
90’lı yıllardan beri sözü ve müziğiyle önce Beyoğlu sokaklarına kendi sahnesini kuran şehir ozanları topluluğu Siya Siyabend, son 30 yılda besteledikleri parçaları ve doğaçlamalarıyla dinleyicileriyle buluşmaya devam ediyor.
1996’dan beridir doğaçlama ağırlıklı öykü bilimcilik yapan topluluk birbirinden farklı müzik türleri denedi; sokaklarda çaldı, kendi albümlerini sattı. İlk günden bu yana bağımsız tavırlarından ödün vermeden sahnesini sokaklara taşıyan ekip, karşılaştıkları bütün zorluklara rağmen üretmeye, her kesimden insan ile hikayelerini ve sözlerini paylaşmaya devam etti. Farklı janrların, farklı kültürlerin ve coğrafyaların doğaçlama ile birbirine karıştığı kendi has müzikleri, hem şehrin hem de şehir sakinlerinin hafızalarına yer etti. (Kaynak: babylon.com)
Since 1996, the improvisational storytelling group has experimented with different genres of music, played on the streets and sold their own albums. Since day one, the band has taken their stage to the streets without compromising their independent attitude, and despite all the difficulties they have faced, they have continued to produce and share their stories and lyrics with people from all walks of life. Their unique music, in which different genres, cultures and geographies are mixed with improvisation, has become a part of the memories of both the city and its inhabitants. Siya Siyabend, a group of urban minstrels who have been setting up their own stage on the streets of Beyoğlu with their lyrics and music since the 90s, continue to meet their audience with the songs and improvisations they have composed in the last 30 years.

Siya Siyabend, 2005 yılından sonra ilk kez Babylon’daydı
Şu Siya Siyabend’in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Hikâye uzun; fazla zamanınızı almadan 13 Şubat akşamına geleyim, kestirmeden.
Murat Beşer / Cumhuriyet Gazetesi 2020
Topluluk en son 2005 yılında çıkmıştı Babylon’da. Mekân o zamanlar Asmalımescit’teydi, şimdi bomontiada’da. Köprünün altından o kadar su akmış ki, artık ne orijinal kadrosundan sadece solist Bizon Murat’ın kaldığı Siya Siyabend eskisi gibi, ne de Babylon…
Topluluğun 15 yıl sonra Babylon’a döndüğü gecenin gündüzünde, 1.5 ay önce elini kıran davulcu Erdem Göymen, çıkıp tek elle de olsa çalma niyetindeydi ama ağır gribal enfeksiyon mâni olmuştu. Yakın zamanda atlattığı badirelere rağmen Bizon ise safrakesesinin yol açtığı kan zehirlenmesi nedeniyle mekâna hastaneden çıkarak gelmişti.
Saatler 21.45’i gösterirken sahneye gelen topluluk üyeleri yumuşak bir girişle ortalığı ısıtmaya başlıyor. Bu adamlar ilk defa bir arada çalıyor sahnede ve üstelik provasızlar. Çok iyi bir orkestra bu, hepsi tek tek iyi müzisyen. Erdem’in yerine o gün monte edilen mahir davulcu Mehmet Ali Şimayli, İran Azerisi solak basçı Payam Ghasemi, yetenekli klavyeci Emil Tan Ergen ve iyi gitarcı Vahdet Ertuğrul Baydak.
15 dakika sonra Bizon elinde bir sırt çantası, üzerinde İstiklal Caddesi’nde CD sattığı yırtık partal elbiselerle geliyor, bağdaş kurarak başlıyor söylemeye. Acısı yüzündeki çizgilere vursa da “Bir Seher Vakti” ile gümbür gümbür inletiyor mekânı. Çalanlar değişmiş ama Bizon orada olduğu sürece fikirler baki belli ki.
Belki de ilk defa kılığı kıyafeti bu kadar “düzgün” bir kalabalığa çalıyorlar. En az yarısı hali vakti yerinde ailelerin çocukları ve hipster kılıklı olsa da yerlere oturma alışkanlığından vazgeçmemiş bir kalabalık bu. “Cennet”, “Aklı Kıt”, “Ağrı Dağı”, “Can Evimden Vurdun” sırasıyla çalınırken istikrarlı biçimde akın ediyorlar salona.
Kabul etmeli; sokaklarda dinlediğimiz Siya Siyabend artık başka bir boyutta. Reggae, funk, blues, rap, caz ritimli dans; hepsi var bu müzikte. Bizon şarkıları okuyor, konuşarak anlatıyor, arada ıslık çalıyor, heceliyor, rap yapıyor. Artık ölümüne söylüyor Bizon, canını, bedenini ortaya koyuyor; rulet masasında elindeki tüm pulları siyahta tek numaraya süren bir kumarbaz kadar keskin, son pikesini yapan bir kamikaze kadar gözü kara.
Gerçek bir vokal doğaçlama ustası o, doğuştan yetenek. Scat yapmıyor, kelimelerle lobutlarla oynar gibi dalga geçiyor. Orkestra, Bizon’un kelimelerinin ayak izlerine basarak çalıyor. Onlar The Doors gibi çalmasa da, Bizon Jim Morrison’u aratmıyor. Çalgılar sırayla sololarına başlarken tuvalet molası istiyor Bizon; istifrağ ederek, ağrısını hafifleterek yeniden geliyor.
Dönüşte okuduğu “Hayyam” ile Babylon’u İstiklal Caddesi’ne çeviriyor. Bir daha geri gelmeyeceğini iyi bildiğimiz doksanlı yıllara ait günlerden sepya tonlu bir kare yaşatıyor; “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” filmini izletircesine…
