Vampires of Humanity: Groszesk Dünyanın Bir Türlü Gelmeyen Sonu

George Grosz (1893-1959)

Her şey hep tekrar mı ediyor yoksa hiç geçmeyen tek bir anın içinde miyiz?

Sokak başında savaştan kaçmış bir aile dileniyor. Önlerinden soğuk yüzleriyle şık beyefendi ve hanımefendiler geçmekte. Arkada evler var, daha arkası karanlık ve tekinsiz. Az ötede duvar dibine yatmış bir köpek. Afişlerde yılışık suratıyla politikacılar, mükemmel arabalar, mükemmel memeler ve bacaklar. Kardeşliğe çağıran ve o kardeşlerin kimler olamayacağını sıkı sıkıya tembih eden hiç kesilmeyen şu vaaz. Ellerini ovuşturup bir yandan suratını buruşturan patron. Makinenin kopartıp attığı olmayan bir bacak, olmayan bir kulak, olmayan bir kadın, gırtlaklanmışın ağızından hiç çıkmayan ses… Her şey tıpkı bir Grosz resmi gibi. Ya da bir Grosz resmi bugün tıpkı her şey gibi.

Nil Göksel, 2019 // Big thanks to Andro Malis for the illustrations*

George Grosz ‘Addiction’ Drawing
George Grosz ‘Return to an Ordered State’ Drawing
George Grosz ‘F. Ebert, Moments of the Life of a Socialist’ Drawing
George Grosz ‘Those Who Continue Will be Shot’ Drawing
George Grosz ‘Let’s Go Pay the Righteous God’ Drawing
George Grosz ‘Fehrenbach, Very Christian Chancellor of the Reich’ Drawing

Grosz’un gözlerini alacağım. O gözlerle baktığı dünya nasılmış. Grosz’un gözlerini ve dünyanın o anki halini getirip bugün gördüğüm şeyin üstüne yerleştireceğim. Böylece çizgilerin titreştiği katman katman bir görüntü elde edeceğim. Bulanık bir görüntü. Bu toz duman çağına, bu karmaşaya başka nasıl bakılabilir? Anlama birbirine denkleşmeyen çizgiler boyunca gitmekle mümkün. Elbette Grosz’u, Grosz sanatını anlamak değil derdim. Bundan daha elzem şeyler var. Var mı?

Grosz’a soruyorum, var mı gerçekten anlamlı bir şeyler? Savaştan sonra hâlâ? “Hah işte, dada” diye cevabı yapıştırıyor dadacı Grosz. Develere yüklerini değil aslanlara anlamları neden sırtından attığını sor. Savaş ölüme, ölüm deliliğe yakın. Akıştaki olağanlığını kaybetmiş ve kültürün dehşet odağı haline getirilmiş ölüm savaşla kutsandığında bu sadece ölüp gitmek değil artık. Bir anlamla cepheye sürülmüş olmak, bir anlamdan ötürü öldürülmüş olmak ve aslında ne olup bittiğini hiç anlayamaz durumda olmak. İşte bu yüzden ölüm deliliğe yakın. Grosz’u askerlikten atmalarına neden olan belki bu türden bir delilikti. Sıkı bir delilik ile dada birbrine benzer ve şu özellikleri gösterir:

  • Dilsel dönüş

Felsefe tarihinde ortaya çıkan bu yaklaşım, aynı tarihlerde Dada olarak sanatta görünür. Ama Dada boğmak için sanatı dil okyanusuna sürükler. Gücü budur. Her şeyi tek başına dilbilgisi ayakta tutuyorsa her şey tam buradan yıkılmalıdır. Dada bu nedenle hazır malzeme olarak bisiklet tekerleri, askılar, gazeteler, fotoğraflar, pisuarlar değil dili kullanır. Dadacı yapıt dili yıkıma alan dilsel bir ifadedir. Nesneler dilsel göstergeleriyle çakışmazlar, başka adlar alır, başka bağlamlara, sentaksa konulurlar. Dilbilgisinin sökülmesiyle hazır düşünce ve kanılar tuzla buz edilir. Nesne, bağlamı ve dilsel göstergesi anlamın kurulabilmesi için izleyiciye iş yükler. Her izleyici bu işi başka başka yollardan yapacaktır. Dada şöyle der: Bir mektup bekleyip durmayın, Dada anlamı size postalamaz, onu bir zahmet sizin kurmanız gerekir.

  • Anlamların dağılışı

Dada dilbilgisine saldırır çünkü anlam oradan musallat olur. İnsan denilen şey olgular dünyasına anlamlar olmadan temas edemez ve o bir gezegen üstünde değil, ancak bir anlam dünyasının içinde var olabilir. Anlamlara zincirlidir: Belirli bir ahlâka, ekonomik ilişkilere, epistemeye, eyleme biçimlerine, hiyerarşiye, kutsallara, geçmişe, kimliklere, fikir örüntülerine.

  • Bir hayalkırıklığı olarak modernizm

Aklın zincirlerinden kurtulma çabasının doruk noktası modernizmdir. 20. yüzyıla kadar akıl dışının, deliliğin, bilmemenin yan ürünü olarak ortaya çıkan dogmatik otoritelerin beli kırılmıştır. Akıl her şeye yetendir artık. Böylece eski tanrısının, tanrılarının yerine geçer insan. Ancak tanrılık varoluşu biçer atar; kimi şeyi görünmez kimi şeyi düşman kimi şeyi kutsal kimi şeyi o kutsallar için kullanılacak basit araçlar haline getirir. Bu nedenle her zaman bir şiddet makamıdır. Birbiri ardına patlayan çatışmalar savaşlar, acımasız toplumsal koşullar, kültürel yapı, şiddet ve yıkımla insan tanrılığında kendi çirkin suratını görmüştür.

  • Otoritelerin yadsınması

Modernizmin yıkıcı yanıyla karşılaşınca insan bir yalan denizinde yüzdüğünü anlar. O çok parıltılı şeylere; ırk ulus din kimliklerinin yüceliğine, teknolojinin mutluluk getireceğine, sanatın kutsallığına, soyluluğuna ilişkin söylenen yalanlara artık bağlılığı kalmamıştır. Dada tüm bunlara hayır demektir.

  • Nihilizm

Dada nihilistir. Ama sadece belirli bir türde. Bunu Nietzsche ile anlamak yerinde olur. Nietzsche eleştirisinde modernizmin genetik kodlarını açığa çıkarır. Bu kodlar Sokrates ile birlikte yazılmaya başlanmıştır. Yüzyıllarca Batı düşüncesine egemen olmuş bu yapıya Nietzcshe Sokratik kültür der. İnsanı tek bir yanıyla, akıl yanıyla gören, ondaki her şeyi akıl ile terbiye etmeye, iyileştirmeye, dönüştürmeye, aklın himayesine sokmaya çalışan bir kültürdür bu. Yaşamdan kopmuş bu kültüre karşı nihilistten hayır diyen bir ses yükselir. Yeninin yaratılması için bir eşiktir bu yadsıma. Ne var ki o eşiği geçmek zordur. Hayır diyen varoluşu trajik biçimde kavrayabilen onun içinde ayakta durabilen, kendini ve değerlerini yeniden yaratabilen birine dönüşmelidir. Nietzsche iki tür nihilizm olduğunu söyler. Etkin nihilizm mevcut değerlerden kopuştur. Bir güç halidir ki bu hal kişiyi yeni bir dünya yaratmaya götürebilir. Daha iyi bir seçenek yoktur da. Çünkü bu yadsıma bu hiçlik halinde uzun süre kalmak mümkün olmaz, kimse bu kadar büyük ve yıkıcı gücü uzun süre kendisinde tutamaz. Eğer o güç yaratmak için kullanılamayacaksa dağılıp gider. O zaman nihilist soysuzlaşır, kitsch’leşir, yaşamayan ama toprağa karışıp bir türlü ortadan kalmayan çirkin bir cesede döner. Dada en fazla 10-12 yıl sürmüştür. Peki sonra ona ne olur? 50 sene sonrasında, 100 sene sonrasında?

George Grosz ‘Voice of People, Voice of God’ Drawing
George Grosz ‘Here There’s Smell of People!’ Drawing
George Grosz ‘Give to the Kaiser What is of the Kaiser’ Drawing
George Grosz ‘Vampires of humanity’ Drawing
George Grosz ‘The Appearance that Courts Should Have’ Drawing
George Grosz ‘Idyll of Postwar Period’ Drawing
George Grosz ‘Where Dividends are Initiated’ Drawing
George Grosz ‘And Where They End Up’ Drawing
George Grosz ‘The Nursing Home for the Workers’ Drawing
George Grosz ‘The Owners’ Drawing
George Grosz ‘For German Homeland and Morals’ Drawing
George Grosz ‘Gott Mit Uns’ Drawing
George Grosz ‘These People Could Work’ Drawing
George Grosz ‘German Discipline at the Front’ Drawing
George Grosz ‘The Gratitude of the Homeland’ Drawing
George Grosz ‘The Ruffians of Death’ Drawing
George Grosz ‘Recruitable’ Drawing
George Grosz ‘Behind the Front Line’ Drawing
George Grosz ‘The Young Revolution is Dead’ Drawing
George Grosz ‘Inimitable’ Drawing
George Grosz
George Grosz

Şimdi Grosz resimlerini, çizimlerini önüme koyacak, onların içinden bugüne bakarak şunu soracağım: Groszesk dünya ortadan kalktı mı? Dada’nın ardından nihilizm eşiğini geçtik, yeni bir dünya yaratabildik mi?

Aynı sahnede olamamak

Grosz mekânı bölünmüştür, en az iki parçaya. Bu bölünmeyi bir masa, pencere, sokak yapar bazen. Bazense basitçe bir çizgi çekilmiştir ya da nesnelerin ayrıklığı zaten kendiliğinden ortadadır. Arkada kızılca kıyamet koparken önde masa başında tıkınanları görürüz. Önde fahişelerle yapılan eğlenceler varken çizginin öte yanında işçiler umutsuz ve keyifsiz fabrikalara gidip gelirler. Kapitalistlerin para yığını üzerindeki hırslı sohbetini sokakta kederli yüzleriyle savaşın ve yoksulluğun yıktığı insanlar çevreler. Elindeki içki ile yarı çıplak kadın pencerede dururken sokakta bir ölü yatar. Herkes kendi sahnesinde kalır ve aynı sahnede olamayanlar birbirlerini göremez.

Grosz’un kübizmi kimi yerde ise görüntüyü paramparça eder. O zaman kırık camların üzerinde yürüyormuşuz gibi hissederiz. Neler olduğunu görebilmek bir yana dökülmüş saçılmışların, birbirine denkleşmeyen şeylerin, farklı zamanların farklı bakışların içinde bir yer bulup durabilmek olur mesele. Bu kübik etki nesneyi yakalamak için değildir. Kübizmdeki o Nietzschevari perspektivizm belli ki kaybolup gitmiştir. Nesne bulunamaz artık. Neye bakılacak? Anlamsız bir dünyaya. Hiçliğe. Her parçalanma bir ilişkiyi keser. Her bölünme gürültüyü çoğaltır.

Bugün önümüzdeki dünya tam da budur. Başka açılar sandığımız şeyler büyük yadsımalardır. Her şey o kadar büyük bir onaya bağlanır ki sonunda her şey birbirini yadsır. Büyük onay kavramlardan değillemenin çıkartılmış olmasıdır. Oysa her şey demeye gelen zorunlu olarak hiçbir şey demez. Anlam silinmiştir. Birbiriyle ilişkilenmeyen milyonlarca ayrı sahne. Bağlantı ya da karşılaşmalar olmadığında egemen imge/egemen söylem/egemen yalan kendisini sonsuzca tekrarlar. Konuşabilmenin, tartışabilmenin, eleştirinin olanağı ortadan kalkmıştır. Her sahne birbirinden kopuk olduğundan bir direniş bir dönüşüm bir yaratım gerçekleşmez. Bu postmodern zihin durumda başkasını anlamak hayal olur. Herkesin öteki olarak, bir farkla ortaya çıkıyor oluşu, herkesin kendini bir farkla başka şeylere kapatıyor oluşu birbirine değmeyen sonsuz bir sahneler yığını oluşturur. Yeni bir söz yok. Yeni bir şey yok. İşte bu edilgen nihilizm, işte bu dekadandır.

George Grosz

Makineler

Grosz bilir ki insan makineleri değil, makineler insanı yapar. İnsan bir robota dönüşmüştür; düşünmede, görmede, bilmede hatta aşkta, merhamette, hazlarda, tutkularda, inançlarda nasıl programlandıysa öyle işler. Robot köle demektir. Pis, tehlikeli ve aşağılık işler ona havale edilir. Makine-insan bu işleri yapar. Askerlerin kölesidir, savaşta ölüme yollanır. Politikacıların kölesidir sefilleştirici, hiçleştirici bir iktidarın meşruiyet zemini sağlar, bu iktidarı tahkim eder ve patronların kölesidir, maddi değeri ve kaynakları onların bahçesine sırtında başının üstünde taşır. Köleliğine rağmen şöyle söylerler ona: Her şey devlet, toplumsal kurumlar hatta sanat bile olağanüstü bir verimlilik içinde. Mayın tarlalarında, savaşlarda kopan bacaklar için protezlerimiz var. Öldürücü çalışma saatlerinden sonra Pazar günlerimiz var. Mutluluk hissinin taklit edilebileceği eğlencelerimiz var. Çocukları itaakâr kullar olarak yetiştirdiğimiz okullarımız, çalışmanın kutsallığını gözeten fabrikalarımız, iş yerlerimiz var. Yoksulluklara, kendini değerli görememeye, yıkıma, ölüme, acıya katlanabilmek için güzel dinimiz var.

Makine oluş ağır bir metafordur. Çünkü insanın doğası sanılır. Bizim çağımızda ise her şey zaten temsil olarak ortaya çıktığından metafor olanaksızdır. Biz köleliğimizle barışığız. Köleden başka bir şey olmadığımızdan eminiz. Metafor, ironi, mizah, hiciv gibi söyleme biçimleri; temaşa, usavurma, tefekkür gibi düşünme biçimleri bizim zamanımızda düzgün çalışmaz. Çünkü her şey bir gösteren olarak ortaya çıkar, hiçbir şeye işaret etmeyen boş bir gösteren. Dada çağında makine metaforu insanın suratına iyi bir tokat aşk edebilirken bizim için artık anlamsızdır. Makine-insan hatta birer sayborg olarak bizler oluş evreniyle temas edemediğimizden köleliğimizi kendimizden ayırt edemez onu düşünce nesnesi yapamayız. Bu yüzden sanki asıl köleler biz değilmişiz gibi makineler bizi köleleştirecek mi diye sorarız. Makineler bizi ele geçirecek mi? Makineler bizi işsiz mi bırakacak? Çağdaş insan kendi varoluşunu, içine tıkıldığı düzeni sorgulamak şöyle dursun onu düşünemez bile. Onun derdi elindeki tek şeyi kölelik mertebesini kaybetmemek, daha iyi bir köle olmaya çalışmaktır.

George Grosz ‘The return of Ludendorff’ Drawing

Dada yırtıcı bir aslandı. Oysa şimdi nihilizmin rezil tarafına düştük. Her şey Groszesk, dadadan bozma kiç.

Toplumun direkleri

Toplum kendini beslediğinden çok vampirlerini besler. Bu vampirler Grosz resimlerinde mutlaka görünürler: Politikacılar, din adamları, kapitalistler, askerler, iktidara çalışan gazeteciler… Beslenme düzenleri basit bir ilkeye dayanır: İnsan kendisini ancak korkusunda görür. Başka türlü var olmak henüz becerebildiği bir şey değildir. Her şey var olmak, varlığını sürdürmek isteyeceğine göre insan korkusuna bağlanacaktır. Öyleyse ona her zaman korkacağı şeyler icat et: Düşmanlar, şeytanlar… Onu tecrit, işsizlik, yoksunluk, yoksulluk, hastalık, ölüm ile tehdit et. Sürü böyle güdülür.

Biz bunlara şimdi bir de entelektüeli eklemeliyiz. Kendini evrensel akıl sanan belirli bir türden aklı safça aklın kendisi sanmıştır entelektüel. Aklın kalesinin artık düşmüş olmasından memnundur ama yine de orada burada akıl başını gösteriyor diye canı sıkılır. Eleştiri artık mümkün olmadığından sözcükleri karıp karıp tekrar dağıtır. Kavramların zemini kaymıştır, her şey bir biçimde meşru kılınabilir. Bu eğilimi çoğulculuktan çok tuhaf biçimde mevcut bir söylemin diktasına yarar. Kendi nesline gelmeden zaten düşünme alışkanlığı kaybolmuştur. Müthiş bir dilsel üslûpla konuşur yazar ama herkesin ancak becerebildiği kadar düşünmeyi becerir. Çünkü zihin işlerindeki tehlikeleri artık fark edemez. Fikirlerin önceki fikirlere ve yaşantılara bağlı olduğunu, titizlikle ve kuşkuyla yaklaşmak yerine bu kördüğümü dört başı mamur bir fikir sanmamak gerektiğini idrak edemez.

George Grosz ‘Spartacus in Court’ Drawing
George Grosz ‘Marburg’ Drawing
George Grosz ‘The Court of the Ruling Class’ Drawing

R A K K A

George Grosz ‘Killed While Trying to Escape’ Drawing
George Grosz ‘He Asked for Work’ Drawing
George Grosz ‘Peace on the inner front’ Drawing
George Grosz ‘Work and Not Despair’ Drawing

Fahişeler

Grosz kadınları, fahişeleri olmayan kadınlardır, kendileri olarak orada değillerdir. Erkeğin zamanın ağırlığını üstünden kaldırmak, kendinden kurtulabilmek, oyalanmak, savaş gürültülerini duymamak için kullanabileceği, cinsellikleriyle ya da evlilikle erkeği bir makineye çeviren kösnül nesnelerdir bunlar. Eğlence nesneleri.

Bu çağın insanı mutluluk sorusunu kendine asla sormaz. Bu soru onun kendi var oluşuna ilişkin başka soruları ortaya dökecektir çünkü. Her şeyden önce oluyor olması, kendi oluşuna bakabilmesi gerekir. Oysa o taş kesilmiştir. Nasıl mutlu olunur bilemediğine ve mutlu olamayacağına göre eğlenmelidir. Varlığını başka türlü yakalayamaz. Yalnızca oturup televizyon izlemek değil, onun yaptığı, yöneldiği hemen hemen her şey eğlenme arzusunun bir sonucudur: Hırsları, dedikoduları, hırsızlıkları, cinayetleri, çiftleşmeleri, tutkuları, kıskançlıkları, kariyer merakı, bilgi arşivciliği, yardımseverliği, uzmanlığı, üremesi, saldırıları, ibadetleri, meşguliyetleri… İnsan kendini kendinde değil korku ile eğlence arasındaki o korkunç salınımda kurar.

George Grosz ‘The Soldiers Go to the People’ Drawing
George Grosz ‘Post Mortem Unemployment Benefit’ Drawing
George Grosz ‘Reconstruction’ Drawing
George Grosz ‘For Patriotic Reasons’ Drawing
George Grosz ‘The Evening of the Holiday Day’ Drawing
George Grosz ‘Come to Me’ Drawing
George Grosz ‘Entrepreneurial Initiative’ Drawing
George Grosz ‘At Five in the Morning’ Drawing
George Grosz ‘Bavarian Penalty Cell’ Drawing
George Grosz ‘As the Masters So the Servants’ Drawings
George Grosz ‘Peace Assured’ Drawing
George Grosz ‘Swamp Flowers of Capitalism’ Drawing
George Grosz ‘the Pillars of Society’ Drawing
George Grosz ‘Perfect Democracy’ Drawing
George Grosz ‘German Philosophy in the World’ Drawing
George Grosz – Sonniges Land (Sunny Land – Sunlit Uplands), Germany, 1920

Hayvanlar

Grosz’un sokaklarında mutlaka köpekler olur. Bunun dışında Grosz resimlerinde bolca hayvanlaşmış insan ve sembol olarak ortaya çıkan hayvanlar görünür. Sokaktaki köpekler tasmalı süslü olduklarında aynı sahnede ve sınıfta olmayan insanlarının uçurumuna işaret ederler. Bu durumda köpek dilenciye, işçiye, savaşta yaralanmış askere bulunduğu sefil yeri, kendisine verilen değeri gösterir. Sahipsiz sokak köpekleri ise ıssız sokaklarda bir intihar, ölüm yıkım halinde ortaya çıkar. Kurbanın bir görünümüdürler, onun yerini işaretlerler böylelikle. Hayvanlaşmış insanlar para babalarının, politikacıların insanlıktan çıkıp nasıl korkunç bir yaratığa dönüşmüş oldukları gösterir. Anlarız ki Grosz’un resimlerinde neredeyse hiç insan yoktur, ya makineleşmiş köleler ya da kan emici canavarlardır hep gördüklerimiz. Bir iki sokak köpeği dışında neredeyse hiç canlı barındırmaz bu resimler. Temsiller, semboller olarak çıkan hayvanlar sadece retorik meselesidirler. Zaman zaman bir domuz kasabı belirir. Bu belirme Grosz için hemen görülmeyen, fark bile edilmeyen ama dünyanın en tepesinde mekanizmanın kilit taşını sanki ifşa eder. Dünya denilen tüm bu kanlı sahne bir domuz kasabının işgüzarlığıdır. Tam da bu nedenle her şey akıl almaz derecede saçmadır.

İnsan türü canlı mı? Çünkü ondan hiç ses gelmemektedir ve neredeyse hiç kıpırdamaz. Muhtemelen gözleri yoktur, bu yüzden bir yön duygusu geliştirebilmiş değildir. Ağacın kuruyuşunu duymaz, karıncanın yol alışını görmez. Zayıflığını güce taparak telafi eder. Hep bir şeyin uzantısı hep bir şeyin görüntüsü, hep bir şeyin temsilidir. İyi yurttaşın, belirli bir ahlâkın, dinin, milletin, falanca kimliğin bir örneği. Yaşamayan şeyler başka şeylerin nasıl farkında olacak? Adaleti, sükûneti, neşeyi, özgürlüğü nereden bilecek?

Dada yırtıcı bir aslandı. Oysa şimdi nihilizmin rezil tarafına düştük. Her şey Groszesk, dadadan bozma kiç.

George Grosz ‘What a Pity, Goodbye’ Drawing

*Illustrations are taken from book ‘Il volto della classe dirigente’ introduced by Giorgio Bocca, Published by Rizzoli, Milano, 1974


XTRA:


Leave a comment