Roland Topor

Topor_2
Uzanmak İçin Güzel Bir Yatak. Mürekkep ve pastel / A Fine Bed to Lie On, ink and crayon, 1974

Topor* ROLAND TOPOR, 1938 yılında Paris’te doğdu ve 1956-58 yılları arasında Paris’te sanat eğitimi aldı. Çizimleri ve animasyon filmleri ile uluslararası bir üne kavuştu. Kendisini GRAPHIS’in 133’üncü sayısında okurlarımızla buluşturduk veardından 151. sayıda yine kendisini konu alan ikinci bir makale yayınladık. Bu makalede gördüğünüz eserleri, Zürih’teki Diogenes yayınevi tarafından Tagträume (Gündüz Düşleri) adıyla hazırlanan ve Paris’teki Editions du Chêne tarafından Fransızca olarak da basılan bir kitaptan alınmıştır. Eserlerin Almanca ve Fransızca isimleri bu kitaplardan alınmıştır ve çevrilmiştir. Sanat eleştirmeni Manuel Gasser, bu metinde Topor’un eserlerindeki Polonya ruhunu tartışmaktadır. Editör’ün notu.

Roland Topor’un çizimlerinin Hieronymus Bosch’un canavarlarıyla en azından bir ortak noktası olduğunu söyleyebiliriz: İzleyici, çizimlerde bir anlam bulmaya çalışır, zaman zaman karşısındaki gizemin anahtarına erişmeye yaklaştığını hissebilir fakat son raddede tüm teorileri kaçınılmaz olarak yanlış çıkacaktır.

Kabustan bozma bu resimler, şüphesiz ki psikanalistler için define niteliğindedir. Fakat Freud’un Leonardo da Vinci üzerine yazdığı makalelerden de bildiğimiz üzere psikanaliz, her ne kadar sanatçının ruhsal durumuna dair birçok şey söyleyebilse de, sanatçının sanatına dair verimli bilgiler sunamaz. Biz de burada Topor’un insani vasıflarıyla değil, sanatçı Topor ile ilgileniyoruz.

Konuya dair yüzeysel bir bilgi birikimine sahip bir izleyici için dahi Topor’un Sürrealist geleneğe sonradan dahil olduğu aşikardır. Buna rağmen, kendisi hiçbir suretle bir taklitçi konumunda olmamıştır. Topor’un korku tasavvurları ile kıyaslandığında, erken sürrealistlerin ortaya koyduğu kasvetli mizah oldukça zararsız ve masum kalmaktadır.
Öte yandan sürrealizmin, ortaya çıkışından yarım yüzyıl sonra bile diri ve taze kalabilmiş acı tatlı bu meyvenin hala lezzetini bu denli koruyabilmesi, onu diğer tüm sanat ekollerinden farklı kılıyor.

Topor’un hiçbir zaman “sürrealizmi hayata döndüren kişi” mertebesine ulaşamadığı doğru olsa da, bu büyük ölçüde modern eleştirmenlerin eskize ve karikatüre yeteri kadar saygı duymamasından kaynaklanmaktadır. Fakat şunu da belirtmek gerek ki, Topor’u bir karikatürist olarak sınıflandırmak, Bruegel, Goya ya da Picasso’yu da bu sınıfa dahil etmek kadar doğru ve aynı zamanda yanlış olacaktır.

 

Topor_1
Picasso’nun Talihi. Mürekkep ve pastel / Picasso’s Fortune, Ink and crayon, 1972

– ENGLISH –

  • ROLAND TOPOR, born in Paris in 1938, studied art there in 1956-58 and has since made an international name with his drawings and ani­mated films. He was introduced to our readers in Graphis 133, a second article following in Graphis 151. The drawings reproduced here are taken from a new book published by Diogenes Zurich, under the title of Tagträume (Daydreams) and in French by Editions du Chêne, Paris. Our German and French titles are taken from these books, while the English versions are our own translations or adaptations. The art critic Manuel Gasser here speculates on the influence of Topor’s Polish parentage on his work. Editor

Roland Topor’s drawings have at least one thing in common with the monsters of Hieronymus Bosch: the viewer would like to find a meaning in them, and occa­sionally he may have the feeling of being near to the key to their mystery; but finally all his theories inevitably prove to be wrong.

These nightmares turned pictures are no doubt a treasure trove for the psycho­analyst. But we know since Freud’s essay on Leonardo da Vinci that the psychoanaly­tical approach, while it can tell us a great deal about the mental state of the artist, cannot furnish any useful information about his art. And we are not interested, here, in Topor the human being, but only in Topor the artist.

It is quite clear even to the superficial observer that Topor is a late comer in the Surrealist tradition. But while he is a late comer, he is not by any means an imitator. For compared to his visions of horror most of the sable humour produced by the early Surrealists really appears fairly innocuous.

On the other hand, the mere fact that Surrealism can bear such toothsome if bitter-flavoured fruit half a century after its first emergence proves it to be possessed of a vitality and durability hardly equalled by any other school of art.

It is true that Topor has not been hailed as yet as a reviver of Surrealism; but this is largely due to the low esteem in which drawing in general and the cartoon in particular is held by modern critics. To which we should perhaps add that to rank Topor among the cartoonists is just as right or wrong as to allocate Bruegel, Goya or Picasso to this category.

If we pass the drawing and painting Surrealists in review, we are bound to note that the differences between them are much more marked than the resemblances. This is in itself not surprising; for no other movement has ever allowed greater freedom and spontaneity of personal expression to its exponents. One of the essential ingredients of the human personality is the hereditary disposition, which is to a large extent determined by one’s antecedents. For instance, by a Gallic cast of mind in Marcel Duchamp, by a Catalan lineage in Miró and Dali and by the Germanic strain in Max Ernst.

It was while walking through the National Museum in Warsaw that I first realized just how strongly the Polish element can be sensed under the surface of the imaginary world of Roland Topor.

Easily the most impressive section of this museum collection is the wing with the altars and panels from the second half of the fifteenth century. These represent the ‘hard’ or ‘broken’ style which, in Poland as elsewhere, followed the ‘beautiful’ or ‘soft’ style of international Gothic.

I cannot recall ever having seen so many representations of cruelty in any other single place. On all sides wretches are being beheaded, broken on the wheel, hanged, drawn and quartered; naked bodies are being branded, flayed, hacked to pieces, eyes are being put out, breasts cut off, ears slit, men castrated and women raped. And all these horrors are presented with a cool objectivity, a realism which does not spare the observer even the slightest detail.

Roland Topor was born of Polish parents in Paris in 1938. I cannot say whether he has ever visited the chamber of horrors of the National Museum in Warsaw. But it seems to me that very cogent evidence can be put forward for the fact that he has the cruel and sinister imagination of those fifteenth-century Polish artists in his blood: Figure below of this article is a drawing entitled The Maternal Instinct which shows a naked woman lying in a pig-sty and suckling seven piglets, while she caresses an eighth with her hand.

Now there is an episode in the life of the Polish national saint, Stanislaus, which runs like this: during a war, the women of a Polish town had intercourse with strangers. King Boleslaus Smialy (the Bold) thereupon had the bastard babes born of this adultery suckled by bitches, while the whelps of the bitches were laid to the breasts of the faithless wives. This cruel punishment, against which the saint protested with great vehemence, is drastically portrayed on a wing of the Stanis­laus altar now kept in the castle of Pieskowa Skala.

Topor is hardly likely to be familiar with this retable, but the cor­respondence between his pig-suckling nude and the whelp-suckling adulteresses is to say the least striking.

*

Çizimler ve resimler üreten Sürrealistleri gözden geçirdiğimizde, aralarındaki benzerliklerden ziyade daha çok farklılıkların dikkat çektiğini belirtmek zorundayız. Bu durum hiç de şaşırtıcı değildir çünkü başka hiçbir akım, temsilcilerine bireysel ifade konusunda daha fazla özgürlük ve içtenlik imkanı sağlamamıştır. İnsan kişiliğininin en temel öğelerinden biri, soydan miras alınan tavır ve eğilimlerdir ve bu büyük oranda kişinin ataları tarafından belirlenir. Marcel Duchamp’ın Galyalı düşünce tarzı, Miró ve Dali’nin Katalan kökeni ve Max Ernst’in Germen arkaplanı buna birer örnektir.

Roland Topor’un hayal dünyasının derinliklerinde sezilebilen Polonya etkisinin ne kadar kuvvetli olduğunu ilk kez Varşova Ulusal Müzesi’i gezerken fark ettim.

Müzenin kolesiyonunun açık ara en etkileyici bölümü, 15. yüzyılın ikinci yarısından kalma sunakların ve duvar kaplamalarının bulunduğu bölümdü. Bu eserler, tıpkı diğer coğrafyalarda da olduğu gibi Polonya’da da uluslararası gotiğin ‘güzel’ ya da ‘yumuşak’ tarafını takip eden ‘sert’ ve ‘bozuk’ tarafını yansıtıyordu.

Daha önce zalimliğe dair bu kadar çok tasviri hiçbir yerde bir arada gördüğümü hatırlamıyorum. Dört bir yanda kellesi vurulmuş, işkence tekerleğine bağlanmış, asılmış, sürüklenmiş ve parçalanmış insanlar vardı. Çıplak bedenler kızgın demirlerle dağlanıyor, derileri yüzülüyor, parçalara ayrılıyor, gözleri oyuluyor, göğüsleri kesilip kulakları koparılıyor, erkekler hadım ediliyor ve kadınların ırzına geçiliyordu. Tüm bu dehşet soğukkanlı bir tarafsızlıkla, en ince detayları bile izleyiciden sakınmayan bir gerçekçilikle sunulmuştu.

 

Topor_10
Annelik İçgüdüsü, Dolma kalem ve pastel, 1973 / Maternal Instinct, Pen and crayon, 1973

Roland Topor 1938 yılında Polonyalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Onun Varşova’daki bu müzeyi ziyaret edip etmediğine dair bir şey söyleyemeyeceğim. Fakat bana göre, 15. yüzyılda yaşamış bu Polonyalı sanatçıların zalim ve şeytani hayal gücünün, Topor’un kanında da mevcut olduğuna dair son derece ikna edici kanıtlar sunulabilir. ‘Annelik İçgüdüsü’ adlı çizimde bir domuz ahırında yatan bir kadının yedi domuz yavrusunu emzirdiği ve sekizinciyi de eliyle okşadığı görülebilir.

Polonyalı bir aziz olan Stanislaus’un hayatında şöyle bir olay var: Bir savaş zamanında, Polonya’daki bir kasabanın kadınları yabancılarla cinsel ilişkiye girer. Bunun üzerine kral Boleslaus Smialy (Gözüpek Boleslaus), bu ilişkilerden doğan piç çocukların köpekler tarafından emzirilmesini emreder. Kocalarına ihanet eden bu kadınlar da köpeklerin yavrularını emzirecektir. Aziz Stanislaus’un şiddetle karşı çıktığı bu zalim ceza, Pieskowa Skala kalesinde bulunan Stanislaus altarında apaçık tasvir edilmiştir.

Topor’un bu tasviri bildiğini söylemek pek mümkün olmasa da, onun domuz emziren nü çizimi ile köpek emziren sadakatsiz kadınlar arasındaki benzerlik, en hafif tabirle bile çarpıcıdır.

 

Topor 2
‘Bütünüyle Rüyada’ Dolma kalem ve renkli mürekkep, 1969 ‘In Full Dream’, Pen and coloured ink, 1969

It so happens that the name Topor shares its second syllable with both horror and stupor. It is not inconceivable that the name might one day come to designate a sensation in which horror and stupor are equally compounded. The reader of the future would then be able to look it up in his dictionary; Topor: a stupefying horror or horror-induced stupefaction, usually mitigated by laughter, so called from the name of the artist, Roland Topor, who first excelled in it. For the time being we can leave open the question of whether the mitigating laughter expresses more of human compassion or of diabolical glee.

Tesadüfe bakın ki Topor isminin ikinci hecesi, İngilizcede korku anlamına gelen ‘Horror’ ve sersemlik anlamı taşıyan ‘stupor’ kelimelerinin son hecesiyle aynıdır. Günün birinde Topor kelimesinin, korku ve sersemlik anlamlarını eşit derecede ifade eden bir kelimeye evrilebileceğini düşünmek çok da mantıksız değildir. Belki de gelecekte bir okur, sözlüğe baktığında şu tanımı görebilir: Topor: Genellikle bir kahkahayla yatıştırılan afallatıcı bir korku ya da korkuyla tetiklenmiş bir duyumsuzluk. Anlamını bu hissi en iyi ve mükemmel bir şekilde yaratabilen sanatçı Roland Topor’dan almıştır. Biz ise şimdilik bu yatıştırıcı kahkahanın, insanoğlunun merhametinin mi yoksa şeytani zevklerinin mi bir ifadesi olduğuna dair cevapsız bir soruyla karşı karşıyayız.

Orijinal Almanca metin: Manuel Gasser
İngilizce çeviriden Türkçeleştiren: Tunç Olcay

 

Topor (1)
Roland.Topor-graphis.1975.vol.179

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s