Gökhan Gençay, Melek Yüz hakkında konuştu: Anlatılan Bizim Hikâyemizdir!

Gökhan Gençay ‘Melek Yüz’

Bu dünyada yaşayıp da sınıf çatışmalarını, aile travmalarını, sistemin gençleri nasıl boğduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Ben yalnızca gözlerimi açtım ve gördüklerimi yazdım.

Gökhan Gençay, yeni romanı Melek Yüz’le ilgili ilk olarak Löpçük webzine’e konuştu. Onunla gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sıcağı sıcağına sizinle paylaşıyoruz.

Melek Yüz oldukça sarsıcı, sert ve içten bir metin. Bu romanı yazma fikri nasıl doğdu? Yazım sürecinde seni en çok zorlayan neydi?

Gökhan Gençay: Açıkça söylemek gerekirse, her şey bir “hayır”la başladı. Türkiye’deki alışıldık roman kalıplarına, edebiyat denildiğinde anlaşılan her şeye “hayır” diyerek ortaya çıktı Melek Yüz. Belagatı, laf kalabalığını, hikâyenin akışından kopuk duygusal sayıklamaları arka arkaya sıralamayı iyi yazarlık sananlara, bu tür kitapları yayınlayarak böylesi romanları “has edebiyat” sanan okurlar yetiştiren ne şiş yansın, ne kebap yayıncılık anlayışına başkaldırının ürünüdür Melek Yüz

Birilerinin “bu dille, üslupla yazılan, bu karakterleri içeren roman bu topraklarda olmaz,” tavrına karşı mücadele verdim, inat ettim. Yazım süreci boyunca da direndim; yumuşatmaya, törpülemeye yanaşmadım. Çünkü Elif’in hikâyesi, aynen anlatıldığı gibi yaşanıyor bizim zihnimizde. Ben de o sesi hak ettiği biçimde açığa çıkarmaya uğraştım. Yani empati kurmak veya açıklamak değil, öncelikle dürüstlük gerekiyordu. 

Bu roman özelinde seni etkileyen edebi ya da kültürel kaynaklar nelerdi?

Gökhan Gençay:  Benim Kanım’dan bildiğiniz üzere, ben transgresif minimal edebiyat janrını benimsiyorum.  Chuck Palahniuk’un grotesk rahatsız ediciliği, Bret Easton Ellis’in hissizlikle yüklü keskin anlatımı, Amy Hempel’ın bilinçli sadeliği… Onlar yazarken arkamdan fısıldayan hayaletlerdi. Ama beni en az onlar kadar, Kadıköy sokaklarındaki geceler, skatepark’ta konuşulanlar, kavgalar, yaşadığımız varoluşsal çelişkiler de etkiledi. Melek Yüz, kültürel açıdan sadece edebiyattan değil, hardcore punk’tan, hatta duvardaki grafitilerden bile beslendi, diyebilirim.

Melek Yüz okurlarıyla…

Şunu gönül rahatlığıyla ifade edebilirim ki, Melek Yüz, dil, üslup, içerik ve stil olarak anaakım edebiyat kulvarında okuduğunuz hiçbir şeye benzemiyor, siz de göreceksiniz. 

 Elif/Annabel Lee karakteri ne kadar kurmaca, ne kadar kişisel deneyimlerden veya gözlemlerinden ortaya çıktı?

Gökhan Gençay: Anna veya Elif tek bir kişi değil aslında, birçok kişinin birleşimi. Benim gözlemlerim,  arkadaşlarımın yaşadıkları, anlatılan hikâyeler ve evet, biraz da benim başımdan geçenler ve kendi iç sesim. Kitaptaki karakterlerin hepsi de öyle. 

Peki, Melek Yüz’de ne var, diye soracak olursanız, kısaca şöyle yanıt vereyim size: Melek Yüz’de var olma bunalımı ve öfke var, sıkışmışlık hissi ve depresyon var, özgürlük arayışı var, eylem ve anarşi var, dövüş sanatları var. Kaykaycılar ve punklar, anarşistler ve boksörler, kekolar ve züppeler var. Gençliğin kutsal yıkıcı enerjisi üzerinden bütün bu aktörleri içeren bir hikâye var. Ve tabii ki Kadıköy sokakları var. 

En önemlisi de, hiçbiri işkembeden sallanmıyor, otobiyografik pek çok öğe mevcut. Kurgudan çok daha gerçek okuyacaklarınız ve yaşanmışlıklara kıyasla eksiği var, fazlası yok. Kısacası anlatılan benim hikâyem, senin hikâyen, onun hikâyesi, bizim hikâyemiz!  Şunu gönül rahatlığıyla ifade edebilirim ki, Melek Yüz, dil, üslup, içerik ve stil olarak anaakım edebiyat kulvarında okuduğunuz hiçbir şeye benzemiyor, siz de göreceksiniz. 

Karakterin kendi adını bırakıp “Annabel Lee”yi seçmesi… Bu kimlik devrimini nasıl yorumlarsın?

Gökhan Gençay: Bu, bir genç kızın kimliğinden sıyrılıp kendi kendinin varisi olma iradesi. Annabel Lee, Elif’in Poe’ya yönelttiği bir çığlık. Aileden, devletten alınan isimlerle değil kendi adıyla yeniden doğma arzusu. 


Show Me The Body – Stomach Ft. High Vis

Romanın dili doğrudan, zaman zaman sert ve yer yer mizahi. Bu anlatım dilini özellikle mi seçtin

Gökhan Gençay: Başka türlüsü sahte ve samimiyetsiz olurdu. Günümüz edebiyatında her şeyi sterilize etmeye çalışıyorlar ve bu benim hem yazar hem de okur olarak hiç hoşuma gitmiyor.  Gerçekler steril değil, küfür, karmaşa, çatışmalar da gerçeğe içkin. Dürüst bir anlatım için o dili benimsemem kaçınılmazdı.

Elif’in iç sesi çok güçlü. Bu sesi oluştururken hangi tekniklerden faydalandın?

Gökhan Gençay: Teknik mi? İç sesin tekniği “tekniksizlik”tir bence. Şaka bir tarafa, aslolan kitaptaki bütün karakterlerin kendi gerçekliklerini, kendi üsluplarıyla dillendirmesidir. Yazarın görevi de buna yoğunlaşmaktır zaten, diğer türlü roman değil deneme yazmak daha doğru olur. Dolayısıyla Elif’in iç sesi, herhangi bir süzgeçten geçmedi. Kendi kendine konuşuyormuş gibi değil, kendi kendine bağırıyormuş gibi satırlara yansısın istedim. Başarabildiysem ne mutlu!

Roman gençlik, sınıf farklılıkları, aile yapısı ve yalnızlık üzerine güçlü bir eleştiri barındırıyor. Bu konuları ele alırken neyi hedefledin?

Gökhan Gençay: Aslında oturup somut hedefler belirlemedim. Bu dünyada yaşayıp da sınıf çatışmalarını, aile travmalarını, sistemin gençleri nasıl boğduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Ben yalnızca gözlerimi açtım ve gördüklerimi yazdım.

Gökhan Gençay, İstanbul 2025

Valla bu yönetmenlerin hepsini severim ve keşke imkân olsa da Melek Yüz onların eline ulaşsa, beyazperdeye onların perspektifiyle taşınsa. İlla bir seçim yapmam gerekirse, kültürel açıdan anlattıklarıma yakınlık duyacağını düşündüğüm için Fatih Akın’ı tercih ederdim; tabii şimdiki küresel yıldız yönetmen kimliğiyle değil eski sokak tarzıyla hikâyeyi ele almasını isterim. 

Günümüz gençliğini bu kadar yakından gözlemlemeyi nasıl başardın?

Gökhan Gençay: Gördüm, dinledim, analiz ettim. Yargılamadım. Skatepark’larda, forumlarda, fanzinlerde, sokaklarda gençlerle yan yanayım zaten. Bir cümleyle tanımlamam gerekirse, onlara bir ses verdim.

Romanın birçok yerinde hardcore punk altkültürüne referanslar var. Bu bağ kurgu mu, kişisel mi?

Gökhan Gençay: Altkültürler benim için bir direnme biçimi. Minor Threat, Turnstile, Show Me The Body… Bu gruplar da romandaki karakterler kadar gerçek. Bazen kafamızın içinde dönen şarkılar bizden daha çok şey anlatır.  Okuyanlar görecek, Melek Yüz, punk ritminde akan bir roman zaten. Müzik, başkarakterin de iç haritasıydı.

Elif’in hikâyesi bir noktada açık kalıyor. Bu karakterle işin bitti mi?

Gökhan Gençay: Elif’in hikâyesi hiçbir zaman bitmez. Çünkü o bir sembol. Belki ileride farklı karakterlerle aynı evrende geçen yeni hikâyeler anlatırım. Ama şu an onun biraz yalnız kalması gerek.

Sen aynı zamanda çeşitli gazete ve internet sitelerinde kültür sanat editörlüğüyle sinema yazarlığı da yaptın. Melek Yüz’ün sinematografik bir anlatımı var. Peki, romanın filme çekilse hangi yönetmenin yönetmesini isterdin; David Fincher, Darren Aronofsky, Fatih Akın?

Gökhan Gençay: Valla bu yönetmenlerin hepsini severim ve keşke imkân olsa da Melek Yüz onların eline ulaşsa, beyazperdeye onların perspektifiyle taşınsa. İlla bir seçim yapmam gerekirse, kültürel açıdan anlattıklarıma yakınlık duyacağını düşündüğüm için Fatih Akın’ı tercih ederdim; tabii şimdiki küresel yıldız yönetmen kimliğiyle değil eski sokak tarzıyla hikâyeyi ele almasını isterim.  

Melek Yüz, Uyumsuz & Rise or Die !!

> MELEK YÜZ

GÖKHAN GENÇAY


Leave a comment