
“Gözünü karartıp cinnet geçireni yalnızca bireysel “kötülük” kategorileriyle açıklamaya çalışmak, asıl meseleyi perdelemek demektir.” –Gökhan Gençay
Önceden de defalarca yazdım, tekrar altını çizeceğim.
Öyle o çocukları kolayca “inceller”, “caniler”, “sosyopatlar” diye etiketleyip geçemezsiniz. Bu, meseleyi ucuz bir ahlak hikâyesine indirgemekten başka bir şey değil. Çünkü bu kadar basit değil mesele. O çocuklar bu toplumun içinde büyüyor; bu toplumun diliyle, normlarıyla, beklentileriyle şekilleniyor, hatta çoğu zaman o değerlerle birlikte zehirleniyor. Görünürde bireysel bir sapma gibi sunulan şeylerin arkasında, çoğu zaman çok daha geniş bir kültürel ve yapısal zemin var.
Gözünü karartıp cinnet geçireni yalnızca bireysel “kötülük” kategorileriyle açıklamaya çalışmak, asıl meseleyi perdelemek demektir. Çünkü mesele sadece tek tek bireylerin kişisel özellikleriyle açıklanamaz. Onların nasıl var olduğu, nasıl görmezden gelindiği ve hangi toplumsal iklim içinde bu noktaya sürüklendiğini düşüneceksiniz önce.
Yok öyle yağma! Kendinizi kanat takmış birer “melek” gibi konumlandırıp, karşı tarafı sanki cehennemden fırlamış zebaniler gibi resmederek ahlaki dersler vermek kolay. Fakat bu kolaylık, gerçeğin kendisini siliyor. Rahatlatıcı bir anlatı kuruyorsunuz, evet, ama bu anlatı sizi hakikate yaklaştırmıyor. Kendi konfor alanınıza zarar gelmesin diye uğraşıyorsunuz sadece.
Asıl zor olan, o etiketlerin arkasına bakabilmek. Rahatsız edici ihtimalleri kabul edebilmek ve sorumluluğu sadece bireylere değil, onları mümkün kılan bütün bir toplumsal sisteme yöneltebilmektir.
Ve hiç unutmayın: GERÇEKLER ACITIR!