut yaparsan patlıyor hepsi

gür canlı renklerle

vereceksin kendini alkole

—öyle olmaz kağan

—size sadece keskin zekanın deliliğe sürtünmesi diyorum

kimse ya da herkes

kimse merkez değil

herkez merkez


‘Herkes Merkez’ İstanbul, 2025

Şevket Kaan Şimşekalp: Şair, çevirmen, liberter. Dört şiir ve 10 çeviri kitabı var. Özellikle savaş sonrası Amerikan şiiri ve Anadolu yeraltı arkeolojisinde menzili vardır.

> Şevket Kağan Şimşekalp


Gökhan Gençay: Melek Yüz

Gökhan Gençay, İstanbul 2025

Melek Yüz, modern İstanbul’un sert gerçekliği içinde büyümeye, dönüşmeye ve kendi gücünü bulmaya çalışan bir genç kadının ateşle dövülmüş portresi. Şiddet, bir kurtuluş değil, bir fark edişin yolu. Ve bazen kendini bulmak, başkalarının sana biçtiği yüzü yakmakla başlar.

Gençlik altkültürleri ve dövüş sanatlarının sert birleşimi. Varoluş sancısı ve öfkenin manifestosu. Chuck Palahniuk’un sarsıcılığı, Irvine Welsh’in karanlığı, Ryu Murakami’nin stilize şiddeti.” -Selim S.


Ecca Vandal

“Bir an önce her şeyden uzaklaşmak, gelecek planlarını sonsuza dek rafa kaldırmak istiyorum… Dünyanın bu kadar hızlı dönmesine son vermek istiyorum. Düzenli olan, işleyen her çarkı kırıp dökmek, parça parça etmek istiyorum… Biraz olsun iyi hissedebilmek istiyorum. Kendime her şeyin yolunda olduğunu söylemek istiyorum. 

Endorfin yağmuruna ihtiyacım var… Yaşama arzusuna ihtiyacım var… Kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var… Peki, gökyüzü böylesine dilsizken huzuru nerede aramam gerekiyor?” 

Melek Yüz, Uyumsuz & Rise or Die !!

> MELEK YÜZ

GÖKHAN GENÇAY


Fredox & Laetitia B : Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique (8 Ma-15 Juin)

Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Le jeudi 8 mai, le Sterput accueillera deux figures emblématiques de l’underground graphique depuis le début des années 90 : Fredox et Laetitia B pour leur exposition

Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Quand : du jeudi 8 mai 2025 au dimanche 15 juin 2025
Vernissage : jeudi 8 mai 2025 / À quelle heure : 18h-21h
Où : Place du Jeu de Balle 68, 1000 Bruxelles
Combien : Entrée libre / d’infos : Voir l’event FB


FREDOX

Fredox

Les photomontages de Fredox, réalisés principalement sur machine bistouri-photoshop, s’apparentent à une fusion iconographique malade où se mêlent propagande publicitaire et insectes électroniques, guerres des tranchées et sectes atomiques, délires techno-scientifiques et pornographie malsaine, corpus médical industriel déviant et limaces tatouées. Un cut-up graphique dérangé mais néanmoins coloré et souvent drôle.

Né en 1968, l’artiste vit et travaille comme graphiste à Paris. Les images de Fredox apparaissent dans le «mythique» graphzine Stronx, dans les années 90 ; il rejoint ensuite le collectif et la maison d’édition du Dernier Cri (dont il est le président depuis une quinzaine d’années) et y fait des livres, du cinéma d’animation, des concerts sous le personnage de Satanox, et participe aux ouvrages collectifs ainsi qu’aux diverses expositions internationales. Il participe également, sporadiquement, à divers projets comix ou pour le rock’n’roll radioactif.

L’artiste a exposé en solo à Paris (La Cantada), à Lyon (Chez Marquis), à Poitiers (Confort Moderne). Il a exposé en collectif avec le Dernier Cri depuis 1996 à travers la France, en Europe mais aussi, le Canada, les USA, le Japon, l’Amérique latine.

FREDOX

➤ 𝐕𝐄𝐑𝐍𝐈𝐒𝐒𝐀𝐆𝐄 : Jeudi 8 mai de 18h à 21h en présence des artistes.

➤ 𝐄𝐗𝐏𝐎𝐒𝐈𝐓𝐈𝐎𝐍 : Du 8 mai au 15 juin 2025 aux horaires d’ouverture de la galerie (du vendredi au dimanche 11h-18h)


Laetitia B

Laetitia B

Laetitia Brochier est née en 1971. Elle vit et travaille en tant que graphiste-textile à Paris. Les images de Laetitia Brochier, mix d’images numériques et de peinture, sont fabriquées à partir de tout ce qu’elle a pu accumuler au fil du temps lors de ses pérégrinations : images d’enseignes et de peintures murales, d’affiches accumulées sur les murs, de plaques signalétiques, photos de voitures, camions et autres moyens de transports, de matières toxiques, illustrations de livres pour enfants, de manuels scolaires ou de propagande religieuse, emballages de jouets ou d’autres objets industriels, représentations sous toutes formes de dieux, d’humains ou d’animaux, bref tout ce que la vie quotidienne offre à un regard occidental et curieux.


Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique

Autour de l’expo

Entrez dans la grande histoire du photomontage ! L’atelier Fotoshoppe  Unplugged est animé par Fredox et Laetitia B à l’occasion de leur exposition Mystères de l’harmonie du couple à l’ère atomique se tenant au Sterput du 8 mai au 15 juin 2025.

Fredox et Laetitia B pratiquent le photomontage depuis de nombreuses années (Stronx, Le Dernier Cri…). À l’aide de simples ciseaux, de colle, de livres et de revues découpées, détournez des images et créez des univers insolites. Fabriquez un photomontage qui étonnera vos ami·es. !

Certifié sans ordinateur,  sans logiciel et sans IA. Succès garanti par les laboratoires Stronx.

Prix libre, matériel fourni. Tarif solidaire suggéré : 5€ / Tarif juste suggéré : 12€ / tarif de soutien suggéré : 20€

E² Gallery > Sterput

Sterput [ASBL E²] Place du Jeu de Balle 68, 1000 – Bruxelles
Inscriptions : info@sterput.org


HOPItAL BRUT : MANIFESTE D’ALERtE ROUGE 93

Evil on the Keys: Pakito Bolino at ABON Fest, photo by Guoruishuai, 2025

ALERTE ROUGE / RED ALERT TODAY

HOSPITAL BRUT / AUJOURD’HUI HOPITAL BRUT

HAND MANUFACTURED BY DERNIER CRI SLAVE / FAIT A LA MAIN PAR LES ESCLAVES DU DERNIER CRI

A FEW YEARS OF MYSTIKAL CRISIS LATER / QUELQUES ANNÉES DE CRISES MYSTIKES PLUS TARD

MEDIA PARIA-CULTURCIDE

HOSPITAL VOMIT FINALLY ITS CORTEGE OF CLINICAL CASE / L’HOPITAL BRUT VOMIT SON CORTÈGE DE CAS CLINIKES

LE MAL GAGNE ! / EVIL GAINS !

PROPAGATION DU TRAIT SUTURÉ / VACUUM INNOVATION AND ARTIFICIAL INTELLIGENCE IS A LIE

L’ADULATION À LA NOUVEAUTÉ EST UN MENSONGE FIN DE SIÈCLE

HOSPITAL BRUT OBTAINS ONLY WHAT HE SHITS / HOPITAL BRUT N’OBTIENT QUE CE QU’IL CHİE

HOPITAL BRUT CROIT EN L’ACTION PURIFIGRAFIKE / HOSPITAL BRUT BELIEVE IN THE GRAFİK PURIFIACTION

HOPITAL BRUT ÉLIMINE LES TACHES D’AUTOCENSURE / HOPITAL BRUT ELIMINATES THE SPOTS FROM SELF-CENSORSHIP


Pakito Bolino + Fredox ‘ABON Fest’ (2025)

TSUNAMI D’IMAGES DERNIER CRI !

HOPITAL BRUT N’A PAS A ÊTRE BEAU / HOSPITAL BRUT DOES NOT HAVE HAS TO BE NICE

CAUTION ! / ATTENTION !

L’ HOPITAL BRUT NE PRATIQUE PAS L’INCESTE PARTOUZART CONTEMPORAIN / HOSPITAL BRUT DOES NOT PRACTISE THE CONTEMPORARY INCEST ARTGANGBANG

LE NUMÉRO X SORT DANS LA FOULÉE!!! / NUMBER X WILL GO OUT SOON !!!

LES TEXTES ET MOTS NE SONT PLUS D’ACTUALITÉS / TEXTS AND WORDS ARE NOT ANY MORE CURRENT EVENTS

DOUBLE CONCENTRÉ DE PULSIONS DESSINÉES / L’HOPITAL A HORREUR DU VIDE

DOUBLE CONCENTRATE OF DRAWN IMPULSES / HOSPITAL BRUT IS NOT ARTY

TOUTE CRITIQUE EST BIENVENUE, NOS PRATICIENS NE LA LIRONT PAS / OUR EXPERTS WILL NOT READ IT

HOPITAL BRUT SOUTIENT TOUT STYLE BE CONVULSION GRAFIKE / HOSPITAL BRUT SUPPORTS ALL KIND OF GRAFİK CONVULSION

L’HOPITAL BRUT EXPLOITE ET VEND SES PROPRES MALADES / HOSPITAL BRUT EXPLOITS AND SELLS ITS OWN PATIENTS TO SURVIVE

L’HOPITAL BRUT VOMIT LA DERNIÈRE VÉRITÉ

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

HOSPITAL BRUT VOMITS THE LAST TRUTH


Hervé Di Rosa: Mucem, Collectoys & More…

Expo Di Rosa, Mucem Marseille, 2025

The colour, humour and unbridled imagination of the artist make the visit a pleasure for young and old alike.

Hervé Di Rosa is an artist from Sète, known as one of the founders of Figuration Libre, an artistic movement that blends popular culture, comic strips and contemporary art. Passionate about the modest arts, in 2000 he created the MIAM (Musée International des Arts Modestes), a space dedicated to art forms that are often marginalised, ranging from toys and posters to art brut and everyday objects. His colourful, narrative work draws on a wide range of influences, from graffiti to craft traditions from around the world. ‘MIAM is like the Mucem’s little brother,’ says Di Rosa.

Right from the entrance door, topped by a huge fresco created especially for the occasion, it is clear that the artist was heavily involved in the preparation and staging of this exhibition, as part of a trio formed by art critic Jean Seisser as artistic director and Vincent Giovanni, head curator of the Mucem’s performing arts department. Like Macha Makeieff, he has lent a large number of objects from his personal collections, which have naturally been incorporated into the Mucem collection.

Expo Di Rosa, Mucem Marseille, 2025

4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered

Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘MUCEM’


« Hervé Di Rosa, Un air de famille »

Hervé Di Rosa, popüler kültür, çizgi roman ve çağdaş sanatları harmanlayan sanatsal bir hareket olan Figuration Libre’nin kurucularından biri olarak tanınan Sète’li bir sanatçıdır. Naif sanat konusunda tutkulu olan sanatçı, 2000 yılında oyuncak ve posterlerden art brut ve gündelik nesnelere kadar uzanan ve genellikle marjinal sanat formlarına adanmış bir alan olan MIAM’ı (Musée International des Arts Modestes) kurmuştur. Renkli ve öyküsel çalışmaları, grafitiden dünyanın dört bir yanından gelen zanaat geleneklerine kadar geniş bir yelpazeden etkiler taşır.


4 Colors Silkscreen Poster, 45- 65 cm, 320 grm ivory paper, signed and numbered

Pour les collectionneurs avertis > Hervé Di Rosa ‘COLLECTOYS’

“When I was a child, I was a keen reader of Pilote magazine, whose slogan was: ‘The newspaper that thinks while you have fun’. My art is not aimed at specialists or doctoral students, but at everyone, connoisseurs and novices alike.”

LE DERNIER CRI, 41 Rue jobin, 13003 Marseille

lederniercri.org

GRAFIK PURIFIACTION SINCE 1993