Bir Fikri Sakatlamak

Banksy’den Mutlu Noeller!

“Eser ortadayken, söz duvarlara kazınmışken, imgeler zaten bağırıyorken neden ille de yüz?”

Gökhan Gençay

Evet, buyurun karşınızda Banksy!

Birileri çıkıp bunu da kendine iş edindi: Yıllardır görünmeden konuşan, görünmeden çoğalan, görünmeden iz bırakan Banksy’nin kimliğini ifşa etmek. Üstelik bunu bir tür kamusal hizmet gibi pazarlayarak. Gizliliği bir kapris değil, doğrudan üretiminin parçası olan birinin maskesini indirmeyi marifet saydılar. Neden? Eser ortadayken, söz duvarlara kazınmışken, imgeler zaten bağırıyorken neden ille de yüz? Neden ille de et, kemik, biyografi?

Çünkü bu çağ, anlamı tek başına bırakmaya tahammül edemiyor. Her şeyi bir bedene çivilemek istiyor. İsimsiz olanı rahatsız edici buluyor; anonim olanı, kontrol edilemez olduğu için tehlikeli sayıyor. O yüzden bir sanatçıyı değil, bir “karakteri” ele geçirmek istiyorlar. Dosyalanabilir, etiketlenebilir, tüketilebilir bir karakter.

Oysa Banksy tam da bu zorlamaya karşı vardı. İmzası, imzasızlığındaydı. Varlığı, yokluğunun biçimiydi. Onu açığa çıkarmak, bir sırrı çözmek değil bir fikri sakatlamak onun için. Bir yöntemi, var olma hâlini hadım etmek. Duvara bırakılmış bir cümleyi alıp stüdyo ışıkları altında konuşturmaya zorlamak.

Banksy

Şimdi ne olacak? Yakında kapısının önünde kamp kuran kameralar, “ilk görüntü”, “özel röportaj”, “çocukluk travmaları”, “ilham kaynakları” diye didik didik edilen bir hayat. Gerilla tarzı çalışan bir sokak sanatçısını magazin figürüne çevirmenin o tanıdık, mide bulandırıcı ritüeli. Eserin önüne geçen yüz, sözün önüne geçen hikâye, duvarın önüne geçen beden.

Kısacası mesele sadece merak değil. Mesele sahip olma dürtüsü. Adını koyamadıkları şeyi parçalayarak tanıdık hâle getirme refleksi. Ve evet, bu süreçte emeği geçen herkes, bir fikri öldürmenin kolektif suçuna ortak oldu.

A new investigation claims that the artist known as Banksy is actually Robin Gunningham, seen here in an image first published in 2004 Credit: Peter Rickards

Leave a comment