
Holidays in the Sun
« Est-ce que vous avez un avenir ? Ouais, il est derrière moi ! »
Gökhan Gençay aka G.Killa
Müzikal beğeniler esas mevzumuz değil tabii ki. Her müzik türünün de içinde anarşistlerin duygudaşlık kurabilecekleri, hissiyat bağlamında örtüşebilecekleri örnekler de var. Bunlar genel geçer kabullerimiz. Ancak, sıra kültürel akımlara ve bunların sosyal, siyasal, estetik açıdan hayatın içinde tuttukları yerlere geldiğinde, kafa karışıklıklarına meydan vermeden satırbaşları mahiyetinde konuyu özetlemek iyi olacak.
Punk vs. metal hususunda latife, espri bağlamında belirttiğimiz noktaların hepsinin esasında reel hayatta da bir karşılığı var. Punk akımının çıkış yıllarından günümüze olmazsa olmazları olarak sahiplendiği birtakım değerler mevcut. En basitinden, punk, “do it yourself” felsefesini benimseyerek mevcut hayata yönelik toptan bir karşı çıkışın ifadesi olmuştur. Punk’ın başkaldırısı salt melodik bir agresyonla sınırlı değildir, onu da içerir ama ondan ibaret değildir.
Punk, nihilizmden anarşizme, lettrizmden sitüasyonizme farklı farklı radikal akımlarla paslaşan, onlarla içsel bağlantılar kuran bir kültürel tavırdır. (Bu konuda Greil Marcus’un Sex Pistols üzerinden sitüasyonizmle punk bağlantısını muazzam bir dille anlattığı kitabı “Ruj Lekesi”ni hararetle öneririz.) Nitekim punk’ın yükselişe geçtiği yılların, dünyadaki isyanların, yıkım iradesinin ivme kazandığı zamanlar olması da basit bir tesadüf değil. Punk, nihilist enerjisini sosyal bir tavır olarak örgütlemiştir. Üç akor çalabilmeyi beceren herkesin kendi sözünü, derdini dillendirmesini ajite eder. O zamana kadar sadece virtüözlere ve enstrümanına hâkim kişilere açık olan sahneleri, varoluş olarak sergilenen performansların alanı şekline büründürmüştür punk. Kısacası, sitüasyonizmde olduğu gibi, hayatla sanatın buluşma noktalarının arayışı olmuştur.
Buna karşılık, metal kültürünün müzikal manada sahip olduğu enerji ve öfkenin sosyal alanda bir karşılığı yoktur. Metaldeki agresif söylem ve öfkeli jestler salt sahneye, şova dönüktür. Özellikle ergenleri kolayca yakalayan sert metal melodilerinin reel hayata taşan sonuçları olmamıştır.Bu hususta kendimize soracağımız birkaç basit soru bile aradaki farkı bilince çıkarmamıza vesile olacaktır. Dünyanın dört bir köşesinde squatlarda, barikatlarda punklara rastlarız, punkların ayaklanma haberlerini okuruz. (Özellikle Berlin’de punklar törensel olarak polisle şiddetli çatışmalara girerler.) Buna karşılık, bu kadar yıldır sosyal bir grup olarak metalcilerin sistemle organize bir mücadeleye girdiği, bu tip mevzilerde yer aldığını görmediğimiz gibi, ‘metalciler polisle çatıştı’ türünden haberlerini de okumadık. (Bireysel olarak kendini metalci olarak tarif eden öznelerden değil, sosyal bir küme olarak metalcilerden bahsediyoruz burada.)
Metalin metaforik düzlemde lirikleri/ kültürel referansları tarihsel kahramanlara, mistik hikâyelere, diabolitik figürlere yapılan göndermelerle doluyken, punk’ın özne tarifleri anarşizmle iç içe geçecek kadar yakındır. Punk yekten sistemi hedef tahtasına alır, kaotik bir manifesto işlevi görür. Metal ise kişinin içsel daralma haline, sıkıntılarına eşlik edecek bir müzikal üretimden başkasını vaat etmez/etmemiştir. Punk’ın ontolojik manada içerdiği kolektif yıkım enerjisi karşılığını squatlarda, sokak çatışmalarında bilfiil gösterirken, metalin içerdiği öfkenin dışavurum alanı sadece dev stadyum konserleriyle sınırlı kalır.
Mevzu çok uzun ve katmanlı tabii ki. Birkaç satırda anlatmanın imkânı da yok. Ama illa belli bir formülle demek istediğimi özetlemek gerekirse: Punk, Clash’ten Black Flag’a kadar haysiyetli grupları ve aktivizm bağlamında girdiği kolektif sokak seferberliği üzerinden karşı-kültür olmayı becermişken, metal bu uğurda yol alamamış, salt bir alt-kültür olarak kalmıştır. (Nitekim, punk ruhunun hakikaten var olduğu 70’li yılların sonları dünyanın dengelerinin de altüst olduğu hareketli dönemlerdir. O tarihlerde süren mücadelelerin sürekliliğinin sağlanamaması, iktidar güçleri tarafından massedilmesi, sistemin karşısında alınan yenilgiler ve akabinde radikal kitlesel hareketlerin düşüşe geçmesiyle punk tarih sahnesinden silinmeye başlarken metal yükselişe geçmiştir. Yani, metal zaten çıkışı itibariyle bu yenilgi koşullarının, döneminin müziği ve kültürüdür.)
Meseleye dair temel başlıklar bunlar bizce. Tabii ki herkesin müziği, grubu kendine, ama kültürel/sosyal gerçekleri de görmezden gelemeyiz. –Gökhan Gençay
‘Un groupe de jeunes punks de la banlieue parisienne et leur conception de la vie avec Eric Bourdet dit Haine, Gladys Le Bihan dite teutanik et Didier dit Raid. Ils vont et viennent du RER Parisiens à la banlieue. Du HLM au terrain vague et au hangar désaffectés, parlant et mimant leur vie. Entre terrain vague et usine desaffectée et jouant avec des poubelles les 4 jeunes se racontent dans leur rapport avec le monde des adultes et la société.’

PUNK IS NOT DEAD
Tekno-endüstriyel sistemin önümüze koyduklarını tarafsız, istenildiğinde sağlıklı biçimde kullanılabilecek araçlar olarak görmediğimiz ve burayı kimliğimizin asli parçası haline getirmediğimiz için Facebook’tan da özel bir beklentimiz yok. Kontrol ve denetimin sistemin asli vazifesi olduğunun bilincindeyiz ve underground yayıncılık dışında saygı duyduğumuz bir mecra mevcut değil.
Herkes “iyi yurttaşlık görevi” kabilinden kopyalayıp kopyalayıp sayfasında paylaşıyor ya, biz de geri kalmayalım bari:
Facebook burada paylaştığımız her şeyi istediği gibi kopyalayıp kullanabilir. Hatta ne kadar çok yerde kullanırsa o kadar memnun oluruz, malûm uyumsuzluğu duruş olarak benimseyen isyancıların sayısı ziyadesiyle az, dolayısıyla Facebook hazretleri sesimizi, sözümüzü, mesajımızı istediği yere taşıyarak bize yardımcı olabilir.
Sosyal medya ortamını bikinili, mayolu fotoğraflarımızı paylaşmak, sağa sola olta atmak için kullanmadığımızdan buraya eklediğimiz her fotoğrafı da istedikleri gibi tepe tepe kullanabilirler, hayırlı uğurlu olsun hepsine. Sonuçta Facebook’u Facebook’luk yapıyor diye eleştirecek kadar naif veya salak da değiliz. Onlar kendi işini yapsın, biz de kendimizinkini.
Hem Facebook’a hem demokratik siber âlem yanılsamasına kapılmış “güzide yurttaşlara” selamlarımızı iletiyoruz.

Albemuth Özgür Radyo’nun Konukları:
GÖKHAN GENÇAY & FEYYAZ YAMAN
> KÖTÜ ÇOCUK

Gökhan Gençay, Benim Kanım öykü kitabı ile voltajı çok yüksek bir gerilim yaratarak edebiyata giriş yaptı. Tik Tak! İsimli öyküsü ile de umutsuzluğu şiddete, bedeni bir öfke sanatına dönüştürürken geleceğin karanlık sokaklarında bizleri köşeye sıkıştırıyor. Ne bakıyorsun kaçsana!
NEON NEXUS
Türkiye’nin ilk ve tek Cyberpunk dergisi

